Anasayfa / Tarih / Ahmet Doğançayır ve “Troçkistler”in Anısına

Ahmet Doğançayır ve “Troçkistler”in Anısına

Ahmet Doğançayır ve Troçkistlerin Anısına

Ahmet Doğançayır’ın ve 12 Eylül’ün o zorlu döneminden yüz akıyla çıkıp devrimci çizgisini ömrünün sonuna kadar koruyan Troçkistlerin hak ettiği değerin teslim edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hangi gelenekten gelirse gelsin, genç kuşak Devrimci Marksistlerin bu yiğit militanları hatırlaması gerekir. Bu hatırlatma, aynı zamanda Türkiye’de Troçkizmin adeta unutturulmuş erken dönem tarihine de bir selam duruşudur. Stalinizmin baskısı, silahlı faşistlerin terörü ve devletin zulmü altında militanca direnen tüm Troçkistler adına bu satırları kaleme almak tarihsel bir görevdir.

Esat Erdoğan / 24 Temmuz 2026

Ahmet ve o dönemin devrimci Troçkistlerinin verdiği militanca mücadelelerin çoğu yazılı belgelerde yoktu. Baskı koşullarında bazı şeyleri açıkça yazmak imkânsızdı; var olan yayınlar kayboldu, arşivlerin önemli bir kısmı ise devletin eline geçti. Bu anlamda; Sürekli Devrim, Ne Yapmalı, Sosyalist Mücadele Defterleri ve İşçi Cephesi gibi teorik ve politik yayınların toplanıp derlenmesi hâlâ önem taşıyor. 12 Eylül öncesi dönemin nesnel bir tarihçesini çıkarma arayışımız, eldeki sosyalist belgelerin yetersizliği nedeniyle bizi bir darbe döneminin polis, savcılık ve mahkeme tutanaklarına yönlendirdi. Devlet, eksik ve çarpıtılmış da olsa, dönemin faaliyetlerine dair geniş bir arşive sahipti.

12 Eylül öncesinin örgütsel inşa çabaları, devletin resmi kayıtlarında bir “bütün” olarak “Troçkistler” başlığı altında toplanmıştı. Gerek bu belgeler gerekse dönemin tanıklarının anlatıları, o yılların Troçkistlerinin bir yandan örgütsel inşanın teorik sorunlarıyla boğuşurken diğer yandan sokakta militanca bir pratik sergilediklerini doğruluyor. İşçi sınıfı içinde köklü ve kalıcı bir merkezi yapı inşa edememiş olsalar da; bulundukları mahallelerin savunulmasından grevlerin faşist saldırılara karşı korunmasına kadar en sert kavgaların içinde yer aldılar. Bu öz savunma mücadelelerini bazen tek başlarına, bazen de diğer sol yapılarla omuz omuza yürüttüler. İstanbul Kartal, Pendik, Rumeli Hisarüstü ve Kadıköy’den İzmir, İnegöl, Ankara ve Antalya’ya kadar mücadele saflarındaydılar.

Ahmet Doğançayır’ın ve 12 Eylül’ün o zorlu döneminden yüz akıyla çıkıp devrimci çizgisini ömrünün sonuna kadar koruyan Troçkistlerin hak ettiği değerin teslim edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hangi gelenekten gelirse gelsin, genç kuşak Devrimci Marksistlerin bu yiğit militanları hatırlaması gerekir. Bu hatırlatma, aynı zamanda Türkiye’de Troçkizmin adeta unutturulmuş erken dönem tarihine de bir selam duruşudur. Stalinizmin baskısı, silahlı faşistlerin terörü ve devletin zulmü altında militanca direnen tüm Troçkistler adına bu satırları kaleme almak tarihsel bir görevdir.

Genç Bir Militan

Ahmet Doğançayır, 1955 yılında İstanbul’da doğdu. Demiryolu işçisi bir baba ile ev emekçisi bir annenin evladıydı. İstanbul’daki lise yılları, gençliğin hızla politize olduğu dönemlerdi ve Ahmet tereddüt etmeden devrimci gençlik hareketinin eylemlerine katıldı. 1973 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. Devrimci Marksist düşünceyle de bu yıllarda tanıştı. SSCB’deki bürokratik yozlaşmaya ve “Stalinist parti diktatörlüğü”ne yönelik getirdiği eleştiriler, onu Troçkizme yakınlaştırdı. O dönem Anti-Stalinist Marksist eserleri yayımlayan ve Troçkist gençlerin uğrak yeri olan Köz Yayınları çevresinde örgütlenerek fikirsel gelişimini olgunlaştırdı.

1974-1975 yılları, İstanbul Üniversitesi’nde okul işgalleri ve faşistlerle çatışmaların doruğa çıktığı dönemlerdi. Ahmet Doğançayır ve yoldaşları, bu çetin mücadelenin içindeydiler. Okulların faşist saldırılara karşı silahlı savunmasında üstlendikleri görevler onları çelikleştirirken, sosyalist solun diğer kesimleri içindeki saygınlıklarını da artırdı. Ahmet, “Ülkücülerin” saldırısında silahının tutukluk yapması sonucu şans eseri hayatta kalır.

Örgütlenme Tartışmaları ve İşçi Cephesi

O yıllar, Troçkistler arasında örgütsel inşa yöntemlerinin de hararetle tartışıldığı bir dönemdi. Kısa süre içinde Devrimci Komünistler Birliği (DKB), Troçkist Birlik-Devrimci Enternasyonalciler Birliği, Devrimci Sosyalist Birlik (DSB) ve Komünist İşçi Birliği (KİB / İşçi Cephesi) gibi yapılar sahneye çıktı. Ahmet bir yandan sokaklarda grevleri ve mahalleleri savunurken, diğer yandan bu inşa süreçlerinin aktif bir öznesiydi. Onun çizgisi nettir: İşçi sınıfını temel alan bir örgütlenme modeli ve faşizme/askeri darbe tehdidine karşı “Birleşik İşçi Cephesi”. Bu vizyonu nedeniyle, Troçkistler içindeki stratejik tartışmada azınlıkta kalan ikinci eğilimi savundu.

Bu eğilimin DSB’den ayrılarak Komünist İşçi Birliği’ni (KİB) kurmasının ardından, yeni bir yayının hazırlıklarına girişildi. 12 Eylül askeri darbesinden sadece sekiz ay önce, Şubat 1980’de, İstanbul’daki sıkıyönetim koşulları nedeniyle İzmir’de İşçi Cephesi dergisi yayımlandı. Dergi, yaklaşan askeri darbeyi öngörmekle kalmıyor; işçi sınıfına yönelik somut bir “Eylem Programı” sunuyordu.

Durumun tehlikesine rağmen Ahmet, tereddüt etmeden derginin sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Dergi, işçi sınıfını yaklaşan darbeye karşı uyarmak ve fabrikalar ile mahallelerde silahlı öz savunma komiteleri (işçi milisleri) kurmaya çağırmak amacıyla illegal iki adet İşçi Bülteni de çıkardı. Bu net çağrılar, dönemin Maoist Aydınlık gazetesinde “Karanlık mihrakların provokasyon çağrısı!” başlığıyla hedef gösterildi. Tariş olaylarının ardından 20 Şubat’ta İzmir’de sıkıyönetim ilan edilmesiyle birlikte, Ege Ordu Komutanlığı dergiyi kapattı ve toplatma kararı verdi.

İşkenceler ve Siyasi Savunma

12 Eylül darbesinin ardından aranmaya başlayan Ahmet, illegalitenin zorlu koşullarında yakalandı. Nisan 1981’de, İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi tarafından “komünizm propagandası yapmak” suçlamasıyla 9 yıl ağır hapis cezasına çarptırılarak Burdur Cezaevi’ne gönderildi. Mayıs 1982’de, KİB’in Bursa İnegöl birimine yönelik yapılan ve Ankara’ya sıçrayan büyük bir operasyonda örgüt arşivi polisin eline geçti. Operasyon İstanbul’a uzandı ve hareketin lider kadrolarından isimler gözaltına alındı.

Burdur Cezaevi’nde hükümlü olan Merkez Komite üyesi Ahmet Doğançayır da bu operasyon kapsamında 14 Nisan 1982’de cezaevinden alınarak Bursa Emniyeti’ne getirildi. Ahmet, günlerce süren ağır işkencelere rağmen hiçbir örgüt bağlantısını ve yoldaşının ismini kabul etmedi. İşçi Cephesi dergisini kendi kısıtlı imkânlarıyla çıkardığını söyleyerek işkencecileri boşa çıkardı. Ancak bu sorgularda gördüğü ağır işkencelerin bedensel tahribatını ömrünün sonuna kadar taşıyacaktı.

Onun emniyet, savcılık ve mahkeme tutanaklarına geçen ifadeleri net birer siyasi savunmadır:

“Ülkede Troçkizmi benimseyen grupların amacı ve dolayısıyla bizim amacımız: Mevcut düzeni günün şartlarına göre silahlı halk ayaklanması ile veya silahsız olarak Marksist-Leninist devrimi gerçekleştirmektir. (…) Bu aşamada zorunlu kolektivizasyona gidilecek, bankalar devletleştirilecek, dış ticaret tekel altına alınacak ve devlet yapısı yavaş yavaş sönmeye bırakılacaktır.”

Kürt sorunu üzerine yöneltilen sorulara askeri mahkemede kendi kaderini tayin hakkını savunur:

” Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesinin tanınması gereklidir. Ulusların dediğimiz olay günümüzde Bask olsun, Kuzey İrlanda, Azerbaycan, Belücistan ve hatta Sovyetler Birliği’ndeki ulusların pozisyonları bu açıdan değerlendirilmelidir. Bu ulusların kendi dillerinde eğitim görmeleri, özgürce konuşabilmeleri gerekir… Ulusların ayrı bir devlet kurarak kendi parlamentosu ve meclisi olması fikrini savunuyoruz.”

“Faşizme Karşı Savunma Komiteleri”ni ise şu sözlerle savunur:

“Faşizm, 12 Eylül öncesinde Türkiye’de tabana bağlı olarak yükselen MHP hareketi olarak kendini göstermiştir. Buna karşı bizim savunduğumuz savunma komiteleri anlayışı vardır. Siyasetlere, yani devrimci hareketlere devamlı olarak ayrı ayrı olmanın, ayrı ayrı vurmanın bir anlamı olmayacağı, birlikte hareket etmenin daha doğru olduğu anlatılarak faşistler tarafından yapılan saldırıların önlenmesi için savunma komitelerinin vücuda getirilmesi sağlanacaktır. (…) Bu anlamda faşizme karşı en geniş cephenin ülke genelinde oluşturulması gerekir. Bugünkü rejim ise askeri diktatörlüktür. Bunu ara rejim olarak nitelendirmek yerinde olur.”

Önüne konan ifadelere karşı yoldaşlarını korumak adına tüm sorumluluğu üzerine alır:

“Ben illegal bir örgütlenme ile ilişkim yoktur. Bana sorduğunuz kişileri tanımıyorum, kendileri ile herhangi bir organik bağım mevcut değildir. Ben sadece İşçi Cephesi isimli Troçkizmi benimseyen dergiyi propaganda amacıyla ve taban oluşturmak için kayınvalidemin bankada bulunan 50.000 lira parası ile karıma ait bilezikleri satıp finansman temin ederek bu dergiyi çıkarttım. (…) Türkiye genelinde bir merkez komite oluşturulmadı ve İşçi Cephesi imzasını kullanan bu örgüt mensuplarıyla hiçbir ilişkim yoktur.”

Ağır işkencelere rağmen Ahmet’in iradesini kıramayan Bursa Siyasi Şube polisleri, onu çaresizlik içinde tehdit eder: “Bizde konuşmadın, eğer İstanbul’a gönderildiğinde orada konuşursan bu kez seni yaşatmayız!”

Zindanların Ardından

Farklı cezaevlerinde geçen 6,5 yıllık direniş dolu hapishane hayatının ve ardından gelen 1,5 yıllık “sakıncalı” er statüsündeki sürgün askerliğin ardından Ahmet, sivil hayata döndüğünde büyük zorluklarla karşılaştı. Geçmiş kırgınlıklara ve dönemin getirdiği güvensizliklere rağmen, yeniden toparlanmaya çalışan Troçkist harekete omuz vermekten geri durmadı. Ölümüne kadar da mücadele içinde kalmaya çalışan sayılı örnekten biridir.

Ahmet’i talihsiz bir şekilde 2019 yılında kaybettik. O; sosyalizm davasına, işçi sınıfına ve yoldaşlarına canını ortaya koyacak kadar bağlı, net bir Devrimci Marksist ve Enternasyonalistti. Sınıf mücadelesinin bu kararlı savaşçısı, dünyanın neresinde olursa olsunlar tüm Marksist devrimcilere ilham vermeye devam edecek.

Anısına ve kavgasına saygıyla…

  • Ahmet Doğançayır yoldaşı 24 Temmuz 2019’da kaybettik. Türkiye Troçkizminin değerli militanlarından biri olan Ahmet Yoldaş üzerine bu yazı ilk kez Kırmızı Gazete’de yazarımız tarafından “İşçi Sınıfının Kavgasında Militan Bir Troçkist; Ahmet Doğançayır” başlığıyla yayınlanmıştır. Yazarımızın yazısı, Ahmet yoldaşın ve dönemin Troçkistlerinin anısına yazar tarafından güncellenerek sitemizde tekrar yayınlanmıştır. O dönemin militanlarından Muhittin Karkın ve Adem Topal yoldaşları da geçtiğimiz yıllarda kaybettik. Hala yaşayan devrimcilerin dosyaları zaman aşımına da uğrasalar isimlerini kullanmamayı tercih ettik.
Etiketlendi: