Kapitalizm fabrikadaki işçiye ücret öder, çünkü onun emeğini görünür kılmak işine gelir. Ancak aynı işçinin ertesi gün işe dinç, tok ve temiz gidebilmesi için gereken yemek, temizlik, bakım, çocuk yetiştirme ve duygusal destek faaliyetleri görünmez kabul edilir. Kapitalizm, tam da bu görünmeyen emekten beslenir. Bu nedenle ev işi, yalnızca özel bir aile meselesi değil, makro-ekonomik bir meseledir.
Sistem, kadını sadece emeği üzerinden sömürmekle kalmaz; bu emeğin bir “iş” olduğunu fark edip hak talep eden kadını “kötü eş” veya “yetersiz anne” olmakla itham ederek ona bir de vicdan azabı yükler. “Demek ki bizi sevmiyorsun” retoriği, kadının harcadığı fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjiyi görünmez kılan, suçluluk duygusuyla örülmüş toplumsal bir prangadır. Oysa bu süreç, romantize edilmiş bir his değil; baştan aşağı planlama, kriz yönetimi ve sabır gerektiren profesyonel bir emek biçimidir.
“Komünizm, kadının büyük özgürleştiricisidir. Kadının tam kurtuluşu ve özgürleşmesi için verilen mücadele, insanlığın özgürleşme mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.”
Bir dönem sol denince insanların aklına grevler, sendikalar, işçi mahalleleri ve kitlesel partiler geliyordu. Bugün ise sol tartışmalarının önemli bölümü sosyal medya dili, kimlik meseleleri, temsil politikaları ve kültürel çatışmalar etrafında dönüyor. Tam da bu yüzden son yıllarda özellikle bazı sosyalist çevrelerde sık kullanılan bir kavram öne çıktı: “pseudo-left”, yani “sözde sol”.
Bu sistem bize sabretmeyi, susmayı ve kaderimize razı olmayı öğütlüyor. Biz ise: “Yıkım ve yoksulluk getiren sisteminizi yıkacağız!” diyoruz.
Eşit ve özgür bir dünya kendiliğinden kurulmayacak. O dünya; sömürüye, şiddete ve tahakküme karşı kurulan ortak mücadeleyle yükselecek. Bir kişi daha eksilmemek, özgür ve eşit bir gelecek kurmak için mücadelemizi büyütelim!
Dolayısıyla gerçek şu ki Şubat Devrimi aşağıdan başladı; hatta kendi devrimci örgütlerinin direncini aşarak başladı. Girişim, proletaryanın en ezilen ve en horlanan kesimi olan tekstil işçisi kadınlar tarafından, kuşkusuz aralarında birçok asker eşinin de bulunduğu kadınlar tarafından alındı.
Kadınların ezilmişliği sorunu sosyalizm mücadelesinden ayrılamaz ve kadınlar kendi kurtuluşlarının koşullarını yaratmak için proletaryanın komünist öncüsüyle koordinasyon içinde örgütleyici ve öncü bir rol oynamalıdır.
Filistin’in kurtuluşu ve Arap kadınların özgürleşmesi, emperyalizm ve baskıya karşı ayrılmaz mücadelelerdir. Milyonlarca Arap kadın ve genç Filistin ile dayanışma içinde sokaklara dökülürken, rejimler her türlü halk hareketini acımasızca bastırıyor. Filistin halkının kurtuluşu, on yıllardır bu davayı ihanet eden diktatörlük ve yozlaşmış hükümetlerin düşüşüyle bağlantılıdır.
Bu mücadele üremeyi kimin kontrol edeceği konusundaki bir mücadeledir ve bununla birlikte üretimi de kontrol edecektir, çünkü üreme olmadan üretim olamaz. Üretimi ve üremeyi kontrol edenler kapitalist elitler mi olacak, yoksa çalışanlar ve ezilenler mi?
Son yıllarda, feminizm ve antifeminizm arasındaki tartışma giderek ahlaki bir çekişmeye dönüşmüştür. Bir tarafta antifeministler “Feminizm sizin için ne yaptı?” diye soruyor. Ya da “erkekler kadınlara oy hakkı verdi” gibi ifadeler kullanıyor. Diğer tarafta ise birçok feminist, feminizmin “iyiliksever” veya “yararlı” olduğunu kanıtlamak gerekmişçesine “kazanımlar” listeleriyle yanıt veriyor.