Anasayfa / Enternasyonal / Yapay Zekânın Kamulaştırılması Yeterli Mi?

Yapay Zekânın Kamulaştırılması Yeterli Mi?

Yapay Zekânın Kamulaştırılması Yeterli Mi?

İllüstrasyon: Eric Carter / The New York Times

Yapay Zekâ Üzerinde %100 Kamu Mülkiyeti ve İşçi Denetimi!

Toplumun sorunlarına tek çözüm, çalışan halkın demokratik denetimi altında %100 kamu mülkiyetidir. Kapitalist sınıfın, sömürmeyi planladığı insanlarla ya da sömürmeyi planladığı bir gezegenin kaderiyle ilgili olarak halkla ‘güç paylaşmaya’ hiçbir niyeti yoktur.

Neden yapay zekâ şirketlerini doğrudan kamulaştırmıyoruz? Sanders ve diğer ‘ilerici’ Demokratlar, milyarderlerin hayatlarımızı tanrı-krallar gibi kontrol edeceği korkunç ve ‘hayal edilemez’ gelecekten bahsediyorlar. Ama açık olan çözümü önermekten acizler, onları kapı dışarı edin!

B. Cooper / 17 Haziran 2026

OpenAI ve “kamu mülkiyeti” tartışması üzerine ulusal düzeyde süren mücadele hem Demokrat reformistlerin hem de Cumhuriyetçi liderlerin ABD’li emekçi halkın teknoloji oligarşisine karşı verdiği savaştaki gerçek ihtiyaçlar konusunda ne kadar zayıf kaldığını gözler önüne seren bir tartışmayı ateşliyor.

3 Haziran’da, Vermont Senatörü Bernie Sanders ile OpenAI CEO’su Sam Altman arasında, şirketin bir bölümünün kamu mülkiyetine geçirilmesi “fikrini” tartışmak üzere bir saatlik bir görüşme yapıldı. Kapitalist Altman’ın talebi üzerine düzenlenen bu görüşme, senatörün 1 Haziran’da web sitesinde yayınladığı ve “büyük yapay zekâ şirketlerinin yarısını” halka devretmeyi öneren yasa tasarısının ardından geldi. Cuma günü ayrıca, malum demagog Başkan Trump’ın kısmi kamu mülkiyetine “ilgi” duyduğuna dair bağlayıcı olmayan açıklamaları da gündeme geldi.

Associated Press’in haberine göre, Altman (kimseyi şaşırtmayacak şekilde) %50 kamu mülkiyeti fikrini reddetti ve yapay zekâ şirketlerinin seçim harcamalarını sınırlandırma konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı. Sadece “genel fikri” teşvik etmek istediğini söyledi. Söylemeye gerek yok ki, Altman dahil tüm yapay zekâ pazarlamacıları her zaman “kamu yararı” hakkında muğlak ifadelerle konuşurken, askeriyeye, gözetim devletine ve Gazze’deki soykırım kampanyası sırasında İsrail’e yapay zekâ araçları satarak milyarlarca dolar kâr ediyorlar. Bu arada, sosyal hizmetlerde işçilerin yerine yapay zekâ ajanlarını koyarak insanları işlerinden ve kaliteli hizmetten mahrum bırakıyorlar.

Emekçi halkın yapay zekâ veri merkezlerine karşı duyduğu ulusal tepki ve büyüyen direnişin, bazı politika yapıcılar üzerinde baskı oluşturduğu, Altman gibi seçilmemiş teknoloji oligarklarının buna jest yapma ihtiyacı hissetmesine yol açtığı gün gibi ortada. Ama bu, Altman’ın ülke çapında bir devlet adamı gibi dolaşıp Demokrat yasa koyucularla yan yana veri merkezlerini pazarlamasını engellemiyor.

Toplumun sorunlarına tek çözüm, çalışan halkın demokratik denetimi altında %100 kamu mülkiyetidir. Kapitalist sınıfın, sömürmeyi planladığı insanlarla ya da sömürmeyi planladığı bir gezegenin kaderiyle ilgili olarak halkla “güç paylaşmaya” hiçbir niyeti yoktur.

Bernie Sanders’ın Zayıflığı

Sanders’ın web sitesindeki bir yazı, yapay zekâyı “dünya tarihinin en dönüştürücü teknolojisi” olarak pazarlıyor ve bunun “hayal edilemeyecek” sonuçları olacağını öne sürüyor. Senatör ardından bu teknolojiyi gelecekte kimin kontrol edeceği gibi son derece önemli bir soru soruyor, ama buna verdiği yanıt oldukça kafa karıştırıcı.

“En dönüştürücü teknolojiyi” kontrol etmenin bahisleri “hayal edilemez” seviyeye çıkarıldığına göre, insan bekler ki buna verilecek yanıt da eşi benzeri görülmemiş sistemik bir değişim olsun. Ama Sanders’ın önerisi oldukça mütevazı: bir egemen varlık fonu, kapitalist sistemle tam olarak hesaplaşmayı reddeden bir “demokratik sosyalizmin” zaten cılız olan hayal gücünü ancak biraz zorlayan bir fikir.

Sanders’ın açıkladığına göre, bu egemen varlık fonu yapay zekâ şirket hisselerinin yarısını ABD hükümetinin mülkiyetine dönüştürecek. Bu da herhalde federal hükümete şirket yönetim kurulu toplantılarında yapay zekâ teknolojisinin nasıl konuşlandırılacağı konusunda eşit söz hakkı verecek. Ayrıca herhalde ABD hükümetinin bu hisselerin değerini kamu programlarına ya da doğrudan Evrensel Temel Gelir (UBI) ödemelerine harcamasına da izin verecek.

“Demokratik sosyalizmin,” Sanders’ın da belirttiği üzere, yapay zekânın iş kıyımı potansiyelini dengelemek için kamu varlık fonu ve doğrudan maaş ödemesi fikirlerini daha önce öneren teknoloji milyarderlerinin kendisinden esinlenmesi oldukça açıklayıcı. Bunun nedeni gayet açık olmalı. Kapitalist sınıfın bu kesiminin, kâr ettikleri mülkiyet ilişkilerini temelden değiştirmeyecek bir tavizle emekçi kitleleri satın alma isteği var.

Bu durum, Sanders petrol gelirine dayalı Alaska Egemen Varlık Fonu’na (SWF) atıfta bulunduğunda daha da netleşiyor. Eyalet çapında bir referandumla onaylanmış olan Alaska SWF’si, Büyük Petrol’ü demokratik denetim altına almıyor, ya da onun en kötü çevresel aşırılıklarını sınırlamıyor, bunun yerine petrol boru hattı gelirinin bir kısmını kamu hizmetleri için ayırıyor. Fosil yakıt “petrol-oligarkları” kârlarındaki bu darbeyi kabul edebilirler; onların bakış açısından bu, gerekli altyapılarını inşa etmenin halkla ilişkiler bedelidir!

Sanders’ın önerdiği SWF, kabul edilse bile, Büyük Petrol, silah üreticileri ve yapay zekâ kapitalistleri seçim kampanyası fonlamasıyla politikacıları satın almakta özgür kaldıkları sürece dişsiz kalacaktır. Gerçekte, kapitalizm altında hiçbir hükümet, özellikle de ABD’ninki, kapitalist sınıftan tamamen ayrı değildir. Birçok eski CEO kongre üyesi veya senatör oluyor, ya da tam tersi. Gerçekten de, kapitalizm var olmaya devam ettiği sürece, para babalarının siyaseti etkileme ve politikacıları rüşvetle satın alma araçları sınırsız olacaktır.

Sanders’ın Görmezden Geldiği Şey

İlk doğal soru şu: neden yapay zekâ şirketlerini doğrudan kamulaştırmıyoruz? Sanders ve diğer “ilerici” Demokratlar, milyarderlerin hayatlarımızı tanrı-krallar gibi kontrol edeceği korkunç ve “hayal edilemez” gelecekten bahsediyorlar. Ama açık olan çözümü önermekten acizler, onları kapı dışarı edin! İşçilerin toplumsallaşmış emeğinin ürünü olan ve dolayısıyla hakça onlara ait olması gereken sektörlerdeki özel mülkiyeti (ve özel kârları) ortadan kaldırarak teknoloji diktatörlüğü olasılığını ortadan kaldırın!1

Bunun yerine, Sanders para babalarına bu zenginliğin yarısının mülkiyetini devam ettirmeyi vaat ederek onların çıkarlarını koruyor! Hâkim konumda olan Altman doğal olarak “hayır” diyor, ama daha fazla görüşme için kapıyı açık bırakıyor.

Yapay zekânın tamamen veya kısmen varsayımsal kamulaştırılması bile devede kulak kalır. Yapay zekâ veri merkezlerine yönelik kamuoyu tepkisinin başlıca unsurlarından biri, sadece yapay zekâ teknolojisinin kendisine karşı değildir. Bu, kaçınılmaz olarak aynı zamanda toprak üzerine bir mücadeledir de. Veri merkezlerinin çevresel maliyetlerini (havaya, suya, CO2 emisyonlarına) bir an için unutmadan, yerel ticaret odalarının (ki bunlar işçi çıkarlarını değil kapitalist çıkarları temsil eder) veri merkezlerini yerel halkın başının üzerinden sinsice dayatabilmesinin, hatta tartışma yapmadan inşaata başlamayı düşünebilmesinin tek nedeni, kapitalizm altında “gelişim” (okuyun: özel iş) için işaretlenmiş araziyi özgürce alıp satma kaynağına ve hakkına sahip olmalarıdır.

Toprak özel mülkiyet olarak var olduğu sürece, emekçi halk geliştiricilerin hırsına karşı direnmek zorunda kalacaktır. Toprak üzerine mücadele, ABD tarihinde sınıf mücadelesinin her zaman büyük bir yönü olmuştur. Son örnekler arasında, yerli halkların toprağı petrol boru hatlarından korumak için verdiği mücadeleler, Cop City’ye karşı mücadele (bu mücadele için aktivist Tortuguita, Atlanta polisi tarafından soğukkanlılıkla katledildi) ve Siyahi işçilerin soylulaştırmaya direnme ve şehirlerimizdeki kirliliği durdurma mücadeleleri sayılabilir. Emekçi halk aynı zamanda vahşi yaşamın yok edilmesine de direndi. Yapay zekâ veri merkezlerini denetleme mücadelesi, toprak üzerine sürdürülen uzun mücadeleler zincirinin en yenisidir!

Devrimci sosyalizm, sadece sanayi, ulaşım ve bankaların değil, toprağın da %100 kamu denetimini öneriyor. İstediğiniz kadar Egemen Varlık Fonu çıkarın. Toprak ve bankalar büyük işletmelerin özel mülkiyeti olarak kaldığı sürece bunların hiçbir anlamı olmayacaktır.

Yapay Zekâ Hisseleri Halka Açılıyor

Sam Altman’ın yakın zamanda bir ilk halka arz başvurusu yaptığı bildirildi. Bunun anlamı, OpenAI hisselerinin yakında açık borsada özgürce işlem görebilecek olmasıdır. Bu adım genellikle, her büyüklükten yatırımcının şirketi finanse etmesine ve karşılığında onun kârlılığından, veya çöküşünden, pay almasına izin vererek kârlarını büyütmek isteyen şirketler tarafından atılır. Gelecek ne getirirse getirsin, bu durum OpenAI CEO’sunun Sanders’ı ciddiye almadığını gösteriyor.

Anthropic ve Musk’ın SpaceX’i dahil olmak üzere birkaç rakip şirket de borsada halka açılıyor. SpaceX’in halka arzı, Musk’ı ilk trilyonere dönüştürürken aynı zamanda ona şirket hisselerinin yaklaşık %46’sını elinde tutmasını ve şirketteki oyların %80’inden fazlasını kontrol etmesini sağlayacak şekilde yapılandırıldı. S&P 500’e fırlatılan SpaceX, her 401k emeklilik hesabına yerleşmeye hazır hale geldi 2. Birçok gözlemci bu kadar büyük değerdeki bir şirketin güvenlik tedbirleri olmaksızın borsaya girmesinin risklerini sorgularken, Wall Street düzenleyicileri Musk’ı sayılarını yükseltme arayışında engellemeyecek.

İroni katmer katmer. Bu şirketler, “dünya tarihinin en dönüştürücü teknolojisi” iddiasının yarattığı heyecan sayesinde, şimdiye kadar görülen en büyük yatırımları alıyor, ki bu iddia, dünya tarihinin en büyük balonunu meşrulaştırmak için (hükümet politikası aracılığıyla) gerçekleştirilmesi gereken bir iddia haline geliyor.

Senatör Sanders ABD hükümetinin yapay zekâ hisselerinin %50’sine sahip olmasını önerdiğinde (bu arada Musk yalnızca %20’sinden vazgeçecekti), bu öneri, hisselerin değer yasasına, kapitalist ekonomide fiyatları belirleyen yasaya, tabi olduğu kapitalist bir borsa bağlamında yapılıyor. Dolayısıyla, özel bir şirket borsada halka açıldığında, bu, herhangi bir başka metanın kapitalist pazarda alınıp satılması kadar “demokratiktir.”

Borsa, doğası itibariyle bir şirketteki kısmi ortağı, kendisi de değeri büyütmek için kapitalist pazar tarafından yönlendirilen çoğunluk hissedarının insafına bağımlı kılar. Bu, tam olarak teknoloji patronlarının yapay zekâyı her şeye dayatmasının temelindeki mantıktır. Önceden eşi görülmemiş zenginliği açık borsaya fırlatmak da, yapay zekâ şirketlerinin değerini yapay olarak şişirmeye yönelik bu aynı stratejinin bir parçasıdır.

Yolsuzluk, uygulama ve kapsam sorunlarını bir kenara bırakırsak, hükümetin esasen özel kâr için yaratılmış bir projedeki hisselerin %50’sine sahip olması neye yol açar? Esasen, sosyal hizmetler şirketin başarısına veya başarısızlığına bağlanmış oluyor. Ya hisseyi suyun üstünde tutmak, yani yapay zekânın sınırsız büyümesini desteklemek için her şeyi yaparsınız, ya da hissenin sosyal hizmetlerle birlikte çökmesine izin verirsiniz.

SWF’ler Alaskalı veya Norveçli emekçi halka petrol patronları üzerinde güç vermez, bunun yerine hükümetlerini bu aynı patronlara bağımlı kılar; bu patronlar da böylece belediye ve bölgesel hükümetler üzerinde aşırı etki gösterirken kendilerini hayırsever hizmet sağlayıcıları olarak gösterebilirler. Yapay zekâ şirketleriyle de durum farklı olmayacaktır, çünkü onlar da sürekli olarak kârlarını büyütmenin yolunu arayacaklardır. Bir SWF, basitçe kapitalist denetimin bir başka koluna dönüşür, işçi sınıfının özgürleşmesine değil.

Sanders tipi “demokratik sosyalizm” bir kez daha kendisinin ne kadar dar olduğunu kanıtlıyor. Emekçi halkın gelecekteki teknolojileri kontrol etmesi için (ki bu kontrolü yalnızca onlar elinde tutmalıdır), finans sektörünün ve tüm bankaların da %100 kamu mülkiyetinde olması ve işçiler tarafından denetlenmesi gerekir!

İşçilerin kendi hükümetlerine ihtiyacı var; milyarderleri merhametsizce kapı dışarı edecek ve tüm toprağın, tüm finansın ve tüm sanayinin ortak mülkiyeti ve denetimine dayalı sosyalist bir ekonomi örgütleyecek bir hükümete. Böyle bir hükümetin özünde gerçekten insancıl olması, temel sosyal hizmetlerin tasfiyesini reddetmesi ve insanlara, yapay zekâ ajanlarına değil, iş vermesi gerekir. Bu gelecek, emekçi halk onun için savaştığında oldukça hayal edilebilir hale gelir!

Tüm yapay zekânın %100 kamu mülkiyeti için! Toprağın! Sanayinin! Ulaşımın! Bankaların! Ekonominin işçiler, çiftçiler, yerli halklar ve toplum tarafından demokratik denetimi için!

Maksimum gelir için, çok milyonerlerin, milyarderlerin ve trilyonerlerin zenginliğini kaldırın! Yaşlılar ve emekliler için tam bir yaşam sağlamak üzere Sosyal Güvenliği finanse edin; herkes için ücretsiz, kaliteli sağlık hizmeti!

Notlar:

  1. Bu, insan emeğiyle, yani sözde “kalabalık-işçileri” (crowdworkers) tarafından beslenen yapay zekâ araçları için de aynı şekilde geçerlidir. Prolific, Remotetasks ve Qualtrics gibi şirketler “gig” ekonomisi aracılığıyla kalabalık-işçiliğini hizmet olarak sunarken, Amazon gibi daha büyük şirketlerin de kendi bünyelerinde kalabalık-işçiliği bulunuyor. Kenya, Hindistan ve Uganda’daki işçiler, yapay zekâ eğitim modellerindeki hataları düzeltmek için sürekli olarak metin ve görselleri güncelliyor. Bu işçiler, yapay zekâ çıktılarını denetlemek için sürekli olarak nefret söylemine, şiddet görüntülerine ve çocuk istismarı içeriğine maruz kalıyor. İş, düzensiz çalışma saatleriyle ve hiçbir işçi hakkı koruması olmadan düşük ücretle yapılıyor. Bu emek, Küresel Kuzey’deki yapay zekâ hizmetlerinin tüketicileri için görünmez bir şekilde sürüyor ve teknoloji şirketleri bunun bu şekilde kalmasını tercih ediyor. ↩︎
  2. Emeklilik finansmanının 401k sistemi aracılığıyla borsaya bağlanmış olması, kapitalist hırsın çarpıcı bir örneğidir. Bu arada, emeklilik maaşları veya Sosyal Güvenlik gibi daha adil emeklilik finansman biçimleri ya yok oluyor ya da risk altında. Yaşlılarımız kapitalizmden daha iyisini hak ediyor. ↩︎

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: