Anasayfa / Enternasyonal / Arjantin’de Irkçılığa Karşı Mücadele ve İşçi Sınıfının Birliği

Arjantin’de Irkçılığa Karşı Mücadele ve İşçi Sınıfının Birliği

Arjantin'de Irkçılığa Karşı Mücadele ve İşçi Sınıfının Birliği

Arjantin, bütün Güney Amerika ülkeleri gibi emperyalizm tarafından ezilen bir ülkedir. Irkçılığı yenmenin yolu, Arjantin işçi sınıfının ve emekçi halkın bu mücadeleyi kendi ellerine almasından geçmektedir.

Arjantin’de ırkçılığın varlığını kabul etmek aynı zamanda Afrika kökenli halkların ve yerli toplulukların tarihini, devlet eliyle yürütülen görünmezleştirme politikalarını ve bu tarihsel sürecin özgün karakterini de kabul etmek anlamına gelir.

Cristian Verite / 30 Temmuz 2026

Dünya Kupası sırasında, sosyal medyada yayılan paylaşımlar ve The Washington Post‘ta Arjantin milli takımında siyah oyuncu bulunmadığını öne süren bir makalenin yayımlanmasının ardından, buna futbol stadyumlarında yaşanan çeşitli ırkçı olaylar da eklenince, “Arjantin’de siyahlar olmadığı” ve bu nedenle bütün Arjantinlilerin ırkçı olduğu yönündeki söylem yaygınlaşmaya başladı.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki, Arjantin’de ırkçılık vardır ve oldukça yaygındır.

İkinci olarak ise ülkede, uzun yıllardır ırkçılığa, görünmez kılınmaya ve Arjantin’in sözde “Avrupalılaştırılmasını” teşvik eden devlet politikalarına karşı mücadele eden Afrika kökenli ve yerli halklar bulunmaktadır.

Bu yazı şu soruya yanıt aramaktadır: Arjantinlilerin tamamının beyaz ve ırkçı olduğu yönündeki anlatı gerçekten ırkçılıkla mücadeleye hizmet ediyor mu?

Tarihsel Bağlam

Bu soruyu yanıtlayabilmek için Arjantin’in ve Güney Amerika’nın (Portekiz sömürgesi olan Brezilya hariç) yaşadığı tarihsel süreci göz önünde bulundurmak gerekir.

Afrikalı köleler esas olarak Buenos Aires ve Montevideo limanlarına getiriliyor, buradan da kıtanın geri kalanına sevk ediliyordu. Ayrıca 1777 ile 1812 yılları arasında Orta Amerika üzerinden de giriş yaptılar. Resmî kayıtlara göre her iki limandan yaklaşık 140 bin köle giriş yapmış olsa da, yasa dışı köle ticareti de hesaba katıldığında bu sayının 300 bine kadar çıktığını savunan tahminler bulunmaktadır.

Bu rakam, Brezilya ya da Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilen milyonlarca köleyle karşılaştırıldığında düşük görünse de, dönemin koşullarında son derece önemliydi. Bunun nedeni İspanyol sömürge yönetiminin kölelik karşıtı olması değil; Güney Amerika’nın büyük bölümünün, Haiti Devrimi ve bağımsızlığının hemen ardından, görece erken bir tarihte bağımsızlığını kazanmış olmasıdır.

Bağımsızlık mücadelesi, cephelerin ön saflarında savaşan kölelerin ve yerli halkların aktif katılımına dayanıyordu. Arjantin, Şili ve Peru’nun kurtarıcısı José de San Martín bu konuda şöyle diyordu:

“Zenginler ve toprak sahipleri savaşmayı reddediyor (…). Bir gün bu vatanın yoksullar ve yoksulların çocukları, yerli ve siyah halkımız tarafından özgürleştirildiği bilinecek; onlar bir daha asla kimsenin kölesi olmayacak.”

İspanyol sömürge yönetiminin yenilgiye uğratılmasının ardından, 1812 yılında köle ticareti yasaklandı; 1813 yılında ise Özgür Rahim Yasası (Ley de Libertad de Vientres) kabul edilerek köleleştirilmiş kadınlardan doğan tüm çocukların özgür doğacağı hükme bağlandı.

Bunun yanı sıra “Kurtarma Yasası” (Ley de Rescate) çıkarıldı. Bu yasa, köle sahiplerini kölelerinin yüzde 40’ını orduya vermeye zorlayarak burjuvazinin kendi çocuklarını cepheye göndermesini engelliyordu. Aynı zamanda, orduda beş yıl hizmet eden her köleye özgürlük vaat ediliyordu. Ancak bu söz, birkaç istisna dışında hiçbir zaman yerine getirilmedi.

Daha 1801 yılında, Afrika kökenli insanlardan oluşan ve “Siyah ve Esmer Grenadier Bölükleri” olarak bilinen milis birlikleri resmen kurulmuştu. 1806’daki Birinci İngiliz İşgali sırasında siyah askerlerin Buenos Aires’in savunmasındaki rolü belirleyici oldu.

1806 ile 1870 yılları arasında Afrika kökenli topluluk, ülke topraklarında yaşanan hemen her silahlı çatışmada yer aldı. Nüfuslarındaki keskin azalmanın temel nedenlerinden biri de buydu. Ancak bu durum, onların “ortadan kaybolduğu” iddiasını hiçbir biçimde doğrulamaz.

Örneğin 1816 ile 1823 yılları arasında And Dağları’nı aşan 2.500 siyah askerden yalnızca 143’ü sağ olarak geri dönebildi. Bu savaşlardan kurtulanların, uzuvlarını kaybetmiş halde Buenos Aires sokaklarında dilenmek zorunda kaldıkları sıkça görülüyordu.

1778 yılında Río de la Plata Genel Valiliği topraklarında gerçekleştirilen ilk nüfus sayımına göre, “Siyahlar, melezler (mulatto), esmerler (pardo) ve zambolar” olarak sınıflandırılan özgür ya da köleleştirilmiş nüfus, toplam nüfusun yüzde 37’sini oluşturuyordu.

Aynı sayım, çeşitli bölgelerde çok daha yüksek oranlar ortaya koyuyordu: Santiago del Estero’da yüzde 54, Catamarca’da yüzde 52, Salta’da yüzde 46, Córdoba’da yüzde 44, Mendoza’da yüzde 24, La Rioja’da yüzde 20, San Juan’da yüzde 16, Jujuy’da yüzde 13 ve San Luis’te yüzde 8. Buenos Aires kentinde ise nüfusun yüzde 28’i Afrika kökenliydi.

Bir Devlet Politikası Olarak Afrika Kökenli Nüfusun Görünmez Kılınması

Arjantin devletinin uyguladığı “beyazlaştırma” politikalarının önemli bir ayağını, özellikle Afrika kökenliler ile yerli halklar arasındaki karma evliliklerin teşvik edilmesi oluşturuyordu. Amaç, bu kimlikleri genel nüfus içinde eritmek ve görünmez hale getirmekti.

Latin Amerika’nın geri kalanından farklı, beyaz, Avrupalı ve “uygar” bir Arjantin yaratma hedefi, devletin resmî politikasıydı. Bunun izleri Ulusal Anayasa’nın 25. maddesinde dahi görülebilir:

“Federal hükümet Avrupa göçünü teşvik edecektir; toprağı işlemek, sanayiyi geliştirmek, bilimleri ve sanatları ülkeye getirmek ve öğretmek amacıyla Arjantin topraklarına gelen yabancıların girişini kısıtlayamaz, sınırlandıramaz ya da vergilendiremez.”

Bu anlayış, Mitre döneminde geliştirildi; özellikle de Domingo Faustino Sarmiento döneminde sistematik hale getirildi. Sarmiento açıkça ırkçı görüşlere sahipti ve Avrupamerkezci toplum projesinin bir parçası olarak gauchoların, yerli halkların ve Afrika kökenli insanların tasfiye edilmesini ya da toplumun dışına itilmesini savunuyordu.

Bu çerçevede, Afrika kökenli nüfus ile yerli halklar onlarca yıl boyunca ulusal nüfus sayımlarının dışında bırakıldı. Ancak 2010 nüfus sayımıyla birlikte, bu toplulukların varlığını tespit etmeye yönelik sorular yeniden sayımlara dahil edildi.

Arjantin'de Irkçılığa Karşı Mücadele ve İşçi Sınıfının Birliği

Irkçılığı Evrenselleştirmenin Sorunu

Irkçılıkla mücadele edebilmek için hem ırkçılığı üretenlerin hem de ona maruz kalanların tarihsel ve toplumsal özgüllüklerini anlamak gerekir.

Farklı ulusal ya da etnik çatışmalardaki ırkçılık ve ayrımcılık, Güney Afrika’daki apartheid rejimi ya da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tarihsel ırk ayrımcılığı sistemiyle aynı değildir. Irkçılığı yalnızca fiziksel görünüşe indirgemek ya da bir tarihsel deneyimi mekanik biçimde başka bir topluma uygulamak, kaçınılmaz olarak yüzeysel analizlere yol açar.

Tam da bu tür basitleştirici yaklaşımlar, “Arjantin’de siyah yoktur” ya da yalnızca milli futbol takımının görünür etnik bileşimine bakarak bütün Arjantin toplumunu ırkçı ilan eden sonuçlara varmaktadır.

Arjantin’de ırkçılığın varlığını kabul etmek aynı zamanda Afrika kökenli halkların ve yerli toplulukların tarihini, devlet eliyle yürütülen görünmezleştirme politikalarını ve bu tarihsel sürecin özgün karakterini de kabul etmek anlamına gelir. Ancak bu temelde ırkçılık üzerine ciddi bir tartışma yürütmek ve onunla etkili biçimde mücadele etmek mümkündür.

Irkçılıkla Mücadele, İşçi Sınıfının Birliğini Güçlendirmekten Geçer

Irkçılığın her biçimine ve ortaya çıktığı her alanda karşı çıkmalıyız; her hafta futbol stadyumlarında kitlesel ölçekte yaşanan ırkçı saldırılar da bunun bir parçasıdır. Ancak aynı zamanda, futbol stadyumlarına gidebilmenin her geçen yıl işçi sınıfının elinden alınan ve yalnızca toplumun en zengin kesimlerine tanınan bir ayrıcalığa dönüştüğünü de teşhir etmeliyiz. Üstelik bu kesimler, çoğu zaman Milei, Bolsonaro ve Abelardo de la Espriella gibi aşırı sağcı siyasetçilerin önemli toplumsal dayanaklarını oluşturmaktadır.

Arjantin, bütün Güney Amerika ülkeleri gibi emperyalizm tarafından ezilen bir ülkedir. Irkçılığı yenmenin yolu, Arjantin işçi sınıfının ve emekçi halkın bu mücadeleyi kendi ellerine almasından geçmektedir. Nitekim onlar bunu daha önce de “Ni Una Menos” hareketinde, Ulusal Yasal, Güvenli ve Ücretsiz Kürtaj Hakkı Kampanyası’nda ve eşit evlilik hakkı mücadelesinde öncü bir rol üstlenerek göstermişlerdir.

Sırf ABD merkezli bir gazetenin yayımladığı bir makaleye ya da Elon Musk’ın sahibi olduğu bir sosyal medya platformunda dolaşıma sokulan paylaşımlara dayanarak Arjantin’de Afrika kökenli ya da yerli halkların bulunmadığını iddia etmek, yalnızca bu halkların yürüttüğü mücadeleyi geriye düşürmeye ve Milei ile Trump’ın temsil ettiği gerici aşırı sağ söylemi güçlendirmeye hizmet eder.

Etiketlendi: