Anasayfa / Enternasyonal / Zé Maria Kimdir?

Zé Maria Kimdir?

Ze Maria Kim?

Uzun yıllardır Brezilya’da sendika lideri ve devrimci olan Zé Maria, Filistin özgürlüğünü savunan konuşması nedeniyle 2 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya.

Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE / LIT-CI) / 7 Mayıs 2026

José Maria de Almeida’nın, yani Zé Maria’nın yaşam çizgisi, Brezilya işçi hareketinin yakın tarihiyle iç içe geçmiştir. Metal işçisi olarak başladığı siyasal mücadelesine askeri diktatörlük döneminde adım attı. Demokrasi mücadelesine, sendikal yeniden örgütlenme sürecine ve son on yılların siyasal çatışmalarına damga vuran başlıca seferberliklerin içinde yer aldı.

1957 yılında São Paulo eyaletinin iç kesimlerinde doğan Zé Maria, siyasal faaliyetlerine sanayi metal işçisi olarak başladı. Daha o yıllarda askeri rejime (1964–1985) karşı mücadele eden Troçkist Sosyalist Yakınsama (Convergência Socialista) akımına bağlıydı.

Baskı ve devlet terörü gündelik bir gerçeklikti. 1977’de 1 Mayıs seferberlikleri çağrısı yapan bildiriler dağıtırken gözaltına alındı ve yaklaşık 30 gün tutuklu kaldı. Bu olay kamuoyunda yankı uyandırdı ve öğrenci hareketiyle demokrasi yanlısı çevrelerin dayanışmasını harekete geçirdi.

1980’de, ABC bölgesindeki tarihsel metal işçileri grevi sırasında yeniden tutuklandı. Aralarında dönemin sendika önderlerinden Luiz Inácio Lula da Silva’nın, bugünün Devlet Başkanı Lula’nın, da bulunduğu birçok sendika lideriyle birlikte gözaltına alındı. Tutuklamalar, Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında gerçekleştirildi ve yüz binlerce işçiyi bir araya getiren grevlere karşı rejimin baskıcı karakterini gözler önüne serdi.

İşçi Sınıfının Yeniden Örgütlenmesi ve Diretas Já

1970’lerin sonu ile 1980’ler, diktatörlük yıllarındaki baskının ardından Brezilya işçi hareketinin yoğun bir yeniden örgütlenme sürecine sahne oldu. Büyük çaplı grevler, kitlesel işçi toplantıları ve yeni kolektif örgütlenme biçimleri, devlet denetimindeki sendikal modele meydan okudu.

Bu sürecin içinde yer alan Zé Maria, ücret artışı ve daha iyi çalışma koşulları gibi ekonomik talepleri, rejime karşı siyasal mücadeleyle birleştiren seferberliklerde aktif rol oynadı.

1970’lerin sonu ile 1980’lerin başındaki ABC grevleri, Brezilya işçi sınıfının örgütlenmesinde yeni bir dönemin önünü açtı. Süreç farklı bölgelere ve sektörlere yayılarak yeni bir sendikal önderler kuşağının ortaya çıkmasına katkı sundu.

Bu dönemde Zé Maria, Brezilya tarihinin en büyük halk seferberliklerinden biri olan Diretas Já (“Hemen Doğrudan Seçim”) kampanyasında da yer aldı. Milyonlarca insan doğrudan başkanlık seçimleri talebiyle sokaklara çıkarak askeri rejim üzerinde baskı kurdu ve demokratikleşme sürecini hızlandırdı.

Zé Maria, Sosyalist Yakınsama ile birlikte, demokratik özgürlükler mücadelesinin işçi sınıfının talepleriyle birleşmesi gerektiğini savundu. Bu kesimlere göre siyasal demokratikleşme, toplumsal hakların genişletilmesi ve işçilerin bağımsız örgütlerinin güçlendirilmesiyle el ele gitmeliydi.

Ze Maria

Lins Kongresi, PT ve CUT’un İnşası

1980’lerin başında işçi mücadelelerinin yükselişi, işçi sınıfının kendi siyasal temsilini yaratma ihtiyacını gündeme taşıdı. Zé Maria bu tartışmaların doğrudan içinde yer aldı; toplantılara ve bu projenin şekillenmesini amaçlayan girişimlere katıldı.

Bu süreçte öne çıkan platformlardan biri, Lins kentinde düzenlenen ve “Lins Kongresi” olarak bilinen toplantıydı. Sendika önderlerini, militanları ve sol akımları bir araya getiren kongre, diktatörlükten miras kalan yapıları sorgulayan ve işçi sınıfının siyasal bağımsızlığını savunan daha geniş bir yeniden örgütlenme sürecinin parçasıydı.

Bu bağlamda Zé Maria, doğrudan işçi sınıfının çıkarlarını ifade edecek ve burjuva projelerine tabi olmayacak bir işçi partisinin kurulmasını savundu. İşçi partisi kurulması önerisini sundu ve savundu. Önerinin kabul edilmesinin ardından, 1980’de İşçi Partisi’nin (PT) kuruluş süreci başladı; bu, Brezilya solunun siyasal yeniden örgütlenmesinde tarihsel bir dönüm noktasıydı.

Paralel olarak, 1983’te kurulan CUT’un (Central Única dos Trabalhadores – Birleşik İşçi Merkezi) inşa süreci gelişti. Zé Maria bu girişimde de yer aldı. Amaç, sendikal hareketi bağımsız temeller üzerinde yeniden örgütlemekti.

CUT, otoriter dönemden miras kalan devlet güdümlü sendikacılığa alternatif olarak ortaya çıktı; özerklik, iç demokrasi ve doğrudan işçi seferberliğine dayalı yeni bir örgütlenme anlayışı önerdi.

Zé Maria’nın bu süreçlerdeki rolü, onun çağdaş Brezilya işçi hareketinin iki temel kurumsal oluşumunun inşasındaki yerini göstermektedir.

CUT’taki Rolü ve Sendikal Önderliği

1980’ler ve 1990’lar boyunca Zé Maria, CUT’un ulusal yönetiminde görev yaptı. Bu dönem, diktatörlük sonrası Brezilya sendikacılığının örgütlenmesi ve kurumsallaşmasının en yoğun evrelerinden biriydi.

CUT kısa sürede ülkenin en büyük sendikal konfederasyonu haline geldi; stratejik sektörlerdeki işçileri bir araya getirerek yüksek enflasyon ve ekonomik istikrarsızlık koşullarında işçi hakları, ücretlerin korunması ve sosyal hakların genişletilmesi mücadelelerinde belirleyici rol oynadı.

Zé Maria, merkez içinde hükümetlerin ekonomik politikalarına karşı mücadele stratejileri, grev örgütlenmeleri ve işçi demokrasisi gibi başlıklardaki tartışmalara aktif olarak katıldı. Devletten, hükümetlerden ve patronlardan bağımsız, mücadeleci bir sendikacılığı savunan kesimlerle birlikte hareket etti.

Bu tutumu, CUT tarihinde önemli yer tutan iç tartışmaların ve yönelim çatışmalarının merkezine yerleşmesine neden oldu; özellikle de sendikal merkezin siyasal yöneliminin tartışıldığı dönemlerde.

Bu yıllarda ulusal çapta seferberliklere, toplu sözleşme kampanyalarına ve sendikalar arası müzakerelere katıldı; diktatörlükten miras kalan korporatist sendikacılığı aşmayı hedefleyen örgütlenme modelinin yerleşmesine katkı sundu.

CUT’un ulusal yönetimindeki uzun süreli varlığı, Zé Maria’nın Brezilya sendikal hareketi içindeki ağırlığını ve özellikle daha mücadeleci, bağımsız bir çizgiyi savunan kesimler açısından önemini ortaya koymaktadır.

Mannesmann Grevi

1980’lerin sonlarında, ağır ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve sınıf çatışmalarının sertleştiği bir dönemde, Zé Maria’nın siyasal yaşamındaki en çarpıcı deneyimlerden biri yaşandı: Belo Horizonte metropolitan bölgesindeki Contagem’de bulunan Mannesmann fabrikası grevi.

O dönem ülkenin başlıca metalürji sanayi işletmelerinden biri olan Mannesmann, büyük bir işçi kitlesini barındırıyor ve sanayi üretiminde stratejik rol oynuyordu. Çalışma koşulları; ücretler, iş güvenliği ve emek hakları etrafındaki taleplerin yoğunlaştığı bir atmosferle belirleniyordu.

1988’de başlayan grev kısa sürede siyasal ve sendikal ölçekte ülke çapında yankı uyandırdı. Hareketin başlıca önderi olan Zé Maria, işçi toplantılarının örgütlenmesinde, işçiler arasındaki koordinasyonda ve mücadele stratejilerinin belirlenmesinde merkezi rol oynadı.

Grev, geleneksel iş bırakma biçimlerinin ötesine geçerek radikal bir karakter kazandı. Bir aşamada işçiler fabrikayı işgal etti ve üretimi doğrudan kendi denetimleri altında sürdürdü.

Bu işgal, mücadele biçimlerinde niteliksel bir sıçrama anlamına geliyordu; grevin olağan sınırlarını aşarak üretimin işçi denetimi altında örgütlenmesi tartışmasını gündeme taşıdı. Patron otoritesini doğrudan üretim alanında sorgulayan bu eylem biçimi büyük siyasal ve sembolik önem taşıyordu.

Bu süreç, aynı dönemde Volta Redonda’daki Companhia Siderúrgica Nacional (CSN) grevi gibi başka işçi mücadelelerinin de sert devlet baskısıyla karşılaştığı bir ulusal bağlamda yaşandı. CSN grevi askeri müdahaleyle bastırılmış ve işçilerin ölümüyle sonuçlanmıştı.

Contagem’deki Mannesmann grevi, yalnızca radikal karakteriyle değil, işçilerin örgütlülük düzeyiyle de öne çıktı. Kitlesel işçi toplantıları hareketin yönünü belirliyor, taban komisyonları ve iç örgütlenme yapıları mücadelenin sürekliliğini sağlıyordu.

Deneyim ülke çapında yankı uyandırdı ve mücadeleci sendikal stratejileri savunan kesimler açısından önemli bir referans haline geldi. Aynı zamanda işçi hareketi içinde mücadele biçimlerinin sınırları ve olanakları üzerine yoğun tartışmaları da beraberinde getirdi.

Zé Maria açısından bu süreç, onu patronlarla daha sert bir mücadeleyi ve işçi sınıfının siyasal bağımsızlığını savunan mücadeleci sendika önderlerinden biri olarak öne çıkardı.

Mannesmann grevi, demokratik geçiş dönemindeki işçi mücadelelerinin simgesel olaylarından biri olarak, hem işçi sınıfının seferberlik kapasitesini hem de Brezilya sendikal hareketinin yeniden örgütlenme sürecindeki gerilimleri ortaya koymaktadır.

PT’den Kopuş ve PSTU’nun Kuruluşu

1990’larda PT içindeki siyasal tartışmalar derinleşti. Bu tartışmalar, siyasal strateji, ittifaklar ve kurumsal siyaset konusundaki farklı anlayışları yansıtıyordu.

Zé Maria’nın üyesi olduğu Sosyalist Yakınsama akımı, partinin yönelimindeki değişikliklere eleştirel yaklaştı; özellikle hükümetlere katılım, burjuva kesimlerle ittifaklar ve kurumsal siyaset kurallarına uyum konularında sert eleştiriler geliştirdi.

En önemli gerilim başlıklarından biri, dönemin devlet başkanı Fernando Collor de Mello’nun görevden alınmasına yol açan siyasal kriz sırasında yaşandı. “Kahrolsun Collor” sloganı, öğrenci hareketi, sendikalar ve halk seferberlikleri aracılığıyla sokaklarda büyüdü.

Zé Maria ve Sosyalist Yakınsama, hükümetin devrilmesi çağrısını en güçlü biçimde savunan kesimlerin başında yer aldı; sloganı açık biçimde sahiplendi ve sokak gösterilerinin örgütlenmesine aktif katıldı. Ancak PT içinde seferberliğin temposu ve yöntemi konusunda farklı görüşler bulunuyordu. Parti yönetimindeki bazı kesimler daha çok kurumsal sürece ve Kongre’deki resmi soruşturmalara ağırlık verilmesini savunuyordu.

Bu stratejik ayrılıklar ve başka siyasal çatışmalar sonucunda, 1992’de Zé Maria ve Sosyalist Yakınsama’nın tüm militanları PT’den ihraç edildi. Süreç, Brezilya solu içinde geniş yankı uyandıran yoğun iç mücadelelere sahne oldu.

Bu kopuşun ardından Zé Maria ve akımın militanları yeni bir siyasal örgüt inşa etmeye girişti. Sonuç olarak 1994’te PSTU kuruldu.

Zé Maria bu süreçte belirleyici rol oynadı; yeni partinin siyasal ve örgütsel inşasında yer aldı ve kısa sürede PSTU’nun başlıca ulusal önderlerinden biri haline geldi.

PSTU, Troçkist bir parti olarak kuruldu; faaliyetlerini işçi sınıfının örgütlenmesi, toplumsal hareketlere müdahale ve farklı hükümetlerin politikalarına eleştirel muhalefet temelinde sürdürdü.

PSTU’nun kuruluşu, sınıf bağımsızlığını siyasal mücadelenin temel ekseni olarak korumayı amaçlayan bir geleneğin devamı anlamına geliyordu.

CUT’tan Kopuş ve CSP-Conlutas’ın Kuruluşu

2000’lerin başında Lula ve PT’nin iktidara gelmesiyle Brezilya siyasal yaşamında önemli değişimler yaşandı. Sendikal hareket içinden gelen bir liderin devlet başkanı olması, işçi örgütlerinin hükümet karşısındaki konumuna dair yeni tartışmalar yarattı.

Bu bağlamda CUT içindeki bazı kesimler hükümete daha yakın bir çizgi benimsedi. Zé Maria ise CUT ulusal yürütmesindeki bir isim olarak sendikal merkezin hükümetten bağımsızlığını savundu.

Özellikle Lula’nın ilk döneminde gündeme gelen emeklilik reformu tartışmaları sırasında ayrılıklar derinleşti. Reform karşıtlarına göre bu girişim, işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına yönelik bir saldırıydı.

Bu süreç, CUT’tan kopuşu ve yeni bir sendikal/taban hareketi örgütlenmesi olan Conlutas’ın kuruluşunu beraberinde getirdi. Amaç, sendikaları, toplumsal hareketleri, gençlik örgütlerini ve toprak mücadelelerini bağımsız mücadele temelinde bir araya getirmekti.

Yıllar içinde Conlutas gelişerek CSP-Conlutas’a dönüştü ve ülkenin farklı bölgelerinde faaliyet yürüten bir sendikal ve toplumsal mücadele merkezi haline geldi.

CSP-Conlutas; sendikal mücadeleleri toprak, barınma, gençlik ve ezilenlere yönelik baskıya karşı mücadelelerle birleştirmeyi hedeflemektedir.

2026’da merkez, São Paulo’da 6. Kongresi’ni düzenledi. Yaklaşık 1.500 delege ve gözlemcinin katıldığı kongrede ülkenin siyasal durumu, sendikal örgütlenme ve mücadele stratejileri tartışıldı; aynı zamanda kuruluşunun yirmi yılı da değerlendirildi.

Zé Maria’nın bu süreçteki rolü, onun Brezilya sendikal hareketinin yeniden örgütlenmesindeki kilit uğraklarda, hem yeni yapıların kuruluşunda hem de mevcut yapılardan kopuşlarda, belirleyici bir figür olduğunu göstermektedir.

Ze Maria

Başkanlık Adaylıkları ve ALCA Karşıtı Kampanya

Zé Maria, 1998, 2002, 2010 ve 2014 seçimlerinde PSTU adına dört kez devlet başkanlığına aday oldu. Bu adaylıklar, Brezilya siyasetinde güçlü kutuplaşmaların ve büyük partilerin egemenliğinin belirginleştiği bir dönemde gerçekleşti.

Sınırlı maddi olanaklara ve az televizyon süresine rağmen PSTU’nun seçim kampanyaları, sosyalist bir programı savunma ve işçi hareketinin taleplerini görünür kılma işlevi gördü. “Burjuvaziye karşı, 16’ya oy ver” sloganı partiyle özdeşleşmiş bir ifade haline geldi.

Bu kampanyaların temel başlıkları arasında hükümetlerin ekonomik politikalarına yönelik eleştiriler, işçi haklarının savunulması, toplumsal eşitsizliklerin teşhiri ve emekçi sınıflara yönelik saldırılara karşı mücadele yer aldı.

Bu dönemin öne çıkan mücadelelerinden biri de 2000’lerin başındaki Amerika Kıtası Serbest Ticaret Alanı’na (ALCA/FTAA) karşı kampanyaydı. ABD öncülüğünde geliştirilen proje, tüm Amerika kıtasını kapsayan bir serbest ticaret bölgesi oluşturmayı hedefliyordu.

PSTU, sendikalar, toplumsal hareketler ve gençlik örgütleriyle birlikte ALCA karşıtı kampanyalarda aktif rol oynadı. Parti açısından bu anlaşma, Latin Amerika’nın emperyalist merkezlere ekonomik bağımlılığını derinleştirecekti.

ALCA projesinin hayata geçirilememesi, kıta genelindeki toplumsal direnişlerin ve farklı siyasal dinamiklerin birleşik sonucuydu; PSTU’nun çalışmaları da bu direniş sürecinin bir parçasıydı.

Zé Maria’nın adaylıkları, emek dünyası ve sosyalizm eksenli tartışmaların kamuoyu gündemine taşınmasına katkı sundu ve onu PSTU’nun ulusal ölçekteki başlıca siyasal sözcülerinden biri haline getirdi.

Siyasal Af

Zé Maria’nın askeri diktatörlük döneminde maruz kaldığı tutuklamalar ve baskılar, daha sonra Brezilya’daki siyasal af sürecinde resmi olarak tanındı. Sosyalist Yakınsama’ya bağlı birçok militan gibi onun da siyasal baskıya uğrayan kişi statüsü Brezilya devleti tarafından kabul edildi.

Bu süreç, özellikle Af Karavanları (Caravanas da Anistia) aracılığıyla kamuoyunda görünürlük kazandı. Farklı bölgelerde gerçekleştirilen duruşmalar ve halka açık oturumlar, resmi tanınmayı tarihsel hafızanın yeniden kurulması ve diktatörlüğe karşı direnişin sahiplenilmesi anlarına dönüştürdü.

Bununla paralel olarak, bugün PSTU’da devam eden Sosyalist Yakınsama geleneğine bağlı militanlar ve örgütler de diktatörlüğe karşı mücadele tarihini görünür kılmak, baskıları teşhir etmek ve direniş deneyimlerini sahiplenmek amacıyla kendi hafıza çalışmalarını yürüttü.

Bu anlayışa göre af, yalnızca bireysel hukuki bir telafi değil; aynı zamanda süreklilik taşıyan siyasal bir mücadeledir. Baskıların, tutuklamaların ve direniş deneyimlerinin hafızasını korumak, Brezilya’nın yakın tarihini anlamak ve yeni kuşakların siyasal bilincini güçlendirmek açısından yaşamsal önemdedir.

Bu nedenle hafıza, hakikat ve adalet mücadelesi, Zé Maria’nın militan faaliyetinin merkezi unsurlarından biri olarak görülmektedir.

Enternasyonalist Faaliyet

Zé Maria, Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (IWL-FI) içinde de enternasyonalist faaliyet yürütmektedir. Bu örgüt, dünyanın farklı ülkelerindeki sosyalist hareketleri bir araya getirmekte; sendikal ve toplumsal mücadelelerle uluslararası ölçekte ortak çalışmalar yürütmektedir.

Siyasal yaşamı boyunca farklı uluslararası çatışmalar ve siyasal süreçler üzerine tutum aldı; PSTU çizgisi doğrultusunda işçilerin ve ezilen halkların direnişi olarak gördüğü mücadelelere destek verdi.

Bu çerçevede Arjantin, Şili ve Venezuela’daki toplumsal mücadelelere; dünyanın farklı bölgelerindeki işçi grevlerine; Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarına, özellikle de Arap Baharı olarak anılan seferberlik dalgasına destek verdi.

Aynı zamanda büyük emperyalist güçlerin savaşlarına ve askeri müdahalelerine karşı çıktı; ABD ve NATO’nun çeşitli bölgelerdeki müdahalelerini eleştirdi.

Bu siyasal tutumlar arasında Filistin davasına verdiği destek özel bir yer tutmaktadır. Zé Maria, Ortadoğu’daki çözüm için özgür, laik ve demokratik bir Filistin’in kurulmasını savunmaktadır. Kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Filistin halkının direnişinin yanında durmuş ve İsrail devletinin tasfiyesini savunmuştur; bu tutum PSTU ve IWL-FI’nin siyasal çizgisiyle uyumludur.

Tam da bu siyasal tutumları nedeniyle Zé Maria, son dönemde siyasal baskıların hedefi haline gelmiş; Filistin davasını savunan açıklamaları gerekçe gösterilerek antisemitizm suçlamasıyla 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Bu suçlama temelsizdir ve onun siyasal pozisyonlarını çarpıtmaktadır. Zé Maria’nın yaklaşımı, Siyonizmin ve İsrail devletinin özellikle Filistin topraklarındaki işgal ve sömürgeleştirme politikalarının eleştirisi olarak tanımlanan anti-Siyonizm temelindedir.

Dava uluslararası yankı da uyandırmıştır. Dünyanın farklı yerlerinden örgütler, militanlar ve sol kurumlar Zé Maria ile dayanışma kampanyaları örgütlemekte; mahkûmiyeti teşhir ederek uluslararası siyasal tartışmalarda görüşlerini özgürce ifade etme hakkını savunmaktadır.

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: