Anasayfa / Yaşam / İşçiler Neden Çıkarlarına Göre Davranmıyor?

İşçiler Neden Çıkarlarına Göre Davranmıyor?

Bir Gökdelen Tepesinde Öğle Yemeği, 1932.

ABD’li sosyolog ve Marksist düşünür Dylan Riley, New Left Review’da yayımlanan yazısında (Maddi Çıkarlar) son yıllarda Anglo-Amerikan solunda etkili hale gelen “Analitik Marksizm” anlayışını eleştiriyor. Riley’e göre insanların “maddi çıkarları” tarih dışı ve otomatik gerçekler değil; tarihsel koşullar, sınıf mücadeleleri ve insanların mümkün gördüğü gelecekler içinde şekilleniyor. Sınıf mücadelesi yalnızca mevcut çıkarların savunusu değil, hangi geleceğin kurulabilir olduğuna dair bir mücadele. Riley, Marksizmin yalnızca ekonomik ihtiyaçlara indirgenemeyeceğini; kolektif ufuklar, tarihsel olasılıklar ve toplumsal dönüşüm fikri olmadan siyasetin mekanikleşeceğini savunuyor.

Gül Bahar / 7 Haziran 2026

Dylan Riley’in New Left Review’da yayımlanan yazısı (Maddi Çıkarlar) adeta Türkiye’de yıllardır duyulan “Gerekirse kuru ekmek soğan yeriz, Erdoğan’dan vazgeçmeyiz” gibi bir sözün nasıl olup da yaygınlaştığını anlatıyor.  Makaleye göre insanlar bazen bugünkü maddi kayıplarına rağmen kendilerini ait hissettikleri kimlikleri, tarih anlatılarını, dini ya da milli aidiyetleri ve geleceğe dair inandıkları büyük hikâyeleri savunmayı tercih edebiliyor. Dylan Riley’in eleştirdiği mekanik Marksizm anlayışı ise tam burada yetersiz kalıyor: İnsanları yalnızca ekonomik reflekslerle hareket eden varlıklar gibi görmek, siyasetin duygusal, kültürel ve tarihsel boyutunu anlamakta başarısız oluyor. Makalenin Türkiye ile alakası yok, daha çok son yıllarda özellikle Anglo-Amerikan solunda güçlenen “çıkar siyaseti” anlayışına önemli bir eleştiri getiriyor. Riley’nin temel itirazı şu: İnsanları yalnızca ekonomik çıkar hesapları yapan varlıklar gibi görmek, siyaseti fazlasıyla mekanik bir yere indirgemek anlamına geliyor. Çünkü insanlar yalnızca bugünkü maaşları, kiraları ya da tüketim ihtiyaçlarıyla hareket etmiyor; aynı zamanda kendileri için mümkün gördükleri geleceklere, aidiyetlere ve tarihsel ufuklara göre davranıyor.

Bu tartışma aslında Marksist düşünce içinde yeni değil. Antonio Gramsci, insanların yalnızca ekonomik konumlarıyla değil, kültürel hegemonya içinde şekillenen “sağduyuları”yla hareket ettiğini söylüyordu. Bu yüzden milliyetçilik, din ya da sağ popülizm yalnızca başarılı bir propaganda meselesi değil; insanlara bir yön, aidiyet ve gelecek hissi sunabildiği için etkili oluyor. İnsanlar bazen ekonomik çıkarlarına ters görünen siyasal tercihler yapabiliyor, çünkü siyaset yalnızca bugünün değil, insanların kendileri için nasıl bir gelecek hayal ettiğinin de meselesi.

Benzer biçimde da sınıf bilincinin ekonomik konumdan otomatik biçimde doğmadığını vurguluyordu. İşçi sınıfı yalnızca “işçi olduğu için” devrimci hale gelmez; tarihsel koşullar içinde kendisini toplumsal dönüşümün öznesi olarak görmeye başladığında siyasal bir güç kazanır. Riley’nin yazısındaki “çıkarlar mücadele içinde kurulur” fikri de büyük ölçüde bu damardan besleniyor.

Metnin önemli bir başka yanı ise kapitalizm eleştirisine dair. Riley, kapitalizmin “zararlarını” sıralamanın tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Çünkü çevresel yıkım, bürokrasi, verimsizlik ya da demokrasi sorunları yalnızca kapitalizme özgü olmayabilir; tarihte sosyalist deneyimlerin bazıları da benzer krizler üretebildi. Bu nedenle mesele yalnızca “kötülükleri listelemek” değil, gerçekten başka bir toplumsal geleceğin mümkün olup olmadığını gösterebilmek.

Belki de yazının en önemli vurgusu burada: İnsan yalnızca ekonomik reflekslerden oluşmaz. İnsanlar bazen ekmekten çok anlamın, bazen maaştan çok aidiyetin, bazen bugünkü çıkardan çok gelecekte kim olacaklarının peşinden giderler. Siyasetin gücü de tam burada ortaya çıkar. Çünkü büyük siyasal hareketler yalnızca şikâyet üretmez; aynı zamanda bir ufuk, yön ve tarih duygusu da yaratır.

Dylan Riley – Maddi Çıkarlar yazısının çevirisini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: