Mesele yalnızca nüfusun yaşlanması değil. Asıl tehlike, elde kalan gençlerin de topluma ve geleceğe olan bağını kaybetmesi olabilir. Çünkü aslında bu bir “tembellik ideolojisi” değil; sistemin vaatlerine duyulan inancın çöküşü. Sessiz bir geri çekilme biçimi.
NEET (Not in Employment, Education or Training / Ne Eğitimde Ne İstihdamda)
Ekin Asya / 24 Haziran 2026
İlk olarak Japonya’daki “hikikomori” tartışmalarıyla görünür hale gelen eve kapanma, sosyal geri çekilme ve hayattan kopuş eğilimi zamanla Çin’de “Tang Ping (Lying Flat)”, Güney Kore’de ise “Eundunhyeong Oetori” gibi farklı isimlerle ortaya çıktı. İsimler değişse de tablo benzerdi: çalışmanın karşılığını alamayan, geleceğe güvenini kaybeden, yalnızlaşan ve giderek dijital dünyaya çekilen genç kuşaklar.
Bir dönem yalnızca Uzak Doğu’ya özgü bir kriz gibi görülen bu durum artık dünyanın birçok yerinde tartışılıyor. Türkiye’de de artan genç işsizliği, milyonları bulan “NEET” oranları (Not in Employment, Education or Training / Ne Eğitimde Ne İstihdamda), “Ev Gençleri” tartışmaları, yalnızlık, tükenmişlik ve dijital hayata kaçış düşünüldüğünde; henüz adı tam konmamış olsa bile benzer bir toplumsal geri çekilmenin sessizce büyüdüğü görülüyor.
Çin’de birkaç yıl önce ortaya çıkan Tang Ping hareketi ilk başta internet şakası gibi görünüyordu. Gençler daha az çalışmayı, kariyer yarışından çekilmeyi ve mümkün olduğunca düşük tempolu yaşamayı savunuyordu. Kimileri bunu yalnızca “tembellik akımı” diye küçümsedi. Ancak zamanla ortaya çıkan tablo çok daha ciddi bir toplumsal krize işaret etti. Çünkü mesele sadece çalışmak istemeyen gençler değildi. Mesele, ne kadar çalışırsa çalışsın daha iyi bir hayat kuramayacağına inanmaya başlayan bir kuşağın ortaya çıkmasıydı.
Evden çıkmayan gençler, yalnızlaşma, doğurganlık düşüşü, tükenmişlik, aşırı dijitalleşme, sosyal geri çekilme ve geleceğe karşı derin bir umutsuzluk hissi… Özellikle genç erkeklerde bu tablo daha görünür hale geliyor. Yüksek başarı baskısı, ekonomik yetersizlik ve statü kaybı hissi bazı gençleri tamamen yarışın dışına itiyor.
Gençlerin Yeni Sığınağı: Dijital Dünya
Gerçek hayatta başarı hissi kuramayan insanlar için video oyunları, “doom scrolling / sonsuz kaydırma” (internette aşağı kaydırarak gezinme), sanal kumar ve algoritmalarla çalışan dijital platformlar güçlü kaçış alanlarına dönüşüyor. Dahası sanal bahis ve hızlı kazanç kültürü, ekonomik çıkış yolu göremeyen bazı gençler için yeni bir “umut simülasyonu” yaratıyor. Sorun internette takılmak veya oyun oynamak değil; gerçek hayatın yerini giderek ekranın almaya başlaması. Bir insan dışarıda umut göremediğinde, içeride oyalanmayı öğreniyor.
Eve tam kapanma noktasında Türkiye henüz bu ülkelerin seviyesinde değil. Ancak benzer işaretler burada da büyüyor. Avrupa’nın en yüksek NEET oranlarından biri Türkiye’de bulunuyor. Milyonlarca genç ne eğitimde ne istihdamda. Barınma krizi derinleşiyor, kiralar yükseliyor, üniversite diploması giderek değersizleşiyor ve birçok genç “çalışsam da hayatım değişmeyecek” hissine kapılıyor.
Bu yüzden mesele yalnızca nüfusun yaşlanması değil. Asıl tehlike, elde kalan gençlerin de topluma ve geleceğe olan bağını kaybetmesi olabilir. Çünkü aslında bu bir “tembellik ideolojisi” değil; sistemin vaatlerine duyulan inancın çöküşü. Sessiz bir geri çekilme biçimi.
Çin hükümeti son yıllarda “Tang Ping” kültürünü yalnızca bireysel bir tercih olarak değil, ekonomik büyüme ve toplumsal disiplin açısından da bir tehdit olarak görmeye başladı. Devlet medyasında bu akım zaman zaman “zararlı fikirler”, “yabancı etkiler” ve toplumsal çürüme söylemleriyle hedef alındı. Ancak milyonlarca gencin sisteme olan inancını kaybetmesini yalnızca dış etkilere bağlamak gerçek soruyu gizliyor: İnsanlar neden geleceğe dair umutlarını kaybediyor?
Türkiye’de de benzer bir tablo derinleştikçe aynı tartışmaların büyümesi muhtemel. “Gençler bozuldu”, “telefon mahvetti”, “dış güçlerin oyunu”, “aile yapısı çöküyor” denecek. Oysa mesele çoğu zaman teknolojinin kendisinden önce; güvencesizlik, yalnızlık, gelecek korkusu ve insanların kendilerine anlamlı bir hayat kuramayacağını düşünmeye başlaması.

Verilen tabloda Türkiye’nin oranı özellikle dikkat çekici. Çünkü doğrudan “hikikomori” ölçülmese bile NEET oranı açısından tablo zaten çok ağır. Yani Türkiye’de henüz Japonya tarzı kitlesel eve kapanma kültürü tam oluşmamış olabilir ama gençlerin sistemden kopuşu bakımından alarm veriyor. Hatta kaba biçimde bakınca: Türkiye’deki NEET oranı, Güney Kore’deki sosyal geri çekilme oranından kat kat yüksek. Tabii bunlar birebir aynı şey değil ama aynı toplumsal kırılmanın farklı yüzleri olarak okunabilir.
Sürekli ekrana bakan gençler, gerçek hayata baktıklarında neden umut göremiyorlar?






