Devrimi generallere, parlamenterlere, bürokratlara havale eden anlayışlar, Troçkizmi devrimci bir stratejiden çıkarıp sol bir vitrin süsüne çevirdi. Bizim geleneğimiz ise tam tersine, Troçki’nin mirasını sınıf mücadelesinin gerçek pratiğiyle birleştirmeye çalışan bir hattır. Uluslararası akımımızın kuruluş temelleri bu anlayışa dayanır.
Akımımızın kurucusu Nahuel Moreno için Troçkizm, konferans salonlarında tartışılan bir teori değil; grevlerde, direnişlerde, işgal edilen fabrikalarda sınanan bir pratiktir. Onun “fazla işçici” diye eleştirilen çizgisi, gerçekte işçi sınıfını yeniden siyasal özne haline getirme ısrarıdır. Bu dar anlamda bir sendikalizm değildir. Bu üretim ilişkilerinin merkezinde yer alan sınıfın aynı zamanda siyasal özne olarak inşasının merkezine konulması, işçi sınıfının iktidar hedefiyle örgütlenmesidir.
Marksizm Şimdi! Yayın Kurulu / 17 Şubat 2026
Bugün kapitalizmin krizi sadece ekonomik bir mesele değil. İçinde yaşadığımız dönem, siyasal, toplumsal ve ekolojik boyutları olan tarihsel bir çürüme dönemidir. Savaşlar, giderek artan otoriterleşme, emek süreçlerinin parçalanması, işçi sınıfının kazanılmış haklarının gasp edilmesi… Bunların hepsi bu sistemin artık insanlığa verecek bir şeyi kalmadığını gösteriyor. Bu tabloda işçi sınıfının burjuva partilerinden bağımsız bir devrimci özne olarak yeniden sahneye çıkması bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur. Marksizm Şimdi bu zorunluluğa sadece teorik değil, pratik bir yanıt üretmek için yola çıktı.
Troçki’nin Marksizme katkısı, eski metinleri tekrar etmekten ibaret değildir. O, Marx ve Engels’in analizlerini Ekim Devrimi’nin, dünya savaşlarının ve işçi iktidarı deneyimlerinin içinden geçirerek devrimci bir stratejiye dönüştürdü. “Eşitsiz ve bileşik gelişme” yasasıyla, geri kapitalist ülkelerde burjuva-demokratik görevlerin burjuvazi tarafından çözülemeyeceğini gösterdi. Bu görevler ancak işçi sınıfının önderliğinde ve sosyalist bir perspektifle tamamlanabilirdi. Sürekli devrim teorisi tam olarak bunu anlatır.
Troçki için sosyalizm, tek ülkede kapanacak bir dosya değil, dünya ölçeğinde bir mücadeleydi. Kapitalizm küresel bir sistemse, ona karşı mücadele de enternasyonalist olmak zorundaydı. Dördüncü Enternasyonal bu anlayışın örgütsel ifadesiydi. Nahuel Moreno’nun ifadesiyle, “Troçki onu enternasyonalistlerin neredeyse hiçbir şey olduğu bir dönemde kurdu.” Bu başlı başına bir politik cesaret örneğidir.
Ekim Devrimi’nden sonra Sovyetler Birliği’nde yaşanan bürokratik karşıdevrim, işçi sınıfının iktidarının gasp edilmesi anlamına geliyordu. Stalinist bürokrasi, işçi demokrasisini tasfiye etti ve sosyalizmi içten çürüttü. Troçkizm bu yüzden sadece “iktidar nasıl alınır” sorusu değil; “iktidar kimin elinde ve nasıl kullanılacak” sorusudur. İşçilerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemediği bir yerde sosyalizmden söz edilemez.
Bugün Troçkizm adına konuşan birçok akım var. Ama gerçek şu: Troçki’den sonra bu gelenek büyük ölçüde parçalandı. Bunun nedeni sadece kişiler değil. Asıl sorun, örgütlerin sınıf zeminini kaybetmesi ve kitlelerden kopmasıdır. Kimi akımlar işçi sınıfının bağımsızlığını savunmak yerine, onu sürekli başka “ilerici” güçlerin arkasına taktı.
Devrimi generallere, parlamenterlere, bürokratlara havale eden anlayışlar, Troçkizmi devrimci bir stratejiden çıkarıp sol bir vitrin süsüne çevirdi. Bizim geleneğimiz ise tam tersine, Troçki’nin mirasını sınıf mücadelesinin gerçek pratiğiyle birleştirmeye çalışan bir hattır. Uluslararası akımımızın kuruluş temelleri bu anlayışa dayanır.
Akımızın kurucusu Nahuel Moreno için Troçkizm, konferans salonlarında tartışılan bir teori değil; grevlerde, direnişlerde, işgal edilen fabrikalarda sınanan bir pratiktir. Onun “fazla işçici” diye eleştirilen çizgisi, gerçekte işçi sınıfını yeniden siyasal özne haline getirme ısrarıdır. Bu dar anlamda bir sendikalizm değildir. Bu üretim ilişkilerinin merkezinde yer alan sınıfın aynı zamanda siyasal özne olarak inşasının merkezine konulması, işçi sınıfının iktidar hedefiyle örgütlenmesidir. Bugün akımımızın Brezilya partisinin (PSTU-Brezilya) genel başkanının bir metal işçisi olması, bu güvenin pratiğe dönüştüğü örneklerden biridir.
Akımımızı ayırt eden diğer bir temel özellik ise, reformizm ve parlamentarizm eleştirisidir. Sosyalizm, seçimlerle ya da düzen içi uzlaşmalarla değil; işçi sınıfının kendi demokratik iktidar organlarını yarattığı devrimci bir süreçle mümkündür. Bu anlamda akımımız, işçi sınıfını siyasal özne olarak merkeze alan bir kopuşu temsil eder. Moreno’nun “21. yüzyıl Bolşevizmi” dediği şey tam olarak budur. Bu bağlamda Pablo, Lambert, Mandel ve Cliff çizgileriyle kopuşu kişisel değil, siyasal bir kopuştur. Bir tarafta işçi sınıfının kendi iktidar organlarını yaratmasını savunan bir hat vardır. Diğer tarafta ise iktidarı sürekli başka özneler üzerinden tarif eden çizgiler.
Bugün bu geleneği Türkiye’de savunmak, işçi sınıfı merkezli bir enternasyonalizmi bugünün sınıf mücadelesinde yeniden üretmektir. Marksizm Şimdi, işçi sınıfının öz-örgütlerinden, fabrikalardan, sendikalardan, emekçi mahallelerinden, kitlesel seferberliklerden yükselen bir işçi partisini savunmaktadır. Bu, akademik solculukla, düzen içi muhalefetle ve küçük-burjuva konforuyla bilinçli bir kopuştur. Sosyalizmin inşasının işçi sınıfının kalbinde bilincinde yeniden yaşam bulmasıdır.






