Anasayfa / Yaşam / Kadınlar Zaten Eşit, Daha Ne İstiyorlar?

Kadınlar Zaten Eşit, Daha Ne İstiyorlar?

Kadınlar Zaten Eşit, Daha Ne İstiyorlar?

Modern Yalanlar Serisi: 7

Kadınlar oy kullanabiliyor, çalışabiliyor, mirasçı ve yönetici olabiliyor. Fakat kanunların tanıdığı haklar; gelirin, mülkiyetin, zamanın ve karar gücünün eşit paylaşılmasına yetmiyor.

Bütün kadınlar erkek egemen düzenin sonuçlarıyla karşılaşıyor; yoksul kadınlar ise kadın olmanın yanı sıra sınıfsal eşitsizliğin yükünü de taşıyor.

Gül Bahar / 13 Eylül 2026

Marksizm Şimdi! 1. Sayı Duyuru - Geniş

“Kadınlar bütün haklarını aldı. Okuyorlar, çalışıyorlar, oy kullanıyorlar. Daha ne istiyorlar?” Kadınların eşitlik talebine karşı sıkça tekrarlanan modern yalanlardan biri bu. Bütünüyle uydurma olmadığı için de ikna edici görünüyor. Türkiye’de kadınlar 1930’da belediye seçimlerine katılma, 1933’te muhtar seçilme, 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı. Cumhuriyet ve Medeni Kanun, kadınların yurttaşlık statüsünde tarihsel bir dönüşüm yarattı. Kadın mücadelesiyle elde edilen bu kazanımlar küçümsenemez.

Ancak eşitlik, Cumhuriyet’in ilanıyla kadınlara eksiksiz biçimde teslim edilmiş bir paket değildi. 1926 tarihli eski Türk Kanunu Medenisi, erkeği “evlilik birliğinin reisi” sayıyor ve evli kadının çalışmasını kocasının iznine bağlıyordu. Kadının çalışmak için kocasından izin almasını zorunlu kılan hüküm ancak 29 Kasım 1990’da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Erkeği ailenin yasal reisi sayan hükümler ise 2002’de yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun’la kaldırıldı.

Yani daha birkaç kuşak önce kadın çalışmak için kocasının onayına ihtiyaç duyuyordu; bundan yalnızca çeyrek yüzyıl önce ailenin hukuki reisi hâlâ erkekti. Kanun değişti, fakat kanunun arkasındaki toplumsal ve ekonomik düzen aynı hızla değişmedi.

Bir hakkın kanunda yazması, o hakkın erkeklerle aynı imkânlarla kullanılabildiği anlamına gelmiyor. Hukuki eşitliğin hayattaki karşılığını anlayabilmek için çalışmaya, mülkiyete, karar gücüne ve ücretsiz emeğin paylaşımına bakmak gerekiyor.

Çalışma Hakkı Var, Çalışma İmkânı Eşit Mi?

Kadınların ücretli bir işte çalışmasının önünde artık açık bir hukuki yasak bulunmuyor. Ancak TÜİK’in 2024 verilerine göre 15 yaş üzerindeki kadınların istihdam oranı yüzde 32,5 iken erkeklerde yüzde 66,9. Erkeklerin istihdama katılımı kadınlarınkinin iki katından fazla.

Çocukların, yaşlıların ve hastaların bakımının esas olarak kadınlara bırakıldığı bir toplumda ücretli çalışma hakkının herkese tanınması yeterli değildir. Çocuk hastalandığında izin alması, çalışma saatlerini bakım programına göre düzenlemesi veya işten ayrılması beklenen taraf çoğunlukla kadındır.

Bakım hizmetlerine para ayırabilen bir kadın kreş, bakıcı ve temizlik hizmeti satın alarak çalışma hayatını sürdürebilir. Yoksul kadın içinse bu imkânlar çoğu zaman erişilebilir değildir. Ücretsiz ve nitelikli bir kreş bulamadığında işten ayrılmak, kayıt dışı çalışmak veya düşük ücretli ve güvencesiz işleri kabul etmek zorunda kalabilir.

Sonra bu zorunluluk “kadının tercihi” diye anlatılır. Çocuğuna bakmak için işten ayrılan kadının çalışmamayı seçtiği, düşük ücretli işe razı olan kadının yeterince hırslı olmadığı söylenir. Oysa bir tercihin sınırlarını gelir, bakım hizmetleri ve sınıfsal konum belirler. Seçenekleri satın alabilen kadınla hiçbir seçeneği bulunmayan kadının kararları aynı özgürlüğün sonucu değildir.

Miras Hakkı Var, Servet Kimin Elinde?

Türkiye’de kız ve erkek çocuklar hukuk önünde eşit mirasçıdır. Fakat kanundaki eşitlik, aile servetinin gerçekten eşit paylaşıldığını göstermiyor.

Türkiye’de mirasın kadınlarla erkekler arasında fiilen nasıl bölüşüldüğüne ilişkin kapsamlı bir ulusal veri bulunmuyor. Dünya Bankasının Türkiye değerlendirmesinde aktarılan verilere göre ise ülkedeki gayrimenkullerin yaklaşık yüzde 36,5’i kadınlar, yüzde 63,5’i erkekler adına kayıtlı. Bu veri mirasın nasıl paylaşıldığını doğrudan göstermese de kadınların mülkiyet ve aile servetinden daha az pay aldığını ortaya koyan genel tabloyla uyumludur.

Taşınmazların anne ve baba hayattayken oğullara devredilmesi, kızlara “Sen evlenirken zaten çeyiz aldın” denilmesi, aile bozulmasın diye mirastan feragat etmelerinin istenmesi veya toprağın “yabancıya gitmemesi” gerekçesiyle erkek çocuklarda tutulması, eşit miras hakkını fiilen aşındırıyor.

Yoksul bir kadın için kaybedilen küçük bir miras bile barınma ve gelecek güvencesinin tamamı olabilir. Aile desteğini kaybetme korkusu, dava masrafları ve ekonomik bağımlılık, kadının kanunun tanıdığı hakkı savunmasını zorlaştırabilir. Kanun aynı hakkı tanır; fakat o hakkı kullanabilecek maddi güç herkeste aynı değildir.

Yönetici Olabilir, Ama Hangi Kadın?

Kadınların yönetici olmasının önünde yasal bir engel yok. Buna rağmen TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarındaki kadınların oranı yalnızca yüzde 21,5. Bu görevlerin yaklaşık beşte dördünde erkekler bulunuyor.

Yönetici pozisyonlarına ulaşmak iyi eğitim, mesleki çevre, uzun çalışma saatleri ve kesintisiz bir kariyer gerektirebilir. Bunların tamamı zaman ve maddi kaynak ister. Yoksul bir kadın için daha eğitime erişim aşamasından başlayarak bu basamakların tümünü çıkmak çok daha zordur.

Üst düzey görevlere ulaşan sınırlı sayıdaki kadının görünürlüğü, bütün kadınların aynı yükselme imkânına sahip olduğu izlenimini yaratıyor. Oysa bir şirketin patronunun kadın olması, emek ile sermaye arasındaki ilişkiyi değiştirmez. Kadınların yönetici koltuklarına oturabilmesi önemlidir; fakat aşağıda çalışan kadınların ücretleri ve çalışma koşulları değişmiyorsa bunu kadınların ortak kurtuluşu sayamayız.

Ev Ortak, Ücretsiz Emek Kimin?

Uluslararası Çalışma Örgütüne göre dünyadaki ücretsiz bakım emeğinin yüzde 76,2’sini kadınlar gerçekleştiriyor. Yemek, temizlik, çamaşır, çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı ile evin görünmez organizasyonu hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarında.

Bu yalnızca bulaşığı kimin yıkadığı meselesi değildir; zamanın kime ait olduğu meselesidir. Evdeki ücretsiz işleri üstlenen kişi eğitim, dinlenme, siyaset, sosyalleşme ve kariyer için kullanabileceği zamandan vazgeçer. Diğer kişi ise bu görünmez emek sayesinde ücretli işine daha fazla zaman ayırabilir ve ekonomik birikim yapabilir.

Varlıklı kadın ev ve bakım hizmetleri satın alarak bu yükün bir bölümünü azaltabilir. Fakat bakım emeği ortadan kalkmaz; çoğunlukla daha yoksul başka bir kadına aktarılır. Yoksul kadın hem kendi evinin ücretsiz işlerini yapar hem de geçinebilmek için başka evlerin bakım ve temizlik işlerini düşük ücretle üstlenebilir.

Kapitalizm bakım yükünü toplumsallaştırmak yerine satın alınabilen bir hizmete dönüştürür. Parası olan kadın kendisine zaman satın alırken, parası olmayan kadın hem kendi bakım yükünü taşımaya hem de başkalarının yükünü üstlenmeye devam eder. Eşitsizlik ortadan kalkmaz; kadınlar arasında sınıfsal olarak yeniden dağıtılır.

Kadınlar Zaten Eşit, Daha Ne İstiyorlar

Haklar Kazanıldı, Mücadele Bitmedi

Cumhuriyet’in kadınlara açtığı hukuki ve siyasal alanlar gerçek, tarihsel ve vazgeçilmez kazanımlardır. Kadınların oy kullanması, çalışması, mirasçı olması, mülk edinmesi ve yönetici olabilmesi önemsiz değildir. Fakat bu hakların varlığı, kadınlarla erkeklerin eşit olduğu anlamına gelmiyor.

Modern yalan tam da burada başlıyor: Kadınların önündeki bazı hukuki yasakların kaldırılmasını ve sınırlı sayıdaki kadının erkeklerle aynı mevkilere ulaşmasını eşitliğin tamamlandığının kanıtı gibi sunuyor. Başarı hikâyeleri vitrinde sergilenirken işçi ve yoksul kadınların hayatı görünmez kalıyor.

Bütün kadınlar erkek egemen düzenin sonuçlarıyla karşılaşıyor; fakat bütün kadınlar bu sonuçları aynı ağırlıkta yaşamıyor. Varlıklı kadın bazı engellerin etkisini para harcayarak hafifletebilirken yoksul kadın hem kadın olmanın hem de sınıfsal sömürünün yükünü taşıyor. Bu nedenle kadınların eşitliği sınıf meselesinden, sınıf mücadelesi de kadınların özgürlüğünden ayrı düşünülemez.

Kadınların özgürlüğü, her kadının önündeki engelleri kendi geliriyle aşmasına bırakılamaz. Ücretsiz ve nitelikli kreşler, kamusal bakım kurumları, kısa çalışma süresi, güvenceli istihdam, eşit ücret ve sosyal güvenlik hakları olmadan hukuki eşitlik maddi eşitliğe dönüşemez. Bakımı satın alınabilir bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp toplumsal bir hak hâline getirmek gerekir.

Kadınlar oy hakkını kazandı diye eşitlik tamamlanmadı. Hukuki engellerin bir bölümü kaldırıldı; fakat aşılması gereken ekonomik, toplumsal ve zihinsel engeller hâlâ yerinde duruyor. Eşitlik, bazı kadınların erkeklerle aynı mevkilere ulaşması değil; bütün kadınların gelire, mülkiyete, zamana, güvenliğe ve karar gücüne eşit biçimde ulaşabilmesidir.

Kadınlar henüz eşit değil. Öyleyse kadın hareketinin işi de mücadelesi de bitmedi.

Etiketlendi: