Genel grev, hükümetin küçük çiftçilerin tarım arazilerini kredi karşılığı ipotek gösterebilmesine imkan tanıyan yeni düzenlemesine karşı başladı. İpotek yasası adıyla bilinen bu yasa küçük çiftçilerin tarım arazilerini banka kredileri için teminat olarak gösterebilmesine imkan tanıyor.
Bolivya’da toprak meselesi sıradan bir mülkiyet tartışması değil. Ülkenin modern siyasi tarihi büyük ölçüde köylü ayaklanmaları, yerli hareketleri ve toprak mücadeleleriyle şekillendi.
Gül Bahar / 18 Mayıs 2026
Bolivya son günlerde genel grevle sarsılıyor. Ülkenin farklı bölgelerinde köylü örgütleri ve madenci birlikleri yolları kapatırken, başkent La Paz’da grevcilerl polis arasında sert çatışmalar yaşanıyor. Göstericiler hükümet binalarına yürümeye çalışırken güvenlik güçleri göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullanıyor. Bazı bölgelerde maden işçileri dinamit lokumları patlattıyorlar. Halk, Arjantin hükümetinin askeri desteğini kesmek için havaalanlarını kapatırken yakıt sevkiyatları aksadı, gıda taşımacılığı durdu ve birçok şehirde hayat ciddi biçimde yavaşladı.
Genel grev, hükümetin küçük çiftçilerin tarım arazilerini kredi karşılığı ipotek gösterebilmesine imkan tanıyan yeni düzenlemesine karşı başladı. İpotek yasası adıyla bilinen bu yasa küçük çiftçilerin tarım arazilerini banka kredileri için teminat olarak gösterebilmesine imkan tanıyor. Hükümet bunu “köylünün finansmana erişimini kolaylaştıracak modernleşme reformu” olarak sunuyor. Grevcilere göre bu yasa, ekonomik kriz altında ezilen küçük üreticilerin zamanla bankalara ve büyük şirketlere bağımlı hale gelmesinin önünü açacak. Çünkü geçmişte yaşanan birçok benzer örnek var.
İpotek Yasası: Bugün Kredi, Yarın Haciz
Bolivya’daki öfkenin nedeni yalnızca yeni yasa da değil. Köylülerin korkusu Latin Amerika’nın onlarca yıllık kötü deneyimlerine dayanıyor. 1980’lerden itibaren IMF ve Dünya Bankası destekli neoliberal reformlar sırasında birçok Güney Amerika ülkesinde devlet korumaları kaldırıldı, küçük çiftçiler kredi sistemine bağımlı hale geldi ve büyük tarım şirketleri hızla büyüdü. Özellikle Brezilya, Paraguay ve Kolombiya’da milyonlarca hektar arazi zamanla büyük şirketlerin ve yatırım gruplarının kontrolüne geçti. Borçlarını ödeyemeyen küçük üreticilerin önemli bölümü ise ya toprağını kaybetti ya da kentlere göç etmek zorunda kaldı.
Bolivyalı protestocular bugün yaşananları tam da bu sürecin başlangıcı olarak görüyor. Bu nedenle “ipotek reformu” ülkede yalnızca ekonomik değil, tarihsel bir tehdit olarak algılanıyor.
Bolivya’da toprak meselesi sıradan bir mülkiyet tartışması değil. Ülkenin modern siyasi tarihi büyük ölçüde köylü ayaklanmaları, yerli hareketleri ve toprak mücadeleleriyle şekillendi. 1952 Devrimi sonrası büyük toprak sahiplerinin gücü kırılmış, köylülere geniş çaplı toprak dağıtımı yapılmıştı. Bu yüzden özellikle yerli topluluklar açısından toprak: yalnızca ekonomik gelir değil, tarihsel hak, kimlik, yaşam alanı anlamına geliyor. Bu nedenle “özelleştirme”, “ipotek”, “piyasa reformu” gibi kavramlar Bolivya’da çok hızlı biçimde büyük toplumsal tepkilere dönüşebiliyor.
Sokakta kimler var?
Direniş yalnızca spontane protestolardan oluşmuyor. Protestolarda: köylü sendikaları, madenci birlikleri, işçi konfederasyonları, yerli örgütleri ve sol tabanın önemli bölümü aktif rol oynuyor. Özellikle Bolivya’daki madenci hareketi tarihsel olarak oldukça militan bir güç. Son olaylarda polisle en sert çatışmalara giren grupların başında yine maden işçileri geldi. Merkez sağ hükümet ise mevcut sistemin sürdürülemez olduğunu savunuyor. Yetkililere göre küçük çiftçiler mevcut yapıda kredi alamıyor, üretim düşüyor ve kırsal ekonomi giderek çöküyor. Hükümet reformların tarımsal kalkınmayı hızlandıracağını öne sürüyor.
Ancak ülkedeki ağır ekonomik kriz bu açıklamaların etkisini azaltıyor. Yakıt sıkıntısı, dolar kıtlığı, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın önemli bölümü devlete ve finans sistemine güvenmiyor. Bu nedenle Bolivya’daki bugünkü kriz yalnızca bir yasa tartışması değil; Latin Amerika’nın onlarca yıllık toprak, sınıf ve ekonomik egemenlik mücadelelerinin yeni bir halkası olarak görülüyor.

Bolivya’nın Kısa Siyasi Tarihi: Neden Bu Ülke Sürekli Ayakta?
Bugün Bolivya’da yaşanan köylü direnişini anlamak için ülkenin tarihine bakmak gerekiyor. Çünkü Bolivya, Latin Amerika’nın en örgütlü işçi ve köylü hareketlerinden birine sahip. Ülkede sokak hareketleri yalnızca protesto değil, doğrudan siyasi güç anlamına geliyor.
1952 Devrimi: Madenciler ve Köylüler Sahneye Çıkıyor
Bolivya’nın modern siyasi tarihinde en büyük kırılmalardan biri 1952 Devrimi oldu. 1952 Devrimi’nden önce Bolivya büyük toprak sahipleri, maden patronları ve dar bir elit sınıf tarafından yönetiliyordu. Madenciler, işçiler ve köylüler, uzun yıllar süren ekonomik buhranların ardından, 1952 yılında COB konfederasyonu liderliğinde silahlı ayaklanmalarla ülkenin eski elit düzenini sarstılar. Büyük toprak sahiplerinin gücü kırıldı, kalay madenleri kamulaştırıldı ve geniş çaplı toprak reformları başladı. Yüz binlerce köylü ilk kez toprak sahibi oldu.
Bu devrimden sonra madenciler ve köylüler yalnızca ekonomik sınıflar değil, doğrudan siyasal aktörler haline geldi. Bolivya’da bugün bile sendikaların ve köylü örgütlerinin bu kadar güçlü olmasının nedeni büyük ölçüde bu tarihsel miras. 1960’lardan itibaren Bolivya uzun süre darbeler, askeri yönetimler ve siyasi istikrarsızlıkla sarsıldı. Soğuk Savaş döneminde ABD destekli antikomünist politikalar ülkede büyük baskılar yarattı. İşçi hareketleri ve sol örgütler sık sık hedef alındı.
1967’de devrimci lider Che Guevara Bolivya’da gerilla savaşı yürütmeye çalışırken öldürüldü. Bu olay ülkeyi Latin Amerika’daki devrimci mücadelelerin sembolik merkezlerinden biri haline getirdi.
Neoliberal Dönem: Özelleştirmeler ve IMF Politikaları
1980’lerden sonra Bolivya’da IMF ve Dünya Bankası destekli neoliberal reformlar uygulanmaya başladı. Devlet şirketleri özelleştirildi, sosyal harcamalar azaltıldı ve yabancı şirketlerin ekonomideki etkisi büyüdü. Bu süreç özellikle madenciler ve yoksul köylüler üzerinde ağır sonuçlar yarattı: işsizlik arttı, kırsal yoksulluk derinleşti, küçük üreticiler güç kaybetti. Bolivya halkı ise buna uzun süre sessiz kalmadı.
Cochabamba Su Savaşı (2000)
2000 yılında hükümetin Cochabamba kentindeki su sistemini özelleştirmesi ülke çapında büyük bir patlamaya yol açtı. Su fiyatlarının hızla yükselmesi üzerine işçiler, öğrenciler ve köylüler sokaklara çıktı. Polis şiddetine rağmen protestolar büyüdü ve hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Özelleştirme iptal edildi. “Su Savaşı” Latin Amerika tarihindeki en sembolik anti-neoliberal halk direnişlerinden biri olarak görülüyor. Bugün Bolivya’daki birçok köylü hareketi hâlâ o dönemi referans gösteriyor.
Evo Morales Dönemi: Yerli Hareketlerin Yükselişi
2006’da yerli kökenli sol lider Evo Morales iktidara geldi. Evo Morales’ten önce Bolivya’da uzun süre neoliberal çizgide hükümetler vardı. Özellikle 1980’ler ve 1990’larda IMF destekli özelleştirme politikalarını uygulayan sağ ve merkez partiler ülkeyi yönetti. Morales döneminde: doğal gaz gelirleri devlet kontrolüne alındı, sosyal yardımlar genişletildi, yerli halkların siyasetteki ağırlığı arttı, yoksulluk oranlarında düşüş yaşandı. Morales aynı zamanda Latin Amerika’daki “pembe dalga” olarak adlandırılan sol hükümetler döneminin önemli figürlerinden biri haline geldi.
Ancak zamanla Morales yönetimi de eleştirilmeye başlandı: devlet bürokrasisinin büyümesi, doğal gaz gelirlerine aşırı bağımlılık, ekonomik çeşitlenmenin sağlanamaması, yolsuzluk iddiaları, iktidarın merkezileşmesi gibi sorunlar tartışma yarattı. 2019 yılında Evo Morales tartışmalı seçimler sonrası başlayan büyük protestolar ve ordu baskısı nedeniyle istifa etti. Morales destekçileri bunu “darbe” olarak tanımlarken, muhalefet seçimlerde usulsüzlük yapıldığını savundu. Ülkede Morales yanlıları ile güvenlik güçleri arasında sert çatışmalar yaşandı. 2020 seçimlerinde Morales’in partisi MAS yeniden iktidara geldi ve Luis Arce devlet başkanı oldu. Ancak zamanla ekonomi yeniden kötüleşti; dolar kıtlığı, yakıt krizi ve yüksek enflasyon büyüdü. Ayrıca Morales ile Arce arasında büyük bir siyasi güç mücadelesi başladı ve iktidar bloğu kendi içinde bölündü. Bugünkü protestolar da yalnızca sağ-sol çatışmasının değil, yıllarca ülkeyi yöneten sol-popülist modelin kendi içindeki çözülmesinin ve ekonomik tıkanmasının sonucu olarak görülüyor.
Bugün Bolivya’da yaşanan kriz, bir bakıma iki dönemin arasında sıkışmış bir ülkenin krizi: bir yanda neoliberal reformların geri dönüşü, diğer yanda eski sol-popülist modelin ekonomik sınırları. Bu nedenle sokaktaki öfke yalnızca tek bir yasaya karşı tepki değil. Toprak, özelleştirme, yoksulluk, devlet kontrolü ve ekonomik bağımsızlık gibi onlarca yıllık tartışmalar yeniden patlıyor. Bolivya’da siyaset yalnızca seçim sandığında değil, madenlerde, köylerde ve barikatlarda şekilleniyor.






