Anasayfa / Enternasyonal / Trump’ın Emperyalist Saldırısına Karşı Küba’yı Savunalım!

Trump’ın Emperyalist Saldırısına Karşı Küba’yı Savunalım!

Küba'da anti-emperyalist gösteriler.

Küba’ya karşı emperyalist tehditleri yenmek, Komünist Parti liderliğinin sınırlarını aşmakla mümkün.

Edu Almeida / 3 Şubat  2026

Venezuela’nın işgali ve Maduro’nun kaçırılmasının ardından güçlenen ABD emperyalizmi, şimdi de Küba rejimini devirmek istiyor.

Trump’ın niyetinin demokrasi ile bir ilgisi olduğunu düşünenler yanılıyor. ABD emperyalizmi, Suudi Arabistan gibi dünyanın en kötü diktatörlüklerini, kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece destekliyor. İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız baskısını destekliyor.

Trump, ABD emperyalizminin gerilemesini tersine çevirmek ve böylece yükselen Çin emperyalizmiyle açıkça askeri ve ekonomik gücünü kullanarak yüzleşmek istiyor.

Venezuela’da askeri işgalle istediğini elde etti: petrolün kontrolünü eline aldı ve Delci Rodrigues’le çıkarlarına uygun bir hükümet değişikliğini gerçekleştirdi. Böylece, ülkede Çin emperyalizminin artan ağırlığından geri adım attırdı.

Şimdi Trump, Küba ekonomisini boğmak istiyor ve 64 yıldır süren ablukayı, adaya petrol sevkiyatının askıya alınmasıyla daha da ağırlaştırıyor. Venezuela’nın işgalinden sonra, bu ülkenin ana enerji kaynağı olan Küba’ya petrol sevkiyatı engellendi.

Trump, Küba’ya karşı “ulusal acil durum” ilan etti ve adaya petrol tedarik eden ülkelere gümrük vergilerini artırmakla tehdit etti. Bunun belirli bir hedefi var: Meksika’nın adanın ihtiyaçlarını karşılamasını engellemek. Şu ana kadar Meksika hükümeti, “insani nedenlerle” sadece küçük miktarlarda petrol gönderiyor.

Basına göre Trump, Venezuela’ya yaptığı gibi Küba’ya da deniz ablukası hazırlıyor. Bu, gezegendeki en güçlü emperyalist ülkenin, kıyısından 200 kilometreden daha az uzaklıktaki küçük bir ada ülkesine yönelik acımasız bir emperyalist saldırısıdır.

Amaç aynı: ABD’nin kukla bir hükümeti dayatmak ve Çin ve Rusya emperyalizminin adadaki etkisini sona erdirmek. Ayrıca tüm Latin Amerika’ya acımasız bir uyarı veriyor.

Küba: Latin Amerika’daki İlk Sosyalist Devrimden Günümüz Krizine

Küba, 1959’da Latin Amerika’da başarılı bir sosyalist devrim gerçekleştiren ilk ve tek ülkeydi. Batista diktatörlüğünü yenilgiye uğratarak ve büyük ABD şirketlerinin kamulaştırılmasına devam ederek, Fidel Castro ve Che Guevara’nın önderlik ettiği devrim, kitleler ve tüm kıtanın öncüleri arasında büyük prestij kazandı.

LIT, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ablukaya 1962’den beri her zaman karşı çıkmıştır. Benzer şekilde, 1961’de Domuzlar Körfezi’nde yapılan işgal girişimine de karşı çıktık.

Ancak, başından beri, 1917 Rus Devrimi’ndeki Sovyetler gibi işçi demokrasisi kurumlarını hiçbir zaman geliştirmeyen Küba rejimini eleştirmişizdir. Bu rejim, her zaman bürokrasi tarafından kontrol edilen ve daha sonra SSCB’nin Stalinizmiyle bağlantılı hale gelen bir rejim olmuştur.

Tek parti rejimi dayattı, bazen taban düzeyinde şiddetli baskı uyguladı, muhalifleri veya eleştirenleri, solcular da dahil olmak üzere, zulmetti. Sendikalar devlet kontrolüne dahil edildi, işçi sınıfının reform önerilerinin doğrudan ifade edilebileceği alanlar kapatıldı. Aynı Stalinist modelin bir parçası olarak, bürokrasinin yönetimi her zaman ırkçı, cinsiyetçi ve LGBTI-fobik baskı ile birlikte olmuştur. Küba’nın yönetici elitinin, Castro ailesinden günümüzün Díaz-Canel’ine kadar beyaz olması tesadüf değildir.

Buna rağmen, Küba devriminin eğitim ve sağlık alanındaki başarıları, burjuvazinin mülksüzleştirilmesi ve ekonominin planlanması yoluyla ilerleme olasılıklarını dünyaya gösterdi.

Bürokrasinin önderliğinde SSCB’de kapitalizmin yeniden kurulmasının ardından Küba da aynı yolu izlemeye başladı. 1990’larda Castro rejimi dış ticaret ve ekonomik planlama üzerindeki tekeli sona erdirdi ve devlet şirketlerini özelleştirmeye başladı. Ülkeyi çokuluslu şirketlere açtı ve bu durum Avrupa emperyalizmi tarafından adayı işgal etmek için kullanıldı. Devlet aygıtına dayanan ve Avrupa çokuluslu şirketleriyle bağlantılı yeni bir Küba burjuvazisi oluşmaya başladı.

Bu, dünya çapında öncü kesimde büyük bir kafa karışıklığına yol açtı. Küba bürokrasi tarafından yönetilmeye devam ediyordu, ancak köklü bir değişiklik meydana gelmişti: önceden, Küba deforme olmuş bir işçi devletinin bürokratik diktatörlüğüydü; şimdi ise Küba Komünist Partisi, kapitalizmin yeniden tesisine yol açan adımları yönetiyordu. Dahası, bunu dünya çapındaki Stalinist partilerin desteğiyle yaptılar ve bu partiler hâlâ “sosyalist Küba”dan söz etmeye devam ediyorlar.

Küba ekonomisi, ekonomik planlamadan ziyade değer yasası tarafından yönetilmeye başlandı. Adanın ekonomisinin merkezi turizm haline geldi ve Meliá zinciri gibi büyük İspanyol şirketleri Havana ve Varadero gibi turistik destinasyonları işgal etti.

ABD emperyalist burjuvazisi, Avrupa burjuvazisi gibi adadaki kapitalist restorasyonun bir parçası olmayı neden tercih etmedi? Bunun açıklaması, 1959 devriminde mülksüzleştirilen ve Miami’de yaşayan Küba burjuvazisinde yatıyor. Bu burjuvazi, ABD emperyalist burjuvazisine entegre oldu ve sadece Küba’ya dönmekle kalmayıp, Castro diktatörlüğünü devirip mülksüzleştirilen şirketlerini geri almak istiyor.

Kapitalizmi geri getirme çabalarının başlamasından bu yana Küba, geçmişte gurur kaynağı olan eğitim ve sağlık göstergeleri de dahil olmak üzere, tam bir düşüş yaşadı. Küba ekonomisinin merkezi olan turizm, 2025 yılında sadece iki milyon ziyaretçi çekti; bu, pandemi hariç, yirmi yılın en kötü sonucuydu.

Bu gerileme, Küba’nın işçi ve yoksul kesimleri için yeniden sefalet getirdi. Bu durum, çeşitli zamanlarda patlamalara yol açtı. Son yıllarda en önemlisi, 11 Temmuz 2021’de büyük şehirlerdeki kitlesel eylemlerdi.

Bu mücadeleler Castro rejimi tarafından sert bir şekilde bastırıldı. Sosyalizmi savunanların utandırarak, dünya çapındaki Stalinist partiler, bu kapitalist bürokrasinin işçilere uyguladığı baskıya destek verdiler. Bugün Küba’da 1185 siyasi tutuklu bulunuyor ve bunların çoğu 11 Temmuz’da tutuklandı.

Mevcut Kriz

Küba krizinin altında yatan neden, Castrocu-Stalinist propagandanın iddia ettiği gibi sadece ABD’nin ablukası değil, adada kapitalizmin yeniden kurulmasıdır.

Ancak ABD’nin ablukası her zaman krizi ağırlaştıran bir faktör olmuştur. Ve şimdi, petrol ablukası nedeniyle mutlak bir faktör haline gelmektedir.

Küba’nın elektrik üretimi %80 ila %95 arasında petrol bağımlısıdır. Sistem sekiz ana termoelektrik santrali tarafından sürdürülmektedir. Küba günde 110.000 varil petrole ihtiyaç duymakta, ancak sadece 40.000 varil üretebilmektedir. Venezuela’nın petrol programı Küba’nın ihtiyacının %30-40’ını karşılıyordu, ancak bu program askıya alındı.

Bugün, birçok şehirdeki Küba halkı günde 20 saat elektriksiz kalıyor. İnsani bir kriz yaşanıyor.

ABD’nin suç niteliğindeki ablukası, bir kukla hükümeti dayatmayı amaçlıyor. Trump, mevcut ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Küba’nın başkanı olacağını” bile söyledi. Amaç, adayı ABD sermayesiyle yeniden işgal etmek, Avrupa emperyalizmini yerinden etmek ve Çin emperyalizmini uzaklaştırmak.

Bu, tüm Latin Amerika için büyük bir tehdittir. Önce Venezuela, şimdi Küba. Trump’ın bir sonraki hamlesi ne olacak?

LIT olarak, Küba Komünist Partisi rejimine hiçbir destek vermeden Küba’yı savunmak için bir kampanya çağrısı yapıyoruz.

Özellikle Meksika ve Brezilya hükümetlerinden adaya petrol tedarik etmelerini talep etmek gerekiyor. Hem Meksika hem de Brezilya petrol ihracatçısıdır ve Küba’nın ihtiyaçlarını mükemmel bir şekilde karşılayabilirler.

Emperyalist tehditler karşısında, Küba hükümetinden Küba halkı için demokratik özgürlükler talep etmek çok önemlidir.

11J Siyasi Tutuklularına Özgürlük!

Küba’da Sendikal Örgütlenme Özgürlüğü!

Küba Halkının Emperyalizme Karşı Kendini Savunması İçin Silah Yardımı!

Yazının İspanyolcasını okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: