Lula ve Bolsonaro Brezilya kapitalizmini nasıl yönetecekleri ve hatta emperyalizmle ilişkilerini nasıl kuracakları konusunda farklı projelere sahipler. Ancak ilk olarak görülmesi gereken şudur: Her ikisi de mevcut sistemin sınırları içerisinde kalmaktadır. Aralarındaki farklılıklara rağmen bu iki projenin hiçbiri, herhangi bir emperyalist kesimle kopuş önerecek ölçüde gerçek anlamda ulusal egemenliği savunmamaktadır.
Devrimci ve sosyalist bir sol alternatif inşa etmemiz gerekiyor. Aşırı sağın işçiler açısından bir tehlike oluşturduğu açıktır. Ancak Flávio Bolsonaro’nun önünde saygıyla eğildiği aşırı sağın liderinin Trump olduğu ve Lula’nın da onunla karşı karşıya gelmek yerine müzakerelerini sürdürdüğü aynı derecede açıktır. O halde aşırı sağı gerçekte kim güçlendiriyor? Devrimci ve sosyalist bir alternatif inşa edenler mi, yoksa sağ ile birlikte kapitalistlerin ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda hükümet edenler mi?
İşçiler açısından gerçekten yararlı olan programın, onların bilincini, örgütlenme kapasitesini ve kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna mücadelelerini geliştirmeye katkı sunan program olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor.
PSTU-Brezilya / 4 Ağustos 2026
Trump, Brezilya’ya karşı bir tarife uygularken aynı zamanda İran’a karşı anlamsız savaşı yeniden başlatıyor. Böylece emperyalizmin, kendi tekellerinin tüm uluslar üzerindeki denetimini genişletmeye çalışmak için ticari, ekonomik ve hatta askeri saldırganlıklara başvurmaya ne kadar hazır olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Ancak Brezilya emperyalizmin saldırısına uğradığında bile Brezilya burjuvazisi, yabancı bir ülkeye ekonomik bağımlılığa karşı bir tutum almıyor. Aksine, ülkedeki başlıca kapitalist kesimlerin tümü herhangi bir karşılıklılık ya da misilleme önlemine karşı çıkıyor. Fiesp, Fenatac, Abimaq ve daha birçok kuruluş ise bunun yerine ülkenin ABD’ye bağımlılığının daha da derinleştirilmesini savunuyor.
Aynı doğrultuda, ABD’ye uşaklık eden ve ülkesine ihanet eden Flávio Bolsonaro da hareket ediyor. Flávio Bolsonaro, tarifenin ertelenmesini önerdi; çünkü seçilmesi durumunda ABD’nin tüm taleplerini yerine getireceği konusunda Marco Rubio’ya güvence veriyordu. Bu yazının baskıya hazırlandığı sırada ise elektronik oy sandıkları sistemine saldırmak amacıyla büyükelçilerle bir toplantı gerçekleştirmişti. Babasının daha önce yapmaya çalıştığı bu girişimin amacı son derece açık: kendisi açısından elverişli olmayan bir seçim sonucunu meşruiyetsizleştirmek ve Beyaz Saray’daki patronundan destek aramak. Ailesinin geri kalanı ve aşırı sağın diğer temsilcileri gibi, ABD’ye bağımlı bir darbeci.
Peki Lula Hükümeti Nasıl Bir Tutum Alacak?
Bütün egemenlik savunusu retoriğine rağmen hükümet, emperyalizmin bu yeni ekonomik saldırısına karşı pratikte gerçek hiçbir önlem almadı. Başkan Yardımcısı Geraldo Alckmin, “göze göz, ikisini de kör eder” deme noktasına gelirken, Lula’nın kendisi de Brezilya’nın müzakere masasından kalkmayacağını ve ABD ile karşıtlığı artırmayacağını savunuyor. Trump’ın gümrük vergilerinden etkilenen büyük şirketlere milyarlarca kaynak aktarılırken, aynı zamanda müzakereler sürdürülüyor ve ulusal ekonomiye zaten egemen olan ABD çokuluslu şirketlerinin çıkarları doğrultusunda mümkün olduğunu düşündükleri tüm tavizler veriliyor.

Emperyalizme Farklı Biçimlerde Bağımlılığı Savunan İki Proje
Yıllardır Brezilya’da Lula ile Bolsonaro arasında bir kutuplaşma yaşıyoruz. Her ikisi de farklı siyasal projeleri temsil ediyor. Bolsonaroculuk, Trump ve dünya çapındaki aşırı sağın otoriter projesiyle tamamen hizalanmış durumda. PT hükümeti ise emperyalizmin başka bir kesimine, Demokrat Parti ile ve en azından söylem düzeyinde zenginlerin demokrasisini savunan kesimlere daha fazla bağlı olmayı tercih ediyor.
Lula da ülkenin emperyalizmin başka kesimlerine, örneğin Avrupa ve Çin emperyalizmlerine teslim edilmesini savunuyor. Bolsonaro ise yalnızca ABD ile hizalanmak konusunda herhangi bir sorun yaşamayacaktır; ancak Lula da Trump ile anlaşmaları reddetmiyor, Bolsonaro da Çin ile anlaşmalara karşı çıkmıyor. Bütün bunlar, dünya çapındaki farklı emperyalist kesimler arasındaki rekabetin Brezilya içerisindeki farklı mücadelelere de yansıdığını gösteriyor.
Başka bir ifadeyle, Lula ve Bolsonaro Brezilya kapitalizmini nasıl yönetecekleri ve hatta emperyalizmle ilişkilerini nasıl kuracakları konusunda farklı projelere sahipler. Ancak ilk olarak görülmesi gereken şudur: Her ikisi de mevcut sistemin sınırları içerisinde kalmaktadır. Aralarındaki farklılıklara rağmen bu iki projenin hiçbiri, herhangi bir emperyalist kesimle kopuş önerecek ölçüde gerçek anlamda ulusal egemenliği savunmamaktadır.
Sistemin Çarklarına Karşı Mücadele Etmek Gerekiyor
Egemenliğin savunusu için mücadeleyi, 6×1 çalışma düzeninin sona erdirilmesi, ücretlerin DİEESE (Sendikalararası İstatistik ve Sosyoekonomik Çalışmalar Dairesi) tarafından hesaplanan geçim ücretine ulaşıncaya kadar genel olarak artırılması ve sosyal alanlara yapılan yatırımların genişletilmesi gibi işçilerin talepleri uğruna verilen mücadeleyle birleştirmek temel önem taşıyor.
Burada yeniden Lula hükümetine dönüyoruz. 6×1 çalışma düzenine son verilmesi önerisi, hem Centrão’nun hem de hükümetin kendi sorumluluğu nedeniyle Senato’da tıkanmış durumda. Aynı şekilde asgari ücret politikasındaki artış da yetersiz ve son derece yavaş; çünkü GSYH’nin büyümesine bağlı ve bütün bunlar Lula hükümetinin oluşturduğu mali çerçevenin bir sonucu olarak reel artış yüzde 2,5’lik bir tavanla sınırlandırılmış durumda. Aşırı sağ ve Centrão ise zaten kötü olan bu durumu daha da kötüleştirmeyi ve işçilere yönelik saldırıları derinleştirmeyi savunuyor.
İlerici önlemler kabul edildiğinde bile bunlar ancak işçilerin yoğun mücadelesi sayesinde kazanılıyor; ardından kapitalistler tarafından çarpıtılıyor ya da ortadan kaldırılıyor. Bu nedenle sistemin çarklarına karşı mücadele etmeyi mümkün kılacak bir dizi önlemle ilerlemek gerekiyor.
Bununla birlikte, nadir toprak elementlerinin bütünüyle Brezilya’nın ve işçilerin denetimi altında çıkarılması ve işlenmesi için Terrabras’ın kurulmasını öneriyoruz. Aynı zamanda bugün Brezilyalı ve uluslararası burjuvazinin elinde bulunan Brezilya ekonomisinin stratejik sektörlerinin yeniden kamulaştırılması gerekiyor. Burjuvazinin denetimindeki bu sektörler GSYH’nin büyük bir bölümünü kontrol ederken, yaratılan artı değer ülkenin sanayileşmesine, yatırımlara ya da toplumsal eşitsizlik, sefalet ve işçi sınıfının korkunç yaşam koşulları gibi yapısal sorunların çözümüne yönelmek yerine onların kârlarını büyütmeye gidiyor.
Sol, Devrimci ve Sosyalist Bir Muhalefeti Güçlendirmek
Kapitalistlerin hizmetinde hükümet eden PT, emperyalizme karşı mücadele edebilecek durumda değildir; işçilerin yaşamını iyileştirmek için gerekli önlemleri de güvence altına alamaz. Ayrıca Lula hükümetinin dört yılı aşkın iktidarından sonra bile toplumda önemli bir ağırlığını koruyan aşırı sağı yenilgiye uğratmaya da katkı sunmuyor.
Bu nedenle devrimci ve sosyalist bir sol alternatif inşa etmemiz gerekiyor. Aşırı sağın işçiler açısından bir tehlike oluşturduğu açıktır. Ancak Flávio Bolsonaro’nun önünde saygıyla eğildiği aşırı sağın liderinin Trump olduğu ve Lula’nın da onunla karşı karşıya gelmek yerine müzakerelerini sürdürdüğü aynı derecede açıktır. O halde aşırı sağı gerçekte kim güçlendiriyor? Devrimci ve sosyalist bir alternatif inşa edenler mi, yoksa sağ ile birlikte kapitalistlerin ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda hükümet edenler mi?
Lula hükümetinin destek tabanı içerisinde gerçek bir sol alternatif bulunmuyor. Aşırı sağı gerçekten yenilgiye uğratmak için bile, PT’nin sınıf uzlaşması politikasının aşılması gerekiyor. Çünkü bu politika, programını sistemin ve mevcut rejimin dar sınırları içerisinde tutuyor.
İşçiler açısından gerçekten yararlı olan programın, onların bilincini, örgütlenme kapasitesini ve kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna mücadelelerini geliştirmeye katkı sunan program olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Bu nedenle PSTU’nun devrimci solunun ön adaylıklarını inşa ediyoruz.





