Enternasyonalist, sınıf bilincine sahip, anti-kapitalist bir 8 Mart ve halklar arasında dayanışma için.
Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal UİB-DE/LIT-CI Kadın Sekreterliği / 3 Mart 2026
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, küresel ölçekte sömürü ve baskıyı üreten emperyalist kapitalist sisteme karşı dünya işçi sınıfının bir parçası olarak sesimizi yükseltiyoruz.
Kapitalizm yalnızca emek gücünün sömürülmesine dayanan bir düzen değildir. Sınıfımızı bölmek, süper sömürüyü yoğunlaştırmak ve asalak bir azınlığın ayrıcalıklarını korumak için cinsiyetçiliği ve her türlü baskı biçimini kışkırtarak kendini yeniden üretir. Kadınların ezilmesi, eski çağlardan kalma bir kalıntı ya da ahlaki bir sapma değildir: sistemin işleyişinin bizzat bir parçasıdır.
İş güvencesizliği, çifte mesai, işsizlik, düşük ücretler ve kayıt dışılık sistemin mimarisinin sonuçlarıdır. Ekonomik krizler nedeniyle uygulanan kemer sıkma politikaları, üretimin başka yerlere taşınması, şirket kapanmaları ve işten çıkarmalar ile üretime yeni teknolojilerin dahil edilmesi bizleri orantısız biçimde etkiler; çünkü bizler güvencesiz ve kolayca gözden çıkarılabilir bir işgücü olarak görülürüz.
Kadın cinayetlerindeki artış, ev içi şiddet, işyerinde taciz, bedenlerin metalaştırılması ve yaygın cezasızlık; kâr mantığı içinde emekçi kadınların yaşamının piyasa istikrarından daha değersiz görüldüğünü gösteriyor. Devletler sağlık ve eğitim gibi hakları ve hizmetleri kestiğinde, ki bu alanlarda çalışanların çoğu kadındır, toplumsal yeniden üretim yükü omuzlarımıza daha fazla bindirilir. İşyerinde aşırı sömürülürüz; evlerimizde ve mahallelerimizde şiddete maruz kalırız; buna karşı çıktığımızda ise güçlüleri koruyan kurumsal bir aygıtla karşı karşıya kalırız.
Bununla birlikte kapitalizm aynı zamanda doğanın yıkımı anlamına da gelir. Kadınlar, kapitalist krizle birlikte derinleşen çevresel felaketten özellikle ağır biçimde etkilenir; dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin bu sorunu çözeceğine dair vaatlerine rağmen. Çevresel çöküşle birlikte artan hastalıkların, işsizliğin ve toplumsal şiddetin ilk mağdurları biz oluruz; bu nedenle çevre yıkımına karşı direnişin de ön saflarında yer alırız.
Dünya Düzeninin Krizi ve Emperyalist Yeniden Silahlanma
Küresel kapitalist krizi ve dünya düzeninin krizi, hegemonik emperyalist güç olarak Amerika Birleşik Devletleri ile yükselen emperyalist güç Çin arasındaki rekabette yoğunlaşan bu kriz, aynı zamanda tüm emperyalist güçlerin benzeri görülmemiş bir silahlanma hamlesi ve silahlanma yarışıyla ifade bulmaktadır.
Bu durum başlı başına dünya halkları için bir tehdit oluştururken, askeri harcamalardaki artış zaten son derece sınırlı olan kamu hizmetlerinin tasfiye edilmesi pahasına gerçekleştirilmektedir. Bu hizmetler tüm işçi sınıfı için yaşamsaldır; ancak onların yok edilmesi kadınları özel olarak daha ağır biçimde etkiler.
Aşırı Sağın Yükselişi ve Emperyalist Saldırganlık
Bu tablo, kapitalist krize verilen gerici bir tepkinin ifadesi olan aşırı sağın dünya çapındaki yükselişiyle daha da ağırlaşmaktadır. Açıkça otoriter olan hükümetler kadınların ve tüm ezilenlerin temel demokratik haklarına saldırmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump yönetimi bu saldırının somut ifadesidir: kadın düşmanlığını, ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını emek haklarına yönelik saldırılarla birleştirir; kürtaj hakkına ve trans bireylerin kendi kaderini tayin hakkına saldırır; göçmenleri sürekli bir kovuşturma ve siyasi şantaj hedefi haline getirir.
Venezuela’ya, İran’a yönelik tırmandırılan saldırılar ve Filistin için öne sürülen sözde “barış” planı bu politikanın gerçek içeriğini açığa çıkarır: emperyalist tahakkümü pekiştirmek, halkların kendi kaderini tayin hakkını inkâr etmek ve Gazze ile Donbas’ta (Ukrayna) olduğu gibi savaşları, ablukaları ve işgalleri derinleştirmek. Bu bölgeler fiilen toplama kamplarına dönüştürülürken en ağır bedeli özellikle kadınlar ve çocuklar olmak üzere emekçi sınıflar ödemektedir.
Hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de Avrupa’da kitlesel sınır dışı etmeler, militarizasyon, sınırların kapatılması ve gözaltı merkezlerinin yaygınlaştırılması; kapitalizmin sömürüyü genişletmek ve bütün halkları disipline etmek için açıkça devlet şiddetine başvurduğunu göstermektedir.
Sınıf İşbirlikçi Hükümetler ve Sahte Alternatifleri
Ancak aşırı sağ tek başına ilerlemiyor. Kendilerini “ilerici” ya da “demokratik” olarak sunan burjuva hükümetler de stratejik bir alternatif değildir. Aynı toplumsal düzeni yönetirler; büyük üretim araçlarının özel mülkiyetini korurlar; bankerlere borç ödemelerini garanti ederler ve emperyalist güçlerle anlaşmaları sürdürürler. Eşitlikten söz ederken mali kemer sıkma programları uygular, sosyal politikaları keser ve kamu hizmetlerini güvencesizleştirirler.
Emekçi kadınlar için bunun anlamı daha az kreş, şiddete karşı daha az koruma, ev içi yükün daha da artması ve daha fazla ekonomik bağımlılıktır. Bu hükümetler sembolik günleri kutlarken kadın cinayetlerini, açlığı ve işsizliği üreten yapıları yerinde bırakırlar. Siyasi kriz derinleştiğinde öncelikleri halk mobilizasyonunu dizginlemek ve rejimin istikrarını korumaktır. Sınıf işbirliği aşırı sağı yenmez; aksine onun güçlenmesinin yolunu açar.
İktidar, İnsan Ticareti ve Cezasızlık: Cinsel Sömürüden Elit Ağlara
Ayrıca küresel cinsel sömürü endüstrisinde elitlerin doğrudan rolünü de görmezden gelemeyiz. Jeffrey Epstein skandalı, milyarderleri, siyasetçileri ve üst düzey emperyalist temsilcileri kız çocukları ve kadınların kaçırılması ve istismarıyla bağlantılı ağlarda buluşturan bir sistemi dünyaya gösterdi. Bu tekil bir olay değil, kapitalist iktidar yapısına kök salmış bir mekanizmanın görünür ucuydu.
Kadın ve çocukların uluslararası ölçekte kaçakçılığı, zorla fuhuş ve kapalı cinsel sömürü ağları milyarlarca dolar döndürmekte ve devletlerin ile kurumların koruması altında faaliyet göstermektedir. Bu davalardaki cezasızlık, tepede olanları koruyan ve aşağıdakileri seçici biçimde cezalandıran bir yargı düzenini yansıtır. İşçi sınıfından ve yoksul kadınlar, özellikle göçmenler, siyah kadınlar ve güvencesiz koşullardaki genç kadınlar, için bu yapı sürekli bir kırılganlık, ekonomik zorlanma ve kesintisiz şiddet anlamına gelir. Kapitalizm bedenlerimizi ya ucuz emek gücü olarak ya da şiddet endüstrisinde doğrudan kâr nesnesi olarak metalaştırır.
Burjuva Feminizminin ve Feminist Ayrılıkçılığın Yanılsamalarına Karşı
Bu gerçeklik karşısında, sistemle kopuş olmaksızın kurtuluş vaat eden çeşitli öneriler çoğalmaktadır. Kurumsal feminist akımlar ve şirket temelli kapsayıcılık politikaları eşitsizliği yalnızca temsil meselesine indirger. Hükümetlerde ve şirket yönetimlerinde daha fazla kadının yer almasını savunurlar; ancak bu yapıların sınıfsal karakterini sorgulamazlar. Az sayıda kadının bireysel yükselişini kutlarken çoğunluk süper sömürü altında yaşamaya devam eder.
Diğer bazı akımlar ise mücadeleyi erkekler ile kadınlar arasındaki soyut bir karşıtlığa indirger; bu da işçi sınıfının parçalanmasını derinleştirir ve sömürenler ile sömürülenler arasındaki temel çelişkiyi görünmez kılar. Kendi saflarımızın içinde ve dışında cinsiyetçiliğe karşı mücadele etmek için emekçi kadınların özerk örgütlenmesine duyulan ihtiyacı inkâr etmiyoruz. Aksine, bu zorunludur. Ancak bu örgütlenme sınıf bağımsızlığına ve sosyalist bir perspektife dayanmalıdır; rejime uyum sağlamaya ya da sermayeye karşı mücadeleyi kişisel kimliklere dayalı parçalı çatışmalarla ikame etmeye değil.
Kadınların kurtuluşu bu sisteme entegre olarak ya da kurumlarını “insanileştirerek” gelmeyecektir. Kurtuluş, baskının maddi temellerini ortadan kaldırmaktan geçer: büyük üretim araçlarının özel mülkiyeti, burjuva devleti ve emperyalist tahakküm.
Sınıf Bağımsızlığı ve Sosyalist Devrim
Yeniden vurguluyoruz: bu işleyiş sistemini koruyan hiçbir çözüm ilerici değildir. Emekçi kadınların kurtuluşu, işçi sınıfının bağımsız seferberliğinin, kendi örgütlerinin inşasının ve toplumun devrimci dönüşümü için bilinçli mücadelenin eseri olacaktır.
Kadın işçileri, köylü kadınları, göçmenleri, ırksallaştırılmış kadınları, güvencesiz gençliği ve işsiz kadınları sendikalarını, hareketlerini ve devrimci partilerini güçlendirmeye çağırıyoruz. Cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin sermayeye karşı genel mücadeleyle organik biçimde birleşmesini talep ediyoruz. Hem aşırı sağa hem de farklı söylemlerle aynı politikaları uygulayan hükümetlere karşı mücadeleyi yükseltelim.
Baskının maddi temellerine saldıran bir programı savunuyoruz: güvenceli işler ve insanca ücretler; ücretler düşürülmeden çalışma saatlerinin azaltılması; nitelikli kamusal hizmetler aracılığıyla ev içi emeğin toplumsallaştırılması; toplumsal denetim altında kadınlara yönelik şiddete karşı etkili mücadele; yasal ve güvenli kürtaj hakkının koşulsuz tanınması; göçmenler ve LGBTQI+ bireyler için tam haklar; emperyalizmle kopuş ve halkları kanatan borç ödemelerinin reddi.
Ekonomik ve siyasi iktidar burjuvazinin elinde kaldığı sürece hiçbir kazanım kalıcı olmayacaktır. Bu nedenle her acil talebi, işçi sınıfının denetimi altında ekonominin demokratik planlamasına dayanan sosyalist bir toplum kurma stratejik perspektifiyle birleştiriyoruz.
Bu 8 Mart’ta, onun enternasyonalist karakterini yeniden vurguluyor ve mücadele eden tüm kadınlara sınıf dayanışmamızı gönderiyoruz. Yalnızca cephede ve cephe gerisinde değil, aynı zamanda kendi hükümetlerinin işçi düşmanı politikalarına ve cinsiyetçiliğine karşı da mücadele eden Ukraynalı emekçi kadınlara; Siyonist soykırıma ve Trump’ın sahte barış planına karşı kahramanca direnen Filistinli kadınlara; Ayetullahların baskıcı rejimine ve emperyalist askeri saldırılara karşı mücadele eden İranlı kadınlara; ABD’nin tehdit ve müdahalelerine karşı çıkarken halklarının demokratik haklarını ve onurlu yaşam koşullarını savunmanın ön saflarında yer alan Küba ve Venezuela’daki kadın işçilere selam gönderiyoruz.
Eğer baskı küreselse, direnişimiz de küresel olmalıdır. Fabrikalardan okullara, gettolardan ve favelalardan kırsala kadar aynı bayrağı yükseltiyoruz: sınıf bağımsızlığı, halklar arası dayanışma ve sosyalist devrim.
Bu sistem içinde yalnızca hayatta kalmak istemiyoruz.
Onu yenmek istiyoruz.
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Enternasyonalizm!
Yaşasın Emekçi Kadınların Mücadelesi!
Kahrolsun Kapitalizm ve Emperyalizm!
Sosyalizm ve Kurtuluş İçin!






