Anasayfa / Tarih / Türkiye’de Ayakların Baş Olduğu Yıllar: 15-16 Haziran Başkaldırısının Yolunu Açan Mücadeleler

Türkiye’de Ayakların Baş Olduğu Yıllar: 15-16 Haziran Başkaldırısının Yolunu Açan Mücadeleler

Türkiye’de Ayakların Baş Olduğu Yıllar: 15-16 Haziran Başkaldırısının Yolunu Açan Mücadeleler. 1963 Kavel Grevi, 1968 Derby Fabrika İşgali ve 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi

1950’lerde köylerden şehirlere başlayan büyük göç, Türkiye’de yalnızca yeni mahalleler değil yeni bir toplumsal güç yarattı. Fabrikaların büyümesiyle birlikte işçiler ilk kez kitlesel bir sınıf haline gelirken, dünyayı sarsan 1968 dalgası Türkiye’yi de etkisi altına aldı. 1961 Anayasasıyla kazandıkları haklarını kullanmaya başlayan işçiler, örgütlenmeyi, toplu hareket etmeyi ve haklarını aramayı öğrendi.  Grevler, fabrika işgalleri ve öğrenci hareketleri giderek büyüdü; sonunda on binlerce işçi 15-16 Haziran 1970’te sokaklara çıktı.

Ekin Asya / 8 Haziran 2026

Tarladan Fabrikaya Değişen Türkiye

Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti 1950’de iktidara geldiğinde Türkiye hâlâ büyük ölçüde kırsal bir ülkeydi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet eliyle bazı sanayi yatırımları yapılmış olsa da nüfusun büyük bölümü köylerde yaşıyor, geçimini tarımdan sağlıyordu.

Fakat 1950’lerden sonra ülke hızla değişmeye başladı. Tarım makineleşiyor, traktörler köylere giriyor, küçük üreticiler geçinmekte zorlanıyordu. Köyde tutunamayan yüz binlerce insan İstanbul, İzmit, Bursa ve Adapazarı gibi sanayi merkezlerine göç etti.

Bu dönüşüm yalnız ekonomik değildi; insanların hayat ritmini tamamen değiştiriyordu. Köyde kendi zamanına göre yaşayan insanlar, şehirde fabrika sirenine göre yaşamaya başladı. Aynı bantta çalışan, aynı vardiyaya giren, aynı ustabaşının baskısını yaşayan dev işçi mahalleleri oluşuyordu.

Türkiye’de ilk kez büyük sanayi işçi kitleleri aynı alanlarda toplanıyordu. Bu kritik bir kırılmaydı. Çünkü sanayileşme yalnızca fabrikaları değil, o fabrikaları durdurabilecek bir sınıfı da büyütüyordu.

Demokrat Parti’nin Son Yılları: Büyüme ve Baskı

Demokrat Parti’nin ilk yıllarında ekonomik büyüme dikkat çekiciydi. ABD yardımları, karayolları yatırımları ve genişleyen piyasa ekonomisi yeni bir dinamizm yaratmıştı. Ancak 1950’lerin sonuna doğru tablo değişmeye başladı.

Enflasyon yükseliyor, dış borç artıyor, siyasal baskılar sertleşiyordu. Basına sansür uygulanıyor, üniversitelerde gerilim büyüyor, muhalefet üzerindeki baskılar yoğunlaşıyordu.

İşçiler ise hâlâ ciddi haklardan yoksundu. Grev hakkı bulunmuyor, sendikal alan büyük ölçüde kontrol altında tutuluyordu.

Ancak devletin görmezden gelemediği bir gerçek vardı: şehirlerde artık çok daha büyük ve görünür bir işçi kitlesi oluşmuştu.

27 Mayıs ve Yeni Anayasayla Açılan Yeni Alan

1960 darbesi (27 Mayıs), Demokrat Parti’nin (DP) artan otoriterleşmesi, ekonomik kriz, ordu-iktidar gerilimi ve öğrenci olaylarının yarattığı huzursuzluk ortamı gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup subay tarafından gerçekleştirildi. 1960 Darbesi yalnızca hükümeti devirmedi; Türkiye’de yeni bir siyasal dönemin kapısını açtı.

Devlet açısından bu, kontrollü bir rahatlama hamlesiydi. Ama beklenmeyen bir şey oldu: işçiler bu hakları gerçek bir mücadele aracına dönüştürdü. Çünkü artık ortada yalnızca dağınık çalışanlar değil, büyük fabrikalarda bir araya gelen kitlesel işçi toplulukları vardı.

Kavel: İşçilerin Gücünü Fark Ettiği An

1963’teki Kavel Grevi modern Türkiye işçi hareketinin dönüm noktalarından biri oldu. Kavel Kablo işçileri sendikal hakları için direnişe geçti. İşten atmalar, polis baskısı ve tehditlere rağmen geri adım atılmadı.

Bu grevin etkisi yalnız ekonomik değildi. Birçok işçi ilk kez patronların yenilmez olmadığını gördü. “Üretimi durdurabiliyoruz.” Bu fikir hızla yayıldı.

Kavel’den sonra grevler Türkiye’nin farklı sanayi bölgelerine yayılmaya başladı.

Dünyada Yeni Bir Kuşak Ayağa Kalkıyordu

Türkiye’deki hareketlenme yalnız değildi. 2. Dünya Savaşı sonrası doğan kuşak büyümüş, eski düzeni sorgulamaya başlamıştı. Kapitalizmin savaş sonrası “altın çağı” üretimi büyütmüş, şehirleri genişletmişti. Ancak refah arttıkça beklentiler de büyüyordu.

İşçiler daha yüksek ücret, daha fazla hak ve daha fazla söz istiyordu. Aynı dönemde Vietnam Savaşı milyonlarca genci öfkelendiriyor, Fransa’da 1968 Mayıs olayları Avrupa’yı sarsıyordu. Fransa’da milyonlarca işçi greve çıkıyor, üniversiteler işgal ediliyordu. İtalya’da fabrikalar işgal edilirken ABD’de savaş karşıtı gösteriler büyüyordu.

Dünyanın birçok yerinde insanlar ilk kez gerçekten sistemi değiştirebileceklerine inanıyordu. Türkiye’deki öğrenciler ve işçiler de bu atmosferin içindeydi.

Üniversiteler ve Fabrikalar Yakınlaşıyor

1960’ların ortasından itibaren üniversitelerde hareketlilik hızla arttı.

Öğrenciler: bağımsız Türkiye, demokratik üniversite, parasız eğitim, emperyalizme karşı mücadele gibi talepler yükseltiyordu.

Başlangıçta öğrenci hareketiyle işçi hareketi ayrı görünüyordu. Ancak zamanla birbirlerini beslemeye başladılar. Öğrenciler grevlere destek veriyor, işçiler üniversite protestolarını takip ediyordu. Devlet açısından asıl korkutucu olan buydu. Çünkü artık yalnız ekonomik değil, siyasal olarak da hareketlenen bir toplumsal dalga oluşuyordu.

DİSK ve Sertleşen Mücadele

1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu yani DİSK kuruldu. Birçok işçi mevcut sendikal yapıları fazla uzlaşmacı buluyordu. DİSK daha mücadeleci bir çizgi izliyor ve kısa sürede büyük fabrikalarda güç kazanıyordu. Tam bu dönemde grevler ve fabrika işgalleri hız kazandı.

Derby Lastik Fabrikası işgali dönemin en dikkat çekici olaylarından biri oldu. İşçiler yalnızca işi bırakmıyor, fabrikayı da terk etmiyordu. Bu patronlar açısından son derece ürkütücüydü.

Çünkü grev: “Çalışmıyoruz” demekti. Ama işgal: “Bu üretim alanı üzerinde söz sahibiyiz” anlamına geliyordu. Fabrika içinde bir ikili iktidar durumu oluşturuyordu.

Ardından: Sungurlar, Demir Döküm, Gamak, Paşabahçe gibi fabrikalarda da büyük direnişler yaşandı.

Türkiye’de işçi hareketi artık yalnız savunmada değil, giderek daha ileri bir çizgide ilerliyordu.

Kanlı Pazar ve Büyüyen Kutuplaşma

1969’a gelindiğinde sokaklar da sertleşmeye başlamıştı., 16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul Taksim Meydanı’nda ABD’nin 6. Filo’sunu protesto etmek için 76 gençlik örgütünün toplandığı sırada meydana gelen Kanlı Pazar sırasında saldırılar düzenlendi; iki kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.

Bu olay birçok genç için kırılma noktası oldu. Çünkü devletin tarafsız olmadığı düşüncesi giderek yayılıyordu. Aynı dönemde sağ-sol kutuplaşması da büyüyordu. İşçi hareketinin ve solun yükselişi, milliyetçi ve sağcı mobilizasyonu da sertleştiriyordu. Türkiye artık yalnız ekonomik değil siyasal olarak da kaynayan bir ülkeye dönüşüyordu.

15-16 Haziran’a Giden Yol

1960’ların sonunda Türkiye’nin büyük sanayi bölgelerinde grevler yayılmış, işçi hareketi kitleselleşmişti. DİSK hızla büyüyor, fabrikalarda örgütlenme güçleniyordu.

Hükümet ve sermaye çevreleri bu yükselişi durdurmak istedi. Sendikalar yasasında yapılmak istenen değişikliklerle DİSK’in etkisinin kırılması hedefleniyordu.

Fakat yıllardır biriken öfke artık fabrikalara sığmıyordu. Çünkü mesele yalnızca ücret değildi. İşçiler ilk kez şehirleri durdurabileceklerini fark ediyor, toplumsal düzende söz sahibi olmak istiyordu.

15 Haziran 1970 sabahı İstanbul ve Kocaeli’ndeki fabrikalardan çıkan on binlerce işçi yürüyüşe geçti. Kartal’dan Levent’e, Gebze’den Bakırköy’e kadar büyük sanayi bölgelerinde üretim durdu; yollar ve geçiş noktaları tutuldu, şehir adeta kilitlendi. 15-16 Haziran Olayları sırasında güvenlik güçleriyle çatışmalar yaşandı, sıkıyönetim ilan edildi ve çok sayıda işçi gözaltına alındı. Olaylarda hayatını kaybedenler oldu.

Ancak 15-16 Haziran yalnızca iki günlük bir protesto olarak kalmadı. Bu olay, Türkiye’de işçi sınıfının ilk kez kendi toplumsal ağırlığını bütün ülkeye hissettirdiği tarihsel bir kırılma noktası oldu.

1970’ler: Yükselen Mücadele, Derinleşen Çatışma

15-16 Haziran’ın ardından Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Devlet artık büyük sanayi işçisinin nasıl bir güç haline geldiğini görmüştü. İşçiler ise yalnızca üretimi değil, şehirlerin ritmini bile durdurabileceklerini fark etmişti.

Fakat bu yükseliş aynı zamanda sert bir karşı hamleyi de beraberinde getirdi. 1971 Askeri Muhtırası ile birlikte devlet, yükselen sol hareketi ve işçi mücadelesini baskı altına almaya yöneldi. Öğrenci liderleri tutuklandı, sendikalar baskı gördü, birçok grev engellendi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ise dönemin en ağır kırılmalarından biri oldu.

Ancak bütün baskılara rağmen işçi hareketi tamamen geri çekilmedi. 1970’lerin ortasına gelindiğinde ekonomik kriz yeniden derinleşmeye başlamıştı. Enflasyon yükseliyor, hayat pahalılığı artıyor, fabrikalardaki huzursuzluk büyüyordu. Bu ortamda işçi hareketi yeniden yükseldi.

Özellikle Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu yani DİSK büyük bir güç haline geldi. Grevler yayılıyor, fabrikalarda örgütlenme büyüyordu. Maden-İş sendikasının öncülük ettiği direnişler, belediye grevleri, TARİŞ olayları ve MESS grevleri dönemin en önemli çatışmaları arasında yer aldı.

Bazı fabrikalarda işçiler yalnızca ücret istemiyor, çalışma düzenine doğrudan müdahale etmeye çalışıyordu. İşgaller ve fabrika komiteleri, patronlar açısından ciddi bir tehdit olarak görülüyordu.

Ama aynı dönemde Türkiye’de siyasal şiddet de hızla büyüdü. Sağ-sol çatışmaları, suikastlar, sokak saldırıları ve paramiliter şiddet 1970’lerin ikinci yarısında gündelik hayatın parçası haline geldi. Üniversiteler, mahalleler, hatta bazı fabrikalar siyasal kamplaşmanın alanına dönüşüyordu.

Devlet otoritesi zayıflarken ekonomik kriz daha da ağırlaşıyordu. Kuyruklar, zamlar ve siyasi istikrarsızlık toplumdaki gerilimi sürekli büyütüyordu.

Sonunda bugünkü geri çekilmenin de nedeni olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi geldi.

1960-1970 Arası Öne Çıkan Grevler ve İşgaller

1961 Saraçhane Mitingi: Türkiye işçi hareketinin ilk büyük kitlesel gösterilerinden biri oldu. Binlerce işçi İstanbul Saraçhane’de toplanarak grev ve toplu sözleşme hakkı talep etti. İşçi sınıfının ilk büyük gövde gösterilerinden biri olarak tarihe geçti.

1963 Kavel Grevi: Kavel grevi henüz grev yasası çıkmadan gerçekleştirildi. Kavel işçilerinin direnişi, grev hakkının 1963’te yasallaşmasında önemli rol oynadı ve modern işçi hareketinin dönüm noktalarından biri sayıldı.

1964 Kozlu Direnişi: Zonguldak maden işçilerinin düşük ücretler ve kötü çalışma koşullarına karşı gerçekleştirdiği eylemler, maden sektöründeki örgütlenmenin büyümesinde etkili oldu.

1966 Paşabahçe Grevi: Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları bünyesindeki Paşabahçe fabrikasında başlayan direniş, işçi hareketi içindeki sendikal ayrışmaları görünür hale getirdi. Süreç, DİSK’in kuruluşuna giden yolu hızlandırdı.

1967 DİSK’in Kuruluşu: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu yani DİSK’in kurulmasıyla işçi hareketi daha mücadeleci ve kitlesel bir çizgiye yöneldi.

1967-1970 Direnişleri: Bu dönemde grev sayısında büyük bir artış yaşanmış, sadece 1967-1970 arasında 312 grev ve 516 direniş gerçekleştirildi.

1968 Derby Fabrika İşgali: Derby Lastik Fabrikası işçileri üretimi durdurup fabrikayı terk etmeyerek Türkiye’nin en sembolik fabrika işgallerinden birini gerçekleştirdi. İşçiler ilk kez üretim alanı üzerinde fiili denetim kurmaya çalıştı.

1968 Sungurlar Direnişi: Sungurlar işçilerinin grevi ve fabrika direnişi, dönemin yükselen işçi hareketinin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

1969 Demirdöküm Grevi: DemirDöküm işçilerinin grevi, büyük sanayi işletmelerindeki örgütlü işçi gücünün görünür hale geldiği önemli mücadelelerden biri oldu.

1969 Gamak Direnişi: Gamak işçilerinin eylemleri sırasında polis müdahaleleri ve çatışmalar yaşandı. Olaylar, dönemin sertleşen sınıf geriliminin sembollerinden biri haline geldi.

Etiketlendi: