İspanya’nın Barselona kentinden yola çıkan “Küresel Sumud Filosu” Gazze’ye uygulanan ablukayı yeniden zorlamayı hedefliyor. Bu filo şu ana kadarki en kapsamlı uluslararası girişimlerden biri. İlk etapta 12 Nisan için planlanan hareket, hava koşulları nedeniyle birkaç gün gecikerek gerçekleşti. Filo, farklı ülkelerden gelen yaklaşık 1000 aktivist ve 70’ten fazla tekneden oluşuyor. Akdeniz üzerinden ilerleyen konvoyun, İtalya açıklarında diğer katılımcılarla birleşerek Doğu Akdeniz’e yönelmesi ve nihai olarak Gazze kıyılarına ulaşması hedefleniyor.
PSTU 2026 Seçimleri Başkan Adayı Hertz Dias emperyalist kuşatma altındaki Küba’ya destek yolculuğunu yazdı.“Bugün ise Küba, Trump’ın askeri işgal tehdidiyle karşı karşıya. Ülkenin devrimciler açısından taşıdığı büyük tarihsel önem ve bu emperyalist saldırganlık döneminde dayanışma göstermenin gerekliliği nedeniyle, devrimin neden artık var olmadığını, kazanımlarının neden kaybedildiğini ve mevcut sistemin neden kapitalist olduğunu, adanın ekonomisi üzerinde sıkı kontrol kuran ve baskıcı bir rejim tarafından denetlenen bir yapı haline geldiğini, anlamak için Küba’ya geldim.” “Küba halkıyla dayanışma, gerçekliği kabul etmek ve gerçeği söylemekle başlar.”
ABD’de protestoların büyüklüğü ve coğrafi yaygınlığı dikkat çekiciydi. 3.300’den fazla şehirde, banliyöde ve küçük yerleşimde, ülkenin tüm eyaletlerinde 8 milyondan fazla insan yürüyüşlere ve mitinglere katıldı. No Kings organizatörleri, katılımcıların üçte ikisinin küçük kasaba ya da kırsal bölgelerde yaşadığını bildirdi, bu oran, Ekim ayındaki önceki No Kings eylemlerine göre %40’lık bir artışı ifade ediyor.
İşçi Partisi’ni kontrol edenler hiçbir zaman Tony Blair’i Irak savaşı nedeniyle bir savaş suçlusu olarak yargılamayı planlamadı; bugün ise Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Trump’ın talimatları doğrultusunda hareket eden İşçi Partisi hükümetiyle birlikte Blair’in yolunu izleyerek genişleyen bir bölgesel savaşa sürüklenmektedir.
Burjuva değişimin kapılarını yeniden aralamak için değil, sistem karşıtı bir alternatif için Meloni hükümetini devirmek üzere sokaklarda güç inşa etmek zorundayız.
ABD öncülüğündeki İran’ı izole etme ve egemenlik altına alma çabasının askeri mantığı, istikrarlı biçimde savaşa doğru ilerleyen bir yürüyüş olmuştur; ABD hükümeti açısından temel mesele bu savaşın olup olmayacağı değil, nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği olmuştur.
Bugün devrimci militanlar için Sverdlov’un mirası büyük önem taşır. Onun yaşamı, devrimci bir partinin nasıl inşa edileceğinin somut örneğidir. Legalite ile yeraltı çalışması, örgütlenme ile siyaset, teori ile pratik arasındaki bağın canlı bir ifadesidir.Onun iyimserliği, kararlılığı ve örgütleyici yeteneği, kapitalist barbarlıkla mücadele eden bugünün devrimcileri için hâlâ yol göstericidir.
Bajo el pretexto de la guerra con Irán, el régimen, mientras se adapta a los equilibrios imperialistas, refuerza el “frente interno”: por un lado profundiza los ataques contra la clase trabajadora y, por otro, asfixia a la oposición social. La salida no está en esperar las urnas, sino en construir un frente de clase independiente.
Under the pretext of the Iran war, the regime aligns itself with imperialist balances while consolidating the “home front” domestically: on one hand, it deepens its assault on the working class; on the other, it suffocates all avenues of social opposition. The way out lies not in waiting for the ballot box, but in building an independent class front.
İran savaşı bahanesiyle rejim, emperyalist dengelere uyum sağlarken içeride “iç cephe”yi tahkim ediyor: Bir yanda işçi sınıfına saldırıyı derinleştiriyor, diğer yanda toplumsal muhalefetin soluğunu kesiyor. Çıkış için sandığı beklemeye değil, bağımsız bir sınıf cephesine ihtiyacımız var.
Decimos “Hola” a nuestra publicación en medio de una coyuntura global extremadamente compleja. Entre el polvo y el humo de la rivalidad imperialista entre China y Estados Unidos, el mundo es arrastrado hacia una gran oscuridad. Reivindicamos ofrecer una respuesta organizada a esta oscuridad desde el frente de la clase trabajadora. Llamamos a nuestros lectores no solo a comprender el mundo, sino también a transformarlo juntos. Esperamos que este modesto esfuerzo sea un faro en la oscuridad para los revolucionarios indomables de esta tierra.
Trump Latin Amerika’dan, İran’dan ve Lübnan’dan defol!
Görevimiz “Dünya Sosyal Forumu”nun Yeniden İnşası Mı Olmalı?
Geniş Seçim İttifakları Çözüm Değildir
Aşırı Sağ Neden Güçleniyor?
Çin İlerici Mi? Venezuela ve İran’a Yönelik Saldırılara Karşı Çıkmak, Onların Diktatörlüklerini Savunmak Anlamına Mı Gelir?
Birleşik Bir Anti-Emperyalist Mücadele ve Bağımsız, Sınıfsal Temelli Bir Çözümün İnşası
Venezuela’daki “colectivos”, bir zamanlar mahalle temelli devrimci örgütlenmeler olarak ortaya çıktı; 2002 Venezuela darbe girişimi sırasında darbeye karşı önemli bir rol oynadılar. Ancak zamanla devlet tarafından denetim altına alındı ve bugün Nicolás Maduro yönetimiyle iç içe geçmiş paramiliter yapılara dönüştüler.Ekonomik kriz ve siyasal çözülme ile birlikte bu grupların bir kısmı mafyalaşırken, artık işçi eylemlerine ve halk protestolarına karşı şiddet uygulayan, hatta çıkarları doğrultusunda saf değiştirebilecek güçler haline gelmiş durumdalar.
İstanbul’daki tarihi Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin 2 Şubat 2026’da başlattığı grev devam ediyor. “Eşit İşe Eşit Ücret” sloganıyla greve devam eden öğretmenler insanca yaşamaya yetecek ücret, eşit statü ve adil çalışma koşulları talebiyle mücadelelerini sürdürüyor. Eğitim emekçilerinin günlerdir devam eden mücadeleleri de uluslararası sendikal ve emekçi dayanışmasını da güçlendiriyor.İtalyan Öğretmenler Sendikası UIL Scuola Rua ve İtalya’da kemer sıkma önlemlerine karşı mücedele eden emekçilerin örgütü Fronte di Lotta No Austerity grevdeki öğretmenlerle dayanışma mesajları yayınladılar.
The strike of teachers working at the Italian High School continues.Teachers are fighting for equal pay for equal work, wages above the poverty line, and equal status.
Özel İtalyan Lisesi’nde çalışan öğretmenlerin grevi sürüyor.
Öğretmenler; eşit işe eşit ücret, yoksulluk sınırının üzerinde maaş ve eşit statü talebiyle mücadele ediyor.
Gazze yalnızca ilk perdeydi. Artık oyunun tam ortasındayız: “Yeni Batı Yüzyılı”, nükleer silahlara sahip Batılı güçlerin artık geçmişteki emperyalist “kurallara dayalı düzen”in hukuki görüntüsünü bile sürdürme gereği duymadığı bir dönemdir.
Güvenlik Devletleri, Yerinden Edilmiş İşçiler ve Kapitalist Kriz.Dış emperyalist müdahalenin yanı sıra Pakistan’ın egemen politikaları da Afganistan’ın yıkımına katkıda bulunmuştur. Bu nedenle aynı yöneticiler bugün zaten yıkıma uğramış bir ülkeye karşı savaş söylemi dayatıyorsa buna karşı çıkmak hem siyasal hem de ahlaki bir sorumluluktur.Savaş demek daha fazla savunma harcaması, sivil özgürlüklerin kısıtlanması ve eğitim ile sağlık sektörlerinin daha da feda edilmesi demektir.Böylece her iki ülkede de işçi sınıfı hem vazgeçilebilir hem de feda edilebilir bir insan rezervi haline getirilmektedir.
This system advises us to be patient, to remain silent, and to submit to our fate. But we say: “We will overthrow your system that brings destruction and poverty!”An equal and free world will not emerge on its own. That world will rise through the collective struggle built against exploitation, violence, and domination. Let us expand our struggle so that not one more life is lost, and so that we can build a free and equal future!
Bu sistem bize sabretmeyi, susmayı ve kaderimize razı olmayı öğütlüyor. Biz ise: “Yıkım ve yoksulluk getiren sisteminizi yıkacağız!” diyoruz.Eşit ve özgür bir dünya kendiliğinden kurulmayacak. O dünya; sömürüye, şiddete ve tahakküme karşı kurulan ortak mücadeleyle yükselecek. Bir kişi daha eksilmemek, özgür ve eşit bir gelecek kurmak için mücadelemizi büyütelim!
Dolayısıyla gerçek şu ki Şubat Devrimi aşağıdan başladı; hatta kendi devrimci örgütlerinin direncini aşarak başladı. Girişim, proletaryanın en ezilen ve en horlanan kesimi olan tekstil işçisi kadınlar tarafından, kuşkusuz aralarında birçok asker eşinin de bulunduğu kadınlar tarafından alındı.Kadınların ezilmişliği sorunu sosyalizm mücadelesinden ayrılamaz ve kadınlar kendi kurtuluşlarının koşullarını yaratmak için proletaryanın komünist öncüsüyle koordinasyon içinde örgütleyici ve öncü bir rol oynamalıdır.
Bu savaştaki merkezi ayrım çizgisi nettir. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, egemen bir ülkeye karşı emperyalist bir saldırı başlatmış, açıkça rejim değişikliği talep etmiş ve bu süreçte yüzlerce sivili öldürmüştür. İslam Cumhuriyeti kendi halkına karşı ne suçlar işlemiş olursa olsun, ki bunlar çoktur, bu Washington veya Tel Aviv’e İran’ı bombalama, liderlerine suikast düzenleme veya siyasi geleceğini belirleme hakkı vermez. Rejimi devirme hakkı sadece İran halkına aittir.Bu nedenle uluslararası işçi sınıfı tarafını seçmelidir. İslam Cumhuriyeti’nin tarafını değil, emperyalist saldırganlığa karşı İran’ın tarafını. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’da ve bölge genelinde işçiler, hükümetlerinin savaş makinesinin peşinden sürüklenmeyi reddetmelidir.
ABD–İsrail ittifakının temel hedefi İran’da rejim değişikliği sağlamak, küresel sisteme entegrasyon ve İran’ı bölgesel bir güç olmaktan çıkarmaktır. ABD’nin ise daha uzun erimli 3 stratejik hedefi var: enerji kaynaklarını kontrol etmek, Çin’e giden enerji akışını denetlemek ve Güney Kafkasya/Orta Asya’da Rusya–Çin kuşatmasını ilerletmek. ABD’nin hava harekâtıyla rejim değiştirme çabaları daha önce Suriye ve Libya’da denendi; hızlı başarıya ulaşılamadı.
İran rejimi temel olarak bürokratik-askerî bir oligark sınıfınca yönetilen, işçi sınıfının sistematik olarak siyasal ve ekonomik baskı altında tutulduğu teokratik-bonapartist bir rejim biçimidir. Direniş ekseni retorik bir anti-emperyalizmle birlikte, rejimin dış politika aygıtıdır.
İran’ın tasfiyesi Türkiye’yi bölgesel güç haline getirmez; aksine ABD–İsrail stratejik tasavvurunda yeni tehdit haline getirir.
The primary objective of the U.S.–Israel alliance is to achieve regime change in Iran, integrate it into the global system, and eliminate Iran as a regional power. The United States, however, has three longer-term strategic objectives: to control energy resources, to regulate the flow of energy to China, and to advance the encirclement of Russia and China in the South Caucasus and Central Asia. U.S. attempts at regime change through air operations have previously been tried in Syria and Libya, but rapid success was not achieved.The Iranian regime is fundamentally a theocratic-bonapartist form of rule, managed by a bureaucratic-military oligarchic class, in which the working class is systematically subjected to political and economic oppression. The Axis of Resistance, alongside rhetorical anti-imperialism, functions as the regime’s foreign policy apparatus.The elimination of Iran will not elevate Turkey to a regional power; on the contrary, it would position Turkey as a new threat in the strategic vision of the U.S.–Israel axis.
Biz, İran’ı emperyalist ve İsrail saldırısına karşı savunuyoruz! İran’ın kendini savunma hakkını ve hatta nükleer silahlara sahip olma hakkını savunuyoruz.Bu emperyalist ve siyonist saldırıya karşı dünya çapında kitlesel eylemler çağrısı yapıyoruz!Bu, İran’daki mollalar diktatörlüğüne herhangi bir politik destek verdiğimiz anlamına gelmez. İran diktatörlüğüne karşı kitlesel halk mobilizasyonlarını hep savunduk. Ancak İran’ın geleceğine karar verecek olan, ABD emperyalizmi ya da Netanyahu’nun soykırımcı siyonizmi değil; İran halkıdır.Bu emperyalist ve siyonist saldırıya karşı dünya çapında mobilizasyon çağrımızı yineliyoruz!Emperyalist ve İsrail saldırısına karşı İran’ın savunulması için ileri!Trump İran’dan, Filistin’den ve Latin Amerika’dan defol!
Son dönemde dünya, ABD emperyalizminin eşi görülmemiş bir ekonomik ve askeri saldırganlığına tanıklık ediyor. Tarifelerden Latin Amerika, Grönland ve şimdi de İran’a yönelik tehditlere; Venezuela’ya doğrudan askeri müdahaleye ve Gazze’yi işgal planına kadar uzanan bu süreç, Trump yönetiminin kapsamlı bir saldırı dalgasını ifade ediyor. İçeride ise Donald Trump, ülkenin kendi yasalarını dahi çiğneyerek göçmenlere karşı bir cadı avı yürütüyor; buna karşın kitle hareketinden ciddi bir direnişle de karşılaşıyor. Peki ABD’nin bu saldırganlığının arkasında ne var?
Pakistan devletinin şiddet içeren çelişkileriyle en iyi şekilde, iktidarı kitlelere devreden devrimci bir kurucu meclis aracılığıyla mücadele edilebilir.
İşçi Reformuna Karşı Mücadele: İşçilerin Sömürüye ve Toplumsal Gerilemeye Karşı Direnişi. Hiç çalışmamış, fahiş maaşlar alan, pazarlıklarla servet biriktiren milletvekillerinin iş yasalarını “modernleştirme” yetkisi yoktur. Peronist sendika bürokrasisinin bize inandırmak istediğinin aksine, bu insanlarla pazarlık yapılacak veya onları ikna edecek hiçbir şey yok; onlar bizi daha da köleleştirmek istiyor.
ABD tüm gücüne rağmen, tarifeler gibi ekonomik olmayan araçlarla gerileyişini durduramaz. ABD ya yapay zekâ ve ileri teknolojilerde üstünlük sağlar ya da gerilemesi derinleşir, ve bu da Çin’i daha da güçlendirir.
Devrimi generallere, parlamenterlere, bürokratlara havale eden anlayışlar, Troçkizmi devrimci bir stratejiden çıkarıp sol bir vitrin süsüne çevirdi. Bizim geleneğimiz ise tam tersine, Troçki’nin mirasını sınıf mücadelesinin gerçek pratiğiyle birleştirmeye çalışan bir hattır. Bu hattın kurucusu Nahuel Moreno’dur.Moreno için Troçkizm, konferans salonlarında tartışılan bir teori değil; grevlerde, direnişlerde, işgal edilen fabrikalarda sınanan bir pratiktir. Onun “fazla işçici” diye eleştirilen çizgisi, gerçekte işçi sınıfını yeniden siyasal özne haline getirme ısrarıdır. Bu dar anlamda bir sendikalizm değildir. Bu üretim ilişkilerinin merkezinde yer alan sınıfın aynı zamanda siyasal özne olarak inşasının merkezine konulması, işçi sınıfının iktidar hedefiyle örgütlenmesidir.
Nazizme savaşta toprağa düşen yoldaşlarımızın unutturulmak istenen isimleri ve yüzleri yeniden ortaya çıktı. Ölüme dimdik yürüyen komünistlerden sekiz Troçkist önderi saygıyla anıyoruz.
There is no talk of complete dictatorship or a promising springtime atmosphere. On the contrary, we are still at a critical juncture where a fierce struggle for democratic positions and electoral rights is necessary. Instead of watching the “Big Picture” from afar and lamenting, the workers themselves are showing how to win by using the power that comes from production.
Ne diktatörlüğün tam hakimiyetinden ne de umutlu bir bahardan söz edebiliriz. Hala demokratik mevziler ve seçim hakları için dişe diş mücadele etmemiz gereken bir eşikteyiz. “Büyük Resmi” izleyip hayıflanmak yerine, üretimden gelen gücü kullanarak nasıl kazanılacağını işçiler öğretiyor.
Giderek ilerleyen özelleştirme ve teslimiyet çizgisi, ülkenin en stratejik kaynağı üzerindeki egemenliği tasfiye etmektedir. Üretim ve ticaretin kumandası büyük şirketlerin uluslararası çıkarlarına bırakılmaktadır. Leonardo Arantes,
Küba ve Venezuela hükümetleri ne işçi sınıfı hükümetleridir ne de küçük-burjuva reformisttir.
Kökenleri farklı olsa da bugün kapitalist devletleri yöneten burjuva hükümetlerdir.
Bu hükümetler, işçi, emekçi ve öğrenci hareketlerine dayanmakla birlikte, burjuva önderliklerdir. 21. yüzyılın başında büyük bir yükseliş yaşayan bu destek bugün açık bir gerileme içindedir.
Devleti Asalak Gibi Sömürerek Doğan Bir Burjuvazi. Bolivarcı Burjuvazinin Ortaya Çıkışının Maddi Temelleri ve Birikim Mekanizmaları. Kaynakları, Sektörleri ve Özellikleri
Sosyalizmi bürokratik yönetim ve siyasi kontrole indirgemek, bir zamanlar Küba toplumunun geniş kesimlerini harekete geçiren özgürleştirici projeyi baltalamıştır.
Uluslararası Posta – Trump güç gösterisi yapmaya çalışıyor, ancak Latin Amerika’ya yönelik tutumu küresel bir geri çekilişi ve ülkede artan çelişkileri örtüyor.
Büyük teknoloji şirketleri, patlayacağını bildikleri bir balonu neden şişiriyorlar?
Yapay Zeka – AI üzerinden sermaye nasıl bir döngüye girdi?
Bu balonun patlaması neden işçi sınıfı için felaket, Büyük teknoloji şirketleri için bir fırsat?
Federal hükümetin Twin Cities’te gerçekleştirdiği dayanılmaz zulüm, adam kaçırma ve cinayetler, bu barbarlığa son vermek için bir şeyler yapmayı, herhangi bir şey yapmayı görevleri olarak gören insanların sayısını artırdı. Kitlesel iş bırakma ve protesto eylemleri ekonomiyi tamamen durdurmasa da, gerçek bir siyasi genel grev düzenleme olasılığı gündeme geldi.
Hugo Miguel Bressano Capacete, politik olarak Nahuel Moreno adıyla tanınır. 24 Nisan 1924’te Arjantin’in Buenos Aires eyaletine bağlı, tarım ve hayvancılıkla geçinen Juan Bautista Alberdi kasabasında doğdu. 25 Ocak 1987’de Buenos Aires’te yaşamını yitirdi.Nahuel Moreno’nun ölümünün ardından, eski yol arkadaşı ve politik rakibi Ernest Mandel, onu şu sözlerle andı:
“Onunla birlikte, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, zor koşullar altında Lev Troçki’nin mücadelesinin sürekliliğini koruyan önder kadrolar kuşağının son temsilcilerinden biri de aramızdan ayrılmış oldu…”Bundan daha doğru bir değerlendirme olamazdı. Moreno’nun esas tarihsel değeri, Troçki’nin mücadelesinin bir devamcısı olmasıdır — kanaatimizce, bu çizgide ortaya çıkanların en onurlu ve en tutarlısıdır. Bu devamlılık; şanlı Rus Devrimi’nin zaferiyle başlayan, Üçüncü Enternasyonal, Sol Muhalefet ve ardından Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşu ile süren uzun bir yürüyüşün parçasıdır.Moreno’nun yaşamı ve eseri ancak bu büyük tarihsel mücadelenin çerçevesi içinde kavranabilir. Bu nedenle onun her bir eylemi, savaşlar ve devrimlerle dolu bir çağda yaşanan büyük tarihsel olaylarla iç içe geçmiştir.
Grönland’ın 60 binlik nüfusunun neredeyse yüzde 90’ı yerli Grönlandlı İnuit kökenlidir. Trump’ın son derece iğrenç tehditleri, onun her zerresine sinmiş olan ve kendisiyle takipçilerinin yücelttiği ırkçılığı ve yerleşimci-sömürgeci zihniyeti tüm çıplaklığı ve utanç verici haliyle gözler önüne sermektedir.Önceki ABD başkanları, yağmacı eylemlerini neredeyse her zaman “demokrasiyi yayma”, dünyayı daha “barışçıl” ya da “özgür” kılma, “kahverengi erkeklerden kahverengi kadınları kurtarma” gibi yüce amaçların diliyle gizlemeye çalışırdı. Bu kez ise başkan ve onun yakın çevresi, yaptıklarının gerçek niteliğini açıkça itiraf ediyor.
1974 yılının ulusal bayram günlerinde (28 ve 29 Temmuz), bir grup genç militan Peru’da partimiz Sosyalist İşçi Partisi’ni (PST) kurdu. Bugün partinin kuruluşunu anmak için, partimizin kısa bir tarihçesini sunmak ve partinin önüne koyduğu hedefleri gözden geçirmek, bugünün görevlerini vurgulamak amacıyla bir bilanço çıkarmak istiyoruz. Bu açık değerlendirme ve tarihçeyi, işçi sınıfının öncü kesimlerine ve bugün yeni bir sosyalist dünya için mücadele eden ve düş kuran kadınlara ve erkeklere bir mesaj olarak sunuyoruz.
Geçtiğimiz 25 Ocak’ta, PSTU’nun doğduğu akımın kurucusunun ve Arjantin solunun neredeyse tamamı için —düşüncelerinin takipçileri ile karşıtları arasında bölünmüş olsa da kaçınılmaz bir figürün ölümünün 30. yılı geride kaldı. Onu ustamız olarak gören bizler için bu tarih yalnızca bir anma değil; aynı zamanda fikirlerinin güncelliğinin de bir kanıtıdır: İşçi sınıfı temelinde, sosyalist devrimin uluslararası bir partisini inşa etme yönündeki yorulmak bilmeyen mücadele; emekçi kitleleri, emperyalizme ve onun ajanlarına karşı dünya ölçeğinde zafere götürecek ve sosyalizmi kuracak bir mücadele.
21 Nisan’da, Hugo Bressano Capacete, daha çok bilinen adıyla Nahuel Moreno, 100 yaşına girecekti. Arjantin kökenli tarihsel bir Marksist ve devrimci önder olan Moreno, çok genç yaşta Troçkist harekete bağlandı ve yaşamının son günü olan 25 Ocak 1987’ye kadar kendisini adadığı Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşası mücadelesine özgün bir damga vurdu.Etkisi büyüdükçe ve Dördüncü Enternasyonal’e katılımından sonra (hatta 1950’lerdeki kopuştan önce dahi), Moreno’nun önemi Arjantin sınırlarını aştı. Başta Güney Amerika olmak üzere onlarca grup ve partinin örgütlenmesinde temel bir rol oynadı; üstelik etkisi yalnızca bölgemizle sınırlı kalmadı, farklı dönemlerde İtalya, İspanya, Portekiz ve İngiltere’deki örgütleri de etkiledi.
Temel ders şudur: Mücadele yalnızca şirket yönetimine ve hissedarlara karşı değil, aynı zamanda kapitalist işleyişin devamını güvence altına alan mevcut hükümete karşı da verilmelidir. Lula hükümeti, işçileri savunduğunu iddia etse de gerçekte savunmamaktadır. Bolsonaro ve aşırı sağdan farklı bir projeye sahip olsa bile, bu proje kapitalist milyarderler için yönetme sınırları içindedir.
Ne yazık ki dünya genelindeki sol örgütlerin çoğu, sınıf mücadelesini emperyalist bloklar arasındaki çatışmalarla ikame etmiştir. Bu anlayışta işçi sınıfından, Çin ve Rus emperyalizmini ve onlara bağlı İran gibi rejimleri sorgusuz sualsiz desteklemesi beklenmektedir. Bu “kampçı” bakış açısı, İran gibi kapitalist diktatörlüklerin desteklenmesine ve bu ülkelerde işçi sınıfına yönelik katliamların üzerinin örtülmesine yol açmaktadır.Biz bu kampçı görüşe karşıyız ve tüm ülkelerde kapitalist hükümetlere karşı işçi sınıfının bağımsız mücadelesini savunuyoruz. Bu nedenle İran’daki işçi ve halk protestolarını destekliyoruz.1979 işçi ve halk devrimi, sokak eylemleriyle genel grevin “özellikle petrol işçilerinin grevinin” bir diktatörlüğü devirebileceğini göstermiştir. Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi bunun kanıtıdır. İzlenmesi gereken yol budur.
A year filled with wars, protests, strikes, and resistance is upon us. The world is drifting into a period defined by fierce competition, protectionism, and conflict. In Syria, the collapse of the old regime has ushered in a new era of uncertainty. While the political gains of the Kurds are being dismantled, there is a risk of a new Islamist regime, allied with US imperialism and at peace with Zionism and Israel, rising on our borders. In Turkey, the deepening economic crisis has engulfed all areas of social life. The Palace is escalating its violence as it fails to generate consent. Although strikes and resistance have increased recently, the current level of organization is insufficient to create a systemic rupture. The socialist movement needs a more coherent struggle and to take root within the working class.
Savaşlar, protestolar, grevler ve direnişlerle dolu bir yıl kapıda. Dünya, sert rekabetin, korumacılığın ve çatışmanın belirlediği bir döneme sürükleniyor. Suriye’de eski rejimin çöküşüyle birlikte yeni bir belirsizlik dönemi başladı. Kürtlerin siyasal kazanımları tasfiye edilirken, ABD emperyalizminin müttefiki, Siyonizm ve İsrail’le barışık, yeni bir İslamcı bir yönetimin sınırlarımızda yükselmesi riski var. Türkiye’de ise derinleşen ekonomik kriz, toplumsal yaşamın tüm alanlarını kuşatmış durumda. Saray rıza üretemedikçe şiddetini arttırıyor. Son dönemde grevler ve direnişler artış gösterse de mevcut örgütlenme düzeyi sistemsel bir kırılma yaratmak için yeterli değil. Sosyalist hareketin daha tutarlı bir mücadeleye ve sınıf içerisinde kök salmaya ihtiyacı var.
İran halkı! Bugün hepimiz İslam Cumhuriyeti’ne “Hayır” demek için birleşmeliyiz. Yarının ne getireceğini kimse bilemez ve kaderimizi tek bir bireysel güç belirleyemez. Ama bir şey kesin: harekete geçme, eyleme geçme zamanı geldi. Ayağa kalkmalı ve kaderimizi kendi ellerimizle yazmalıyız.
Hrant Dink 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi önünde katledildi. Aradan geçen 19 yılda bu cinayette rolü olan herkes, diğerlerini işaret edip sıyrılmaya çalıştı. 19 yılda adalet hala sağlanamadı.Hrant Dink’i bir kez daha sevgiyle anıyoruz,
“Buradayız Ahparig”“Ben üç dil biliyorum. Ermenice, Kürtçe ve Türkçe, Benim içimde bu üç dil hiç kavga etmiyorlar, Barış içinde yaşıyorlar!”“Tek yolumuz bir arada yaşamayı savunmak olmalı. Bu yol hem aklın hem de vicdanın gereği.”
Venezuela’nın bağımsızlığı hem ABD ordusu hem de görünüşe göre artık ABD emperyalizmiyle el ele çalışmaya hazır olan Boliburjuvazi tarafından tehdit ediliyor.
Bu yazı Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal / Liga Internacional de los Trabajadores – Cuarta Internacional (UİB-DE / LIT-CI) dünya çapında yaşanan siyasal süreçlere dair güncel değerlendirmeleridir.
Reza Pehlevi, İsrail veya ABD ile hiçbir bağı olmayan, işçi sınıfından yeni bir liderliğin inşa edilmesi gerekmektedir. Bu liderlik; her mahallede ve her şehirde işçi ve halk konseylerinin kurulmasını teşvik etmeli, seferberlikleri büyütmeli ve güvenlik güçlerinin tabanında bölünmeler yaratarak rejimin işçi sınıfının elleriyle yıkılmasının yolunu açmalıdır.
Venezuela’daki işçilerin, öğrencilerin ve ezilenlerin kaderi ile ABD’deki emekçilerin kaderi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. ABD, Büyük Petrol şirketleri ve bankaların çıkarları için Venezuela’yı işgal ederken, aynı egemen sınıf güçleri bu ülkede de sivil haklar, emek ve diğer toplumsal hareketlerin kazanımlarını yok etmektedir.
LIT-CI / UİB-DE ile bir dizi tartışma yürüten Troçkist Fraksiyon’a (FT) yanıt olan üçüncü ve son makaleyi hem 20. yüzyılın devrimci değerlendirmesini daha iyi yapmak, hem de 21. yüzyılda yeni devrimci mücadelelerin teorik altyapısını güçlendirmesi hedefiyle yayınlıyoruz.
Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (LIT-CI) Açıklaması: ABD ve Latin Amerika’daki işçileri ve halkları, emperyalist saldırganlığa karşı birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Tüm kitle hareketleri örgütlerini ve siyasi partileri, Trump’a, Venezuela’nın işgaline ve Maduro’nun kaçırılmasına karşı dünya çapında eylemlerde yer almaya çağırıyoruz. Yankee emperyalizminin yenilgisini ve Venezuela’nın zaferini savunmalıyız.
ABD’nin Venezuela ve Latin Amerika’ya yönelik saldırılarına karşı Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (IWL-FI, LIT-CI),
İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (IWU, UIT-CI)
ve Uluslararası Devrimci Komünist Eğilim (RCIT) Ortak Açıklaması:
Bu yazı Uluslararası Devrimci Komünist Eğilim (RCIT) tarafından uluslararası devrimci dayanışma ve işbirliğinin güçlendirilmesi amacıyla Brezilya’ya yaptıkları ziyaretin ardından zengin fotoğraflar ve videolarla bir rapor halinde web sitelerinde yayınlanmıştır. LIT-CI ve Brezilya seksiyonu olan PSTU hakkında geniş bilgilere yer vermesi nedeniyle bu yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz.
Zor bir yılı geride bıraktık.Yeni yılda da mücadeleye devam edeceğiz!2026’da işçi sınıfına sağlık, barış, umut ve mutluluk dolu bir yeni yıl diliyoruzMutlu Yıllar!
Aşağıda yayınladığımız yazı, Troçkist Fraksiyon (FT) ile olan iki tartışma makalesinin ikinci parçasıdır. Makalelerden biri Brezilya PSTU’daki yoldaşlarımızdan, diğeri ise LIT ekibindeki yoldaşlarımızdan ve ABD’deki partimizden. Bu makaleleri yayınlıyoruz, çünkü aynı konuyu ele almalarına rağmen, her biri kendi bakış açısıyla yazılmış ve birbirinden farklı bazı yönleri vurgulamaktadır.
Aşağıda yayınladığımız yazıda, Troçkist Fraksiyon (FT) ile yapılan iki tartışma makalesinin bir parçasıdır. Makalelerden biri Brezilya PSTU’lu yoldaşlarımızdan, diğeri ise LIT ekibinden ve ABD’deki partimizden yoldaşlarımızdan. Bu makaleleri yayınlıyoruz çünkü aynı konuyu ele almalarına rağmen, her biri kendi bakış açısıyla yazılmış ve birbirinden farklı bazı yönleri vurgulamaktadır.
Donald Trump’ın, “ABD’den çalınan tüm petrolün, toprakların ve diğer varlıkların geri verilmesi” yönündeki açıklamalarını reddediyoruz; sanki bu kaynaklar bir zamanlar ABD’ye aitmiş gibi. Gerçek şu ki, enerji, petrol, maden, toprak ve diğer kaynakları tarihsel olarak yağmalayan bizzat ABD emperyalizmidir. Bu yağma, Punto Fijo dönemindeki hükümetlerden Chavistalara ve özellikle de mevcut Maduro hükümetine kadar, dönemin Venezuela yönetimleriyle işbirliği içinde gerçekleştirilmiştir. Trump’ın kıta çapındaki emperyalistler arası rekabette amaçladığı şey, bu yağmayı kendi seçeceği bir ortakla —bu durumda María Corina Machado ve temsil ettiği burjuva kesimle— güçlendirmek ve güvence altına almaktır.
Brezilya’daki Lula gibi, PSD hükümeti de işçilerin haklarını ve yaşam koşullarını kötüleştiren iş kanunlarını kabul ettirmeye çalışıyor. Şimdi Portekiz’de işçiler buna karşı mücadele ediyor.
Katılımcı örgütler, ekonomik çıkarlarını korumak için savaş ve şiddeti kullanan emperyalist hükümetlere karşı olduklarını bir kez daha teyit ettiler. 6. Toplantı, farklı ülkelerdeki sendikal deneyimler ve mücadele hareketleri arasında diyalog ve işbirliğini genişletmenin önemini gösterdi. Çevre krizi, savaşların tırmanması ve temel haklara yönelik saldırılar, işçi sınıfının ortak düşmanlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor: otoriter hükümetler, çokuluslu şirketler ve insan hayatı ve gezegenin zararına kârı önceliklendiren politikalar.
We are saying “Hello” to our publication amidst an extremely complex global conjuncture. Amidst the dust and smoke of imperialist rivalry between China and the USA, the world is being dragged towards a great darkness. We claim to offer an organized response to this darkness from the front of the working class. We call on our readers not only to understand the world, but also to change it together. We hope that this humble endeavor will be a beacon in the darkness for the indomitable revolutionaries of this land.
“Emekçi Sınıfının Örgütlü Gücüyle Emperyalist Savaş Makinesine Karşı Harekete Geçmeliyiz. Maduro ve Petro’nun Burjuva Hükümetlerine Karşı Hiçbir Bağlılığımız Yoktur.”
26 Kasım Çarşamba günü öğleden sonra, ülkenin kamu yayıncısı Gine-Bissau Televizyonu (TGB); “ülkenin kontrolünü ele alan, anayasayı ve devam eden seçim sürecini uygun koşullar oluşana dek askıya alan bir askerî komutanlığın kurulduğunu” duyurdu. Gine-Bissau’daki darbe, işte bu şekilde ilan edildi.Öncelikle şunu açıkça belirtmek gerekir: Bu, 23 Kasım’daki başkanlık seçimlerinde aldıkları yenilginin ardından, Bissau-Gine halkının diktatörlük projelerini kesin bir dille reddettiğini gören Umaro Sissoco Embaló ve askerî liderliğin gerçekleştirdiği bir “kendi kendine darbe” (sivil darbe) girişimidir.
Sudan’da bugün, emperyalist ve bölgesel güçler tarafından desteklenen iki burjuva fraksiyon birbiriyle savaşmaktadır. Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ve paramiliter RSF, çağımızın en yıkıcı askerî felaketlerinden birinin başlıca aktörleridir. Ukrayna’daki savaş ya da Filistin’deki soykırım karşısında dehşete kapılanlar, Sudan’daki tabloyu gördüklerinde daha da derinden sarsılacaklardır.
Göçmenler ve transseksüeller, her ikisi de büyük ölçüde marjinalleştirilmiş ve çoğunlukla işçi sınıfına mensup gruplardır. Bu makalenin amaçları doğrultusunda, “işçi sınıfı” gelir düzeyini değil, hayatta kalmak için genellikle ücretli emek şeklinde emeğini satmak zorunda olan insanları ifade etmektedir. Kapitalist bir ekonomik sistemde, işçileri birbirlerine düşman edilebilecek ayrı gruplara ayırmak kârlıdır. Bu, işçi istihdam etmek isteyen kapitalistler için işgücü maliyetlerini düşük tutmaya yarar ve kapitalist sisteme özgü sorunların suçlusu, insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan çok kâr elde etmeye hizmet eden bir ekonomik sistemi süresiz olarak sürdürmek isteyen kapitalist sınıf değil, savunmasız işçiler olarak gösterilir.
Filistin’in kurtuluşu ve Arap kadınların özgürleşmesi, emperyalizm ve baskıya karşı ayrılmaz mücadelelerdir. Milyonlarca Arap kadın ve genç Filistin ile dayanışma içinde sokaklara dökülürken, rejimler her türlü halk hareketini acımasızca bastırıyor. Filistin halkının kurtuluşu, on yıllardır bu davayı ihanet eden diktatörlük ve yozlaşmış hükümetlerin düşüşüyle bağlantılıdır.
Bu mücadele üremeyi kimin kontrol edeceği konusundaki bir mücadeledir ve bununla birlikte üretimi de kontrol edecektir, çünkü üreme olmadan üretim olamaz. Üretimi ve üremeyi kontrol edenler kapitalist elitler mi olacak, yoksa çalışanlar ve ezilenler mi?
Son yıllarda, feminizm ve antifeminizm arasındaki tartışma giderek ahlaki bir çekişmeye dönüşmüştür. Bir tarafta antifeministler “Feminizm sizin için ne yaptı?” diye soruyor. Ya da “erkekler kadınlara oy hakkı verdi” gibi ifadeler kullanıyor. Diğer tarafta ise birçok feminist, feminizmin “iyiliksever” veya “yararlı” olduğunu kanıtlamak gerekmişçesine “kazanımlar” listeleriyle yanıt veriyor.
COP 30, iklim çöküşünün hızlandığı bir dönemde düzenleniyor. Bilim bize, medeniyet ölçeğinde bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor; yani toplumu parçalayabilecek, üretici güçleri yok edebilecek ve eşi görülmemiş bir tarihsel gerilemeye yol açabilecek bir felaket.
10 Kasım’dan bu yana Brezilya’nın Amazon bölgesindeki Belém (PA) şehrinde, 2025 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani COP 30 düzenleniyor. BM’nin Brezilya hükümeti ve diğer devletlerle birlikte, büyük metropollerden uzakta Amazon bölgesinde bu etkinliği düzenleme politikası, önceki konferanslar gibi, kapitalizmin gezegeni büyük adımlarla sürüklediği iklim krizine karşı sözde endişe ve sahte bir çaba ile konferansa “demokratik” bir görünüm kazandırmayı amaçlıyordu.
Mamdani’nin zaferi, 4 Kasım seçimlerinde ülkenin birçok yerinde Demokrat Parti’nin elde ettiği güçlü kazanımların ortasında geldi. New York City ve diğer bölgelerde yapılan seçmen anketleri, artan yaşam maliyetinin çoğu seçmenin oy verme kararını etkileyen en önemli sorun olduğunu ortaya koydu. Medya yorumcularının çoğu, Demokratların bu seçim zaferlerini, Başkan Trump’ın politikalarının açıkça reddedilişi olarak yorumladı.
Son derece karmaşık bir dünya konjonktürünün ortasında yayın hayatına “Merhaba” diyoruz. Çin ve ABD arasındaki emperyalist rekabetin tozu dumanı altında dünya büyük bir karanlığa doğru sürükleniyor. Bu karanlığa işçi sınıfının cephesinden örgütlü bir cevap verme iddiasındayız. Okurlarımızı yalnızca dünyayı anlamaya değil, aynı zamanda onu birlikte değiştirmeye çağırıyoruz. Bu mütevazı çabanın, bu toprakların boyun eğmez devrimcilerine karanlıkta bir fener olmasını diliyoruz.