Bu çevresel yıkımın sorumlusu genel olarak insanlık değildir. Sorumlu olan; diğer insanları ve her şeyden önce doğayı adeta yamyamca sömürerek yaşayan küçük bir azınlıktır. Bunun adı kapitalizmdir.
İşyerlerindeki çalışma koşulları insanlık dışıdır. Fabrikaların büyük çoğunluğunda iklimlendirme sistemi bulunmamaktadır. Bu koşullarda çalışmak, yaşamı doğrudan tehlikeye atmak anlamına gelmektedir.
İklim yıkımına karşı tek gerçek çözüm, kapitalizmi yıkmak ve kapitalistlerin kârı uğruna çevreyi tahrip eden sonsuz meta üretimine son verecek, planlı sosyalist bir ekonomi kurmaktır.
Partito di Alternativa Comunista – PDAC / 10 Temmuz 2026
Son dört yılda Avrupa’da yaklaşık 200 bin kişi aşırı sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu trajedi en çok toplumun en kırılgan kesimlerini vuruyor: hastaları, yaşlıları ve güneş altında ya da yeterli iklimlendirme bulunmayan ortamlarda çalışmak zorunda bırakılan işçileri. Genel olarak bunlar, klimaya erişme olanağı olmayan ya da daha serin konutlarda yaşayamayan en yoksul kesimlerdir.
Sanayi öncesi döneme kıyasla küresel ortalama sıcaklığın 1,5 °C’nin üzerinde artış eşiğini aşmaya çok yaklaştığımızı biliyoruz. Bu durumda Paris İklim Anlaşması fiilen ihlal edilmiş bulunuyor; tabii eğer bu anlaşmalar bir dönem gerçekten ciddiye alındıysa. Üstelik sorun bununla da sınırlı değil. Dünyanın bazı bölgeleri diğerlerinden çok daha hızlı ısınıyor (Kuzey Kutbu ve Akdeniz havzası gibi). Dünyanın birçok bölgesi yaşanamaz ya da yaşamı son derece güç hale getirecek koşullarla karşı karşıya kalacak. Ne yazık ki en büyük risk altındaki bölgeler, insan faaliyetleriyle en fazla dönüştürülmüş ve nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu alanlardır.
Asya’nın subtropikal kuşağındaki dev metropoller ve büyük kentleşme alanları, Akdeniz havzası ile Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan kıta kuşağı ve Oğlak Dönencesi çevresi en yüksek risk taşıyan bölgelerdir. Bu alanlarda milyarlarca insan yaşamaktadır ve insanlık tarihinde benzeri görülmemiş büyüklükte kitlesel göçlere zorlanmaları olasıdır.
Bu çevresel yıkımın sorumlusu genel olarak insanlık değildir. Sorumlu olan; diğer insanları ve her şeyden önce doğayı adeta yamyamca sömürerek yaşayan küçük bir azınlıktır. Bunun adı kapitalizmdir. Kapitalizm, gerçekliğin her alanını kâr elde etmenin nesnesine dönüştüren bir ekonomik sistemdir. Onun tek buyruğu kârı azami düzeye çıkarmaktır; bedeli ne olursa olsun.
Bize inandırılmak istenenin aksine, karbondioksit (CO₂) salımları artmaya devam ediyor ve her yıl yeni rekorlar kırıyor. Oxfam tarafından yapılan araştırmalar, dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesiminin yılda kişi başına 467 ton CO₂ saldığını ortaya koyuyor. Buna karşılık dünya nüfusunun en yoksul yüzde 50’si yılda yalnızca 1,6 ton CO₂ salıyor. Kapitalist sistemin gerçek sahipleri olan en zengin yüzde 0,01’lik kesim ise yılda 2.531 ton CO₂ salımı gerçekleştiriyor. Bu miktar, dünya nüfusunun en yoksul yarısının salımından iki binden fazla kat fazladır.
İşyerlerindeki çalışma koşulları insanlık dışıdır. Fabrikaların büyük çoğunluğunda iklimlendirme sistemi bulunmamaktadır. Açık havada çalışanların kritik durumundan (tarlalarda, karayollarında ya da inşaatlarda çalışan işçiler gibi) söz etmeye bile gerek yok. Bu koşullarda çalışmak, yaşamı doğrudan tehlikeye atmak anlamına gelmektedir.
Okullardaki durum da aynı ölçüde vahimdir. Anaokulları haziran ayının sonuna kadar açık kalmakta, liselerde ise yıl sonu sınavları yapılmaktadır. Okulların yalnızca yüzde 7’sinde (üstelik sadece bazı sınıflarda) klima bulunmaktadır. Eğitim kurumlarının ezici çoğunluğunda yeterli sayıda vantilatör bile yoktur. Üniversitelerdeki koşullar da farklı değildir. COVID-19 salgını sırasında olduğu gibi, çalışanların ve öğrencilerin sağlığını koruyacak hiçbir ciddi önlem alınmamaktadır. En fazla işsizlik ödeneğinden söz edilmekte, çünkü bu durum işçilerin gelirini etkileyecektir. Her zamanki gibi, milyonlarca insanın yaşamından daha değerli görülen şey kapitalistlerin kârıdır. Ancak COVID döneminde olduğu gibi, buna karşı da grevler ve örgütlü mücadele yoluyla yanıt vermek mümkündür.
İklim yıkımına karşı tek gerçek çözüm, kapitalizmi yıkmak ve kapitalistlerin kârı uğruna çevreyi tahrip eden sonsuz meta üretimine son verecek, planlı sosyalist bir ekonomi kurmaktır.
Yazının İspanyolcasını okumak için tıklayınız.







