Bolivya’daki bir aylık genel grev; hem neoliberal ekonomi programlarına karşı onlarca yıl süren kitlesel direnişin hem de eski cumhurbaşkanları Morales ve Arce önderliğindeki reformist siyasetin başarısızlığının bir ürünüdür.
Lena Souza / 27 Mayıs 2026
Mevcut Ayaklanmanın Arka Planı
Bolivya’da yaşanan derin siyasi ve ekonomik kriz ile hâlihazırda sürmekte olan halk ayaklanması, yirmi yılı aşkın bir süre önce başlayan tarihsel döngü analiz edilmeden kavranamaz. Bugün yeniden çatışmalara sahne olan sokaklar, 2003 ve 2005 gibi önceki devrimci süreçlerin derslerini ve çelişkilerini miras olarak devralmıştır; ne var ki bu süreçler kapitalist sistemin yapısını köklü biçimde dönüştürememiş, burjuva devletini yıkamamış, yalnızca siyasi önderliğin el değiştirmesiyle sonuçlanmıştır.
a) 2003 Ayaklanması ve Sánchez de Lozada Hükümetinin Düşüşü
2003 yılı, 1985’te hayata geçirilen neoliberal modelin hegemonya krizinin derinleşmeye başladığı dönemi simgeler. Gonzalo Sánchez de Lozada’nın (“Goni”) ikinci iktidar dönemi; ağır bir mali kriz, yüksek işsizlik oranları ve daha önce gerçekleştirilen kamu işletmelerinin özelleştirilmesinden kaynaklanan derin toplumsal hoşnutsuzluk ortamında başladı. İsyanın fitilini ateşleyen etken ise hükümetin doğalgazı Şili limanları aracılığıyla ABD ve Meksika pazarlarına ihraç etme planıydı. Bu planın asıl amacı, Bolivya devletine yalnızca yüzde 18 oranında royalti ödeyen Pacific LNG konsorsiyumu gibi çokuluslu şirketlerin stratejik kaynakları yağmalamasının önüne geçmekti.
Halk, gazın bu koşullar altında ihraç edilmesini, Potosí’nin gümüşünün ve 20. yüzyıl başlarındaki kalayın tarihsel yağmasının yeniden sahnelenmesi olarak gördü. İşçi, köylü ve mahalle hareketinin birleştirici sloganı, doğal kaynakların ülkenin kendi sanayileşmesi için savunulması ve geri kazanılması oldu.
Halk ayaklanması, radikal ve komünal mücadele yöntemlerini benimsedi:
Şehirlerin kuşatılması: Felipe Quispe’nin (“El Mallku”) önderliğindeki Altiplano’nun Yerli toplulukları, hükümet merkezine açılan stratejik yolları kapatarak gaz projesinin iptali ve gözaltındaki liderlerin serbest bırakılmasını talep etti.
El Alto’da silahlı isyan: Büyük çoğunluğu göçmenlerden ve Aymara halkından oluşan El Alto kenti, direnişin merkezi hâline geldi. Mahalle Konseyleri (FEJUVE) ve El Alto İşçi Federasyonu bünyesinde örgütlenen binlerce mahalle sakini; barikatlar, siperler ve askeri zırhlı araçların ilerleyişini püskürtmek amacıyla kurulan mahalle nöbet komiteleriyle kenti felç etti.
Sánchez de Lozada hükümeti protestolara askeri müdahaleyle karşılık verdi; kamu düzeninin sağlanmasına katılan askeri personeli cezai sorumluluktan muaf tutan “Ölüm Kararnamesi”ni (Yüksek Kararname 27209) yürürlüğe koydu. Ekim 2003’te ordunun La Paz’a yakıt taşıyan askeri konvoylarla El Alto’daki mahalle barikatlarını yarmaya çalışması, “Ekim Katliamı” olarak tarihe geçen olayı tetikledi. Askerler, silahsız sivillere karşı askeri teçhizat ve keskin nişancı kullandı.
Devletin vahşi baskısı 60’tan fazla kişinin hayatını kaybetmesine, en az 400 kişinin yaralanmasına yol açtı. Ancak bu baskı direnci kırmak bir yana, sivillerin katledilmesi, La Paz’ın orta sınıflarının, üniversite öğrencilerinin ve cumhurbaşkanının yargılanmasını talep eden meslek kuruluşlarının etkin desteğini de kapsayan geniş çaplı bir ulusal öfke dalgasını beraberinde getirdi. Kabinesi bölünmüş, parlamentodaki siyasi desteğini yitirmiş ve uluslararası kamuoyu nezdinde itibarını kaybetmiş olan Sánchez de Lozada, 17 Ekim 2003’te helikopterle Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçtı.
Goni’nin kaçmasının ardından anayasal halef olarak cumhurbaşkanı yardımcısı, tarihçi ve gazeteci Carlos Mesa göreve geldi. La Paz ve El Alto sokaklarında seferber olan kitleler, doğrudan iktidarı ele geçirmeye mi yöneleceklerini, yoksa kurumsal bir geçişe izin mi vereceklerini tartışıyordu.
O dönemde Jaime Solares gibi isimlerin önderlik ettiği Bolivya İşçi Konfederasyonu (COB), belirleyici bir tutum sergiledi: İnsan barikatını ve Hükümet Sarayı’nı kuşatan askeri-halk kordonunu kaldırmaya karar verdi. Grev ateşkesi ilan ederek Carlos Mesa’nın göreve başlamasının önünü açan COB önderliği, tabanın isyankar gücünü zaptu rapt altına aldı. Bu adım, Bolivya burjuvazisine Mesa’nın Kurucu Meclis’i toplama ve gaz referandumu düzenleme vaadi sayesinde bir nefes alma alanı tanıdı; böylece kriz sokaktan kurumsal kanallara akıtıldı.
b) Sürecin Seçimlerle Saptırılması ve Evo Morales’in İktidara Gelişi
2003’teki ateşkes yapısal talepleri çözmedi. 2005 yılında Carlos Mesa’ya yönelik yeni bir protesto dalgası (hidrokarbonları millileştirmeyi reddetmesinin ardından) onu da istifaya zorladı. Halk hareketi, tazminatsız tam millileştirme ve egemen bir Kurucu Meclis talep ediyordu.
Ne var ki burjuva devletini çözüme kavuşturma tehdidi taşıyan devrimci enerji, seçimsel yola yönlendirildi. Koka üreticisi önder Evo Morales’in liderliğini yaptığı Sosyalizme Doğru Hareketi (MAS), ülkeyi yatıştıracak tek geçerli kurumsal alternatif olarak öne çıktı. Aralık 2005 seçimlerinde Morales, hoşnutsuzluğu oylarına katarak tarihî bir yüzde 53,7 oranıyla seçimi kazandı. Bu seçim zaferi, isyankar sürecin saptırılmasında kilit bir işlev gördü: Sokaktaki iktidar mücadelesi, mevcut devlet aygıtının yönetimine dönüştürüldü.
c) İsyan Sürecinin Saptırılması
İktidara gelen Evo Morales hükümeti, Ekim 2003 Gündeminin baskısına yanıt veren reformlar hayata geçirerek ülke tarihinde eşi görülmemiş bir ekonomik istikrar sağladı.
Petrol ve madencilik şirketlerinin millileştirilmesi: Mayıs 2006’da hidrokarbonların “millileştirilmesi” kararnameleştirildi (Chaco Kahramanları Kararnamesi). Devlet Petrol İşletmeleri Yacimientos Petrolíferos Fiscales Bolivianos’un (YPFB) yeniden yapılandırılmasıyla devlet, kaynakların mülkiyetini üstlendi ve çokuluslu şirketlerle sözleşmelerin yeniden müzakere edilmesini dayattı; böylece en büyük sahalardan elde edilen petrol gelirlerinin yüzde 82’sine el koydu. Benzer biçimde Bolivya Madencilik Şirketi (COMIBOL) yeniden faaliyete geçirildi ve Vinto gibi stratejik izabeler geri kazanıldı.
Petrol gelirlerinin dağıtımı: Gaz ihracatından elde edilen (emtia boomuna dayanan) büyük döviz akışının bir bölümü kamu yatırımlarına ve evrensel sosyal yardım programlarının oluşturulmasına aktarıldı. Juancito Pinto Bonosu (okul terk oranlarını düşürmeye yönelik), Juana Azurduy Bonosu (hamile kadınlar için) ve Renta Dignidad (yaşlılık maaşı) gibi programlar milyonlarca Bolivyalıyı aşırı yoksulluktan kurtararak iç piyasayı canlandırdı.
Anti-emperyalist söyleme ve “Çokkimlikli Devlet”in ilanına karşın, Evo Morales hükümeti toplumsal baskıyı yönetmede kilit bir işlev üstlendi. MAS, pratikte bağımlılığın ve çıkarcı kapitalizmin sürekliliğini korudu; toprak sahibi ve kapitalist devletin yıkımına yönelmek yerine, emtia fiyatlarındaki yükselişten yararlanarak daha yüksek rant topladı ve kitlelere refah tavizleri sunarak sınıf mücadelesini yatıştırmayı başardı; bunu yaparken toprak sahibi oligarşinin ya da çokuluslu şirketlerin kârlarına dokunmadı.
Sendikaların ve yerli toplulukların bağımsız seferberliği sistematik biçimde caydırıldı ya da kendi bünyesine çekildi. Taban her özel mülkiyet sınırını ya da mevcut yasaları aşmaya kalkıştığında hükümet, devrimci prestijini devreye sokarak “hükümete saldırmanın sağa hizmet etmek” olduğunu öne sürerek çatışmaları yatıştırdı. Bu yolla işçi katılımı, devlet bürokrasisine tabi kılındı.
d) Evo Morales’in Toprak Sahiplerine ve Bankacılık Sektörüne Sağladığı Büyük Kazanımlar
Sosyalist söylemin arkasında MAS yönetimi, geleneksel ekonomik güç yapısını pekiştirdi; doğu Bolivya’nın (Santa Cruz) oligarşisi ve finans sektörüyle birlikte var olma paktları imzaladı.
Tarım tekeli ile ittifak: Hükümet, ovalardaki radikal toprak reformunu sekteye uğrattı. Ekonomik-Sosyal İşlev (FES) Yasası gibi düzenlemeler gevşetildi; büyük sığır ve soya tarım arazilerinin mülkiyet haklarını güvence altına alarak yasadışı ormansızlaştırmaya “af” çıkarıldı. GDO kullanımı teşvik edildi, kontrollü yakma izni veren kararnamelerle tarım sınırları genişletildi; bu uygulamalar, siyasi barış karşılığında geleneksel toprak sahiplerinin doğrudan çıkarına hizmet etti.
Bankacılık sektöründe rekor kârlar: Özel finans sektörü en büyük ekonomik patlamasını yaşadı. Hükümet, özel bankalara hukuki güvence sağladı; söz konusu bankalar, ekonominin likiditesi ve iç tüketim sayesinde millileştirme tehdidiyle hiç karşılaşmadan yıldan yıla kârlarını katlayarak artırdı.
e) MAS Hükümetinin 2011 Emeklilik Reformuna Karşı Harekete Saldırısı ve Madencilik Alanlarının Çokuluslu Şirketlere Devredilmesi
İşçi sınıfının, hükümetin ve onun şirket müttefiklerinin çıkarlarıyla doğrudan çatışmasıyla modelin çelişkileri patlak verdi.
Emeklilik Yasası Çatışması (2011-2013): Yeni Emeklilik Yasası’nın düzenlenmesi sürecinde COB ve madencilik sektörleri, son maaşın yüzde 100’üne dayalı bir emekli aylığı ve emeklilik yaşının düşürülmesi talebiyle sokaklara döküldü. Evo Morales hükümeti, protestoları “darbeci” ve “bencil” olarak nitelendirerek müttefik kesimleri işçi yürüyüşlerine karşı seferber etti.
Madenciliğin çokuluslu şirketlere devredilmesi: Millileştirme söylemine karşın Madencilik ve Metalurji Yasası, yabancı şirketlerin ülkenin en zengin yataklarındaki denetimini (Japonya’nın San Cristóbal madenindeki Sumitomo ya da ABD’nin Coeur Mining şirketi gibi örnekler) pekiştirdi. Üstelik özel iş gücü sömürüsü mantığıyla işleyen geleneksel madencilik kooperatiflerine devlet madenciliği ve yerel toplulukların çevre hakları aleyhine büyük ayrıcalıklar tanındı.
f) Evo’nun Gerilişi ve Sağın Yeniden Yükselişi
2010’ların sonuna doğru model, uluslararası gaz fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle tükenme belirtileri vermeye başladı. Aynı dönemde Evo Morales’in süresiz yeniden seçilme konusundaki inatçı tutumu, ciddi bir siyasi erozyon yarattı.
21 Şubat 2016 (21F) referandumunun sonucunu, çoğunluğun yeni adaylığına karşı oy kullandığı referandumun, tanımayı reddetmesi, demokratik meşruiyetini sarstı ve kentli orta sınıfların geniş kesimlerini yabancılaştırdı. Bu hoşnutsuzluk iklimi, “demokrasiyi savunma” bayrağı altında iktidara el koymaya hazırlanan geleneksel sağ güçler ve iş çevresi önderliğindeki sivil komiteler tarafından ustalıkla değerlendirildi.
g) 2019 Darbesi
Siyasi kriz, Ekim 2019 seçimlerinde patlama noktasına ulaştı. Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS/OEA) körüklediği seçim usulsüzlüğü iddiaları ve hızlı sayım sisteminin kesintiye uğramasının ardından aşırı sağ, şiddetli kentsel seferberlik eylemlerini başlattı.
Bolivya Polisi’nin isyan etmesi ve Silahlı Kuvvetler’in cumhurbaşkanının istifasını “önermesiyle” gerici isyan iyice tutundu. 10 Kasım 2019’da Evo Morales istifa ederek önce Meksika’ya, ardından Arjantin’e sürgüne gitti. İki gün sonra, sağcı Senatör Jeanine Áñez, yeter sayı sağlanmadan toplanan bir yasama oturumunda geçici cumhurbaşkanlığını ilan ederek Sacaba ve Senkata’daki halk direnişine yönelik katliamlara imza atan, ordu destekli bir rejimin başına geçti.
h) Darbenin Püskürtülmesi ve Luis Arce’nin İktidara Yükselişi
Áñez rejimi; vahşi baskısı, pandemi ortamındaki yolsuzluk skandalları ve fiyasko ekonomi yönetimi nedeniyle hızla çöküşe geçti. İşçi ve yerli tabanın direnci bağımsız biçimde yeniden örgütlendi; Ağustos 2020’de ülkeyi felç eden ulusal yol ablukası, hükümeti seçim tarihi belirlemeye zorladı.
Ekim 2020’de MAS, seçim sandığıyla yeniden iktidara geldi. Evo Morales’in eski Ekonomi Bakanı Luis Arce Catacora, oyların yüzde 55,1’ini alarak cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı; bu sonuç, halkın darbeci sağa karşı duyduğu reddin oybirliğiyle dışavurumunu yansıtıyordu.
i) Luis Arce Hükümeti
Luis Arce hükümeti, “ekonomik yeniden yapılanmayı” hayata geçirme temel vaadiyle göreve başladı. Eski Ekonomi Bakanı ve önceki ekonomik patlamanın “mimarı” sayılan Arce’nin stratejisi; Açlık Karşıtı Bono aracılığıyla tabana anında likidite enjekte etmeye ve iddialı İthal İkameli Sanayileşme Modeli’ni (ISI) hayata geçirmeye dayanıyordu. Bu devlet planı, yerel hammaddeleri işlemek, yabancı üreticilere olan bağımlılığı azaltmak ve sermaye kaçışını engellemek amacıyla 150’yi aşkın kamu sanayi tesisinin (biyodizel tesisleri, NPK gübre fabrikaları, çinko rafinerileri, lityum ve gıda işleme tesisleri) inşasını öngörüyordu.
Ne var ki iddialı devlet sanayileşme planı, Bolivya’nın çıkarcı modelinin yapısal ve aşılamaz sınırlarıyla burun buruna geldi. Devlet aygıtının ve sübvansiyonların tamamının sürdürülebilirliği, tarihsel olarak Brezilya ve Arjantin’e yapılan doğal gaz ihracatına dayanıyordu. Hidrokarbon arama yatırımlarındaki on yıllık yetersizlik, gaz rezervlerinin kritik düzeyde tükenmesine ve azalmasına yol açtı.
Ülkenin başlıca gelir kaynağındaki bu düşüş, yıkıcı bir domino etkisi başlattı:
Dolar kıtlığı krizi: Gaz ihracatı dramatik biçimde daraldıkça Merkez Bankası’nın Net Uluslararası Rezervlerini (NIR) besleyen döviz akışı kurudu. Bu durum, resmi piyasada kronik bir ABD doları kıtlığına yol açtı.
Yakıt kıtlığı: Bolivya, tarihsel olarak benzin ve motorini iç piyasada yapay biçimde ucuz tutmak için sübvanse etmekteydi. Yeterli ham petrol üretemediğinden hükümet, giderek artan miktarlarda yakıtı uluslararası fiyatlardan ithal etmek zorunda kaldı. Kamu kasasında uluslararası tedarikçilere ödeme yapacak yeterli dolar bulunmadığından devlete ait YPFB ödemeleri geciktirmeye başladı. Bu durum, taşımacıları, tarımsal üreticileri ve vatandaşları günlerce gaz istasyonlarında kilometre uzunluğunda kuyruklarda beklemeye mahkûm eden kronik bir dizel ve benzin kıtlığına yol açtı.
Görev süresinin sonunda hükümeti, mali açık ve stagflasyon çıkmazına sıkışmış durumdaydı; ardından gelen çalkantılı siyasi ortamın zeminini döşeyen derin bir ekonomik kırılganlık ve toplumsal çatlak senaryosu geride bırakıldı.
j) MAS İçindeki Bölünmeler
Sosyalizme Doğru Hareketi’nin (MAS) siyasi döngüsü, geri dönüşü olmayan bir iç kırılma nedeniyle son evresine girdi. “Evocular” (Evo Morales’e bağlı kanat) ile “Arcistalar” (Cumhurbaşkanı Luis Arce’ye bağlı kanat) arasındaki şiddetli parti önderliği kavgası, ülkenin başlıca toplumsal örgütlerini de böldü.
Her iki taraf, birbirini etkisiz kılmak amacıyla mahkemeler önünde, paralel kongreler aracılığıyla ve yol blokajlarıyla kapıştı. Uzlaşı sağlanamaması, birleşik adaylıklarının fiilen yasaklanmasına ya da seçim boykotu çağrılarına zemin hazırladı. Bu durum, işçi ve yerli tabanı parçalanmış ve uyumlu siyasi seçeneklerden yoksun bıraktı.
k) 2025 Seçimleri
MAS’ın derin kriziyle büyük ekonomik krizin gölgesinde gerçekleştirilen genel seçimler Ağustos 2025’te yapıldı. Seçim süreci, uluslararası rezervlerin tükenmesinden, kronik yakıt kıtlığından ve kara piyasayı fırlatan ağır dolar sıkıntısından kaynaklanan ve 2024’ten beri sürmekte olan açık bir resesyon ortamında şekillendi. Bu çöküş, önceki boomun yalnızca emtia patlamasıyla sürdürülen geçici bir dönem olduğunu gözler önüne serdi; uluslararası yüksek fiyatlar yok olurken, MAS modeli Morales ve Arce’nin koruma altına almayı üstlendiği bağımlı, çıkarcı ve tâbi kapitalizmin kalıcılığını açıkça ortaya koydu.
Bu konjonktürde, 17 Ağustos’ta gerçekleştirilen birinci turda, Hristiyan Demokrat Parti’nin (PDC) Senatosu Rodrigo Paz Pereira yüzde 32,1 oyla ilk sıraya yerleşirken, eski muhafazakâr cumhurbaşkanı Jorge “Tuto” Quiroga yüzde 26,8 oyla Özgürlük ve Demokrasi İttifakı’nın (Libre) adayı sıfatıyla ikinci oldu; bu sonuç, hükümetin rotasından sapmasının ve reformist gündeminin tarihsel çöküşünün bir uzantısı olarak geleneksel sağa doğru belirgin bir kayışı pekiştirdi.
l) Paz’ın Zaferi
19 Ekim 2025’te cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu yapıldı. Birçok başlangıç anket tahmininin aksine, Rodrigo Paz Pereira (eski Cumhurbaşkanı Jaime Paz Zamora’nın oğlu) ve yardımcısı Edmand Lara, Quiroga’nın yüzde 45,4’üne karşı yüzde 54,5 oy alarak zaferi kucakladı.
Paz, kampanyanın son bölümünde söylemini ılımlılaştırarak siyasi merkezin ve hayal kırıklığına uğramış solcuların oyunu toplamayı başardı; ekonomik kriz karşısında kurumsal bir alternatif olarak öne çıktı.
MAS’ın geleneksel seçmen tabanı çöktü. Enflasyon, yakıt kıtlığı ve dolar bunalımıyla bunalmış seçmen kitlesi, partiyi sandıkta acımasızca cezalandırdı.
Resmi MAS-IPSP adaylarının listesi tarihî ve marjinal bir yüzde 2,48 elde etti; parti, 2020’de seçilen 96 meclis üyesinden oluşan çoğunluk bloğundan 2025 sayımlarına göre parlamentodaki tek temsilcisine geriledi.
m) Paz’ın Önlemleri
“Ekonomiyi açmak” ve “herkes için kapitalizm” inşa etmek sloganıyla Rodrigo Paz hükümeti, uluslararası aşırı sağ hükümetlerle siyasi ittifaklar kurmakta gecikmedi; Donald Trump’a hızla koşulsuz destek açıklarken kendi ekonomik programıyla örtüşen saldırgan bir neoliberal reform paketini kararlılıkla hayata geçirdi:
Kur ve mali düzeltme: Dolar piyasasını tekleştirmek amacıyla bir Döviz İstikrar Fonu oluşturuldu; ihracat ve ithalat tam anlamıyla serbestleştirilirken kurumlar vergisini düşürmeye yönelik kapsamlı bir vergi reformu hayata geçirildi.
Uluslararası açılım: ABD ve uluslararası kredi kuruluşlarıyla mali ve siyasi bağları güçlendirmek amacıyla ani bir diplomatik rota değişikliği yapıldı.
Yapısal reformlar: Üretken bölgelerde serbest piyasacı bir tarım reformu önerildi ve muhalefetin stratejik doğal kaynakların özelleştirilmesinin başlangıcı olarak nitelendirdiği anayasa değişikliği gündeme taşındı.
Yargısal taarruz: Özellikle Evo Morales olmak üzere önceki hükümetin önderlerinin yargılanacağına dair doğrudan uyarılar eşliğinde yargının köklü biçimde yeniden yapılandırılacağı duyuruldu.
n) 2025’teki Birbirinde Kopuk Mücadelelerden Ocak 2026 İsyanına: Paz’ın İlk Yenilgisi
2025 boyunca Bolivya kitlelerinin 2024’ten devreden döviz krizi ve resesyona karşı direnci, ülke genelinde bir dizi yalnız, sektörel ve parçalı mücadele biçiminde kendini dışavurdu. Enflasyona karşı sendika protestoları, yakıt kıtlığı nedeniyle şoförlerin grevleri, ödenek talep eden öğretmen grevleri ve yerel köylü blokajları başlangıçta dağınık bir seyir izledi. Ne var ki bu tablo, yakıt sübvansiyonlarını kaldıran, kamu sektörü ücretlerini donduran, devlet harcamalarını kısan ve ekonomiyi çokuluslu sermayeye açmak üzere serbestleştiren şiddetli neoliberal paket Yüksek Kararname 5503’ün yürürlüğe girmesiyle kökten değişti. Kararname, tüm ezilen kitlelerin birikmiş öfkesini birleştiren kesin tetikleyici işlev gördü. Sektörel yalnızlığı aşan ve kendi önderliklerini aşan çeşitli mücadele kesimleri, Ocak 2026’nın büyük ulusal seferberliğinde güçlerini merkezileştirdi; bu seferberlik 500.000’den fazla kişiyi sokaklara döktü ve ülkeyi blokajlar ile işçi grevleriyle felç etti. Bu kolossal kitlesel doğrudan eylem, Rodrigo Paz hükümetine ilk büyük yenilgiyi tattırdı: Hükümet, kararname yi tamamen geri çekmek zorunda kaldı.
o) Mayıs 2026 Ayaklanması
Toplumsal parçalanma, Mayıs 2026’da kesin olarak kırılarak devasa ve ülke çapında bir halk ayaklanmasına dönüştü. Süregelen yakıt kıtlığı, enflasyonun kemirdiği düşük ücretler ve doğal kaynakların örtülü özelleştirilmesine duyulan kesin ret; halk sivil komitelerini, bağımsız sendikaları ve kırsal toplulukları ortak bir çatı altında buluşturdu.
Ülkenin başlıca karayolları bloke edildi; lojistik felç oldu ve La Paz kentine ulaşan kritik güzergahlar kesildi. Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz, “diyalog istemez radikal grupların” varlığını kamuoyu önünde ısrarla öne sürerek yürüyüşleri suç kapsamına alırken, Bolivya’nın işçi sınıfı, yerli halkları ve halk kesimleri tarihsel doğrudan eylem yöntemlerini bir kez daha benimseyerek 2003’ün isyankar günlerini akla getiren ve yeni kapitalist rejimin istikrarını tehdit eden yeni bir sokak çatışması sürecinin sayfasını açtı.
RODRIGO PAZ DEFOL!
ÜLKE İÇİN DEVRİMCİ BİR ALTERNATİF İNŞA EDELİM!
Bolivya’yı felç eden bu çatışma senaryosu, reformist hayallerin kesin tükenmişliğini simgeliyor. Tarihsel deneyim, Evo Morales ve Luis Arce hükümetleri gibi sınıf uzlaşması hükümetlerinin işçi sınıfı açısından stratejik bir aldatmacayı temsil ettiğini gözler önüne sermiştir: Burjuva devletinin siyasi önderliğini temelden değiştirmeksizin el değiştirmek, yalnızca toprak sahibi burjuvaziye ve çokuluslu şirketlere yeni bir nefes alanı açmaya ve ardından Rodrigo Paz’ınki gibi vahşi neoliberal planların geri dönüşünü kolaylaştırmaya hizmet etti.
Öğrenilen dersler, mücadele yürüten kesimler için tartışmasız bir ders bırakmaktadır: Kitleler yalnızca dağınık taleplerini sokaklarda birleştirdiklerinde, sendika bürokratlarını aştıklarında ve yalnızca kendi güçlerine bağımsız biçimde dayandıklarında zafer kazanırlar. Bu nedenle, mevcut ülke çapındaki sarsıntı karşısındaki görev; kırıntılar için müzakere etmek ya da yeni kurumsal paktlar kurmak değil, aksine mücadelecilerin daha şimdiden dile getirdiği gibi Paz’ın açlık hükümetini devirmektir.
Aynı zamanda kendi devrimci alternatifimizi inşa etmek zorunludur; öyle ki işçi sınıfı, köylüler, yerli halklar ve halk kesimleriyle birlikte ülkenin dizginlerini ele geçirebilsin, askıda kalan demokratik ve kurumsal görevleri çözüme kavuşturabilsin ve burjuva devletinin kalıntıları üzerinde sosyalist bir Bolivya’yı kurabilsin.
Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.






