Sosyalizmi bürokratik yönetim ve siyasi kontrole indirgemek, bir zamanlar Küba toplumunun geniş kesimlerini harekete geçiren özgürleştirici projeyi baltalamıştır.
Mücadeleci Sosyalistler, Küba – Socialistas en Lucha (SeL), Cuba / 2 Şubat 2026
Socialistas en Lucha (SeL), ABD hükümetinin Küba’ya yönelik baskıcı politikalarının yoğunlaştırılmasını reddeder. Yakın dönemde üçüncü ülkelerin Küba’ya petrol veya petrol türevleri tedarik etmesini cezalandıran uygulamalar, halkın yaşam koşullarını doğrudan etkileyen, tek taraflı ve ülke dışına taşan ekonomik baskı biçimleridir. Bu politikalar demokratikleşmeyi teşvik etmez; tersine, jeopolitik çatışmaları toplumsal alana taşıyan kolektif cezalandırma mekanizmalarıdır.
Bu önlemlerin uygulanması, aşırı kırılganlık dönemine denk gelmiştir. Venezuela’dan gelen enerji tedarikinin — günde yaklaşık 30.000 varil, yani Küba’nın ihtiyacının %30-40’ı — kesintiye uğraması, ülkeyi başlıca destek kaynaklarından biri olmaksızın bırakmıştır. Küba Ocak ayında Meksika’dan sadece tek bir sevkiyatta 84.900 varil almıştır; bu miktar 2025 günlük ortalaması olan 37.000 varilin oldukça altındadır. Sonuç; uzun süreli elektrik kesintileri, üretimde bozulma ve temel hizmetlerde ağır etkilerle nitelenen derin bir enerji krizidir.
Bu bağlamda, inkâr edilemez bir toplumsal olguyu kabul etmek zorunludur: giderek genişleyen nüfus kesimleri, maddi ve siyasal tükenmişlik nedeniyle dış baskıyı, hatta müdahaleyi bir çözüm olasılığı olarak algılamaya başlamaktadır. Bu algı, yabancı bir güce duyulan bağlılıktan değil; inandırıcı iç alternatiflerin yokluğundan, siyasal tartışmanın kapatılmasından ve ülkenin yönelimini etkileyebilecek etkili mekanizmaların bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu değişimi anlamak, onu meşruiyetsizleştirmenin ön koşuludur.
Demokratik sol bir perspektiften bakıldığında, hiçbir özgürleştirici dönüşüm dışsal zorlamadan doğamaz. İktidarlar halkın hakları adına değil, kendi stratejik çıkarları doğrultusunda hareket eder. Latin Amerika tarihi defalarca göstermiştir ki ekonomik baskı ve siyasal vesayet demokrasi ya da toplumsal adalet üretmez; bağımlılık, toplumsal parçalanma ve yeni bağımlılık biçimleri yaratır.
Ne var ki, Küba’daki krizi yalnızca dış etkenlere bağlamak da ciddi bir siyasal körlüktür. Bugünkü iktidar bloku bu tablonun başlıca sorumlularındandır. On yıllar boyunca hesap verebilirliği zayıf, aşırı merkezileşmiş bir iktidar modeli inşa edildi. Bu model siyasal çoğulculuğa düşman, toplumsal dinamiklerden giderek kopuk hale geldi. Sosyalizmi bürokratik yönetime ve siyasal denetime indirgemek, bir zamanlar geniş emekçi kesimleri seferber eden özgürleştirici projenin içini boşalttı.
Egemenlik yalnızca dış müdahaleye karşı çıkmakla sürdürülemez. Egemenlik, siyasal demokrasi, yurttaş hakları ve halkın etkin katılımıyla ayrılmaz bir bütündür. Gerçek tartışma, örgütlenme ve stratejik kararlara itiraz kanalları olmadan egemenlik, tepeden yönetilen bir söyleme dönüşür.
ABD’nin uyguladığı yaptırımlar, finansal kısıtlamalar ve ticari tecrit politikaları gerçektir ve son derece zararlıdır. Ancak bunların etkisi, ekonomik katılık, şeffaflık eksikliği, muhalefetin cezalandırılması ve durağanlığı istikrarla özdeşleştiren bir siyasal kültürden oluşan iç blokaj tarafından katlanarak büyütülmektedir. Bu çerçeve, geniş halk kesimlerinin neden içsel çözümler göremediğini ve çelişkili, hatta umutsuz beklentilerini dışsal faktörlere yönelttiğini açıklamaktadır.
Küba bugün çok boyutlu bir krizle karşı karşıyadır: nüfusun %20’yi aşan bir kısmı yaşlıdır; emekli maaşları temel yaşam giderlerini karşılamamaktadır; sağlık sistemi bozulmakta, eğitim sistemi gerilemekte; kamu hizmetleri kesintili; altyapı çökmüş durumdadır; eşitsizlikleri derinleştiren fiili bir dolarizasyon yaşanmaktadır. Buna ek olarak siyasal baskı devam etmektedir: temel haklarını kullandıkları için özgürlüğünden yoksun bırakılan 1.185’in üzerinde insan bulunmaktadır; bu durum toplumsal güveni daha da aşındırmaktadır.
Socialistas en Lucha (SeL) olarak, dış müdahaleyi engellemenin en etkili yolunun durağanlık değil, derin bir demokratikleşme olduğunu savunuyoruz.
Gerçek anlamda siyasal hakların açılması, toplumsal çoğulculuğun tanınması, bağımsız örgütlerin yasallaşması ve halk egemenliğinin yeniden tesisi olmadan ortak bir toplumsal ufkun yeniden inşası da, sosyalist projenin meşruiyetinin onarılması da mümkün değildir.
Küba’nın karşı karşıya olduğu seçenek, dışsal zorlama ile otoriter süreklilik arasında değildir. Gerçek alternatif; bağımlılık ile demokrasi, bürokratik yönetim ile halkın özneleşmesi arasındadır.
Tutumumuz açıktır: Dışsal zorlamaların tüm biçimlerini reddediyor, toplumsal katılımı tıkayan mevcut iç düzeni de karşıya alıyoruz.
Haklara dayalı, kamusal tartışmayı esas alan, iktidarın halk tarafından denetlendiği demokratik bir sosyalizmi savunuyoruz.
Ne Emperyalist Zorlama, Ne Bürokratik Kilitlenme!
Halk Egemenliği, Siyasal Demokrasi ve Aşağıdan Sosyalizmden Yanayız!






