Bir toplum neden milyarlarca dolarlık şirket kurtarma paketlerini normal görürken, yoksul bir insanın aldığı birkaç bin liralık yardımı ahlaki bir kriz gibi tartışıyor?
Sosyal yardım çoğu zaman insanların düşündüğü gibi konforlu bir hayat değil; yalnızca tamamen düşmemeye çalıştıkları son basamak oluyor.
Yardım alan insanlara ‘asalak’ gibi bakmak yerine, onları servetin ve kaynakların giderek daha küçük bir azınlıkta toplandığı bir düzenin mağdurları olduklarınu görmeliyiz.
Aristokratik bir düzende zenginler üstünlüklerini soya bağlar; meritokratik düzende ise üstünlüklerini zekâlarına, başarılarına ve liyakatlarına bağlarlar.
Liyakat sandığımız şeylerin önemli bir kısmı ise önceden satın alınmış fırsatlardır.
Bir toplum gerçekten liyakati savunuyorsa, önce herkesin o liyakati geliştirebileceği koşulları yaratmak zorundadır.
Asıl rekabeti ve bireysel çıkarı kutsayan sistemler insan doğasına aykırı. Çünkü bu düzenler, insanın içindeki karanlık tarafları fena halde hafife alıyor.
Sosyalizm, tam da bu noktada insan doğasının meleklerine güvenen saf bir iyi niyet hareketi değildir. Aksine, insanın içindeki o karanlık, bencil ve narsistik potansiyeli en iyi gören; gücün ve servetin belirli ellerde toplanarak silaha dönüşmesini engellemek isteyen yapısal bir tasarımdır.