Sınıfsız bir dünya için Marksizm Şimdi! her şeyden önce mücadele eden işçiler, öğrenciler ve geleceğin devrimci zaferlerine adanmış insanlar için bir yol arkadaşı olmayı hedeflemektedir. Bu mütevazı çabanın, bu toprakların boyun eğmez devrimcilerine karanlıkta bir fener olmasını diliyoruz.
Şimdi “İşçicilik yapmayın!” diyenlere soruyoruz: İşçinin olmadığı bir merkez komite, işçinin konuşmadığı bir kürsü, işçinin önderlik etmediği bir devrimcilik toplumsal düzeni nasıl değiştirebilir?
NATO emperyalist-kapitalist düzeni işçi sınıfının devrimci mücadelesine karşı korumak için oluşturulmuş uluslararası bir karşı-devrim aygıtıdır. Dünya çapında işçi sınıfının örgütlenmesini, sosyalist hareketleri ve ulusal kurtuluş mücadelelerini ezmek için burjuvazinin kurduğu bir askeri-siyasi aygıttır. Sovyetler Birliği’nin 1991’de çözülmesinden sonra ‘tehdit’ ortadan kalktığı halde NATO’nun dağılmaması, hatta sürekli genişlemesi, örgütün gerçek işlevinin ‘komünizme karşı savunma’ değil, kapitalist düzenin ve emperyalist hegemonyanın küresel ölçekte korunması olduğunu göstermektedir.
Sosyalistler için NATO’ya karşı mücadele, sadece bir dış politika meselesi değil; doğrudan sınıf mücadelesinin bir cephesidir. NATO’dan çıkış talebi, aynı zamanda kendi ülkemizdeki egemen sınıfların emperyalizmle kurduğu organik bağı teşhir etmek ve işçi sınıfının bağımsız, enternasyonalist bir siyasi hattını inşa etmek anlamına gelir.
Savaş tüccarları ve Epstein skandallarının çıkar ortakları, NATO Zirvesi maskesi altında 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir araya geliyor. ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin dünyayı bir yağma ve savaş alanına çevirme stratejilerinin konuşulacağı bu zirvenin ne Türkiye işçi sınıfına ne de dünya halklarına herhangi bir yarar sağlamayacağı açıktır.
CHP kurultayına yönelik butlan kararı ve eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun Saray talimatıyla, bir kayyum gibi yargı eliyle partinin başına getirilmesi; burjuva anayasasının ve kurumlarının artık sembolik düzeyde dahi işlevini yitirdiğinin belgesidir. 1950’den bu yana burjuva demokrasisinin seçim güvenliği için var olan Yüksek Seçim Kurulu, artık doğrudan Saray yargısının bir aparatına dönüşmüştür. Karşımızdaki tablo hukuki değil, siyasi bir darbedir; dolayısıyla bu kararlar gayrımeşrudur. Ancak yalnızca bunu söylemek sorunu çözmemize fayda sağlamıyor. Dolayısıyla çözüm, sokaklardan yükselen ve daha radikal bir birleşik mücadeleyi örgütlemekten geçmektedir.