Anasayfa / Enternasyonal / Minneapolis Sakinleri Şehirlerinin Federal İşgaline Karşı Mücadele Ediyor

Minneapolis Sakinleri Şehirlerinin Federal İşgaline Karşı Mücadele Ediyor

Minneapolis şehrinde ICE ve federal saldırılara karşı protestolar. Fotoğraf: Tim Evans / MPR News
  • Görsel: Minneapolis şehrinde ICE ve federal saldırılara karşı protestolar. (Tim Evans / MPR News)

Federal hükümetin Twin Cities’te gerçekleştirdiği dayanılmaz zulüm, adam kaçırma ve cinayetler, bu barbarlığa son vermek için bir şeyler yapmayı, herhangi bir şey yapmayı görevleri olarak gören insanların sayısını artırdı. Kitlesel iş bırakma ve protesto eylemleri ekonomiyi tamamen durdurmasa da, gerçek bir siyasi genel grev düzenleme olasılığı gündeme geldi.

N. Irazu / 29 Ocak 2026

Minneapolis, federal hükümet tarafından paramiliter bir işgal altında. Aralık ayından bu yana “Metro Harekâtı Hamlesi” kapsamında ICE ve CBP de dahil olmak üzere çeşitli DHS kurumlarından maskeli 3.000’i aşkın silahlı ajan şehre yerleştirildi — bu sayı hiçbir şehirde bu kadar yüksek olmadı. İnsanlar sokak ortasında kaçırılıyor, plakasız minibüslere bindirilerek kaybediliyor. Kontak anahtarı üzerinde bırakılmış, terk edilmiş arabalar ICE baskınlarının sessiz hatıraları olarak bulunuyor. Ajanlar kapıları hiçbir arama izni olmadan kırıyor, aileleri göçmen komşularının yerini söylemeleri için sorguluyor. Çocuklar, aile bireylerini tuzağa düşürmek ve sınır dışı etmek için yem olarak kullanılıyor.

Şimdiye kadar iki aktivist öldürüldü, iki kişi vuruldu, sayısız insan biber gazına boğuldu ve ağır biçimde darp edildi. Buna karşılık Minneapolis halkı sokak sokak, blok blok örgütlenerek kentlerini işgal eden bu şiddet makinesine karşı birbirini desteklemek için harekete geçti. Mahalle örgütlerinde ve sendikalarda, ICE’yi topluluklarından defetmek için yerel ve kitlesel eylemler örgütlüyorlar.

Devlet Terörünün Anatomisi

7 Ocak’ta, Jonathan Ross isimli maskeli bir ICE tetikçisi Renée Good’un kafasına üç el ateş ederek onu “kahrolası orospu” diye aşağıladı. Ross’un ekip arkadaşları, olay yerindeki bir doktorun tüm ısrarlarına rağmen Good’a tıbbi müdahale yapılmasını engelleyerek ölümünü garantiledi. Bununla da kalmadı; federal hükümetin ilk tepkisi katili savunmak oldu; onu “hayatı için korkmuş biri” olarak tasvir ettiler. Militarist ICE içinde 10 yıllık deneyimi olan Ross’un, okula bıraktığı çocuğunu yanından yeni uğurlamış silahsız üç çocuk annesi bir kadından nasıl korkmuş olabileceği çözülemez bir bilmece olurdu — eğer bu iddia, devlet sponsorlu cinayeti örtmek için uydurulmuş acınası bir yalan olmasaydı.

Bu vahşet 24 Ocak’ta tekrarlandı. Altı ICE ajanı, 37 yaşındaki hemşire Alex Pretti’yi kuşattı, dövdü ve öldürdü. Pretti, bir baskını görüntülüyor ve aynı ajanlar tarafından yere atılmış bir kadına yardım etmeye çalışıyordu. Ajanlar Pretti’yi yere yatırdı, dövdü ve biber gazına boğdu. Biber gazının etkisiyle kör olmuş, yerde hareketsiz yatarken bir ICE ajanı, Pretti’ye on kurşun sıkarak infaz etti. Pretti silahlıydı, ancak silahını hiçbir şekilde çekmedi; üstelik vurulmadan önce aynı ajanlar tarafından silahsızlandırılmıştı. Minnesota açık taşıma yasasına sahip bir eyalet.

Bir kez daha federal hükümet, devlet sponsorlu cinayetin kurbanını “iç terörist” diye damgaladı. 14 Ocak’ta ICE ajanları Julio Cesar Sosa-Celis’i öldürmeye teşebbüs etti. Evini basan ajanlar onu bacağından vurdu; ardından her zamanki gibi yalan söylediler — ta ki video kayıtları Sosa-Celis’in hiçbir tehdit oluşturmadan vurulduğunu kanıtlayıncaya kadar.

Minneapolis’te emekçiler her gün baskı, tehdit ve zulümle karşı karşıya. ICE ajanları bir arabada bebek dahil sekiz kişilik bir aileyi biber gazına boğdu; bebeğe CPR uygulamak zorunda kalındı. Okullara giriyor, okul otobüslerini kaçırıp çocukları rehin alıyorlar. Beş yaşındaki Liam Conejo Ramos ve babası, anaokulundan dönerken kaçırıldı ve derhal ülkenin öteki ucunda bir Teksas toplama kampına gönderildi. Aynı kampta tutulan insanlar “Libertad!” sloganlarıyla protesto düzenledi.

Minneapolis’te sağlık çalışanları, maskeli ajanların kliniklerin kapılarında pusu kurduğunu, hastaları takip ederek tesislere girdiğini bildiriyor. Ayrıca ICE’ın kaçırdığı ve darp ettiği kişilere dair resmi anlatılarla uyuşmayan yaralanmalar tedavi ediliyor.

Bu ICE yığılması, Minneapolis–St. Paul İkiz Şehirlerinde operasyonun başından beri 2.400’den fazla insanın kaçırılmasıyla sonuçlandı. Binlerce ajan sokaklarda kol geziyor. Savaş Bakanlığı şimdi işgale katılmak üzere ek 1.500 asker göndermekle tehdit ediyor.

Siyasi Liderlik

Renée Good ve Alex Pretti, Minneapolis’i kısmen bir internet safsatasına dayanarak işgal eden ICE tarafından öldürüldü. Bu safsata, 22 yaşındaki internet kişiliği Nick Shirley tarafından ortaya atılan, Somalili göçmenlerin sözde milyonlarca dolarlık “çocuk bakım dolandırıcılığı” yaptığına ilişkin tamamen uydurma iddialardı.

ICE’ın tüm operasyonları, göçmen işçileri suçlu olarak resmeden ve gerçekliği çarpıtan bir kurguya dayanıyor. Gerçekte göçmenler, bu ülkenin kültürel ve ekonomik yaşamının ayrılmaz parçası olan işçi sınıfının temel bir kesimidir. Bu ideolojik örtü olmaksızın, insanların kaçırılması ve kaybedilmesi siyaseten sürdürülemezdi.

Milyonların gözünün boyanması gerekiyor. Good ve Pretti gibi, bu terör rejimine karşı göçmenlerin yanında duranlar öldürülmekle tehdit ediliyor; DHS tarafından “terörist” yaftasıyla aşağılanıyor. Trump, Good’un “hukuka karşı çok saygısız” olduğunu, bu yüzden ölmeyi hak ettiğini söyledi. Pretti için de aynı sözler sarf edildi.

Good’un öldürülmesinden sonra Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Jonathan Ross’un “mutlak dokunulmazlığı” olduğunu ileri sürdü. Bu, federal hükümetin ICE’a açık bir mesajıydı: “Aktivistleri öldürmekten çekinmeyin; halka karşı şiddet uygulayın, biz arkanızdayız.” Federal hükümet işçi sınıfına — hem ülke içinde hem ülke dışında — savaş açmış durumda.

Sözde “siyasi yelpazenin diğer tarafında” yer alan yerel seçilmiş yöneticiler ise halkı kaderine terk etmiş durumda. Minnesota Valisi Tim Walz Ulusal Muhafızları sahaya sürdü. Fakat bunun federal işgale karşı olduğu hayal edilmemeli. Walz, 2020’de Minneapolis’i sarsan kitle isyanını hatırlıyor; bir tekrarına izin vermek istemiyor. Bu yüzden sürekli “sakin olun” çağrısı yapıyor.

Walz, barışçıl protestoları desteklediğini söylerken, çözümü “kurumsal burjuva kanalları”nda arıyor. İnsanlara “gidin oy verin, mahkemelerde savaşacağız” diyor. Bu söylem, tüm bu katil devlet aygıtıyla karşı karşıya gelme potansiyeli olan hareketi çıkmaza sokmayı hedefliyor. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ise ICE’a ağır küfürler savuruyor; fakat eylemsizliği sözlerinin içini tamamen boşaltıyor.

Minnesota Polis Kardeşliği (Fraternal Order of Police) “ICE’ın yanındayız” açıklaması yaptı. Sahadan gelen bilgiler, Minneapolis Polis Departmanı’nın ICE ajanlarına protestocuları biber gazına boğarken destek verdiğini gösteriyor. Bu şaşırtıcı değil: Bir işçinin polisliğe (ya da ICE görevliliğine) geçmesi, sınıfını terk edip kapitalist devletin hizmetine girmesi demektir. Bu kurumların hiçbirinden kurtuluş gelmeyecek. İşçiler ve ezilenler yalnızca kendilerine ve yakın müttefiklerine güvenebilir.

Tabandan Örgütlenme

İkiz Şehirler’in sokakları, işgalci güçlerle şehrin sakinleri arasında siyasi ve fiziksel bir çatışma alanına dönüştü. Sahadaki raporlar, 2020’de George Floyd’un öldürülmesinin ardından oluşan direnişi anımsatan bir canlılık ve yeniden bağ kurma sürecinin yaşandığını aktarıyor.

En çok bilinen ve kaynaklara sahip örgütler, günde binlerce kişiye anti-ICE hızlı müdahale eğitimi verebiliyor. Bu hızlı müdahale grupları tam mahalleleri, hatta tek tek sokakları kapsayacak şekilde yayılmış durumda. Yüzlerce komşunun bulunduğu Signal grupları var. Bu gruplar birbirleriyle bağlantılı olarak, şehrin herhangi bir yerindeki ICE faaliyetlerine anında karşılık verebiliyor. ICE bir mahallede belirdiğinde saniyeler içinde insanlar orada oluyor; kimi zaman yüzlerce kişi toplanıyor.

May Day Strong toplantısında bir örgütçü, her mahallenin en az %4’ünün bu ağlara dahil olduğunu belirtti. Bu, güçlü taban örgütlenmesi için gereken altyapının halihazırda fazlasıyla var olduğu anlamına geliyor. Aktivistler olarak, bu ağları büyütmeli ve tabandan genel kitle meclislerine dönüştürmeliyiz. Liderler seçebilir, taleplerimizi oylayabilir, dayanışmayı koordine edebilir, mahallelerimizi bu maskeli silahlı çetelerden savunabiliriz. Bu ağlar tabandan topluluk meclislerine dönüşüp birbiriyle bağlandığında, tüm kent çapındaki mücadeleyi koordine edebilecek güce kavuşacaktır.

Devlet terörü artık olağan hale geldi. Yönetim ancak işçi sınıfının gerçek gücüyle karşılaştığında geri adım atacaktır. Ekonomiyi döndüren eller işçi sınıfının elleridir; bu eller onu durdurabilir de. Örgütlü işçi sınıfı, kapitalist üretim ve dolaşımın çarklarına çomak sokarak, Trump rejimini destekleyen egemen sınıfın kalbini hedef alabilir. Bunun küçük bir örneği 23 Ocak Minneapolis Eylem Günü’nde görüldü.

Örgütlü Emeğin Gücü: 23 Ocak

-20 dereceyi bulan soğukta, on binlerce işçi, öğrenci, küçük esnaf ve kent sakini, şehir merkezinde yürüyerek işgali protesto etti. Katılım 50.000 ile 100.000 arasında tahmin ediliyor. In These Times’ın ifadesiyle: “Herkes oradaydı.”

Süregelen baskılar, kaçırmalar, cinayetler, insanları artık bir şey yapmaya zorladı. Sendikalarda, üyelerin tabandan yükselen baskısıyla eyleme katılım kararı alındı.

Eylem, Good’un öldürülmesinin ardından cemaat, sendika ve toplum örgütlerinin çağrısıyla “Gerçek ve Özgürlük Günü: İş Yok, Okul Yok, Alışveriş Yok” sloganıyla ilan edildi. SEIU Local 26, UNITE HERE Local 17, CWA Local 7250, ATU 1005 gibi pek çok sendika ve toplum örgütü destek verdi.

AFL-CIO da destek açıklaması yaptı:

“İşçiler, okullarımız ve topluluklarımız saldırı altında. İşe gidip gelirken gözaltına alınan sendika üyeleri ailelerinden koparılıyor. Ebeveynler evde kalmaya zorlanıyor, öğrenciler okula gidemiyor. Patron sınıfı ise sessiz. Bu federal işgal altında yaşayan komşularımıza ve iş arkadaşlarımıza karşı dayanışmayı büyütmenin zamanı.”

23 Ocak fiilen bir devamsızlık greviydi. CWA Local 7250 Başkanı Kieran Knutson, sendikanın üyelerini hasta izni alıp katılmaya teşvik ettiğini, ancak bunun bir “grev” çağrısı olmadığını belirtti. Diğer sendikalar da benzer ifadeler kullandı. ATU 1005 yönetimi Facebook’ta, eylemi desteklediklerini fakat üyelerine iş bırakma çağrısı yapamayacaklarını açıkladı.

Yine de bu eylemin önemi küçümsenmemeli. Bazı işyerleri tamamen kapandı; bazılarında işçilerin %30’u işe gitmedi, yöneticiler işçilerin yerine çalışmak zorunda kaldı. Minneapolis Havalimanı’nda, uluslararası ve federal deportasyonların ana noktası olan terminalde, çok sayıda UNITE HERE üyesi çalışmaya gitmedi.

Ekonomi durma noktasına gelmemiş olabilir, fakat artık gerçek bir siyasi genel grev tartışılır hale geldi. Eylem, işyerlerinde işçilerin kolektif güçlerini konuşmasına ve sendika liderliklerini mücadelede öncü olmaya zorlayacak komiteler kurmasına olanak sağladı.

Hayal gücü alevlendi:

On binlerce işçinin katıldığı kitle toplantıları düzenleyebilir, yüz binleri temsil eden bir işçi konferansında genel grev stratejisi tartışılabilir. Örgütlü emek, toplulukların hem kalkanı hem mızrağı olabilir. 1934 Minneapolis genel grevinden alınacak çok ders var; Teamsters Local 544, patronlara, polislere ve faşist çetelere karşı mücadeleyi örgütleyerek Minneapolis’i sendika kentine dönüştürmüştü.

Emek hareketinin çağıracağı siyasi bir genel grev, ICE’ı ve Trump yönetimini durduracak ciddi bir güç olur. Komşularımızı kaçıran ve katleden bu çürümüş kapitalist düzeni temelden sarsar. Toplumu kimin yönetmesi gerektiği sorusunu ortaya koyar:

Trump, Vance ve Miller gibi asalakların mı?

Yoksa her gün sokaklarda birbirini korumak için ayağa kalkan kahraman emekçi kitlelerin mi?

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: