Anasayfa / Yaşam / Sosyalizm İnsan Doğasına Uygun Değil Yalanı: Narsistler ve Sosyalizm

Sosyalizm İnsan Doğasına Uygun Değil Yalanı: Narsistler ve Sosyalizm

Sosyalizm İnsan Doğasına Uygun Değil Yalanı Narsistler ve Sosyalizm

Modern Yalanlar Serisi: #1

Asıl rekabeti ve bireysel çıkarı kutsayan sistemler insan doğasına aykırı. Çünkü bu düzenler, insanın içindeki karanlık tarafları fena halde hafife alıyor.

Sosyalizm, tam da bu noktada insan doğasının meleklerine güvenen saf bir iyi niyet hareketi değildir. Aksine, insanın içindeki o karanlık, bencil ve narsistik potansiyeli en iyi gören; gücün ve servetin belirli ellerde toplanarak silaha dönüşmesini engellemek isteyen yapısal bir tasarımdır.

Gül Bahar / 11 Temmuz 2026

Sık sık sosyalizm ve eşitlik insan doğasına aykırıdır diyenler görüyorum. İnsan doğası rekabeti seviyor ve bu da ekonomik ve toplumsal gelişmenin motoru söylenenlere göre. İnsan doğasını merkeze alarak düşünürsek şöyle bir sonuca da çok rahat varabiliriz: Asıl rekabeti ve bireysel çıkarı kutsayan sistemler insan doğasına aykırı. Çünkü bu düzenler, insanın içindeki karanlık tarafları fena halde hafife alıyor.

Yıllarca Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürlerin “insan özünde iyidir” laflarını tartıştık durduk ama gelin dürüst olalım; bugün psikoloji de nörobilim de bize artık bambaşka bir şey söylüyor. İnsan tek yönlü bir varlık değil. İçimizde muazzam bir empati, dayanışma ve fedakârlık kapasitesi de var, kabul; ama aynı zamanda dibine kadar bencillik, şiddet, manipülasyon ve tahakküm arzusu da var.

ABD’li yönetmen Paul Thomas Anderson’ın tüm zamanların en iyi filmleri arasında gösterilen There Will Be Blood (Kan Dökülecek) filminde ana karakter olan Daniel Plainview yalnızca hırslı bir iş insanı değildir. O karakter, denetimsiz gücün ve sınırsız çıkar arzusunun insanı nasıl yavaş yavaş çürüttüğünün sembolüdür. İnsanlarla gerçek bağ kuramayan, herkesi rakip ya da araç olarak gören, para ve güç uğruna çocuğunu bile gözden çıkarabilecek kadar duygusal olarak çoraklaşmış bir karakterdir.

Film rahatsız edicidir çünkü tamamen kurgu gibi hissettirmez. Hepimiz gerçek hayatta buna benzeyen insan tiplerini az çok tanıyoruz. Başkalarının hayatını, emeğini, hatta güvenliğini kendi çıkarı için feda edebilen insanlar… Sosyal medyada birçok psikoloğun tanıtmak için seferber olduğu narsist tipler.

Mesele sadece tepedeki o büyük, patolojik zenginlerden ibaret değil. Hayatımızda “dümdüz, normal ve iyi” olarak tanıdığımız insanların bile bir miras kavgasında, bozulan bir ortaklık yapısında ya da boşanmalardaki mal kavgalarında nasıl tanınmaz insanlara dönüştüğünü hepimiz biliriz. En iyi insanlar bile çıkar çatışmasında bencilleşir. İnsan doğası, çıkarı tehlikeye girdiğinde karanlığa sapmaya son derece müsaittir.

Kötü İnsanların Kazandığı Sistemler

İşte tam bu noktada klinik psikoloji araştırmaları devreye giriyor ve bu gözlemleri doğruluyor. Şirketlerin üst yönetim kademelerinde narsistik, antisosyal ve psikopatik özelliklerin toplum ortalamasından daha yüksek. Burada sormamız gereken bir soru da şu: Neden empati eksikliği, manipülasyon ve aşırı güç hırsı bazı sistemlerde başarı avantajına dönüşebiliyor?

Çünkü serbest bırakılmış bir piyasa düzeni, herkesi eşit ve vicdanlı bireyler gibi varsayıyor. Tatlı bir rekabette bazıları dostça öne geçiyormuş gibi davranıyor. Oysa gerçek hayat böyle işlemiyor. En agresif, en manipülatif ve en vicdansız olanlar sistem içinde daha hızlı yükselebiliyor. Bir insanın; yüzlerce çalışanı kolayca işten çıkarabilmesi, insanların barınma krizinden servet üretebilmesi ya da çocuk işçiliğini bir maliyet hesabına çevirebilmesi ciddi bir duygusal mesafe ve empati kaybı gerektiriyor. Serbest piyasa, bu karakterlerin elinde toplumu azınlığın insafına bırakan vahşi bir oyun alanına dönüşüyor. Bu yüzden mesele sadece ekonomi değil; toplum güvenliği meselesi aynı zamanda.

Eğer hukuk, sendikalar, sosyal devlet, kamusal denetim ve kolektif haklar zayıflarsa; sıradan insanlar kendilerini dev şirketlerin, oligarkların, mafyatik patronların ya da güç bağımlısı elitlerin karşısında tamamen savunmasız bulabiliyor. Tarih boyunca yaşanan birçok felaketin arkasında da “kötü sistemler”in desteklediği denetlenmeyen insan egosu, güç tutkusu ve empati eksikliği vardı. Denetlenmeyen aristokratların, din adamlarının, güç sahiplerinin sadist zevkleri için halka, kölelerine, çalışanlarına, çevrelerine yaptıkları korkunç işkence ve eziyetlerden yüzlerce kitap, film, öykü çıkmıştır.

Sosyalizm, tam da bu noktada insan doğasının meleklerine güvenen saf bir iyi niyet hareketi değildir. Aksine, insanın içindeki o karanlık, bencil ve narsistik potansiyeli en iyi gören; gücün ve servetin belirli ellerde toplanarak silaha dönüşmesini engellemek isteyen yapısal bir tasarımdır. Sosyalist düşünce, toplumun kaderini tek tek bireylerin, “iyi niyetli patronların” ya da “kendinden menkul bürokratların” insafına bırakamaz. Kurumsal mekanizmalar, kamusal denetim ve kolektif mülkiyet; insanın en iyi tarafları kutsanarak değil, en kötü ve en yıkıcı tarafları hesaba katılarak, gücü dağıtmak üzere kurulmalıdır.

Elbette herkes Daniel Plainview gibi davranmasa bile, toplumları çökertmek için bazen birkaç tane kontrolsüz Plainview veya çıkar çatışmasında vahşileşen kontrolsüz bir kalabalık yeterli olur. Toplumların asıl sınavı, insanın en yıkıcı taraflarını hangi sistemle ne kadar sınırlayabildiği. Şu ana kadar önerilen sistemlerin içinde bu yönüyle de insan doğasına en uygun olan sosyalist sistemlerdir.

Sosyalizm İnsan Doğasına Uygun Değil Yalanı Narsistler ve Sosyalizm
Etiketlendi: