Anasayfa / LGBTI+ / “Gökkuşağı” Daima Özgür! Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin Ortak Mücadeleye!

“Gökkuşağı” Daima Özgür! Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin Ortak Mücadeleye!

gökkuşağı daima özgür

Onur Yürüyüşü yalnızca LGBTİ+ bireylerin görünür olduğu bir etkinlik değil; kapitalist ataerkinin ürettiği baskıya, sömürüye ve ayrımcılığa karşı verilen kolektif mücadelenin kamusal ifadesidir. Bu mücadele, vitrinleri süsleyen bir kimlik siyasetinden çok daha derin bir yerde, hayatın tam kalbinde atıyor.

Bugün nefret suçlarının artması, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimin engellenmesi, iş yaşamındaki ayrımcılık; emeği değersizleştiren ve toplumu bölen muhafazakâr otoriter rejimin kendini koruma refleksidir. Bu nedenle Onur Yürüyüşü yalnızca bir kimlik mücadelesi değildir; aynı zamanda emeğin, özgürlüğün ve demokrasinin mücadelesidir.

Devrim Ö. / 4 Temmuz 2026

24. İstanbul Onur Yürüyüşü, ağır ablukalara ve ulaşım kısıtlamalarına rağmen Kadıköy’de gerçekleştirildi. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu 65 kişi kötü muameleyle gözaltına alındı, gece geç saatlere dek tutulduktan sonra serbest bırakıldılar. Sormak gerekiyor: Bir yürüyüşten, atılan bir slogandan, gökkuşağının renklerinden neden bu kadar korkulur?

Çünkü otoriter rejimler, neşeden ve yan yana durmanın yarattığı o muazzam güçten korkarlar.

Onur Yürüyüşü; toplumu tek tipleştirmeye, herkesi kendi belirlediği dar kalıplara sokmaya çalışan o karanlık düzene karşı, varoluşun en saf ve en cüretkâr kutlamasıdır.

Onur Yürüyüşü yalnızca LGBTİ+ bireylerin görünür olduğu bir etkinlik değil; kapitalist ataerkinin ürettiği baskıya, sömürüye ve ayrımcılığa karşı verilen kolektif mücadelenin kamusal ifadesidir. Bu mücadele, vitrinleri süsleyen bir kimlik siyasetinden çok daha derin bir yerde, hayatın tam kalbinde atıyor.

Evine ekmek götürmeye çalışırken cinsiyet kimliği yüzünden işten atılan trans işçinin emeğiyle, asgari ücrete mahkûm edilen fabrika işçisinin öfkesi aynı sisteme karşı büyüyor. 65 kişinin yaka paça gözaltına alınmasıyla, işçi grevlerine ve kadın eylemlerine indirilen cop aynı devlet aklının eseridir.

Bizi birbirimizden yalıtarak, kimliklerimiz üzerinden düşmanlaştırarak sömürü çarklarını döndürmek istiyorlar.

Geçmişten Bugüne: Bir “Kaplan Sıçrayışı”1

Onur Yürüyüşleri, tarihin akışında birer mola değildir. Walter Benjamin’in tarih kavrayışında olduğu gibi; geçmişin ezilenlerinin, polis copuna ve devlete karşı direnenlerin anılarının, bugünün otoriter rejimine karşı yaptığı bir “kaplan sıçrayışıdır”. 1969’daki Stonewall İsyanı’ndan 1987’nin trans açlık grevlerine, oradan 2013 Gezi Direnişi’nin ortak mücadele zeminine uzanan bu gelenek, 2026’nın kararlılığıyla bugüne bağlanır.

Bu yürüyüş, dünün öfkesini bugünün umuduyla tek bir anda birleştirir. Sömürü düzeninin ideolojik bir aparatı olarak bugün LGBTİ+ bireylere yönelik nefret politikaları, yalnızca önyargının sonucu değildir. Bu politikalar; emekçileri birbirinden ayıran, kadınları eve hapseden, aileyi bir denetim mekanizmasına dönüştüren ve farklı kimlikleri tehdit olarak gösteren kapitalist düzenin ideolojik araçlarıdır.

Kadınların ücretsiz bakım emeğinden, LGBTİ+ bireylerin güvencesiz ve kuralsız çalıştırılmasına kadar uzanan bu sömürü düzeni, ataerki ile kapitalizmin birbirini besleyen ortaklığının ürünüdür. Asgari ücretin sınırlarında yaşama tutunmaya çalışan işçi ile cinsiyet kimliği nedeniyle işten atılma korkusu yaşayan emekçinin aynı baskı aygıtına karşı durması, bir zorunluluktur.

Saray Rejimi Neden Korkuyor?

Saray Rejimi, Onur Yürüyüşlerini “güvenlik” ve “ahlak” kılıfıyla yasaklamaktadır. Oysa mesele yalnızca bir yürüyüş değildir. Yasaklanan; örgütlenme hakkı, ifade özgürlüğü ve kamusal alanda eşit yurttaşlık talebidir.

Yasaklanan, geleceğe dair kurduğumuz düşlerdir. Rejimin grevleri, kadın eylemlerini, öğrenci protestolarını ve çevre mücadelelerini aynı yöntemlerle bastırması tesadüf değildir; çünkü rejim, bütün demokratik hak mücadelelerini kendi iktidarı açısından varoluşsal bir tehdit olarak görmektedir.

Gerçek özgürleşme, yalnızca hukuki eşitlikle değil; üretim ilişkilerinin, emek süreçlerinin ve toplumsal cinsiyet rejiminin kökten dönüştürülmesiyle mümkündür.

Ortak Mücadele, Ortak Gelecek

Bugün nefret suçlarının artması, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimin engellenmesi, iş yaşamındaki ayrımcılık; emeği değersizleştiren ve toplumu bölen muhafazakâr otoriter rejimin kendini koruma refleksidir. Bu nedenle Onur Yürüyüşü yalnızca bir kimlik mücadelesi değildir; aynı zamanda emeğin, özgürlüğün ve demokrasinin mücadelesidir.

Kadınların, LGBTİ+ bireylerin ve işçi sınıfının kurtuluşu birbirinden ayrılamaz. Yasaklar, duvarlar ve coplar; ancak korku iktidarını besler. Oysa biz, bugünün karanlığını yırtacak o eşit ve özgür geleceğin, sokaklarda kol kola örüldüğünü biliyoruz.

Onurla Yürünecek, Mücadele Sürecek!

Çünkü ataerki ve kapitalizm birlikte işlediği sürece, özgürlük de ancak ortak mücadeleyle kazanılabilir. Onur Yürüyüşü yalnızca LGBTİ+ bireylerin değil, eşitlikten, emekten ve özgürlükten yana olan herkesin mücadelesidir. Ve muhakkak ki çok uzak olmayan bir gelecekte sokaklar, meydanlar yeniden kazanılacaktır…


  1. (“Kaplan Sıçrayışı”, ünlü düşünür Walter Benjamin tarafından ortaya atılan ve tarihin doğrusal akışını reddeden radikal bir felsefi metafordur.) ↩︎
“Gökkuşağı” Daima Özgür! Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin Ortak Mücadeleye
Etiketlendi: