Tarih

  • Ahmet Doğançayır ve “Troçkistler”in Anısına
    Ahmet Doğançayır’ın ve 12 Eylül’ün o zorlu döneminden yüz akıyla çıkıp devrimci çizgisini ömrünün sonuna kadar koruyan Troçkistlerin hak ettiği değerin teslim edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hangi gelenekten gelirse gelsin, genç kuşak Devrimci Marksistlerin bu yiğit militanları hatırlaması gerekir. Bu hatırlatma, aynı zamanda Türkiye’de Troçkizmin adeta unutturulmuş erken dönem tarihine de bir selam duruşudur. Stalinizmin baskısı, silahlı faşistlerin terörü ve devletin zulmü altında militanca direnen tüm Troçkistler adına bu satırları kaleme almak tarihsel bir görevdir.
  • 90. Yılında İspanyol Devrimi: Tarihin Kızıl İpliğini Takip Etmek
    İspanyol Devleti’nin devrimi bize gösteriyor ki bir devrim, devletin basitçe reddedilmesine yer bırakmaz; tersine, proletarya tarafından fethedilmesini gerektirir, çünkü devlet sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkinin ürünü ve tezahürüdür. Devlet, bir sınıfın diğeri üzerindeki egemenlik organıdır ve bu nedenle, sınıf farklılıklarını kesin olarak ortadan kaldırabilmek için proletarya tarafından fethedilmesini gerektirir; bu başarıldığında ise artık gerekli olmadığı için ortadan kalkacaktır. İktidarın fethinden vazgeçmek, onu gönüllü olarak zaten elinde tutanlara, sömürücülere, bırakmaktır. Devrimci parti olmadan zafer yoktur. 1936’da başlayan sürecin çıkardığımız en açık sonuçlarından biri, kazanımlarının ellerinden alındığını ve ezildiğini gören kitleler için bir alternatif olarak yükselecek, açıkça sosyalist bir programa ve sınıf bağımsızlığına sahip devrimci bir partinin eksikliğidir. Partinin, kitlelerin kendiliğindenliğinde bulunmayan bir teorisi ve programı vardır. 1936 İspanyol Devrimi’nin bize bıraktığı en önemli derslerden biri, işçi sınıfının yalnızca kendisine güvenebileceği ve dünyanın her yerindeki sınıf kardeşlerinin gücünden başka hiçbir dış aktöre güvenemeyeceğidir.
  • NATO İşçi Sınıfının ve Halkların Düşmanıdır
    NATO emperyalist-kapitalist düzeni işçi sınıfının devrimci mücadelesine karşı korumak için oluşturulmuş uluslararası bir karşı-devrim aygıtıdır. Dünya çapında işçi sınıfının örgütlenmesini, sosyalist hareketleri ve ulusal kurtuluş mücadelelerini ezmek için burjuvazinin kurduğu bir askeri-siyasi aygıttır. Sovyetler Birliği’nin 1991’de çözülmesinden sonra ‘tehdit’ ortadan kalktığı halde NATO’nun dağılmaması, hatta sürekli genişlemesi, örgütün gerçek işlevinin ‘komünizme karşı savunma’ değil, kapitalist düzenin ve emperyalist hegemonyanın küresel ölçekte korunması olduğunu göstermektedir. Sosyalistler için NATO’ya karşı mücadele, sadece bir dış politika meselesi değil; doğrudan sınıf mücadelesinin bir cephesidir. NATO’dan çıkış talebi, aynı zamanda kendi ülkemizdeki egemen sınıfların emperyalizmle kurduğu organik bağı teşhir etmek ve işçi sınıfının bağımsız, enternasyonalist bir siyasi hattını inşa etmek anlamına gelir.
  • Sivas 2 Temmuz 1993’ü Unutmadık, Unutturmayacağız!
    Türkiye tarihinin en karanlık yılı olmaya aday 1993’ün 2 Temmuz’unda Sivas şehir merkezindeki Madımak Otelinde mahsur kalan 84 aydın. Dışarıda mahşeri bir kalabalık oteli tutuşturmaya çalışıyorlar. Otelin giriş katından alevler yükselmeye başlıyor. Alevlerin yayılmasıyla 51 aydın yaralı olarak kurtulurken, 33 aydın otelde can veriyor. Yıllardır her 2 Temmuz’da tekrar tekrar dönen bu görüntülerin üzerinden 33 yıl geçti.
  • Sosyalizm ve Kadın Özgürlüğü Mücadelesinin Ölümsüz Önderi: Clara Zetkin
    “Komünizm, kadının büyük özgürleştiricisidir. Kadının tam kurtuluşu ve özgürleşmesi için verilen mücadele, insanlığın özgürleşme mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.”
  • Türkiye’de Ayakların Baş Olduğu Yıllar: 15-16 Haziran Başkaldırısının Yolunu Açan Mücadeleler
    1950’lerde köylerden şehirlere başlayan büyük göç, Türkiye’de yalnızca yeni mahalleler değil yeni bir toplumsal güç yarattı. Fabrikaların büyümesiyle birlikte işçiler ilk kez kitlesel bir sınıf haline gelirken, dünyayı sarsan 1968 dalgası Türkiye’yi de etkisi altına aldı. 1961 anayasasıyla kazandıkları haklarını kullanmaya başlayan işçiler, örgütlenmeyi, toplu hareket etmeyi ve haklarını aramayı öğrendi.  Grevler, fabrika işgalleri ve öğrenci hareketleri giderek büyüdü; sonunda on binlerce işçi 15-16 Haziran 1970’te sokaklara çıktı.
  • 15–16 Haziran Mirası, Uluslararası İşçi Sınıfı Mücadelesi Deneyimleri ve Geleceği
    Türkiye İşçi Sınıfının tarihsel mücadelesinde önemli bir dönüm noktası 15–16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinin yıldönümünde işçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyütmenin yollarını tartışıyoruz. Tüm dünyada işçi sınıfı neo-liberalizme ve emperyalizme karşı direnmeye devam ediyor. Bolivya’da emekçiler başkenti kuşattılar, Avrupa’da örgütlü işçi sınıfı Filistin için peş peşe grevler gerçekleştiriyor. Brezilya’dan Bolivya’ya, İspanya’dan Türkiye’ye işçi sınıfının uluslararası mücadele deneyimlerini ve geleceğini tartışıyoruz. İçinde bulunduğumuz cendereden çıkışın işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle, bir işçi eylem programının oluşturulmasıyla ve kitle taban örgütleri zemininde bir araya gelerek mümkün olacağını düşünenleri panelimize katılmaya davet ediyoruz. Deneyimlerimizi paylaşmak ve geleceği birlikte tartışmak için buluşuyoruz.
  • Akın’a Sözümüz Devrim Olacak!
    1 Mayıs 1996’nın Dördüncü Kızıl Gülü: Akın Reçber’in ölümünün 30. Yılı. 1 Mayıs 1996’da şehitleri Hasan Albayrak, Dursun Odabaşı, Levent Yalçın ve Akın Reçber ile tüm devrim şehitlerini selamlıyoruz; Anıları Mücadelemizde Yaşayacak!
  • İşçiler İktidarın Tadına Baktığında: Britanya Genel Grevinin Yüzüncü Yılı
    2026, Britanya genel grevinin yüzüncü yılına işaret ediyor. 4-12 Mayıs 1926 tarihleri arasında işçiler, Britanya işçi sınıfı tarihinin bugüne kadarki en önemli olayında kendi güçlerinin tadına baktılar. Lloyd George’un korktuğu yıl: 1919’daki toplumsal huzursuzluk ve grevlerin düzeyi, Liberal başbakan David Lloyd George’un “Ülke hiçbir zaman Bolşevizme bu kadar yakın olmamıştı” demesine yol açtı.
  • Güle Güle Yoldaş Jan Talpe! Yaşasın Sosyalizm!
    Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal en önemli mücadelecilerinden biri, Yoldaş Jan Talpe yaşamını yitirdi. Jan Talpe’nin mücadele dolu yaşamının kısa öyküsünü ve veda mektubunu yayınlıyoruz. Devrimci mücadeleye ömrünü adayan Jan Talpe yoldaşı saygıyla anıyor, sunduğu katkıları selamlıyoruz. Anısı mücadelemizde yaşayacak!
  • Yakov Sverdlov’un Ölümünün 107. Yılı: Bolşevik Partinin Büyük Örgütçüsü
    Bugün devrimci militanlar için Sverdlov’un mirası büyük önem taşır. Onun yaşamı, devrimci bir partinin nasıl inşa edileceğinin somut örneğidir. Legalite ile yeraltı çalışması, örgütlenme ile siyaset, teori ile pratik arasındaki bağın canlı bir ifadesidir. Onun iyimserliği, kararlılığı ve örgütleyici yeteneği, kapitalist barbarlıkla mücadele eden bugünün devrimcileri için hâlâ yol göstericidir.
  • 8 Mart 1917: Şubat Devrimi’nin Kıvılcımı
    Dolayısıyla gerçek şu ki Şubat Devrimi aşağıdan başladı; hatta kendi devrimci örgütlerinin direncini aşarak başladı. Girişim, proletaryanın en ezilen ve en horlanan kesimi olan tekstil işçisi kadınlar tarafından, kuşkusuz aralarında birçok asker eşinin de bulunduğu kadınlar tarafından alındı. Kadınların ezilmişliği sorunu sosyalizm mücadelesinden ayrılamaz ve kadınlar kendi kurtuluşlarının koşullarını yaratmak için proletaryanın komünist öncüsüyle koordinasyon içinde örgütleyici ve öncü bir rol oynamalıdır.
  • Asla Unutulmayacaklar!
    Nazizme savaşta toprağa düşen yoldaşlarımızın unutturulmak istenen isimleri ve yüzleri yeniden ortaya çıktı. Ölüme dimdik yürüyen komünistlerden sekiz Troçkist önderi saygıyla anıyoruz.
  • Nahuel Moreno’nun Yaşamı ve Mücadelesi: Bir Kronoloji
    Hugo Miguel Bressano Capacete, politik olarak Nahuel Moreno adıyla tanınır. 24 Nisan 1924’te Arjantin’in Buenos Aires eyaletine bağlı, tarım ve hayvancılıkla geçinen Juan Bautista Alberdi kasabasında doğdu. 25 Ocak 1987’de Buenos Aires’te yaşamını yitirdi. Nahuel Moreno’nun ölümünün ardından, eski yol arkadaşı ve politik rakibi Ernest Mandel, onu şu sözlerle andı: “Onunla birlikte, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, zor koşullar altında Lev Troçki’nin mücadelesinin sürekliliğini koruyan önder kadrolar kuşağının son temsilcilerinden biri de aramızdan ayrılmış oldu…” Bundan daha doğru bir değerlendirme olamazdı. Moreno’nun esas tarihsel değeri, Troçki’nin mücadelesinin bir devamcısı olmasıdır — kanaatimizce, bu çizgide ortaya çıkanların en onurlu ve en tutarlısıdır. Bu devamlılık; şanlı Rus Devrimi’nin zaferiyle başlayan, Üçüncü Enternasyonal, Sol Muhalefet ve ardından Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşu ile süren uzun bir yürüyüşün parçasıdır. Moreno’nun yaşamı ve eseri ancak bu büyük tarihsel mücadelenin çerçevesi içinde kavranabilir. Bu nedenle onun her bir eylemi, savaşlar ve devrimlerle dolu bir çağda yaşanan büyük tarihsel olaylarla iç içe geçmiştir.
  • Nahuel Moreno’nun Mirası Her Zamankinden Daha Önemli
    Geçtiğimiz 25 Ocak’ta, PSTU’nun doğduğu akımın kurucusunun ve Arjantin solunun neredeyse tamamı için —düşüncelerinin takipçileri ile karşıtları arasında bölünmüş olsa da kaçınılmaz bir figürün ölümünün 30. yılı geride kaldı. Onu ustamız olarak gören bizler için bu tarih yalnızca bir anma değil; aynı zamanda fikirlerinin güncelliğinin de bir kanıtıdır: İşçi sınıfı temelinde, sosyalist devrimin uluslararası bir partisini inşa etme yönündeki yorulmak bilmeyen mücadele; emekçi kitleleri, emperyalizme ve onun ajanlarına karşı dünya ölçeğinde zafere götürecek ve sosyalizmi kuracak bir mücadele.
  • Moreno: İşçi Sınıfına Dayanan, Yaşayan Bir Marksizm İçin Mücadele
    21 Nisan’da, Hugo Bressano Capacete, daha çok bilinen adıyla Nahuel Moreno, 100 yaşına girecekti. Arjantin kökenli tarihsel bir Marksist ve devrimci önder olan Moreno, çok genç yaşta Troçkist harekete bağlandı ve yaşamının son günü olan 25 Ocak 1987’ye kadar kendisini adadığı Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşası mücadelesine özgün bir damga vurdu. Etkisi büyüdükçe ve Dördüncü Enternasyonal’e katılımından sonra (hatta 1950’lerdeki kopuştan önce dahi), Moreno’nun önemi Arjantin sınırlarını aştı. Başta Güney Amerika olmak üzere onlarca grup ve partinin örgütlenmesinde temel bir rol oynadı; üstelik etkisi yalnızca bölgemizle sınırlı kalmadı, farklı dönemlerde İtalya, İspanya, Portekiz ve İngiltere’deki örgütleri de etkiledi.
  • “Buradayız Ahparig”
    Hrant Dink 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi önünde katledildi. Aradan geçen 19 yılda bu cinayette rolü olan herkes, diğerlerini işaret edip sıyrılmaya çalıştı. 19 yılda adalet hala sağlanamadı. Hrant Dink’i bir kez daha sevgiyle anıyoruz, “Buradayız Ahparig” “Ben üç dil biliyorum. Ermenice, Kürtçe ve Türkçe, Benim içimde bu üç dil hiç kavga etmiyorlar, Barış içinde yaşıyorlar!” “Tek yolumuz bir arada yaşamayı savunmak olmalı. Bu yol hem aklın hem de vicdanın gereği.”
  • Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in Katledilmelerinin 107. Yılı
    Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilişlerinin 107. Yılında anılarını devrimci mücadelemizde yaşatmaya devam ediyoruz.