Anasayfa / Enternasyonal / Epstein ve Egemen Sınıfın Birliği

Epstein ve Egemen Sınıfın Birliği

Trump ve Epstein birlikte.

Acil ihtiyaçlarımızın ötesinde, Epstein Olayı bizi dünya kapitalizmine karşı sistematik bir mücadele yürütmeye çağırıyor.

Coco Smyth / 11 Mart 2026

Miami Herald gazetesinin “Perversion of Justice” (Adaletin Saptırılması) başlıklı araştırmasının Kasım 2018’de Epstein komplosunu ana akım kamuoyunun gündemine taşımasından bu yana, en karanlık komplo teorilerinin bazı unsurlarının gerçeğe dönüştüğünün açığa çıktığı bir döneme girdik. Bir zamanlar gizemli bir “New York finansörü” olarak övgüyle anılan Jeffrey Epstein’ın, uluslararası kapitalizmin en güçlü figürlerinden, politikacılardan CEO’lara ve entelektüellere kadar, pek çoğuna hizmet eden devasa bir pedofili ve seks ticareti ağının organizatörü olduğu ortaya çıktı.

Egemen sınıf Epstein davasını öldürmek ve gömmek için mümkün olan her yolu denemiş olsa da, bu skandalın yankıları onu sürekli olarak yeniden gündeme taşımaktadır. Davanın şoke edici ayrıntıları kendi başına bile büyük bir ilgi çekmeye yeterdi; ancak olayın derinliği ve egemen sınıfı doğrudan teşhir eden niteliği, bu meselenin kamu bilincinden silinmeyeceğini garanti altına almıştır.

Epstein vakası, burjuva toplumunun sahte yüzünün kayarak sistemin gerçek doğasını milyonlara gösterdiği uzun süreli bir meşruiyet krizini tetiklemiştir. Bu olay, kapitalistlerin sözde uzlaşmaz ulusal ve politik ayrımlara rağmen dünya çapındaki bağlantılarını gözler önüne sermiştir. Egemen sınıfın hukukun üstünde durduğunu ve burjuva hukuk düzeni ilkelerinin gerçekte emekçi ve ezilen halklara karşı bir silah, politik ve ekonomik elitler için ise bir kalkan olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda kapitalistlerin yalnızca korkunç suçlar işlemeye hazır olduklarını değil, bunları örtbas edecek güç ve iradeye de sahip olduklarını göstermiştir.

Egemen çevrelerin çürümesi ve ahlaki yozlaşması, çağdaş kapitalist yaşamın patriyarkal ve baskıcı özünü doğrulamaktadır. Sosyalist hareket açısından, ortaya çıkan ifşaların yarattığı kitlesel hayal kırıklığıyla bağ kurmak; bu gelişmelerin gerçek anlamını açıklayacak bir çerçeve sunmak ve öfkeyi örgütlü bir direnişe dönüştürmek hayati önem taşımaktadır.

Örtbasın Durumu

2024 seçim kampanyası sırasında Donald Trump, tabanına bir taviz vermek ve Demokrat rakiplerini Epstein’ın pedofili ve seks ticareti ağına katılmakla suçlamak amacıyla Epstein dosyalarının hızla açıklanacağını vaat etmişti. Epstein meselesi zaten Trump’ın sadık tabanının geniş kesimlerinin dünya görüşünün merkezine yerleşmişti; bu da Trump’ın “bataklığı kurutma” ve “derin devleti” temizleme söylemini onlar için daha da önemli hale getiriyordu.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde ortaya çıkan QAnon komplo teorisi, Epstein vakasını daha geniş bir anlatının “rasyonel çekirdeği” olarak kullanmıştı. Bu anlatıya göre dünya, gizli bir (Yahudi) pedofil kabal tarafından yönetiliyor ve Trump hükümeti ve toplumu bu kötülerden temizlemek için gizli bir görev yürütüyordu. Bu aşırı sağcı fantezi Cumhuriyetçi tabanın yalnızca küçük bir kısmını aktif biçimde harekete geçirmiş olsa da, birçok unsuru Trumpçı tabanın genel zihniyetine sızdı. Bu nedenle Epstein krizinin derinleşmesi ve Trump’ın onunla olan açık bağlantıları, tabanındaki sarsılmaz sadakatin nadiren sorgulanmasına yol açan konulardan biri oldu.

Bu çelişki nedeniyle Trump yönetimi bir yıldan fazla süredir meşruiyet krizini durdurmak için her türlü hızlı çözümü denemiş fakat başarısız olmuştur. Trump’ın ikinci döneminin başlangıcı, Pam Bondi gibi yetkililerin yakında her şeyin açıklanacağı yönündeki iddialı açıklamalarıyla başladı. Ancak kısa süre sonra gizemli bir biçimde geri adım atarak ortada açıklanacak bir Epstein listesi ya da dosyası olmadığını söylediler. Ardından büyük bir basın etkinliğiyle dosyaların yayımlandığı duyuruldu; fakat gerçekte daha önce yayımlanmış belgeler sadece daha fazla sansürlenmiş biçimde yeniden dolaşıma sokuldu.

Bu başarısız girişimin ardından baskı arttı ve nihayet Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası kabul edildi. 19 Kasım 2025’te imzalanan bu yasa Trump yönetimini zor bir duruma soktu. Trump, Cumhuriyetçilerin blok halinde karşı çıkarak yasanın geçmesini engellemesini umuyordu; ancak birçok Cumhuriyetçi temsilci yasayı destekledi. Böylece yasa Trump’ın önüne geldi.

Tam açıklama yapılırsa Trump ve birçok egemen sınıf mensubunun Epstein ile ilişkilerinin derinliği açığa çıkacaktı. Açıklama yapılmazsa ise milyonlarca insan onun bir pedofili seks ticareti ağını gizlediğini düşünecekti. Trump yasayı imzalamak zorunda kaldı fakat yasanın gereğini yerine getirmedi.

19 Aralık 2025’te hükümet sonunda 3 milyon belge yayımladı. Ancak inceleme, belgelerin aşırı derecede sansürlendiğini ve siyasi nedenlerle birçok bilginin gizlendiğini gösterdi. Daha da vahimi, bazı mağdurların isimleri sansürlenmemişti ve bu durum onları taciz ve hedef göstermeye açık hale getirdi. Ayrıca yayımlanan belgeler, Şeffaflık Yasası’nın talep ettiği tüm Epstein dosyalarını kapsamıyordu.

Baskı devam etti ve hükümet bir ay sonra 3 milyon belge daha yayımlamak zorunda kaldı.

Epstein dosyalarını açıklamaktan kaçınmak için verilen bu mücadele, Trump yönetiminin hem ulusal hem de uluslararası itibarına ciddi zarar verdi. Hatta Trump’ın fanatik tabanı bile, yıllarca bu konuyu gündemde tutan liderlerinin neden birdenbire geri adım attığını sorgulamaya başladı.

Trump’ın tereddütlerinin en açık nedeni, kendisinin Epstein ile olan yakın ilişkisidir. Halihazırda yayımlanan belgelerde Trump’ın adı 38 binden fazla kez geçmektedir. İkiliye ait çok sayıda fotoğraf bulunmaktadır ve aralarında açıkça yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir. Ancak mesele yalnızca Trump’ın kendisini kurtarması değildir; bundan daha derin çıkarlar söz konusudur.

Epstein’ın Operasyonu Neydi?

Amerikan siyasetinde komplo teorileri uzun süredir önemli bir yan unsur olmuştur. Ay’a inişten JFK suikastına kadar birçok teori, gerçeklikten çok bunlara inanan kesimler hakkında fikir verir. Ancak bazen toplumun “hayal ürünü” olarak gördüğü söylentiler yaklaşan bir depremin ilk işaretleri olabilir.

1960’lar ve 70’lerde sol örgütler sistematik biçimde sabote edildiklerini söylüyorlardı. Bu iddia uzun süre abartı olarak görülse de COINTELPRO belgeleri bunun gerçek olduğunu ortaya koydu. Benzer biçimde CIA’in MKUltra programının ortaya çıkması da birçok “uçuk” komplo teorisinin gerçeğin yanında oldukça masum kaldığını gösterdi.

Bugün Epstein vakasında yüzlerce teori ortaya çıkmıştır. Bu teoriler genellikle üç sorunun etrafında döner:

  1. Epstein’ın operasyonu neydi?
  2. Amaçları neydi?
  3. Kime hizmet ediyordu?

İlk soruya ilişkin olarak, ABD hükümetinin gizleme çabalarına rağmen Epstein’ın egemen sınıfa hizmet eden geniş çaplı bir seks ticareti ağının başında olduğu açıktır. İlk Trump yönetimi bu ağda yaklaşık 100 mağdur olduğunu açıklamıştı. Biden döneminde soruşturma genişletildiğinde bu sayı 1000’den fazla olarak güncellendi. Buna rağmen ağın Epstein dışında kime hizmet ettiği sorusu sistematik olarak yanıtsız bırakıldı.

Belgeler ayrıca Epstein’ın finansal spekülasyonlara dahil olduğunu ve bu konularda elitlere danışmanlık yaptığını göstermektedir. İngiltere’de eski prens Andrew ve İşçi Partili politikacı Peter Mandelson, Epstein ile yaptıkları finansal görüşmelerde devlet sırlarını ifşa etmekle suçlanmıştır. Ancak bugüne kadar Epstein ile bağlantılı cinsel suçlar nedeniyle hiçbir önemli politikacı ya da kapitalist yargılanmamıştır.

Bu da Epstein’ın neden böyle bir ağ kurduğu sorusunu gündeme getiriyor. En yaygın teori, bu ağın egemen sınıf mensuplarını şantajla kontrol etmeyi amaçlayan bir mekanizma olduğudur. ABD hükümeti ise bunun yalnızca Epstein’ın kişisel sapkınlıklarının sonucu olduğunu iddia etmektedir, ancak operasyonun ölçeği göz önüne alındığında bu açıklama inandırıcı değildir.

Son olarak Epstein’ın kime hizmet ettiği tartışması vardır. Bazıları onun bir devlet adına çalıştığını düşünmektedir. ABD hükümeti son dönemde onun Rusya bağlantılı olduğunu öne sürse de bunun için güçlü kanıt yoktur. Halk arasında en yaygın varsayımlar ise CIA veya Mossad bağlantılarıdır. Bu sorunun kesin yanıtı ancak tüm belgeler açıklanırsa verilebilir.

Epstein ve Egemen Sınıfın Birliği

Epstein vakasını anlamak için onu uluslararası kapitalizmin yapısı içinde değerlendirmek gerekir. Bu olaydan hareketle bütün egemen sınıfın gizli bir pedofil komplosu olduğunu söylemek de yanlış olur; hiçbir şey olmamış gibi davranmak da.

Marx’ın ifadesiyle kapitalist sınıf “birbirleriyle savaşan kardeşler” gibidir. Kapitalistler kar için rekabet eder ve devlet aygıtını kendi çıkarları için kullanmaya çalışırlar. Ancak aynı zamanda kapitalist devlet onların çıkarlarını birleştiren bir mekanizma işlevi görür. Bu birlik olmadan toplum üzerindeki egemenliklerini sürdüremezlerdi.

Epstein gibi klikler bu birliğin kurulmasının araçlarından biridir. Epstein ve Maxwell kapitalistleri, politikacıları ve entelektüelleri bir araya getirmekte ustaydı. Seks ticareti yalnızca bir “sapma” değildi. Egemen sınıf üyeleri birlikte suç işleyerek ve birbirlerinin suçlarını bilerek birbirlerine daha sıkı bağlanırlar.

Benzer mekanizmaları üniversite kardeşliklerinde, gizli cemiyetlerde ve elit kulüplerde de görürüz. Ortak suç ve ortak sırlar, egemen sınıfın iç dayanışmasını güçlendirir. Trump’ın son kriz sırasında eski rakibi Bill Clinton hakkında beklenenden daha yumuşak konuşması bunun bir göstergesidir.

Epstein krizi, normalde günlük siyasi çatışmalar tarafından gizlenen egemen sınıf dayanışmasını görünür kılmıştır.

Epstein Sınıfına Karşı Sosyalizm

Epstein vakası dünya kapitalizminin karanlık işleyişinin bir örneğidir. Dokunulmazlık, sömürü, cinsel zorbalık ve örtbas sınıflı toplumun günlük gerçekleridir. Epsteinlar ve onların elit müşterileri yeni değildir. Yeni olan şey, egemen sınıfın gerçek işleyişinin geniş kitleler tarafından görülmeye başlanmasıdır.

Sosyalistler için görev, bu haklı öfkeyi adalet mücadelesine dönüştürmektir.

İlk talebimiz tam şeffaflık ve Epstein suçlarının tüm mağdurları için adalet olmalıdır. Epstein ağının ortaya çıkması, büyük riskler alarak mücadele eden mağdurlar sayesinde mümkün olmuştur. Kadınları ve kız çocuklarını istismar eden tüm kapitalistler ve politikacılar, burjuva adalet sisteminin vaat ettiği fakat çoğu zaman sağlamadığı cezalarla yüzleşmelidir.

Bu adalet ancak örgütlü mücadeleyle kazanılabilir. Örneğin Ohio’da, Epstein’ın en önemli destekçilerinden biri olan Les Wexner’a karşı protestolar örgütlenmiştir. Sendikaların, özellikle hemşireler sendikasının ve AFL-CIO’nun, bu mücadeleye katılması önemli bir adımdır.

Ancak Epstein vakası yalnızca bireysel suçların meselesi değildir. Bu olay bize kapitalizmin bütününe karşı sistemli bir mücadele yürütmemiz gerektiğini göstermektedir. Patriyarka ve egemen sınıfın dokunulmazlığı kapitalizmin yapısal özellikleridir ve kapitalizm ortadan kaldırılmadan tamamen yok edilemez.

Epstein ağının örtbas edilmesinde burjuva politikasının tüm kanatları rol oynamıştır: Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve İngiltere İşçi Partisi.

Bu nedenle ihtiyacımız olan şey, bağımsız ve radikal bir işçi sınıfı partisidir. Bu parti egemen sınıfın her suçunu teşhir etmeli ve işçi sınıfının kitlesel mücadelesini örgütleyerek iktidarı sömürücülerin elinden almayı hedeflemelidir.

Bugün egemen sınıfın dizginlenmemiş çürümesi kitleler tarafından görülmektedir. Bu bilgiyi eyleme dönüştürmeliyiz, mağdurlar için adalet kazanmak ve Jeffrey Epstein gibi figürlerin mümkün olmadığı bir dünya kurmak için.

O dünya sosyalizmdir.

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: