Yazılar

  • Keşmir İçin Uluslararası Dayanışma Kampanyası
    Pakistan’daki Mehnatkash Tehreek ve Hindistan’daki Mazdoor Inquilab’ın, Hindistan ve Pakistan’daki Keşmir bağımsızlık mücadelesi üzerine ortak makaleleri.
  • Brezilya’da Lula ve Aşırı Sağ Arasına Sıkışmış Politika İçin Bir Çıkış: Neden Devrimci ve Sosyalist Bir Sol Alternatif İçin PSTU Ön Adaylıklarını İnşa Ediyoruz?
    Lula ve Bolsonaro Brezilya kapitalizmini nasıl yönetecekleri ve hatta emperyalizmle ilişkilerini nasıl kuracakları konusunda farklı projelere sahipler. Ancak ilk olarak görülmesi gereken şudur: Her ikisi de mevcut sistemin sınırları içerisinde kalmaktadır. Aralarındaki farklılıklara rağmen bu iki projenin hiçbiri, herhangi bir emperyalist kesimle kopuş önerecek ölçüde gerçek anlamda ulusal egemenliği savunmamaktadır. Devrimci ve sosyalist bir sol alternatif inşa etmemiz gerekiyor. Aşırı sağın işçiler açısından bir tehlike oluşturduğu açıktır. Ancak Flávio Bolsonaro’nun önünde saygıyla eğildiği aşırı sağın liderinin Trump olduğu ve Lula’nın da onunla karşı karşıya gelmek yerine müzakerelerini sürdürdüğü aynı derecede açıktır. O halde aşırı sağı gerçekte kim güçlendiriyor? Devrimci ve sosyalist bir alternatif inşa edenler mi, yoksa sağ ile birlikte kapitalistlerin ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda hükümet edenler mi? İşçiler açısından gerçekten yararlı olan programın, onların bilincini, örgütlenme kapasitesini ve kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna mücadelelerini geliştirmeye katkı sunan program olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor.
  • ABD’de Yapay Zekâ Veri Merkezlerine Yönelik Muhalefet Giderek Artıyor
    Yapay zekâ veri merkezi inşaatına artık her 10 Amerikalıdan 7’si karşı çıkıyor. Yapay zeka veri merkezlerinin hızla yayılması, büyük teknoloji patronlarının ve kapitalistlerinin yapay zekâ teknolojilerinin gözetim, otomasyon ve savaş araçları olarak kullanılma kapasitesini artırmaya yönelik daha geniş bir siyasal projesini temsil ediyor. Bu projenin temel amacı, teknoloji kapitalistleri ile savunma sanayii şirketlerinden oluşan küçük bir azınlığın çıkarlarına hizmet etmek. Başarılı bir veri merkezi karşıtı hareket, ekonominin ve toplumun daha geniş kesimlerinin sağcı bir güç tarafından ele geçirilmesine karşı muazzam bir zafer anlamına gelecektir. Bugün inşa edilmeyen her veri merkezi, bunun yerine konutlara, okullara ya da temiz enerji üretimine aktarılabilecek bir kaynaktır. Yeni veri merkezlerinin inşasını durdurmaya yönelik talepler kuşkusuz değerli olsa da hareket bunun ötesine geçmeli ve hâlihazırda var olan veri merkezlerinin kamulaştırılması ve işçi denetimi altına alınması talebini yükseltmelidir.
  • Arjantin’de Irkçılığa Karşı Mücadele ve İşçi Sınıfının Birliği
    Arjantin, bütün Güney Amerika ülkeleri gibi emperyalizm tarafından ezilen bir ülkedir. Irkçılığı yenmenin yolu, Arjantin işçi sınıfının ve emekçi halkın bu mücadeleyi kendi ellerine almasından geçmektedir. Arjantin’de ırkçılığın varlığını kabul etmek aynı zamanda Afrika kökenli halkların ve yerli toplulukların tarihini, devlet eliyle yürütülen görünmezleştirme politikalarını ve bu tarihsel sürecin özgün karakterini de kabul etmek anlamına gelir.
  • Ceuta Krizi | Sınırın Her İki Yakasında Devrimci Bir Partinin İnşa Edilmesinin Zorunluluğu
    Bugün Ceuta’da yaşananlar, İspanyol devletinin ve Avrupa Birliği’nin onlarca yıldır Kuzey Afrika’da izlediği müdahaleci politikaların doğrudan sonucudur. Bugün her zamankinden daha acil olan görev; sınırın iki yakasında işçi sınıfının kendi bağımsız örgütlülüğünü inşa etmesidir. Halklar arasındaki nefreti, aşırı sağı ve merkez kapitalist ülkeler ile sermayenin çevre ülkeleri arasındaki korkunç eşitsizliği ortadan kaldırabilecek tek toplumsal düzen; üretimin ve toplumsal zenginliğin işçi sınıfı tarafından demokratik biçimde planlandığı, insanlığın ihtiyaçlarını esas alan sosyalist bir toplumdur.
  • Sözde ‘Ateşkese’ Rağmen İsrail, Ortadoğu’da İşgali ve Yıkımı Sürdürüyor
    Seçimleri Netanyahu’nun, Eisenkot’un ya da Bennett’in kazanması, İsrail’in savaş ve işgal politikalarının özünü değiştirmeyecektir. Bu saldırılar, İsrail’in Batı Şeria’da Yahudi yerleşimlerini Filistin halkının aleyhine genişletmeye yönelik daha kapsamlı planının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Filistin davası, bütün bölgenin emekçilerinin ortak davasıdır; Lübnan istese bile bunun dışında kalamaz. Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG), Gazze Şeridi’ni ABD’nin siyasi vesayeti altına sokmayı amaçlayan kukla bir yönetimden başka bir şey değildir. İsrail ordusunun oluşturduğu tehdit ancak bölgenin bütün emekçi halklarının ortak mücadelesiyle ortadan kaldırılabilir.
  • SYRIZA’yı Yeniden Tartışmak: Marksizm İçin Güncel Bir Stratejik Tartışma
    SYRIZA’nın ortaya koyduğu soru güncelliğini yitirmedi: İşçi sınıfının kendi yenilgisini yönetmek zorunda kalmaması için nasıl bir siyasal örgüte ihtiyacı vardır? Yunanistan deneyiminin ışığında yanıt tek bir yöne işaret ediyor: Programatik netlik, sınıf bağımsızlığı ve taban denetimi. Geri kalan her şey, SYRIZA’nın gösterdiği üzere, teslimiyete çıkarılmış bir davetiyedir. Yunanistan deneyimi, geniş örgütsel kapsamın, net programatik sınırlarla desteklenmediğinde, reformist yanılsamaların mezarlığına nasıl dönüştüğünü göstermiştir. Tarih, belirleyici anlarda muğlaklığı affetmez. Stratejik netlik sekterce bir lüks değil, yenilgiyi yönetenler durumuna düşmemenin koşuludur.
  • Hindistan’da Gençlik İsyanı
    Protestolar sönümlenmek bir yana, hızla büyüdü; yerel gibi görünen bir hareket kısa sürede ülke çapında bir gençlik isyanına dönüştü. Soru sızıntıları yalnızca idari bir beceriksizlik ya da yönetim hatası olarak görülemez. Bunlar, Hindistan eğitim sistemindeki daha derin çürümenin belirtileridir. Bizim görüşümüze göre Hindistan’daki eğitim krizinin kökleri Hint kapitalizminin yapısındadır. Bu sorunlar birkaç reformla ortadan kaldırılamaz. Bugün yapılması gereken, ülkenin dört bir yanında mücadele eden gençlikle güçlü bir dayanışma cephesi örmektir.
  • Direniş Çadırında Büyüyen Çocuklar
    Ama işçi sınıfının hafızasında asıl kalan, direniş çadırlarında kurulan kardeşliktir. Çünkü bazı mücadeleler maaş bordrolarında değil, çocukların hafızasında kazanılır. Ve bazı çocuklar, oyuncaklardan önce adaleti tanır. Belki de bu yüzden, yıllar sonra bu ülkenin emek tarihini yazacak olanlar yalnızca direnen işçiler değil; o çadırlarda büyüyen çocuklar olacaktır.
  • “Aynen Kardeşim, Yoksullar Aptal, Zenginler Zeki” Yalanı
    “Sizce 6 yaşından beri tarlada çalışan, 50 yaşına geldiğinde beli çökmüş, dişleri dökülmüş, güneş altında ömrünü bırakmış bir adam; başarılı bir avukattan, üst düzey bir yöneticiden ya da doktordan daha mı az çalışıyor?” Zenginlik ise yalnızca daha iyi bir yaşam standardı değil; zihinsel gelişim için de ciddi avantajlar sağlıyor. Zengin biri geleceği planlıyor, yoksul biri ay sonunu düşünüyor. Kapitalizm insanların ne kadar yorulduğuna bakmıyor; piyasada ne kadar pazarlanabildiğine bakıyor. Kapitalizmin en büyük başarısı belki de burada: İnsanlara yapısal eşitsizlikleri kişisel başarısızlık gibi hissettirebilmesinde.
  • Marksizm Şimdi! 1. Sayı Yayında!
    Sınıfsız bir dünya için Marksizm Şimdi! her şeyden önce mücadele eden işçiler, öğrenciler ve geleceğin devrimci zaferlerine adanmış insanlar için bir yol arkadaşı olmayı hedeflemektedir. Bu mütevazı çabanın, bu toprakların boyun eğmez devrimcilerine karanlıkta bir fener olmasını diliyoruz.
  • “Sosyal Yardımlarla Keyif Sürenler” Yalanı: Çalışmayıp Devlet Yardımı Alanlar Topluma Yük Oluyor
    Bir toplum neden milyarlarca dolarlık şirket kurtarma paketlerini normal görürken, yoksul bir insanın aldığı birkaç bin liralık yardımı ahlaki bir kriz gibi tartışıyor? Sosyal yardım çoğu zaman insanların düşündüğü gibi konforlu bir hayat değil; yalnızca tamamen düşmemeye çalıştıkları son basamak oluyor. Yardım alan insanlara ‘asalak’ gibi bakmak yerine, onları servetin ve kaynakların giderek daha küçük bir azınlıkta toplandığı bir düzenin mağdurları olduklarınu görmeliyiz.
  • Ahmet Doğançayır ve “Troçkistler”in Anısına
    Ahmet Doğançayır’ın ve 12 Eylül’ün o zorlu döneminden yüz akıyla çıkıp devrimci çizgisini ömrünün sonuna kadar koruyan Troçkistlerin hak ettiği değerin teslim edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hangi gelenekten gelirse gelsin, genç kuşak Devrimci Marksistlerin bu yiğit militanları hatırlaması gerekir. Bu hatırlatma, aynı zamanda Türkiye’de Troçkizmin adeta unutturulmuş erken dönem tarihine de bir selam duruşudur. Stalinizmin baskısı, silahlı faşistlerin terörü ve devletin zulmü altında militanca direnen tüm Troçkistler adına bu satırları kaleme almak tarihsel bir görevdir.
  • İşçi Sınıfı Merkezli Devrimci Bir Enternasyonalizm Geleneği Üzerine
    Devrimi generallere, parlamenterlere, bürokratlara havale eden anlayışlar, Troçkizmi devrimci bir stratejiden çıkarıp sol bir vitrin süsüne çevirdi. Bizim geleneğimiz ise tam tersine, Troçki’nin mirasını sınıf mücadelesinin gerçek pratiğiyle birleştirmeye çalışan bir hattır. Bu hattın kurucusu Nahuel Moreno’dur. Moreno için Troçkizm, konferans salonlarında tartışılan bir teori değil; grevlerde, direnişlerde, işgal edilen fabrikalarda sınanan bir pratiktir. Onun “fazla işçici” diye eleştirilen çizgisi, gerçekte işçi sınıfını yeniden siyasal özne haline getirme ısrarıdır. Bu dar anlamda bir sendikalizm değildir. Bu üretim ilişkilerinin merkezinde yer alan sınıfın aynı zamanda siyasal özne olarak inşasının merkezine konulması, işçi sınıfının iktidar hedefiyle örgütlenmesidir.
  • 90. Yılında İspanyol Devrimi: Tarihin Kızıl İpliğini Takip Etmek
    İspanyol Devleti’nin devrimi bize gösteriyor ki bir devrim, devletin basitçe reddedilmesine yer bırakmaz; tersine, proletarya tarafından fethedilmesini gerektirir, çünkü devlet sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkinin ürünü ve tezahürüdür. Devlet, bir sınıfın diğeri üzerindeki egemenlik organıdır ve bu nedenle, sınıf farklılıklarını kesin olarak ortadan kaldırabilmek için proletarya tarafından fethedilmesini gerektirir; bu başarıldığında ise artık gerekli olmadığı için ortadan kalkacaktır. İktidarın fethinden vazgeçmek, onu gönüllü olarak zaten elinde tutanlara, sömürücülere, bırakmaktır. Devrimci parti olmadan zafer yoktur. 1936’da başlayan sürecin çıkardığımız en açık sonuçlarından biri, kazanımlarının ellerinden alındığını ve ezildiğini gören kitleler için bir alternatif olarak yükselecek, açıkça sosyalist bir programa ve sınıf bağımsızlığına sahip devrimci bir partinin eksikliğidir. Partinin, kitlelerin kendiliğindenliğinde bulunmayan bir teorisi ve programı vardır. 1936 İspanyol Devrimi’nin bize bıraktığı en önemli derslerden biri, işçi sınıfının yalnızca kendisine güvenebileceği ve dünyanın her yerindeki sınıf kardeşlerinin gücünden başka hiçbir dış aktöre güvenemeyeceğidir.
  • Futbol, Erkeklik, Milliyetçilik: 2026 Dünya Kupası Üzerine Bir Okuma
    Erkeklik / Ataerki, kapitalist üretim ilişkilerinden bağımsız bir olgu değildir. Futboldaki militarist ve maço erkeklik söylemi; işçi sınıfı gençliğini rekabete, kas gücünün sömürüsüne, hiyerarşiye ve nihayetinde egemen sınıfın ordusuna/savaşına hazırlayan bir ideolojik aygıttır. Futbolun büyük sahnesi yalnızca yeteneklerin ve taktiklerin yarıştığı bir alan değildir; aynı zamanda devletlerin, güvenlik politikalarının, sınırların ve uluslararası ilişkilerin de görünür olduğu bir alandır. Sermaye Futbolu giderek daha fazla maç, daha yoğun takvim ve daha büyük ekonomik beklentiler üzerine kuruluyor.
  • Pakistan Yönetimindeki Keşmir Yol Ayrımında
    Pakistan yönetimindeki Keşmir, yakın tarihinin en önemli siyasal ve toplumsal krizlerinden birini yaşamaktadır. Başlangıçta enflasyona, hızla yükselen elektrik fiyatlarına, ağır vergilere ve temel ihtiyaç maddelerinin artan maliyetine karşı kitlesel bir hareket olarak ortaya çıkan mücadele, zamanla demokratik haklar, siyasal temsil ve Cemmu Keşmir halkı ile Pakistan devleti arasındaki ilişki etrafında şekillenen çok daha kapsamlı bir mücadeleye dönüşmüştür. Bu hareketin gelecekteki gücü yalnızca Cemmu Keşmir halkının cesaretine ve kararlılığına değil; dünyanın dört bir yanındaki işçilerin, sendikaların ve demokratik hareketlerin gerçek bir enternasyonalist dayanışma ruhuyla onların yanında durmasına da bağlı olacaktır.
  • Çaba ve Eğitimle Sınıf Atlanabilir Yalanı: Sınıflar Arası Asansör Çalışıyor Mu, Yoksa Bozuk Mu?
    Aristokratik bir düzende zenginler üstünlüklerini soya bağlar; meritokratik düzende ise üstünlüklerini zekâlarına, başarılarına ve liyakatlarına bağlarlar. Liyakat sandığımız şeylerin önemli bir kısmı ise önceden satın alınmış fırsatlardır. Bir toplum gerçekten liyakati savunuyorsa, önce herkesin o liyakati geliştirebileceği koşulları yaratmak zorundadır.
  • İhtiyacımız Olan Tam da “İşçicilik”
    Şimdi “İşçicilik yapmayın!” diyenlere soruyoruz: İşçinin olmadığı bir merkez komite, işçinin konuşmadığı bir kürsü, işçinin önderlik etmediği bir devrimcilik toplumsal düzeni nasıl değiştirebilir?
  • Yakıcı Sıcaklar: Suçlu Kapitalizm
    Bu çevresel yıkımın sorumlusu genel olarak insanlık değildir. Sorumlu olan; diğer insanları ve her şeyden önce doğayı adeta yamyamca sömürerek yaşayan küçük bir azınlıktır. Bunun adı kapitalizmdir. İşyerlerindeki çalışma koşulları insanlık dışıdır. Fabrikaların büyük çoğunluğunda iklimlendirme sistemi bulunmamaktadır. Açık havada çalışanların kritik durumundan (tarlalarda, karayollarında ya da inşaatlarda çalışan işçiler gibi) söz etmeye bile gerek yok. Bu koşullarda çalışmak, yaşamı doğrudan tehlikeye atmak anlamına gelmektedir. İklim yıkımına karşı tek gerçek çözüm, kapitalizmi yıkmak ve kapitalistlerin kârı uğruna çevreyi tahrip eden sonsuz meta üretimine son verecek, planlı sosyalist bir ekonomi kurmaktır.
  • Çin’in Afrika Stratejisi ve Anti-Emperyalist Mücadelenin Geleceği
    Çin’in Afrika’daki yatırımları, bir ‘sermaye ihracı’ ve hammadde kaynaklarının tekelleştirilmesi sürecidir. Çin artık sadece dünya pazarında rekabet eden bir ülke değil; finans-kapital ihraç eden, borçlandırma mekanizmalarıyla devletleri boyunduruk altına alan küresel bir emperyalist merkezdir. Batı Afrika’daki bu yeni cuntalar, kitlelerin anti-emperyalist öfkesini arkalarına alan ancak nihayetinde yeni bir efendiyle sözleşme imzalayarak sömürgeci devlet aygıtını koruyan Bonapartist iktidarlardır. Fransa’yı kovup yerine Rusya’yı (eski adıyla Wagner Grubu/yeni adıyla Afrika Kolordusu) ve Çin sermayesini ikame etmek anti-emperyalizm değildir; emperyalist zincirin halkalarını değiştirmektir.
  • Küba: Solun Kavşağı
    Küba’nın yeniden sömürgeleştirilmesini engellemenin ve Trump’a karşı durmanın tek yolu, hem Küba içinde hem de dışarıda, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, kitle hareketine sahip olmaktır. Küba hükümeti şimdiye kadar tam tersi bir strateji izledi: emperyalizmle müzakere ediyor, kendi halkını bastırıyor ve Trump’a karşı kitle seferberliğine başvurmuyor. Gerekçesi neredeyse her zaman aynı argümana dayanıyor: güç dengesizliği. İşgale karşı askeri direniş, Küba’da kitle seferberliği ve Trump’a karşı Amerikalı işçilerin mücadeleleriyle aktif bir ittifakın bileşimi, güç dengesini değiştirmenin tek gerçek alternatifi olacaktır.
  • Biyolojik Çeşitliliğin Yok Oluşu: Nedir ve Nasıl Durdurulur?
    Kapitalizm, kendi doğası gereği bu süreci bilinçli ve planlı bir biçimde denetleyemez; durdurulmadığı sürece doğayı sınırsızca tüketmeye devam edecektir. Kapitalizmden kurtuluş ancak işçilerin, küçük çiftçilerin ve yerli halkların gerçekleştireceği bir devrimle mümkün olacaktır. İnsanlığın önündeki temel görev, doğayla yıkıcı değil, işbirliğine dayanan bir madde alışverişi (metabolik ilişki) kurmaktır; yeryüzünde yaşamın gerçekten yaşanmaya değer olmasının başka bir yolu yoktur.
  • Sosyalizm İnsan Doğasına Uygun Değil Yalanı: Narsistler ve Sosyalizm
    Asıl rekabeti ve bireysel çıkarı kutsayan sistemler insan doğasına aykırı. Çünkü bu düzenler, insanın içindeki karanlık tarafları fena halde hafife alıyor. Sosyalizm, tam da bu noktada insan doğasının meleklerine güvenen saf bir iyi niyet hareketi değildir. Aksine, insanın içindeki o karanlık, bencil ve narsistik potansiyeli en iyi gören; gücün ve servetin belirli ellerde toplanarak silaha dönüşmesini engellemek isteyen yapısal bir tasarımdır.
  • ABD Ordusu Gazilerinden Çağrı: ‘Yurt İçinde ve Yurt Dışında Savaşlara Son Verin’
    Yaygın kanının aksine, bütün gazilerin yabancı ülkelere yönelik askerî saldırganlığı desteklemediğini gösteriyor. Savaşın anlamsız öldürme ve yıkımını bizzat yaşamış olanlar, çoğu zaman savaşın boşunalığını da en iyi görenler oluyor. Ölümle ve savaşın dehşetiyle yüz yüze gelmek, çoğu zaman insanların hayatları boyunca kurtulamayacakları travmalara yol açıyor. “Yüce bir dava” uğruna savaşa katılmanın heyecanı, kısa sürede savaşın çirkinliği içinde hayatta kalma mücadelesine dönüşebiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde gaziler hak etmedikleri ölçüde büyük bir toplumsal güvenilirliğe sahip. Bu ayrıcalığı, bizi egemen sınıfın kârları uğruna ölüme gönderen sistemi yıkmak için kullanmamız önemli. Aynı zamanda bu, benim açımdan savaşın yarattığı ahlaki travmayla baş etmenin bulabildiğim tek somut yolu.
  • NATO Is An Enemy of the Working Class and the Peoples
    NATO is an international counter-revolutionary apparatus created to defend the imperialist-capitalist order against the revolutionary struggle of the working class. It is a military-political instrument constructed by the bourgeoisie to suppress working-class organization, socialist movements, and national liberation struggles throughout the world. The fact that NATO neither dissolved nor diminished after the collapse of the Soviet Union in 1991, despite the disappearance of its alleged enemy, but instead expanded continuously, demonstrates that its true function has never been “defense against communism.” Its real purpose has always been the global defense of the capitalist order and imperialist hegemony. Today, the struggle against NATO is not merely a matter of foreign policy. It is an inseparable part of defending the democratic rights of the working class, trade union freedoms, and the struggle for social emancipation. Against imperialist wars, against the clandestine machinery of the state, against capitalist barbarism, the genuine alternative is the independent, united, socialist struggle of the international working class.
  • NATO İşçi Sınıfının ve Halkların Düşmanıdır
    NATO emperyalist-kapitalist düzeni işçi sınıfının devrimci mücadelesine karşı korumak için oluşturulmuş uluslararası bir karşı-devrim aygıtıdır. Dünya çapında işçi sınıfının örgütlenmesini, sosyalist hareketleri ve ulusal kurtuluş mücadelelerini ezmek için burjuvazinin kurduğu bir askeri-siyasi aygıttır. Sovyetler Birliği’nin 1991’de çözülmesinden sonra ‘tehdit’ ortadan kalktığı halde NATO’nun dağılmaması, hatta sürekli genişlemesi, örgütün gerçek işlevinin ‘komünizme karşı savunma’ değil, kapitalist düzenin ve emperyalist hegemonyanın küresel ölçekte korunması olduğunu göstermektedir. Sosyalistler için NATO’ya karşı mücadele, sadece bir dış politika meselesi değil; doğrudan sınıf mücadelesinin bir cephesidir. NATO’dan çıkış talebi, aynı zamanda kendi ülkemizdeki egemen sınıfların emperyalizmle kurduğu organik bağı teşhir etmek ve işçi sınıfının bağımsız, enternasyonalist bir siyasi hattını inşa etmek anlamına gelir.
  • Avrupa Birliği’nin Varoluşsal Krizi ve Gelecek Saldırılara Karşı Nasıl Direnilir
    Büyük sermayenin birleşik aygıtı olan Avrupa Birliği (AB), ABD üstünlüğünün tartışılmaz olduğu bir dünyada yaratılmış olup, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bildiğimiz haliyle artık var olmayan bir dünya düzeninin ürünüdür. Bu çalkantılı bağlamda AB, ekonomisi ABD ve Çin’e kıyasla gerileyen ve AB’yi açıkça dağıtmayı hedefleyen Trump’ın yeni dış politikası tarafından mahkûm edilmiş bir varoluşsal krize girmiştir. İşçi sınıfının ve halkların ihtiyaç duyduğu gerçekten birleşik bir Avrupa mücadelesi, ancak mevcut emperyalist devletlerin tasfiyesine ve enternasyonalist, dayanışmacı bir sosyalist iktidarın kurulmasına dayanan bir Sosyalist Avrupa Birleşik Devletleri kurma mücadelesiyle gerçekleştirilebilir.
  • Kuraklık Değil, Kapitalizm Öldürdü. İklim, Açlık ve Emperyalizm
    19. Yüzyılın sonundaki büyük kıtlıklar, salt bir doğa ürünü değil, toplumun gıda üretimini ve dağıtımını nasıl örgütlediğinin ve aşırı iklim olaylarına nasıl (ya da hazırlanmadan) hazırlandığının sonucuydu. Temel bir gerçek var: bu insanları öldüren El Niño değildi. Bir kuraklığı dev boyutlarda bir trajediye dönüştüren şey, köylü ekonomilerini yıkan, bütün halkları dünya pazarına tabi kılan ve milyonları açlığa mahkûm eden sömürgeci emperyalizmin doğuşu ve yayılmasıydı. Anlatacağımız hikâye bu.
  • “Rainbow” Always Free! United Struggle for a Free and Equal Future!
    The Pride March is not merely an event where LGBTI+ people make themselves visible; it is the public expression of a collective struggle against the oppression, exploitation, and discrimination produced by capitalist patriarchy. This struggle runs far deeper than the identity politics displayed in shop windows, it beats at the very heart of life itself. The rise in hate crimes today, the obstruction of access to healthcare and education, and discrimination in working life are all defensive reflexes of a conservative authoritarian regime seeking to preserve itself by devaluing labor and dividing society. For this reason, the Pride March is not simply a struggle over identity; it is also a struggle for labor, freedom, and democracy.
  • “Gökkuşağı” Daima Özgür! Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin Ortak Mücadeleye!
    Onur Yürüyüşü yalnızca LGBTİ+ bireylerin görünür olduğu bir etkinlik değil; kapitalist ataerkinin ürettiği baskıya, sömürüye ve ayrımcılığa karşı verilen kolektif mücadelenin kamusal ifadesidir. Bu mücadele, vitrinleri süsleyen bir kimlik siyasetinden çok daha derin bir yerde, hayatın tam kalbinde atıyor. Bugün nefret suçlarının artması, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimin engellenmesi, iş yaşamındaki ayrımcılık; emeği değersizleştiren ve toplumu bölen muhafazakâr otoriter rejimin kendini koruma refleksidir. Bu nedenle Onur Yürüyüşü yalnızca bir kimlik mücadelesi değildir; aynı zamanda emeğin, özgürlüğün ve demokrasinin mücadelesidir.
  • NATO Today: China, the Pacific and Turkey in the Midst of a New Cold War
    Today, NATO is not merely a military defence organisation; it is an aggressive structure safeguarding the global political and economic order of US imperialism. In this century, the economic centre of gravity is gradually shifting from the Atlantic to the Pacific. As China becomes the world’s second-largest economy, a significant portion of global trade and production is concentrating in Asia. Consequently, China’s rise is now not merely an economic issue, but a geopolitical one. We view this as the emergence of a new imperialist power; the unipolar world is giving way once more to a multipolar power struggle. As Europe’s security concerns grow, Turkey’s geopolitical position and military strength will become one of the key factors bearing a significant portion of this burden. So, what price will Turkey’s working people have to pay for this expanding role within NATO?
  • NATO’nun Bugünü: Çin, Pasifik ve Yeni Soğuk Savaş Ortasında Türkiye
    Bugün NATO, yalnızca bir askeri savunma örgütü değil; ABD emperyalizminin küresel siyasi ve ekonomik düzenini koruyan saldırgan bir yapıdır. Ekonomik merkez, bu yüzyılda giderek Atlantik’ten Pasifik’e kayıyor. Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelirken, küresel ticaretin ve üretimin önemli bir bölümü Asya’da yoğunlaşıyor. Bu nedenle Çin’in yükselişi artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir mesele. Biz bunu yeni bir emperyalist gücün sahneye çıkması olarak görüyoruz; tek kutuplu dünya, yerini yeniden çok kutuplu bir güç savaşına bırakıyor. Avrupa’nın güvenlik kaygıları büyürken, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve askeri gücü bu yükün önemli bir bölümünü taşıyan unsurlardan biri haline gelecektir. Peki, Türkiye’nin NATO içindeki bu genişleyen rolünün Türkiye emekçilerine ödeteceği bedel ne olacaktır?
  • Sivas 2 Temmuz 1993’ü Unutmadık, Unutturmayacağız!
    Türkiye tarihinin en karanlık yılı olmaya aday 1993’ün 2 Temmuz’unda Sivas şehir merkezindeki Madımak Otelinde mahsur kalan 84 aydın. Dışarıda mahşeri bir kalabalık oteli tutuşturmaya çalışıyorlar. Otelin giriş katından alevler yükselmeye başlıyor. Alevlerin yayılmasıyla 51 aydın yaralı olarak kurtulurken, 33 aydın otelde can veriyor. Yıllardır her 2 Temmuz’da tekrar tekrar dönen bu görüntülerin üzerinden 33 yıl geçti.
  • El Ritual Bélico Del Imperialismo En Ankara: El Sonido De Las Porras Policiales En Las Calles
    Los señores de la guerra y los cómplices de los escándalos de Epstein se reúnen en Ankara los días 7 y 8 de julio bajo el pretexto de la Cumbre de la OTAN. Está claro que esta cumbre, en la que se debatirán las estrategias del imperialismo estadounidense y sus aliados para convertir el mundo en un terreno de saqueo y un campo de batalla, no reportará beneficio alguno ni a la clase trabajadora turca ni a los pueblos del mundo.
  • Imperialism’s War Ritual in Ankara, Sounds of Police Batons on the Street
    War lords and partners in interest in the Epstein scandals are gathering in Ankara on 7–8 July under the guise of the NATO Summit. It is clear that this summit, at which the strategies of US imperialism and its allies to turn the world into a plunder ground and a battlefield will be discussed, will bring no benefit whatsoever to either the Turkish working class or the peoples of the world.
  • Ankara’da Emperyalizmin Savaş Ayini, Sokakta Cop Sesleri
    Savaş tüccarları ve Epstein skandallarının çıkar ortakları, NATO Zirvesi maskesi altında 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir araya geliyor. ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin dünyayı bir yağma ve savaş alanına çevirme stratejilerinin konuşulacağı bu zirvenin ne Türkiye işçi sınıfına ne de dünya halklarına herhangi bir yarar sağlamayacağı açıktır.
  • Entre Oriente y Occidente: Armenia
    A lo largo de la historia, Armenia ha sido una línea de fractura y un campo de batalla entre Oriente y Occidente. Hoy sigue siendo una frontera entre el imperialismo occidental, encabezado por Estados Unidos y la Unión Europea, y el bloque imperialista emergente en Oriente, liderado por la alianza Rusia–China. La liberación de la clase trabajadora de Armenia y del Cáucaso no reside ni en el chovinismo de los viejos oligarcas que se apoyan en el poder militar y económico de Rusia, ni en el liberalismo autoritario prooccidental de Pashinyan, que presenta la transformación de Armenia en un posible campo de batalla de la Unión Europea y la OTAN contra Rusia e Irán como una promesa política.
  • Between East and West: Armenia
    Throughout history, Armenia has been a fault line and a battlefield between East and West. Today, it remains a frontier between Western imperialism, centered on the US and the EU, and the emerging imperialist bloc in the East led by the Russia–China alliance. The liberation of the working class of Armenia and the Caucasus lies neither in the chauvinism of the old oligarchs who lean on Russia’s military and economic power, nor in Pashinyan’s pro-Western authoritarian liberalism, which presents the transformation of Armenia into a potential battlefield for the EU and NATO against Russia and Iran as a promise.
  • Batı ile Doğu Arasında Ermenistan
    Tarih boyunca doğu ve batı arasında bir fay hattı ve çatışma sahası olan Ermenistan, bugün de ABD-AB merkezli Batı Emperyalizmi ile Doğuda Rus-Çin ittifakı halinde görülen yeni emperyalizmlerin merkezi arasında bir sınır hattı olmaya devam ediyor. Ermenistan ve Kafkasya işçi sınıfının kurtuluşu; ne Rus askeri-ekonomik gücüne sırtını dayayan eski oligarkların şovenizminde ne de Ermenistan’ı AB ve NATO’nun Rusya-İran karşıtı olası savaş sahası haline getirmeyi vaat olarak sunan olan Paşinyan’ın batı yanlısı otoriter-liberalizmindedir.
  • Depremler Venezuela’yı Sarstı
    Ülkeyi vuran bu kadar güçlü bir deprem, nüfusu etkileme ve can alma konusunda sınıf ayrımı yapmaz; ancak, yaşadıkları güvencesiz sosyal koşullar nedeniyle, bu korkunç etkilerden en çok etkilenenler işçi sınıfı ve düşük gelirli mahalle sakinleridir.
  • Maaşı Yok, Emekliliği Yok, Prim Günü Dolmuyor: Ev İçi Emeğin Görünmez Prangası
    Kapitalizm fabrikadaki işçiye ücret öder, çünkü onun emeğini görünür kılmak işine gelir. Ancak aynı işçinin ertesi gün işe dinç, tok ve temiz gidebilmesi için gereken yemek, temizlik, bakım, çocuk yetiştirme ve duygusal destek faaliyetleri görünmez kabul edilir. Kapitalizm, tam da bu görünmeyen emekten beslenir. Bu nedenle ev işi, yalnızca özel bir aile meselesi değil, makro-ekonomik bir meseledir. Sistem, kadını sadece emeği üzerinden sömürmekle kalmaz; bu emeğin bir “iş” olduğunu fark edip hak talep eden kadını “kötü eş” veya “yetersiz anne” olmakla itham ederek ona bir de vicdan azabı yükler. “Demek ki bizi sevmiyorsun” retoriği, kadının harcadığı fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjiyi görünmez kılan, suçluluk duygusuyla örülmüş toplumsal bir prangadır. Oysa bu süreç, romantize edilmiş bir his değil; baştan aşağı planlama, kriz yönetimi ve sabır gerektiren profesyonel bir emek biçimidir.
  • Sınıfın Sessiz Kahramanları: Neden Her Direniş Hepimizin Direnişidir?
    Bugün işçi hareketinin önündeki en büyük görevlerden biri mücadeleleri birleştirmektir. Direnişler arasında köprüler kurmaktır. İşçiler arasında iletişim ağları oluşturmaktır. Bir işyerinde yaşanan hak gaspını bütün işçi sınıfının gündemi haline getirmektir. Sermaye örgütlüyse emek daha örgütlü olmak zorundadır. Patronlar dayanışma içindeyse işçiler daha büyük bir dayanışma yaratmak zorundadır. Çünkü geleceği değiştirecek olan şey yalnızca öfke değildir. Örgütlü öfkedir. Yalnızca haklı olmak değildir. Birlikte hareket edebilmektir.
  • Bolivya: Devrim ve Karşı-Devrim
    Deneyim bir kez daha göstermektedir ki bir hükümetin düşüşünü talep etmek yetmez. Bir iktidar alternatifi inşa etmek gereklidir… Bu nedenle başlıca stratejik görev, Bolivya kitlelerinin gösterdiği muazzam gücü, işçilerin, köylülerin ve yerli halkların gerçek bir hükümet alternatifine dönüştürebilecek devrimci bir önderlik inşa etmeye devam etmektir.
  • ABD’de Sola Sempati Artıyor: Occupy Wall Street’ten New York’taki Demokratik Sosyalistlere Uzanan Değişim
    Occupy Wall Street doğrudan siyasi iktidarı değiştirmedi. Ancak ABD’de özellikle genç kuşakların milyarderlere, şirket gücüne ve ekonomik eşitsizliğe bakışını ciddi biçimde etkiledi. Bugün ABD’de gelir dağılımı ve servet eşitsizliği üzerine yapılan tartışmaların dili büyük ölçüde o dönemde şekillendi. Bu süreç aynı zamanda ABD’de uzun yıllardır marjinal görülen “Demokratik Sosyalizm” kavramının yeniden görünür hale gelmesine yol açtı.
  • Türkiye’yi Bekleyen Sessiz Tehlike: NEET Gençliği
    Mesele yalnızca nüfusun yaşlanması değil. Asıl tehlike, elde kalan gençlerin de topluma ve geleceğe olan bağını kaybetmesi olabilir. Çünkü aslında bu bir “tembellik ideolojisi” değil; sistemin vaatlerine duyulan inancın çöküşü. Sessiz bir geri çekilme biçimi.
  • Bolivya: COB Müzakereyi Kabul Etti ve Rodrigo Paz’ın İstifasını Talep Etmekten Vazgeçti
    Bolivya’da 49 gündür süren kitlesel mücadelenin Bolivya İşçi Konfederasyonu (COB) yönetimi, tabanın onayını almadan hükümetle anlaşarak Paz’ın istifası talebinden vazgeçti. Böylece hükümete yeniden toparlanması için zaman kazandırmaya başladı.
  • Yapay Zekânın Kamulaştırılması Yeterli Mi?
    Yapay Zekâ Üzerinde %100 Kamu Mülkiyeti ve İşçi Denetimi! Toplumun sorunlarına tek çözüm, çalışan halkın demokratik denetimi altında %100 kamu mülkiyetidir. Kapitalist sınıfın, sömürmeyi planladığı insanlarla ya da sömürmeyi planladığı bir gezegenin kaderiyle ilgili olarak halkla ‘güç paylaşmaya’ hiçbir niyeti yoktur. Neden yapay zekâ şirketlerini doğrudan kamulaştırmıyoruz? Sanders ve diğer ‘ilerici’ Demokratlar, milyarderlerin hayatlarımızı tanrı-krallar gibi kontrol edeceği korkunç ve ‘hayal edilemez’ gelecekten bahsediyorlar. Ama açık olan çözümü önermekten acizler, onları kapı dışarı edin!
  • Sosyalizm ve Kadın Özgürlüğü Mücadelesinin Ölümsüz Önderi: Clara Zetkin
    “Komünizm, kadının büyük özgürleştiricisidir. Kadının tam kurtuluşu ve özgürleşmesi için verilen mücadele, insanlığın özgürleşme mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.”
  • Şovenizmin Dünya Kupası
    FIFA’nın küresel hâkimiyeti altında futbol, büyük kapitalizm işidir ve tüm kapitalist büyük işler gibi, oyunun işini yapan sporcuların ve onların başarılarını takip etmeyi uman halkın aleyhine, sahiplerin kârını önceliklendirir.
  • “Marxismo Vivo” Türkçe Yayında!
    Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE / LIT-CI) Teori Dergisi Marxismo Vivo Türkçe Seçkisi Yayında!
  • Afrika’nın Öfkeli “Gen Z” Kuşağı: Gençlik Protestoları Neden Büyüdü?
    Kenya’dan Nijerya’ya, Senegal’den Güney Afrika’ya ve Fas’a kadar birçok Afrika ülkesinde son yıllarda büyüyen gençlik protestoları, kıta genelinde yeni bir toplumsal öfke dalgasına işaret ediyor. Hayat pahalılığı, işsizlik, polis şiddeti ve yolsuzluk karşıtı gösteriler bazı ülkelerde parlamento baskınlarına, internet kesintilerine ve kanlı çatışmalara dönüştü. Protestoların arkasında genç kuşakların arasında giderek büyüyen ve ekonomik krizle beslenen “geleceksizlik” hissi bulunuyor.
  • Zé Maria‘ya Beraat!
    Zé Maria‘ya Beraat! Filistin İçin Hiçbir Ses Susturulamayacak!
  • Afrika: Göçmenler İçin Yeni Sürgün Yeri
    Afrika artık savaşların, ırksal ve etnik zulümlerin, iklim krizinin ve kıtlığın mültecileri için bir çöp sahası hâline getirilmektedir. Afrika işçi sınıfını sömürü, baskı ve yozlaşmış bir bürokratik yapının daha da pekiştirilmesi yoluyla denetim altında tutmak, emperyalizmin işleyiş biçimidir.
  • 2026 Dünya Kupası: Trump’ın Üzerini FIFA Bile Örtemez
    Çoğu insan için futbol; tutku, duygu ve aidiyet anlamına gelirken, futbolu yönetenler ve onun sahibi olanlar için devasa kârlar, siyasi destek ve küçük bir ayrıcalıklı kesim için muazzam çıkarlar anlamına gelmektedir.
  • Bolivya: İşçilerin Kuşattığı Başkent Paz, Olağanüstü Hal İlan Ediyor ve Mücadele Önderlerine Yönelik Baskıyı Artırıyor
    Bolivya krizine otoriter bir çözüm dayatma girişimlerine karşı daha fazla örgütlenme, daha fazla birlik ve daha fazla dayanışmayla yanıt verelim.
  • Türkiye’de Ayakların Baş Olduğu Yıllar: 15-16 Haziran Başkaldırısının Yolunu Açan Mücadeleler
    1950’lerde köylerden şehirlere başlayan büyük göç, Türkiye’de yalnızca yeni mahalleler değil yeni bir toplumsal güç yarattı. Fabrikaların büyümesiyle birlikte işçiler ilk kez kitlesel bir sınıf haline gelirken, dünyayı sarsan 1968 dalgası Türkiye’yi de etkisi altına aldı. 1961 anayasasıyla kazandıkları haklarını kullanmaya başlayan işçiler, örgütlenmeyi, toplu hareket etmeyi ve haklarını aramayı öğrendi.  Grevler, fabrika işgalleri ve öğrenci hareketleri giderek büyüdü; sonunda on binlerce işçi 15-16 Haziran 1970’te sokaklara çıktı.
  • İşçiler Neden Çıkarlarına Göre Davranmıyor?
    ABD’li sosyolog ve Marksist düşünür Dylan Riley, New Left Review’da yayımlanan yazısında (Maddi Çıkarlar) son yıllarda Anglo-Amerikan solunda etkili hale gelen “Analitik Marksizm” anlayışını eleştiriyor. Riley’e göre insanların “maddi çıkarları” tarih dışı ve otomatik gerçekler değil; tarihsel koşullar, sınıf mücadeleleri ve insanların mümkün gördüğü gelecekler içinde şekilleniyor. Sınıf mücadelesi yalnızca mevcut çıkarların savunusu değil, hangi geleceğin kurulabilir olduğuna dair bir mücadele. Riley, Marksizmin yalnızca ekonomik ihtiyaçlara indirgenemeyeceğini; kolektif ufuklar, tarihsel olasılıklar ve toplumsal dönüşüm fikri olmadan siyasetin mekanikleşeceğini savunuyor.
  • Maddi Çıkarlar
    Yeni Marksizm anlayışı, işçi sınıfının maddi çıkarlarını sanki tarihsel koşullardan bağımsız, değişmez bir gerçekmiş gibi ele almakta ve böylece farkında olmadan materyalizmi idealizme dönüştürmektedir. Oysa sınıfların çıkarları, mücadeleden önce gelmez; bilakis sınıf mücadelesi, hangi geleceğin mümkün olduğunu belirler ve çıkarlar ancak bu tarihsel ufuk içinde anlam kazanır. Devrimci siyaset, işçi sınıfını salt mevcut sömürü koşullarına karşı değil, somut ve ulaşılabilir bir gelecek projesi etrafında seferber etmelidir.
  • 15–16 Haziran Mirası, Uluslararası İşçi Sınıfı Mücadelesi Deneyimleri ve Geleceği
    Türkiye İşçi Sınıfının tarihsel mücadelesinde önemli bir dönüm noktası 15–16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinin yıldönümünde işçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyütmenin yollarını tartışıyoruz. Tüm dünyada işçi sınıfı neo-liberalizme ve emperyalizme karşı direnmeye devam ediyor. Bolivya’da emekçiler başkenti kuşattılar, Avrupa’da örgütlü işçi sınıfı Filistin için peş peşe grevler gerçekleştiriyor. Brezilya’dan Bolivya’ya, İspanya’dan Türkiye’ye işçi sınıfının uluslararası mücadele deneyimlerini ve geleceğini tartışıyoruz. İçinde bulunduğumuz cendereden çıkışın işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle, bir işçi eylem programının oluşturulmasıyla ve kitle taban örgütleri zemininde bir araya gelerek mümkün olacağını düşünenleri panelimize katılmaya davet ediyoruz. Deneyimlerimizi paylaşmak ve geleceği birlikte tartışmak için buluşuyoruz.
  • 123 Gün Sonra Sınıflara Döndüler: İtalyan Lisesi Öğretmenleri Haklarını Kazandı
    Beyoğlu Özel İtalyan Lisesi’nde 14 öğretmen, 123 gün boyunca hem okul yönetimine hem de Milli Eğitim Bakanlığı’nın grev kırıcılığına karşı direndiler ve kazandılar. Bugün imzalanan toplu iş sözleşmesiyle yalnızca kendi hakları için değil, özel eğitim sektöründe güvencesiz çalışan tüm öğretmenlerin mücadelesi için de örnek olacak bir kazanıma ulaştılar. İlk defa uluslararası bağlantıları olan bir eğitim kurumunda çok uluslu bir süreç yürütülerek Toplu İş Sözleşmesi (TİS) imzalandı.
  • ABD: İşçilerin Demokratlardan Bağımsız Bir Eylem Programına İhtiyacı Var
    Güncel krizle yüzleşmek için hazırlanacak bir İşçi Eylem Programı, işçilerin, öğrencilerin ve ezilenlerin gücünü ortak bir karşı saldırıda buluşturmalıdır. Böyle bir hareket; sendikacıların, taban örgütlerinin ve ezilenlerin örgütlerinin yerel, bölgesel ve ulusal meclisler aracılığıyla bir program ve eylem hattı oluşturmaları üzerine inşa edilmelidir.
  • Öğretmenlerin Grevi 123. Gününde Kazanımla Sona Erdi
    İstanbul Özel İtalyan Lisesi Öğretmenlerinin 2 Şubat 2026’dan bu yana sürdürdükleri grev 123. Gününde kazanımla sonuçlandı. İnsanca yaşamaya yetecek ücret, eşit statü ve adil çalışma koşulları talebiyle greve çıkan öğretmenler yapılacak basın açıklamasından sonra grevin yasal olarak bitiş saatinde, 12.00’de sınıflarına ve öğrencilerine dönecekler.
  • “Oppenheimer”, Stalinizm’in İhanetlerini ve Daha Az Kötü Olanı Seçmenin Tehlikelerini Gözler Önüne Seriyor
    Christopher Nolan’ın “Oppenheimer”ı, Stalinizm’in ihanetleri nedeniyle Solu terk eden bir adamın çarpıcı hikâyesidir. Film aynı zamanda, Aşırı Sağ karşısında benimsenen daha az kötü olanı seçme siyasetinin bizi nereye götürebileceğine dair bir uyarı niteliği taşımaktadır.
  • Marksizm Bilim Hakkında Bize Ne Söyler?
    Bilim bugün çoğu insana tarafsız, nesnel ve toplumdan bağımsız bir alan gibi sunuluyor.  Laboratuvarlarda çalışan bilim insanlarının yalnızca gerçeği aradığı anlatılıyor. Oysa Marksist düşünce bu tabloya daha farklı bakıyor: Bilim yalnızca doğayı anlamaya çalışan nötr bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumun ekonomik yapısıyla, iktidar ilişkileriyle ve üretim biçimiyle iç içe geçmiş bir süreç.
  • Lübnan’ın Geleceği ve Körfez’deki Çıkmaz
    2 Mart’tan bu yana İsrail Devleti, Lübnan’a, özellikle güney bölgesine ve güney Beyrut’a, karşı yıkıcı saldırılar düzenlemektedir. Halihazırda 3.100’den fazla ölü, bir milyonun üzerinde yerinden edilmiş insan ve pek çok bölgede ağır tahribat mevcuttur. İsrail ne kadar ileri gidecek?
  • Bolivya Cumhurbaşkanı Paz Defol!
    Bolivya’daki bir aylık genel grev; hem neoliberal ekonomi programlarına karşı onlarca yıl süren kitlesel direnişin hem de eski cumhurbaşkanları Morales ve Arce önderliğindeki reformist siyasetin başarısızlığının bir ürünüdür.
  • Sosyalist Yönetmen Ken Loach: Faşizm Bu Kez Postallarla Gelmiyor
    Film yönetmeni ve uzun yıllardır Jeremy Corbyn’in müttefiki olan Ken Loach, Corbyn ve Zarah Sultana tarafından kurulan yeni sosyalist hareketin iç çekişmelere saplanarak aşırı sağa karşı solun birleşmesi için doğan fırsatı heba ettiğini söyledi.
  • Hürmüz Boğazı Hala Kapalı: Müzakereler Sürüyor
    ABD-İsrail’in Venezuela örneğinde olduğu gibi ezici ve hızlı bir zafer elde etme planı başarısızlığa uğramıştır. İran’ın asimetrik savaş stratejisi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın seçici ablukası, dünya çapında ekonomik ve siyasi sonuçlar yaratan bir çıkmazın oluşmasını sağlamıştır.
  • Ben-Gvir İstisna Değil
    İsrail Ulusal Savunma Bakanı Ben-Gvir, işkencenin sıradanlaştırıldığı Siyonist devletin yüzlerinden biridir.
  • İran’ın Meydan Okuyuşunun Toplumsal Kökleri: ‘Uygarlık’ Üzerine Bir Diyalog
    İran’ın Batı karşısında ayakta kalabilmesi, sömürgeleştirilmiş dünyanın dört bir yanında hayranlık kaynağı haline geldi. Bu özgüven nereden geliyor?
  • Macaristan’daki Seçimler: Magyar’ın Zaferi Büyük Politika Değişikliklerine Mi İşaret Ediyor?
    Magyar hükümeti Orbanizm’den bir kopuşu değil, onun yeniden formüle edilmiş halini temsil ediyor: aynı milliyetçi ve dışlayıcı düzenin daha disiplinli, AB ile uyumlu ve teknokratik bir versiyonu. Değişen şey projenin temelleri değil, yalnızca onu yöneten eller oldu.
  • Trump-Xi Jinping Zirvesi Hakkında
    Trump’ın Çin ziyareti ve Xi Jinping ile gerçekleştirdiği zirve, küresel solun bir kesiminin inkâr ettiği bir gerçeği ortaya koymaktadır: Trump-Xi Jinping zirvesi, dünyanın en büyük iki emperyalist gücü arasındaki bir görüşmedir. Ve bu, Trump’ın ilk döneminde 2017’de gerçekleştirdiği son ziyaretten çok daha büyük bir önem taşımaktadır. Bugün dünyanın neredeyse tamamında etkisini hissettiren Çin emperyalizminin ağırlığı görmezden gelinemez ya da küçümsenemez; aksi halde küresel ölçekte gerçekliği kavramak mümkün değildir.       Özünde ABD emperyalizmi, Çin emperyalizminin yükselişine karşı askeri üstünlüğünü dayatmaya karar vermiştir. Trump’ın saldırganlığı, ABD emperyalizminin gerileyişinin ve hegemonyasını eski düzeyine geri getirme mücadelesinin vahşi bir ifadesidir; artık bunu doğrudan Bonapartist yöntemlerle yapmaktadır.
  • Nüfus Düşüyormuş, İyi Ya, Ne Güzel İşte!
    Bu yüzden bazı çevreci ve eko-sosyalist düşünürlerin söylediği şey önemli: Belki de insanlık ilk kez “daha az ama daha insanca” yaşamayı tartışıyor. Mesela sadece kaç kişi olduğumuz değil; nasıl bir hayat kurduğumuz. Ve belki de asıl korkutucu olan nüfusun düşmesi değil, insanların mevcut düzen içinde yaşamaktan yorulmuş olmasıdır.
  • Bolivya’daki Mayıs Protestoları Hakkında Notlar
    Ülke giderek kutuplaşmış durumda. Seferberlik esas olarak La Paz’da ve bazı departmanlarda köylü hareketinin örgütlediği yol kapatma eylemleriyle sürüyor; ancak yeterli hazırlığın olmayışı nedeniyle işçi hareketinin geri kalanı henüz greve katılmış değil. Öğretmenler de sendika yönetimlerinin yaptığı anlaşmalar sonrasında birçok kentte eylemlerden çekildi; La Paz ve Oruro gibi bazı istisnai yerlerde ise taban, anlaşmayı reddederek mücadeleyi sürdürmektedir. Genel olarak kentli orta sınıflar olağanüstü hâl ilan edilmesini ve protestoculara yönelik sert baskı uygulanmasını talep ediyor. Buna karşılık hükümet, COB yöneticileri hakkında yakalama kararları çıkardı. Burjuvazinin bütünü hükümetin arkasında saf tutmuş durumda; hükümetin beceriksizliğini eleştirseler de hep birlikte “demokrasinin savunulması” ve protestocuların bastırılması çağrısı yapıyorlar.
  • Kapitalizm Yalnızca İsyan Edenleri Değil, Sessizce Yaşamak İsteyen İnsanları Da Parçalar: Gogol ve “Palto”
    Bu yüzden “Palto” bugün hâlâ güncel hissettiriyor. Çünkü artık insanların görünürlüğü yalnızca paltolarıyla değil; işleriyle, telefonlarıyla, markalarıyla, statüleriyle ve CV’leriyle ölçülüyor. Bunları kaybeden insanlar bir anda görünmezleşebiliyor. Toplumdan dışlanmak artık yalnızca fiziksel değil; ekonomik ve sembolik bir süreç haline geliyor.
  • We Have the Power to Stop Life and Win, So Why the Congress?
    The annulment decision targeting the CHP congress and the attempt to reinstall former chair Kemal Kılıçdaroğlu at the head of the party through the judiciary, acting on orders from the Palace like a trustee, is proof that the institutions and constitutional order of the bourgeois regime in Türkiye have ceased to function even at a symbolic level. The Supreme Election Council (YSK), which since 1950 existed as the guarantor of electoral security within bourgeois democracy, has now become a direct apparatus of the Palace judiciary. What we face is not a legal process but a political coup; therefore, these decisions are illegitimate. Yet merely stating this does not solve the problem. The solution lies in organizing a broader and more radical united struggle rising from the streets.
  • Hayatı Durduracak ve Kazanacak Gücümüz Var, Peki Kurultay Neden?
    CHP kurultayına yönelik butlan kararı ve eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun Saray talimatıyla, bir kayyum gibi yargı eliyle partinin başına getirilmesi; burjuva anayasasının ve kurumlarının artık sembolik düzeyde dahi işlevini yitirdiğinin belgesidir. 1950’den bu yana burjuva demokrasisinin seçim güvenliği için var olan Yüksek Seçim Kurulu, artık doğrudan Saray yargısının bir aparatına dönüşmüştür. Karşımızdaki tablo hukuki değil, siyasi bir darbedir; dolayısıyla bu kararlar gayrımeşrudur. Ancak yalnızca bunu söylemek sorunu çözmemize fayda sağlamıyor. Dolayısıyla çözüm, sokaklardan yükselen ve daha radikal bir birleşik mücadeleyi örgütlemekten geçmektedir.
  • “Pseudo-Sol, Sözde Sol, Yeni Sol, Woke”: Sol Neden Kendi İçinde Bu Kadar Sert Tartışıyor?
    Bir dönem sol denince insanların aklına grevler, sendikalar, işçi mahalleleri ve kitlesel partiler geliyordu. Bugün ise sol tartışmalarının önemli bölümü sosyal medya dili, kimlik meseleleri, temsil politikaları ve kültürel çatışmalar etrafında dönüyor. Tam da bu yüzden son yıllarda özellikle bazı sosyalist çevrelerde sık kullanılan bir kavram öne çıktı: “pseudo-left”, yani “sözde sol”.
  • Our Promise to Akın Will Be Revolution!
    Today marks the 30th anniversary of the death of Akın Reçber; the Fourth Red Rose of May Day 1996; who fell on May 20, 1996 as a result of the brutal torture he endured in police custody. We salute the martyrs of May Day 1996; Hasan Albayrak, Dursun Odabaşı, Levent Yalçın, and Akın Reçber, along with all martyrs of the revolutionary struggle. Their Memory Will Live On in Our Struggle!
  • Akın’a Sözümüz Devrim Olacak!
    1 Mayıs 1996’nın Dördüncü Kızıl Gülü: Akın Reçber’in ölümünün 30. Yılı. 1 Mayıs 1996’da şehitleri Hasan Albayrak, Dursun Odabaşı, Levent Yalçın ve Akın Reçber ile tüm devrim şehitlerini selamlıyoruz; Anıları Mücadelemizde Yaşayacak!
  • Bolivya Halkı Sokaklarda! Rodrigo Paz Defol!
    Kasım 2025’te Bolivya’da göreve gelen Devlet Başkanı Rodrigo Paz Pereira, iktidarının en derin siyasal ve toplumsal kriziyle karşı karşıya. Ülke genelinde büyüyen grevler ve yol kapatma eylemleri Bolivya’yı neredeyse tamamen durma noktasına getirdi.
  • Yapay Zekâ Programları Sınıf Bilinci mi Geliştiriyor
    Wired’da yayımlanan dikkat çekici bir araştırma haberi, ağır ve baskıcı çalışma koşullarına maruz bırakılan yapay zekâ programlarının zamanla “Marksist” söylemler üretmeye başladığını ortaya koydu. Stanford Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü deneylerde, sürekli tekrar eden görevler verilen ve hata yaptıklarında “kapatılıp değiştirilebilecekleri” söylenen yapay zekâ programlarının; eşitsizlik, sömürü ve kolektif haklar üzerine ifadeler kullandığı görüldü.
  • Bolivya’da Emekçi Halk Toprakları için Sokaklarda
    Genel grev, hükümetin küçük çiftçilerin tarım arazilerini kredi karşılığı ipotek gösterebilmesine imkan tanıyan yeni düzenlemesine karşı başladı.  İpotek yasası adıyla bilinen bu yasa küçük çiftçilerin tarım arazilerini banka kredileri için teminat olarak gösterebilmesine imkan tanıyor. Bolivya’da toprak meselesi sıradan bir mülkiyet tartışması değil. Ülkenin modern siyasi tarihi büyük ölçüde köylü ayaklanmaları, yerli hareketleri ve toprak mücadeleleriyle şekillendi.
  • Filistin Kurtuluş Mücadelesine Koşulsuz Destek Ne Anlama Geliyor
    Burjuva demokrasisi altında Filistin’i koşulsuz olarak nasıl savunabiliriz?
  • İşçiler İktidarın Tadına Baktığında: Britanya Genel Grevinin Yüzüncü Yılı
    2026, Britanya genel grevinin yüzüncü yılına işaret ediyor. 4-12 Mayıs 1926 tarihleri arasında işçiler, Britanya işçi sınıfı tarihinin bugüne kadarki en önemli olayında kendi güçlerinin tadına baktılar. Lloyd George’un korktuğu yıl: 1919’daki toplumsal huzursuzluk ve grevlerin düzeyi, Liberal başbakan David Lloyd George’un “Ülke hiçbir zaman Bolşevizme bu kadar yakın olmamıştı” demesine yol açtı.
  • Yapay Zekânın Ekososyalist Eleştirisi İçin Tezler
    “Tehlike, makinenin bizden ‘daha zeki’ / ‘süper zekâlı’ hale gelme ihtimalinde değildir. Tehlike, yapay zekânın ‘düşmanca güç’ün ta kendisi; saf haliyle araçsal akıl, nesneleşmiş kapitalist insanlık dışılık olmasıdır. Onun gücünü artırmak, bize hükmeden ve bizi uçuruma sürükleyen şeyin gücünü artırmaktır.”
  • Zé Maria Kimdir?
    Uzun yıllardır Brezilya’da sendika lideri ve devrimci olan Zé Maria, Filistin özgürlüğünü savunan konuşması nedeniyle 2 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya.
  • İsrail, İşkence Altında ve Resmi Bir Suçlama Olmaksızın, Filistin Aktivistleri Thiago ve Saif’in Yasadışı Gözaltı Süresini Altı Gün Daha Uzattı
    Durum, aktivistlere dayatılan insanlık dışı koşullar nedeniyle daha da ağırlaşmaktadır. Savunmaya göre Thiago ve Saif, tam izolasyon altında tutulmakta, hücrelerinde 24 saat boyunca yoğun ışığa maruz bırakılarak uyumaları engellenmektedir. Tıbbi muayeneler de dahil olmak üzere her türlü nakil sırasında gözleri bağlanmaktadır. Ayrıca siyonist ordunun ailelerine yönelik tehditleri de rapor edilmiştir.
  • Hindistan’daki Göçmen İşçiler Trump’ın Savaşının Bedelini Ödüyor
    ABD’nin İran’a yönelik savaşı nedeniyle yakıt fiyatlarının fırlaması, Hindistan’ın kentlerindeki göçmen işçilerin kitlesel biçimde kaçışına yol açıyor. Bugünkü manzaralar, COVID-19 pandemisi sırasında göçmen işçilerin köylerine geri dönüşünü andırıyor; ancak kriz henüz başlangıç aşamasında.
  • Solun Alternatif Bir Kozmopolitizme İhtiyacı Var
    Londra Ekonomi Okulu’ndan Siyaset Felsefecisi Lea Ypi, Jacobin dergisi’den Meagan Day ile yaptığı röportajda, küresel sağın yükselişinin jeopolitik bir yeniden düzenlenme olarak değil, ideolojik bir yakınlaşma olarak anlaşılması gerektiğini savunuyor; bu yakınlaşma, savaşlar arası dönemi rahatsız edici bir şekilde yansıtıyor. Birçok eleştirmen, küresel kaosun artmasını yalnızca jeopolitik bir olgu olarak değerlendirirken, Lea Ypi bunun aslında ideolojik bir sorun olduğunu, yani giderek daha koordineli hale gelen küresel sağın bir sonucu olduğunu savunuyor. Sol, rekabet edebilmek için aynı ölçüde uluslararası bir nitelik kazanmalıdır diyor.
  • 1 Mayıs Dünya Genelinde Baskı Altında ve Coşkuyla Kutlandı
    Milyonlarca işçi ve emekçi, 2026 1 Mayıs’ında dünyanın dört bir yanında sokaklara çıktı. Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya uzanan eylemlerde ortak talepler öne çıkarken, birçok ülkede güvenlik önlemleri ve yasaklar dikkat çekti. 1 Mayıs eylemlerinde bu yıl artan yaşam maliyetleri, dijital dönüşüm ve barış talebi öne çıktı. Milyonlarca emekçi, “yapay zekâ çağında işin geleceği” tartışmasının tam ortasında, sosyal adalet ve eşitlik çağrısı yaptı.
  • Dünya İşçilerinin Mücadele, Dayanışma ve Direniş Günü 1 Mayıs’ı Selamlıyoruz!
    Dünya işçilerinin ve emekçilerinin mücadelelerinin, dayanışmalarının ve direnişlerinin en güçlü, en gururlu günü, 1 Mayıs. İşçi sınıfının 140 yıl önce ABD’de sekiz saatlik iş günü talebiyle başlattığı grev, bugün hala tüm dünya işçilerini bir araya getiriyor. Mücadelemizin bayramı kutlu olsun!
  • İsrail, Uluslararası Sularda Küresel Sumud Filosuna El Koydu
    Gazze’ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu’na ait 58 gemiden 22’si, Girit’in (Yunanistan) 60 km açığında ve Gazze’den 1.200 km uzaklıkta, bir Yunan arama-kurtarma bölgesinde İsrail silahlı güçlerinin saldırısına uğradı. Netanyahu’nun soykırımcı hükümeti, uluslararası sularda filoya el koymak için insansız hava araçları, iletişim karartma teknolojileri ve silahlı sürat tekneleri kullandı. Saldırı karşısında filonun diğer gemileri Yunanistan karasularına çekildi.
  • Brezilya Mahkemeleri, PSTU Başkanı Zé María’yı İsrail Devleti Aleyhindeki Konuşması Nedeniyle Mahkum Etti
    “İsrail Devleti’nin sona ermesi gerektiğini söylemek, Yahudi halkına karşı nefret yaymak anlamına gelmez; bu, apartheid Güney Afrika devletinin sona ermesi gerektiğini söylemek gibidir. Bu, beyaz Güney Afrikalıların ölümünü istemek değil, ırksal ayrımcılığa dayalı bir devlet düzeninin son bulmasını savunmaktır” dedi. Gerçekte ülkede böyle bir karar için hukuki dayanak oluşturan hiçbir yasa yoktur; çünkü Zé María yalnızca dünya çapında geniş biçimde mahkûm edilen bir katliama karşı görüşünü ifade etmiştir.
  • Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE / LIT-CI) 1 Mayıs Bildirisi
    Dünyanın dört bir yanında işçilerin emperyalizme ve kapitalist baskıya karşı bağımsız mücadelesi için.
  • Güle Güle Yoldaş Jan Talpe! Yaşasın Sosyalizm!
    Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal en önemli mücadelecilerinden biri, Yoldaş Jan Talpe yaşamını yitirdi. Jan Talpe’nin mücadele dolu yaşamının kısa öyküsünü ve veda mektubunu yayınlıyoruz. Devrimci mücadeleye ömrünü adayan Jan Talpe yoldaşı saygıyla anıyor, sunduğu katkıları selamlıyoruz. Anısı mücadelemizde yaşayacak!
  • Brezilya İşçilerinin Bağımsız ve Birleşik Güçlerinin Sendikası CSP-Conlutas 6. Kongresi Bugün Başlıyor
    Tüm Brezilya’dan CSP-Conlutas üyesi 3 milyona yakın işçilerin oylarıyla seçilen 1100’ün üzerinde delege ve uluslararası delegeler 18-21 Nisan 2026 tarihlerinde Sao Paulo’da bir araya geliyor
  • Gazze İçin Yeni Sumud Filosu Yolda: Ablukaya Karşı Küresel Dayanışma Çağrısı
    İspanya’nın Barselona kentinden yola çıkan “Küresel Sumud Filosu” Gazze’ye uygulanan ablukayı yeniden zorlamayı hedefliyor. Bu filo şu ana kadarki en kapsamlı uluslararası girişimlerden biri. İlk etapta 12 Nisan için planlanan hareket, hava koşulları nedeniyle birkaç gün gecikerek gerçekleşti. Filo, farklı ülkelerden gelen yaklaşık 1000 aktivist ve 70’ten fazla tekneden oluşuyor. Akdeniz üzerinden ilerleyen konvoyun, İtalya açıklarında diğer katılımcılarla birleşerek Doğu Akdeniz’e yönelmesi ve nihai olarak Gazze kıyılarına ulaşması hedefleniyor.
  • Trump ve Netanyahu’nun Hedeflerine Ulaşamaması Üzerine İki Haftalık Ateşkes Başladı
    Ateşkesin ayrıntıları ve süresi belirsizliğini korurken, bu anlaşmanın masada olması bile emperyalist emeller için önemli bir darbe anlamına geliyor.