Bugün işçi hareketinin önündeki en büyük görevlerden biri mücadeleleri birleştirmektir. Direnişler arasında köprüler kurmaktır. İşçiler arasında iletişim ağları oluşturmaktır. Bir işyerinde yaşanan hak gaspını bütün işçi sınıfının gündemi haline getirmektir. Sermaye örgütlüyse emek daha örgütlü olmak zorundadır. Patronlar dayanışma içindeyse işçiler daha büyük bir dayanışma yaratmak zorundadır. Çünkü geleceği değiştirecek olan şey yalnızca öfke değildir. Örgütlü öfkedir. Yalnızca haklı olmak değildir. Birlikte hareket edebilmektir.
Ali Büyükdere / 27 Haziran 2026
Bir direniş başladığında ilk günlerde herkes duyar. Sosyal medyada paylaşımlar yapılır. Fotoğraflar yayımlanır. Destek mesajları gelir. Ama zaman geçtikçe kalabalık azalır. Kameralar gider. Mikrofonlar susar. Ve geriye direniş çadırında bekleyen işçiler kalır. Oysa tam da o noktada dayanışmanın gerçek anlamı ortaya çıkar. Çünkü bir direniş yalnızca o işyerindeki işçilerin meselesi değildir. Bir direniş, bütün işçi sınıfının meselesidir.
Bugün Temel Conta işçileri direniyorsa, bu yalnızca Temel Conta işçilerinin sorunu değildir. Bugün Digel Tekstil işçileri haklarını savunuyorsa, bu yalnızca Digel işçilerinin mücadelesi değildir. Bugün Submed işçileri mücadele ediyorsa, maden işçileri haklarını arıyorsa ya da belediye emekçileri insanca yaşayacak ücret talep ediyorsa, bu mücadelelerin sonucu bütün işçi sınıfını ilgilendirir. Çünkü patronlar da mücadeleleri tek tek değerlendirmez. Bir işyerindeki yenilgiyi başka işyerlerinde örnek gösterirler. Bir işyerindeki kazanımdan ise korkarlar. İşte bu yüzden her direniş hepimizin direnişidir.
Patronlar Birleşiyor, İşçiler Neden Yalnız Kalsın?
Bugün sermaye sınıfı son derece örgütlü hareket ediyor. Şirketler aynı sektörlerde ortak politikalar belirliyor. Patron örgütleri hükümetlerle görüşüyor. Uluslararası şirketler dünyanın farklı ülkelerinde benzer çalışma modellerini uyguluyor. Taşeronlaştırma yaygınlaştırılıyor. Güvencesiz çalışma artırılıyor. Esnek çalışma adı altında hak kayıpları dayatılıyor. Patronlar birbirlerinden öğreniyor. Bir ülkede uygulanan sömürü modeli kısa süre sonra başka ülkelerde de karşımıza çıkıyor.
Peki işçi sınıfı ne yapıyor? Çoğu zaman kendi işyerinin sınırları içinde mücadele etmeye çalışıyor. İşte en büyük sorunlardan biri burada ortaya çıkıyor. Bir fabrikadaki işçi diğer fabrikanın mücadelesinden haberdar olmuyor. Bir kentteki direniş başka bir kentte duyulmuyor. Bir sendikanın mücadelesi diğer sendikalara ulaşmıyor. Oysa işçi sınıfının en büyük gücü sayısından önce dayanışmasıdır. Sessiz Kahramanlar Her direniş alanında görünmeyen kahramanlar vardır. Direniş çadırında sabahlayanlar… Yağmur altında nöbet tutanlar… İşten atılma pahasına sendikaya üye olanlar… Ailesinin geçim kaygısına rağmen geri adım atmayanlar…
Onlar yalnızca kendi hakları için mücadele etmez. Kendilerinden sonra gelecek işçiler için de mücadele ederler. Bugün birçok işyerinde sahip olunan hakların arkasında böyle insanların emeği vardır. Çoğunun adı tarih kitaplarında yazmaz. Ama işçi sınıfının gerçek tarihi onların omuzlarında yükselir.
Dayanışma Bir Duygu Değil, Görevdir
Dayanışma yalnızca sosyal medyada destek mesajı paylaşmak değildir. Dayanışma direniş alanına gitmektir. Dayanışma işçilerin sesini duyurmaktır. Dayanışma bir direnişin unutulmasına izin vermemektir. Dayanışma gerektiğinde aynı safta durmaktır. İşçi sınıfı tarihi bize gösteriyor ki yalnız kalan mücadelelerin işi her zaman daha zor olmuştur. Ama arkasında güçlü bir dayanışma bulunan direnişler çok daha büyük etkiler yaratmıştır. 15-16 Haziran’ın ruhu da tam olarak budur. Bir fabrikanın işçisinin diğer fabrikanın işçisi için yürüyebilmesidir. Kendi hakkını savunurken başkasının hakkını da savunabilmesidir.
Yarın Nasıl Kazanacağız?
Bugün işçi hareketinin önündeki en büyük görevlerden biri mücadeleleri birleştirmektir. Direnişler arasında köprüler kurmaktır. İşçiler arasında iletişim ağları oluşturmaktır. Bir işyerinde yaşanan hak gaspını bütün işçi sınıfının gündemi haline getirmektir. Sermaye örgütlüyse emek daha örgütlü olmak zorundadır. Patronlar dayanışma içindeyse işçiler daha büyük bir dayanışma yaratmak zorundadır. Çünkü geleceği değiştirecek olan şey yalnızca öfke değildir. Örgütlü öfkedir. Yalnızca haklı olmak değildir. Birlikte hareket edebilmektir.
Bugün Temel Conta’da yükselen ses… Digel’de yükselen ses… Submed’de yükselen ses… Madenlerde yükselen ses… Belediyelerde yükselen ses… Aslında tek bir cümlenin farklı yankılarıdır: “İnsanca yaşamak istiyoruz.”
Ve bu talep yalnızca birkaç işçinin değil, milyonlarca emekçinin ortak talebidir. Bu yüzden her direniş hepimizin direnişidir. Her kazanım hepimizin kazanımıdır. Ve her yenilgi hepimizin kaybıdır. İşçi sınıfı bunu ne kadar erken kavrarsa, geleceği değiştirme gücü de o kadar büyüyecektir.
Yaşasın Dayanışma!
Yaşasın Örgütlü Mücadele!
Yaşasın İşçilerin Birliği!







