Görsel: Diego Rivera, “Meksika Tarihi” duvar resminden bir kesit, 1929-1935.
Yeni Marksizm anlayışı, işçi sınıfının maddi çıkarlarını sanki tarihsel koşullardan bağımsız, değişmez bir gerçekmiş gibi ele almakta ve böylece farkında olmadan materyalizmi idealizme dönüştürmektedir. Oysa sınıfların çıkarları, mücadeleden önce gelmez; bilakis sınıf mücadelesi, hangi geleceğin mümkün olduğunu belirler ve çıkarlar ancak bu tarihsel ufuk içinde anlam kazanır. Devrimci siyaset, işçi sınıfını salt mevcut sömürü koşullarına karşı değil, somut ve ulaşılabilir bir gelecek projesi etrafında seferber etmelidir.
Dylan Riley – New Left Review / 29 Ekim 2025
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 2010’dan itibaren filizlenen yeni Marksist kültürün pek çok erdemi vardır. Bu kültür, özellikle ampirik gerçeklikle ilgilenmekte ve taktiksel ile stratejik sorulara odaklanmaktadır. Bu sayede, teoriye, özellikle Hegel, Sartre, Lukács ya da Frankfurt Okulu’nu çağrıştıran her şeye, karşı sağlıklı bir kuşkuculuk sergilemektedir. Bu akımın kanaat önderileri (onları bu sıfatla tanıdığı ölçüde) Wright, Przeworski ve biraz daha az olmak üzere Burawoy’dur. Arka planda ise Kautsky belirir. Bu grubun temel görünümü, basitleştirilmiş bir rasyonel tercih ya da ‘analitik’ Marksizm’dir. Bu dünya görüşünde, mülkiyet ilişkileri içindeki konumlarından kaynaklanan maddi çıkarlara sahip sınıflar mevcuttur. Sol partilerin başarısı ya da başarısızlığı, bu tanımıyla işçi sınıfı çıkarlarına ne ölçüde hitap ettiklerine bağlıdır. Yeni Marksizmi meşgul eden bir sendrom ise orta-sol partilerin bunun yerine kimlik siyaseti adı verilen bir şeyi izleme eğilimidir.
Ancak kilit bir soru nadiren sorulmaktadır: ‘Maddi Çıkar’ ne anlama gelir? Daha yakından bakıldığında bu terim, gayet metafizik ve zamansız bir nitelik kazanmaktadır. Çıkarların mülkiyet ilişkilerinden ‘kaynaklandığı’ söylenmekte, ama bu öte yan belirtilmemektedir. Oysa bu, çıkarları kavramanın özünde gerçek dışı bir yoludur.
Marksizm, sınıfların ‘üyelerinin’ insanlar olduğunu asla unutmamalıdır; insanlar ise geleceğe doğru, onu kavradıkları ve hayal ettikleri biçimde yaşarlar. Bu nedenle siyaseti belirli bir statüye, toplumsal varoluşun mevcut bir haline ve bu halden türetildiği varsayılan çıkarlara dayandırmak temel bir yanılgıdır. Zira antropolojik temelli bir siyaset, belirli bir tarihsel koşullar bütünü içinde grupları ve sınıfları, kendileri için mümkün olan bir geleceği gerçekleştirmeye yönelik bir proje etrafında seferber etme çabasını içerir. Çıkarlar, nesnel koşullardan doğdukları ölçüde ‘maddi’dir; bir ufka yöneldikleri ölçüde ise ‘çıkar’ niteliği taşır. Dolayısıyla Marksizm, Labriola’nın enfes deyişiyle, ‘una filosofia del ventre’ (karnın felsefesi) olamaz.
Bu durum, ufukların nasıl inşa edildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Bunun belirleyici yollarından biri, yeni Marksist materyalist metafiziğin görece az şey söylediği bir süreçtir: sınıf mücadelesi. Maddi ve diyalektik olarak kavrandığında, sınıfların ilk olarak öncel (a priori) çıkarları yoktur ve ardından bu çıkarlar etrafında mücadele etmezler. Aksine, sınıf mücadelesi özünde hangi geleceklerin mevcut koşullarda gerçekleştirilebilir olup olmadığı üzerine bir mücadeledir; maddi çıkarlar ise ancak bu ileriye dönük bağlamda somut bir anlam kazanır. On üçüncü yüzyıl İngiltere’sinde bir serfin sosyalizme çıkarı olduğunu söylemek güçtür. Buna karşın, on dokuzuncu yüzyıl Almanya’sındaki bir çelik fabrikası işçisinin sosyalizme çıkarı olduğunu söylemek anlamlı olabilirdi; zira sosyalizm, o dönemde tarihsel gerçekliğe içkin olası gelecekler arasındaydı.
Bu, Anglo-Amerikan analitik Marksizm’in bir başka karakteristik eğiliminin öbür yüzüdür bir bakıma: kapitalizmi, onun ‘zararlarını’ sıralayarak eleştirme çabası, yani çıkarların olumsuz karşılığı. Ne var ki ‘zararlar’ ancak tarihsel alternatiflerle bağlantılandırıldığında siyasi açıdan anlam taşır. Wright’ın Gerçek Ütopyaları Tasavvur Etmek adlı eserinin açılış sayfalarında sıraladığı kapitalist zararlar, verimsizlik, tüketimciliğe yönelik sistemik bir yatkınlık, çevrenin tahrip edilmesi, demokrasinin kısıtlanması ve benzerleri, kapitalizmin bir eleştirisini oluşturmaz; zira bu zararların büyük bölümü sosyalizm dahil her türlü toplumsal üretim biçimine uygulanabilir.
Genel metodolojik nokta şudur: Alternatifler, yani mücadeleler aracılığıyla tarihsel olarak inşa edilen, hayal edilebilir ve işlevsel gelecekler, olmaksızın çıkarlardan söz etmek, gerçek dışı ve soyut olanı gerçekmiş ve somutmuş gibi konuşmak demektir. Dahası, böyle tasarlanmış ‘maddi çıkarlar’ adlı bir varlığa, onun taşıyıcıları olan yaşayan bireyler üzerinde nedensel bir güç atfetmek teolojik bir iddiadır. Bu tür bir materyalizm, en kötü idealizm biçimine alabora olmuştur: kendini tanımayan bir idealizm.






