Anasayfa / Enternasyonal / İşçi Düşmanı Reforma Hayır!

İşçi Düşmanı Reforma Hayır!

Arjantinli işçiler yeni işçi düşmanı reforma karşı ayakta.

İşçi Reformuna Karşı Mücadele: İşçilerin Sömürüye ve Toplumsal Gerilemeye Karşı Direnişi.

Hiç çalışmamış, fahiş maaşlar alan, pazarlıklarla servet biriktiren milletvekillerinin iş yasalarını “modernleştirme” yetkisi yoktur. Peronist sendika bürokrasisinin bize inandırmak istediğinin aksine, bu insanlarla pazarlık yapılacak veya onları ikna edecek hiçbir şey yok; onlar bizi daha da köleleştirmek istiyor.

PSTU-Arjantin / 16 Şubat 2026

Milei hükümeti, daha düşük bir maaş tavanını meşrulaştırmak için gerçek enflasyonu olduğundan düşük gösteriyor. Ve patronların kârlarını, bizim aşırı sömürümüz üzerinden, koruyup büyütmeleri için bizi yoksullaştırmaya devam ediyor. Üstelik sendika bürokrasisinin imzaladığı, yoksulluk sınırının bile altında kalan ve geriye çekilen toplu sözleşmeler de yetmiyormuş gibi. Bu bürokrasi ne bizim gibi kazanıyor, ne bizim gibi yaşıyor, ne de bizim aciliyetlerimizi taşıyor.

Şimdi ise “modernleştirme” bahanesiyle, ücretleri yalnızca “performansımıza” bağlayan bir çalışma reformunu yasallaştırmaya çalışıyor; 13. maaşın ve tazminatların hesaplanma temelini düşürüyor; hastalık ya da iş kazası izinlerinin ücretli kısmını, çalışanın “sorumluluğu” olup olmamasına göre tam maaşın %50’sine veya %75’ine indiriyor; tatil sürelerini ve çalışma saatlerini ise fazla mesai ücreti ödemeden, şirketlerin keyfine bırakıyor. Ayrıca hâlâ yürürlükte olup genel iş sözleşmesi yasasından daha fazla hak içeren toplu sözleşmelerin geçerliliğini ortadan kaldırmak için ultraaktiviteyi (yeni bir sözleşme olmazsa eskisinin geçersiz sayılması) kaldırıyor ve işyeri bazında ya da bireysel olarak imzalanan anlaşmalara, kategori olarak kazanılmış haklardan feragat edilse bile geçerlilik tanıyor.

Tüm bu saldırıya karşı direnişi boğmak için, şirketlerin çalışmasını “garanti etmeyen” iş bırakma eylemlerini ve işyeri toplantılarını kriminalize ediyor.

İşçi Düşmanı Bir Reform

Doğrudur: Çalışanların neredeyse yarısı hiçbir zaman bu haklara sahip olmadı; kayıt dışı çalışıyor ya da “konvansiyon dışı” veya Rappi tarzı “monotributista” (daha düşük vergi ödeyen küçük işletmeler veya serbest çalışanlar) olarak, yapılan teslimatların ve doğru zamanda tamamlanan işlerin karşılığını alarak ya da Uber seferleri üzerinden kazanarak geçiniyor. Fakat Çalışma Reformu Yasası geçerse, bu güvencesiz istihdam biçimi yaygınlaşacak ve haklarımızı talep etmek için çok daha kötü bir durumda olacağız.

Aynı şekilde, sendika bürokrasisi pratikte patronların uygulamalarına sessiz kalıyor, hatta işkolu toplu sözleşmesinin şartlarını esneten işyeri bazlı anlaşmalar imzalıyor, örneğin, ilgili kategorinin üzerinde görev tanımları kabul ediliyor.

Eğer Milei bunu yasa hâline getirebilirse, patronların bu uygulamaları genel norm hâline gelecek. Bu da daha fazla istihdam garantisi vermiyor: Bugün işten çıkarmalar artıyor; yalnızca “eski” işçileri yerine daha “ucuz” gençleri almak için değil, aynı zamanda daha az kişiyle aynı üretimi zorla yaptırarak performans baskısını artırmak için yapılıyor.

Bu yüzden bütün işveren örgütleri reformu destekliyor; aralarında rekabet olsa da, örneğin Bulgheroni ve Techint (Rocca) arasında Vaca Muerta’da olduğu gibi, bizi soyup hafiflettiğimiz maliyetler üzerinden kârları bölüşme konusunda birleşiyorlar. Tüm partileri ve başta peronizm, yönettikleri yerlerde bunu zaten uygulayanlar, reformun Meclis’ten geçmesi için Milei’ye fiilen zemin hazırlıyor.

Bu Reformla Yüzleşmeliyiz

Bu nedenle işçiler olarak gerçek sonuçları tartışmalı, öfkemizi bu çalışma reformuna karşı örgütlemeli ve onu püskürtmek için mümkün olan en geniş mücadele birliğini kurmalı; herkes için iyi ücretli iş ve toplu sözleşme hakkı kazanmak için mücadele etmeliyiz.

Hiç çalışmamış, fahiş maaşlar alan, pazarlıklarla servet biriktiren milletvekillerinin iş yasalarını “modernleştirme” yetkisi yoktur. Peronist sendika bürokrasisinin bize inandırmak istediğinin aksine, bu insanlarla pazarlık yapılacak veya onları ikna edecek hiçbir şey yok; onlar bizi daha da köleleştirmek istiyor. Şimdi mesele peronistlerin ya da hatta solun sunduğu alternatif yasa tasarıları değildir.

11 Şubat’taki eyleme, bu tuzağı teşhir ederek katıldık. Ve işçi kollarında bildiriler dağıtarak şunu savunduk: CGT genel grev çağrısı yapsın!

Gerekli olan o kitlesel seferberlik, bazı sendikaların, CTAs, ATE, UOM, Aceiteros, CATT (ulaşım), Fesprosa, CICOP, Buenos Aires’li eğitimciler, AGD-UBA, Ademys…, çağırdığı iş bırakmaların genelleşmesiyle hazırlanabilir. Bu iş bırakmaların tarihi belirlenmeli ve tüm kararları tartışacağımız ve alacağımız işyeri meclisleriyle hazırlanmalıdır!

Bu hırsızlar yuvası olan Kongre, yasayı her iki kanatta da onaylamadan önce. Bu, Milei, Trump, IMF ve valilerin ayarladığı kemer sıkma, yağma ve baskı planının bir ayağı olan bu yasanın düşürülmesine kadar sürecek eylemlerin başlangıcı olmalıdır.

Sendika Bürokrasisi Yasaya Karşı Durmadı

CGT yönetimi o gün bildirisini bile okumadı; çünkü Menem döneminden kalan ve başta iki yıl süreyle sınırlı olan “dayanışma payı”nı, üye olmayan her işçiden %2, ve patronların %6’lık sosyal güvenlik katkısını (bizim %3’lük kesintimize ek olarak) sürdürmeyi güvence altına aldılar.

Garrahan Hastanesi’nden APyT ve ATE, polis bariyerlerinin önünde bir kürsü kurdu.

Ama birkaç sendika kolonu, meydana ve çevresindeki sokaklarda toplanmış olmasına rağmen Kongre’ye yaklaşmadı. İlk polis saldırısında geri çekildiler. “Birleşik Sendikalar” cephesi (ATE, UOM, Aceiteros vb.) de eylemini uzakta, Mayo Caddesi’nde yaptı.

Ciddi Bir Mücadele Vermek

Böylece, meydan göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerle (“itakas”) zorla boşaltılınca, Senato bu uğursuz yasayı onayladı. Fakat mücadele bitmedi. 11 Şubat günü bize gösterdi ki, bu mücadeleyi aşağıdan yukarıya, bu yasaya karşı sokağa çıkan herkesle birleştirerek örgütlemek; soldan oluşan bölgesel koordinasyonları da aynı anlayışla güçlendirmek zorundayız.

CGT’nin ihanetini teşhir eden sendika yöneticileri ve “Birleşik Sendikalar” cephesi, “çalışma reformuna ve düşük ücretlere karşı genel grev” çağrısı yapanlar, merkezin “disiplinini” kırmalı; ulusal grev çağrısının yine CGT tarafından yapılması gerektiğini söylemeye devam ederken, kendi sendikalarında etkili iş bırakmalar için meclisler düzenlemeli ve 19 Şubat Perşembe ya da Deputados’ta oylamanın yapılmasının beklendiği gün hep birlikte kitlesel biçimde seferber olmalıdır.

Kolayca dağıtılmamıza izin veremeyiz. Macri’ye karşı yürütülen mücadeleden ders çıkarmalıyız. Kongre’yi kuşatıp yasanın geçmesini engellemeye çalışacak bir kitle seferberliğini, işçi sınıfının tüm gücüyle hazırlamalıyız.

Yazının İspanyolcasını okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: