Anasayfa / Enternasyonal / Kahrolsun ABD Emperyalizmi! Küba Halkına Destek Yolculuğu

Kahrolsun ABD Emperyalizmi! Küba Halkına Destek Yolculuğu

Küba'ya destek filosu

PSTU 2026 Seçimleri Başkan Adayı Hertz Dias emperyalist kuşatma altındaki Küba’ya destek yolculuğunu yazdı.

“Bugün ise Küba, Trump’ın askeri işgal tehdidiyle karşı karşıya. Ülkenin devrimciler açısından taşıdığı büyük tarihsel önem ve bu emperyalist saldırganlık döneminde dayanışma göstermenin gerekliliği nedeniyle, devrimin neden artık var olmadığını, kazanımlarının neden kaybedildiğini ve mevcut sistemin neden kapitalist olduğunu, adanın ekonomisi üzerinde sıkı kontrol kuran ve baskıcı bir rejim tarafından denetlenen bir yapı haline geldiğini, anlamak için Küba’ya geldim.”

“Küba halkıyla dayanışma, gerçekliği kabul etmek ve gerçeği söylemekle başlar.”

Hertz Dias – PSTU Brezilya / 7 Nisan 2026

Hertz Dias (Birleşik Sosyalist İşçi Partisi – PSTU), siyah hakları hareketi eylemcisi, rapçi, kamusal eğitim sisteminde öğretmen ve 4 Ekim 2026 Seçimleri Brezilya Devlet Başkanı adayı.

Geçen hafta Küba’daydım. Burası kıtanın en çok kutlanan devriminin ülkesi; bir imparatorluğa karşı ayağa kalkmış, yalnızca bağımsızlığını değil, aynı zamanda eğitim, sağlık ve bir dönem işçilerin ve Küba halkının ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş planlı bir ekonomiyi de kazanmış küçük bir Karayip adası.

Bugün ise Küba, Trump’ın askeri işgal tehdidiyle karşı karşıya. Ülkenin devrimciler açısından taşıdığı büyük tarihsel önem ve bu emperyalist saldırganlık döneminde dayanışma göstermenin gerekliliği nedeniyle, devrimin neden artık var olmadığını, kazanımlarının neden kaybedildiğini ve mevcut sistemin neden kapitalist olduğunu, adanın ekonomisi üzerinde sıkı kontrol kuran ve baskıcı bir rejim tarafından denetlenen bir yapı haline geldiğini, anlamak için Küba’ya geldim.

Hertz Küba'da

1. Gün: Elektrik Kesintileri ve Trump Yönetimi ile Diyalog

Varır varmaz, Kübalıların kendi durumlarını ironik bir şekilde tanımlarken kullandıkları ifadeyle “tam deneyimi” yaşadım. Daha ilk gün, Trump’ın venezuela’dan Küba’ya petrol sevkiyatını engelleyen politikasının sonuçlarıyla karşılaştık. Zaten ciddi kıtlık koşullarında yaşayan bir halk için ağır bir darbe olan, otuz saatten fazla süren elektrik, su ve internet kesintisi yaşadık.

Öğleden sonra, Kübalılarla konuşurken, Amerika Birleşik Devletleri ile yürütülen diyalog çerçevesinde ticaretin serbestleştirilmesine yönelik önlemlerin açıklandığını öğrendik. Bu önlemler enerji sektörü, genel altyapı ve hatta finans sektöründe yatırımların önünü açıyordu.

Kübalılar bize şu soruyu sordu: “Bir hafta içinde ABD ile diyalog kurabiliyorlar da, 60 yılı aşkın süredir kendi halklarını neden dinleyemiyorlar?”

2. Gün: Açlık, Sokakta Dilenmeye İtilen İnsanlar ve Latin Amerika Eşitsizlikleri

İkinci gün hâlâ elektrik yoktu ama gaz vardı. Brezilya’dan getirdiğimiz tapiyoka nişastası, kahve ve baharatlarla bir şeyler pişirmeye çalıştık. Biraz protein bulmak için dışarı çıktık. Bulabildiğimiz tek süpermarket, ithal ürünlerin fahiş fiyatlarla satıldığı bir “MLC mağazasıydı”.

Sokaklarda çöp yığınları ve içlerinden yiyecek arayan insanlar gördüm. Bir kadının yerde bulduğu yumurtayı alıp, çürük olduğunu fark edince geri attığını izledim. Kalbim kırıldı ama aynı zamanda içimde büyük bir öfke yükseldi.

Küba’ya karşı uygulanan tarihsel ekonomik abluka bunun bir nedenidir, ancak asıl sorumlunun adı bellidir: kapitalizm. Yoksulluk ve açlık, adada kapitalizmin yeniden tesis edilmesinin sonucudur. Küba hükümetinin gıdadan on bir kat daha fazla turizme harcama yapması, önceliklerini açıkça ortaya koymaktadır ve bu durum resmi belgelerde de görülmektedir.

3. Gün: Demokratik Özgürlüklerin Yokluğu

Seyahat boyunca rejime eleştirel yaklaşan genç aktivistler tarafından ağırlandık. Bu kişiler sosyalist ve radikal anti-emperyalistti. Bir kilisede ve Eski Havana’nın işçi sınıfı mahallelerinde dayanışma amaçlı aşevleri yürütüyorlardı. Bazıları, 11 Temmuz 2021 protestolarına katıldıkları için eski siyasi mahkûmlardı. Bu protestolarda gıda, ilaç, iş ve demokratik özgürlükler talep edilmişti.

Bu protestoların ardından günler ve aylar içinde 1.700’den fazla Kübalı hapsedildi. Bunların yaklaşık 400’ü hâlâ tutuklu. Aralarında, birçok sağlık sorunu olan ve erkekler hapishanesinde tutulan genç bir trans kadın olan Brenda da var.

Bu tutuklamaların keyfiliği ve verilen ağır cezalar, rejimin her türlü protestoya duyduğu nefreti gözler önüne seriyor. Tutuklu aktivistlerden biri, bu baskının güçlü bir ırksal ve sınıfsal boyutu olduğunu ifade etti. Yoksullar ve Siyahlar hapiste kalırken, beyazlar ve orta sınıf sürgüne zorlanıyor.

4. Gün: Kapitalizmin Restorasyonu

Bu kadar çok acıya tanık olmak, bana Küba hakkında iki temel karikatürü hatırlattı. Bunlardan biri, ülkeyi sosyalist olarak tanımlayarak sosyalizmi yoksulluk, açlık ve otoriterlikle özdeşleştiren aşırı sağın anlatısıdır.

Diğeri ise, yoksulluk ve otoriterliğin varlığını inkâr eden ve Küba’yı “sosyalizmin son kalesi” ve “insanlığın ahlaki rezervi” olarak idealize eden solun büyük bölümüdür. Aşırı sağ, neredeyse yetmiş yıldır süren suç niteliğindeki ablukayı inkâr ederken; sol ise kapitalizmin geri döndüğünü inkâr etmektedir. Sonuç olarak her iki uç da Küba’nın sosyalist olduğunu iddia etmektedir.

Oysa hiçbirisi, Küba’nın nasıl dünyanın en yoksul ülkelerinden biriyken, abluka ve 1970’lerin küresel ekonomik krizine rağmen, işsizlik, açlık, fuhuş, okuma yazma bilmezlik ve bebek ölümlerinin ortadan kalktığı bir ülkeye dönüştüğünü açıklamamaktadır. Latin Amerika’nın en iyi sağlık ve eğitim sistemine nasıl sahip olduğunu ve sporda nasıl dünya lideri haline geldiğini de açıklamazlar. Cevap basittir: o dönemde, tüm kırılganlığına rağmen, Küba ekonomisi kapitalist piyasa mantığıyla değil, halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere planlanıyordu.

Ancak 1990’lardan itibaren Küba Komünist Partisi rejimi dış ticaret ve ekonomik planlama üzerindeki tekelini sona erdirdi ve devlet işletmelerini özelleştirmeye başladı.

Avrupa emperyalizmi turizm sektörünü sömürmek üzere adaya geri döndü. Bunun sonucunda parti içinde ve rejimin üst düzey kadroları arasında yeni bir burjuvazi oluştu.

Bugün Trump yalnızca ekonomik olarak adaya nüfuz etmeyi değil, aynı zamanda yeniden sömürgeleştirmeyi hedeflemektedir, bu, venezuela’da uygulanmak istenen plana benzer bir girişimdir.

5. Gün: Kübalı İşçiler Ne İstiyor?

Küba’ya durumu anlamak ve insanlarla konuşmak için geldim. Orada geçirdiğim süre boyunca aktivistlerle ve sıradan Kübalılarla konuştum, Centro Habana ve Eski Havana mahallelerini gezdim. Gördüklerim ve duyduklarım, küresel solun Küba halkı hakkında söyledikleriyle hiçbir şekilde örtüşmüyor. Kübalıların büyük çoğunluğu iki şeyin sona ermesini istiyor: ekonomik ambargo ve diktatörlük.

Demokratik özgürlüklere duyulan özlem çok güçlü ve sol bir alternatifin yokluğu hissediliyor. Bu nedenle özellikle genç kuşak arasında sağcı veya anti-komünist kimliklenme yaygınlaşmış durumda.

Ne yazık ki Küba’nın hâlâ sosyalist olduğunu iddia edenler, farkında olmadan sağın propagandasına hizmet etmektedir; çünkü sağ da aynı iddiayı farklı amaçlarla dile getirmektedir.

Ülkede hem solcu hem de sosyalist yeni bir devrimci bilincin gelişebilmesi için Küba halkını dinlemek, onlara güvenmek, sınıf kimliğini yeniden inşa etmek ve sendikaların, hareketlerin ve örgütlerin kurulmasını desteklemek hayati önemdedir.

6. Gün: Dayanışma Filosu – Bağışlar Kabul, Rejime Destek Reddedilir

Küba’ya anti-emperyalist dayanışmamızı göstermek ve “Convoy Nuestra América” filosuna bağış ulaştırmak için geldik. Gıdaları bir aşevine teslim ettik ve ilaçları filonun karşılama törenine götürdük. Pazartesi günü (16’sında) vardık, filonun Cumartesi günü (21’inde) gelmesi planlanıyordu.

Tüm hafta boyunca büyük etkinliğin nerede yapılacağını öğrenmeye çalıştık ama hiçbir bilgi bulamadık.

Yerel halka sorduk, kimse bir şey bilmiyordu. Elektrik olan kısa zaman dilimlerinde televizyonda ne emperyalizme karşı bir miting ne de bağışlara dair bir çağrı vardı. Bu durum son derece tuhaftı; özellikle ABD’den gelen emperyalist saldırı tehdidi altındaki bir ülkede, en azından halkın sokaklara çağrılması beklenirdi.

Sonunda 20’sinde yalnızca seçilmiş davetlilerin katıldığı kapalı bir etkinlik olduğunu öğrendik. Halkın katılımına izin verilmemişti; sadece uluslararası delegasyonlar ve Küba Komünist Partisi vardı. Ertesi gün yine halktan kopuk küçük bir etkinlik yapıldı. Şu soru ortada kalıyor: Küba rejimi için asıl tehdit kim, Trump mı, yoksa Küba halkı mı?

Ne yazık ki filo, rejim tarafından araçsallaştırıldı ve anti-emperyalist gücün kitlesel bir göstergesi olma potansiyeli, halkın katılımı engellenerek heba edildi.

Hertz Küba'da

7. Gün: Küba Halkına Gerçek Yardım Nasıl Olur?

Küba’da geçirdiğim bir haftanın ardından halkın gücüne dair hiçbir şüphem kalmadı. Burası yaşam dolu, güçlü bir kültüre sahip, zeki ve eleştirel insanların onurla yaşamak istediği küçük bir ada.

Küba’da hiçbir zaman var olmayan şey, rejimin işçi sınıfının gücüne güvenmesidir. Halk örgütlenmesi, doğrudan demokrasi ve Kübalıların kendi kaderini tayin etme hakkı sistematik olarak bastırılmıştır. Farklı düşünmek her zaman suç sayılmıştır; bunun kanıtı olarak, siyasi muhaliflerin, eşcinsellerin, sanatçıların ve rejime uymayan herkesin gönderildiği baskı ve zorla çalıştırma kampları (UMAP’lar) gösterilebilir.

Bir halkla dayanışma içinde olmak, onların taleplerini anlamak ve adalet ile temel haklar için verdikleri mücadeleyi dinlemekle başlar. Aynı zamanda, ne otoriter ne de kıtlık temelli olmayan alternatif bir sosyalizm perspektifi sunmayı gerektirir.

Bu deneyimi bizzat yaşadıktan sonra, emperyalizmden bağımsız, egemen bir Küba mücadelesinin ne kadar gerekli olduğuna daha da ikna oldum. Ancak bu, yalnızca Küba halkının gücüne güvenerek mümkün olabilir.

Bugün Kübalıları desteklemek, onların baskıya, otoriterliğe ve yoksulluğa karşı mücadelesini güçlendirmek anlamına gelir. Bu nedenle siyasi tutsakların serbest bırakılmasını ve keyfi mahkûmiyetlerin sona ermesini talep etmeye devam etmeliyiz.

Brezilya’da ise hükümetin Küba’ya petrol göndermesini ve ambargonun kaldırılması için mücadele etmesini talep etmeliyiz. Her işyerinde, okulda ve harekette Küba’nın bağımsızlığı için mücadele etmeliyiz. Ancak gerçeği asla gizlememeliyiz.

Küba sosyalist değildir; çünkü yoksulluk sosyalizm değildir. Sosyalizm, kolektif ihtiyaçların karşılanması demektir. Sosyalizm, aktif halk katılımına dayanan işçi demokrasisidir. Ayrıcalıklara dayalı otoriter bir rejim sosyalist olamaz.

Küba halkıyla dayanışma, gerçekliği kabul etmek ve gerçeği söylemekle başlar.

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: