Magyar hükümeti Orbanizm’den bir kopuşu değil, onun yeniden formüle edilmiş halini temsil ediyor: aynı milliyetçi ve dışlayıcı düzenin daha disiplinli, AB ile uyumlu ve teknokratik bir versiyonu. Değişen şey projenin temelleri değil, yalnızca onu yöneten eller oldu.
Daniel Adam / 20 Mayıs 2026
9 Mayıs’ta Macaristan parlamentosu, Peter Magyar’ı başbakan olarak göreve başlattı ve böylece Viktor Orban ile onun Fidesz partisinin 16 yıllık iktidarı resmen sona erdi. Seçimin etkileri Macaristan’ın çok ötesine uzanıyor; çünkü Orban, küresel ölçekte sağcı siyasetin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Demokratik haklara ve kurumlara yönelik milliyetçi saldırısı yalnızca sağcı projeler için başlıca modellerden biri haline gelmekle kalmadı, aynı zamanda ortak düşünce kuruluşları ve medya ağları üzerinden etno-milliyetçi ve aşırı sağ güçlerin uluslararası bir ağının gelişmesine de katkı sundu.
Örneğin Project 2025 yalnızca Orban’ın çalışmalarından etkilenmiş değildir; Orban’ın örgütleri bu projenin hazırlanmasına doğrudan katkı sundu. Buna karşılık J.D. Vance ve diğer MAGA figürleri de Orban için seçim kampanyası yürüttü, ancak sonuçsuz kaldı. Seçim gününde Orban’ın Fidesz partisi oyların yalnızca yüzde 38,6’sını alırken, Tisza yüzde 53,2’ye ulaştı.
Orban’ın seçim yenilgisini, bunun ne anlama geldiğini ve nasıl gerçekleştiğini, kavramak, dünya genelinde yükselen gerici hareketleri yenilgiye uğratmak isteyen herkes açısından önem taşıyor. Orban’ın demokratik haklara, göçmenlere, LGBTQI+ topluluğuna, işçilere ve diğer ezilen kesimlere yönelik saldırısını mümkün kılan neydi? Orban’ı düşüren ne oldu? Yerine gelen güç neyi temsil ediyor? Bunun Macaristan’daki toplumsal hareketler açısından anlamı nedir? ABD’de ve başka yerlerde bundan hangi dersleri çıkarabiliriz?
Orban’ın Macar devlet aygıtı üzerindeki hâkimiyeti, 2008/2009 finansal çöküşünün tetiklediği neoliberal projenin krizinin ortasında, 2010 yılında başladı. Orban öfkeyi kapitalist sınıfın kendisinden uzaklaştırarak yabancı elitlere, göçmenlere, ilerici toplumsal değerlere, LGBTQI+ topluluğuna, Müslümanlara, Yahudilere ve diğer günah keçilerine yöneltti. Batılı ekonomik ve siyasal güçlerden daha bağımsız bir Macaristan, ulusal yeniden doğuş ve ilerici değerlerle hakların reddi üzerinden ekonomik kalkınma vaat etti. Büyük seçim zaferini kullanarak anayasa dahil olmak üzere Macaristan’ın siyasal yapısının önemli bölümlerini yeniden düzenledi.
Orban, AB ve NATO dışındaki güçlerle ilişkiler geliştirdi ve Macaristan’ı Almanya gibi ekonomik güçlerin tedarik zincirlerine entegre etme yönünde ilerleme kaydetti. Ancak rekabet, düşük kâr oranları, salgınlar, savaş ve istikrarsızlıkla sarsılan dünya kapitalist sistemi içinde bu stratejiler ancak belirli bir noktaya kadar ilerleyebilirdi.
2026’ya gelindiğinde Orban’ın projesi uzun süreli krizlerle yıpranmıştı. Sürekli enflasyon ve kötüleşen yaşam koşulları karşısında işçiler kitlesel biçimde ülkeyi terk etti; 2011’den bu yana Macaristan’ın nüfusu yaklaşık yarım milyon azaldı (ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 5’i!). Orban programına karşı mücadele eden hareketler ortaya çıktı: 2018’de sözde “kölelik yasası”na karşı kitlesel protestolar (işverenlerin zorunlu fazla mesai dayatmasına ve ücret ödemelerini üç yıla kadar geciktirmesine izin veren yasa), 2022’de öğretmenlerin kitlesel protestoları ve grevleri ile Haziran 2025’te eşi görülmemiş Onur Yürüyüşleri bunların başlıcalarıydı.
Bu arada Fidesz’in yolsuzlukları toplumun tüm kesimleri açısından daha görünür ve katlanılmaz hale geldi; Batılı güçlerle yaşanan gerilimler nedeniyle AB milyarlarca euroluk yardımı bloke etti. Pek çok kişi açısından rejimin çürümesi, devlet kurumlarındaki çocuk istismarı vakaları ve hükümetin bunları örtbas etme girişimleriyle somut biçimde açığa çıktı.
Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, kariyerine Fidesz’in gençlik örgütünde başlayarak Orban’ın partisinin üst kademelerinden gelen bir isimdir. Fidesz döneminin adalet bakanı Judit Varga ile evlenmiş (ve daha sonra boşanmıştır). Magyar, yalnızca iki yıl önce Fidesz’den ayrıldı ve daha önce pek bilinmeyen Tisza Partisi’nin başına geçti.
Magyar, söylemsel olarak kendisini Fidesz’den esas olarak yolsuzlukları temizleme, demokratik normları yeniden tesis etme ve AB ile NATO içindeki Batılı güçlerle ilişkileri onarma vaatleri üzerinden ayırdı. Bunların ardından sağlık sistemini onarma ve yükseköğretimi yeniden kamulaştırıp demokratikleştirme vaatleri geliyor.
Ancak Magyar, Fidesz’in savunduğu göçmen karşıtı politikaları sürdürme sözü verdi; hatta Sırbistan sınırına daha fazla asker göndermeyi vaat ederek eski partisinin de ötesine geçeceğini ilan etti. Emek alanında ise Magyar da Orban gibi sendikalarla taleplerini dinlemek üzere görüşmeyi dahi reddetti. Sanayi patronlarıyla oldukça yakın ilişkiler içinde bulunuyor; bunların birçoğu şimdiden hükümet görevlerine getirildi. Seçim öncesinde savaş suçlusu Benjamin Netanyahu Macaristan’a gelirse onu tutuklatacağını söylemesine rağmen, seçim zaferinin ardından telefonla görüştüğü ilk yabancı devlet lideri Netanyahu oldu.
Magyar, Haziran 2025’teki devasa Onur Yürüyüşü’nden uzak durdu ve seçim kampanyası boyunca LGBTQI+ hakları konusunda açık bir tutum almaktan kaçındı. Kabul konuşmasında, “yasaları ihlal etmedikleri ve başkalarına zarar vermedikleri sürece herkesin istediği kişiyle yaşayabileceğini ve onu sevebileceğini” söyledi, eğer iki yüzlü bir ifade aranıyorsa tam da buydu.
Magyar burada yalnızca muğlak davranmakla kalmıyor; aynı zamanda savunduğunu iddia ettiği hakları ihlal etmek için bir gerekçe de sunuyor. Kendisinin eski partisi, çocukları koruma bahanesiyle Onur Yürüyüşlerini ve LGBTQ bireyleri ya da kültürünü tasvir eden materyallerin dağıtımını yasaklayan yasalar çıkardı. Bugünün Macaristan’ında herkesin “istediği kişiyle yaşama ve onu sevme hakkını” savunmak, mevcut yasaları ihlal etmek anlamına geliyor.
Budapeşte merkezli bağımsız akademisyen Anita Zsurzsan’ın sözleriyle: “Magyar hükümeti Orbanizm’den bir kopuşu değil, onun yeniden formüle edilmiş halini temsil ediyor: aynı milliyetçi ve dışlayıcı düzenin daha disiplinli, AB ile uyumlu ve teknokratik bir versiyonu. Değişen şey projenin temelleri değil, yalnızca onu yöneten eller oldu.”
Orban programının emekçiler açısından anlamı, karar alma mekanizmalarının ve sömürücülerin daha dar bir kliğin elinde toplanması ya da şu veya bu büyük güce yönelim değildir; esas mesele, öfkeyi sermayeden uzaklaştırmak ve işçi sınıfını atomize edip disiplin altına almak için ırkçılığın, milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının, transfobinin, homofobinin ve diğer gerici ideolojilerin kullanılmasıdır.
Sadece gözlemci olmanın ötesine geçmek isteyenler için kritik ama zor bir ayrım yapmak gerekiyor. Orban’ın seçim yenilgisi gerçekten de otoriterlik açısından geçici bir geri çekilmeyi ifade ediyor; çünkü bu yenilgi Fidesz programının tükenişi ve ona karşı gelişen kitlesel hareketlerin yükselişi tarafından dayatıldı. Ancak bu muhalefetin Magyar’a verdiği destek, aynı zamanda bu hareketler ve işçi sınıfı açısından bir geri çekiliş anlamına geliyor; çünkü bu güçler, taktik geri adımlar atsa bile Orban’la aynı toplumsal programı sürdürmeye kararlı olan bir partiye büyük bir siyasal meşruiyet devretmiş oldular.
Muhalefetin ulaştığı düzeyi düşünelim. 2018’deki emek protestoları zirvede 15 bin kişiyi topladı ve genel grev tartışmalarını gündeme getirdi. 2022 öğretmen grevleri süresiz grev için yaklaşık 40 bin kişiyi, dayanışma gösterileri için ise 50 bin kişiyi harekete geçirdi. 2025 Onur Yürüyüşü ise hükümetin yüz tanıma teknolojisiyle uygulayacağını ilan ettiği yasağa rağmen 100 ila 200 bin kişiyi sokağa çıkardı. Eylemin ardından hükümet geri adım attı ve yürüyüşe katılanları yargılamaktan vazgeçti.
Dolayısıyla Orban seçim yenilgisine uğradığında, toplumu bölme ve korkutma kapasitesi zaten ölümcül biçimde zayıflamıştı. Ve queer topluluğu, fiili mücadele içinde Magyar’ın asla vaat etmeyeceği kadar çok hakkı çoktan kazanmıştı.
Öte yandan Magyar’ı desteklemek adına Macaristan Sosyalist Partisi seçimlerden bütünüyle çekildi. Böylece Magyar’a, Orban’ın sahip olduğu aynı otoriter devlet aygıtı ve aynı üçte iki çoğunluk teslim edilmiş oldu; üstelik ortada görünür bir sol muhalefet de kalmadı. Parlamentodaki diğer tüm partiler onun sağında yer alıyor ve Orban’dan farklı olarak solun önemli bir bölümü de onu desteklemiş durumda!
Emekçilerin haklarını savunan hareketler yeniden yönlerini bulmak zorunda kalacak. Eğer bunu hızla başaramazlarsa, Magyar’ın programı günümüz kapitalist çürümesinin gerçekleriyle çarpıştığında kendi itibarsızlaşmasının altında ezilebilirler. Sonuçta Macaristan’da ve başka yerlerde solun neoliberal saldırıyla özdeşleşmesi, Orban ve Trump gibi figürlerin yükselişine alan açmıştı.
Bu deneyim, konumları ne kadar sağlam görünürse görünsün, kitlesel hareketlerin otoriterlerin iktidarını sarsma gücünü ortaya koyuyor. Aynı zamanda, bu mücadelelerin güçlenmesine yardımcı olacak; onları kendi çıkarları için kullanmak isteyenlerin kollarına itmeyecek bağımsız işçi sınıfı siyasal örgütlenmesinin gerekliliğini de kalın çizgilerle gözler önüne seriyor.
Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.






