SYRIZA’nın ortaya koyduğu soru güncelliğini yitirmedi: İşçi sınıfının kendi yenilgisini yönetmek zorunda kalmaması için nasıl bir siyasal örgüte ihtiyacı vardır? Yunanistan deneyiminin ışığında yanıt tek bir yöne işaret ediyor: Programatik netlik, sınıf bağımsızlığı ve taban denetimi. Geri kalan her şey, SYRIZA’nın gösterdiği üzere, teslimiyete çıkarılmış bir davetiyedir.
Yunanistan deneyimi, geniş örgütsel kapsamın, net programatik sınırlarla desteklenmediğinde, reformist yanılsamaların mezarlığına nasıl dönüştüğünü göstermiştir. Tarih, belirleyici anlarda muğlaklığı affetmez. Stratejik netlik sekterce bir lüks değil, yenilgiyi yönetenler durumuna düşmemenin koşuludur.
Florence Oppen / 1 Ağustos 2026
Giriş
Javier Milei hükümetinin saldırısı, devlet bütçesinde kesintiye gitmekle sınırlı değil. Aynı zamanda ve belki de her şeyden önce, Arjantin solunun siyasal ufkunu daraltıyor; onun en köklü stratejik anlayışlarını sınamaya tabi tutuyor. 2001 krizinden bu yana görülmemiş derinlikte bir kemer sıkma programı ve FITU’nun (Sol ve İşçiler Cephesi–Birlik) giderek artan popülaritesi karşısında, geniş kesimler iktidar mücadelesi verebilecek daha geniş bir alternatif inşa etmeye çalışıyor. Bu tartışmada tanıdık bir öneri yeniden ortaya çıkıyor: Böylesi bir alternatifin, bütün “merkez sol”un ya da “geniş sol”un yeniden birleşmesiyle ve programatik ayrımlardan ziyade sol örgütler arasındaki anlaşmalara öncelik veren geniş bir parti veya hareketin kurulmasıyla ortaya çıkacağı savunuluyor. Bu yönelimi savunanlar, yalnızca bu türden bir gücün solu yalıtılmışlığından çıkarabileceğini ve gerçek bir iktidar alternatifine dönüştürebileceğini ileri sürüyor. Ancak tarih, programsız genişliğin hayalperestlerin sığınağı olduğunu defalarca göstermiştir.
Bu tartışma yeni değil. On yılı biraz aşkın bir süre önce dünyanın dört bir yanında milyonlarca işçi, avrodan kopmadan kemer sıkma politikalarına son verme vaadiyle Yunanistan’da iktidara gelen sol koalisyon SYRIZA’ya benzer umutlar bağlamıştı, sanki tarih, en ince ironisiyle, çelişkilerini kopuşun keskin sınavından geçmeden çözebilirmiş gibi. SYRIZA’nın yükselişi ve her şeyden önce Troyka karşısındaki teslimiyeti, Avro Bölgesi’nin kemer sıkma ve kurtarma programlarını denetlemekle sorumlu Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu, 21. yüzyıl solunun en önemli stratejik deneyimlerinden birini oluşturuyor. SYRIZA etrafında, sosyal demokrasinin krizinin ardından işçi sınıfının nasıl bir siyasal örgütlenmeye ihtiyaç duyduğu konusunda geniş çaplı uluslararası bir tartışma yürütüldü. Bu tartışma içerisinde, farklı siyasal gelenekleri bilinçli biçimde ucu açık bırakılmış bir program altında bir araya getiren seçim koalisyonları olarak tasarlanan “geniş partiler” ve “yeni sol oluşumlar” kurulması yönünde öneriler ortaya çıktı. Bu deneyime yeniden dönmek yalnızca tarihsel bir ilgiden kaynaklanmıyor; çünkü o dönemde başlayan temel tartışmaların birçoğu bugün Arjantin solunda yeniden alevlenmiş durumda.
Yunanistan krizi yalıtılmış bir olgu değildi. Devletlerin, kamu borçlarıyla finanse edilen banka kurtarma operasyonları ve ardından gelen kemer sıkma programları aracılığıyla finans sisteminin zararlarını toplumsallaştırdığı, 2008’de başlayan genel Avro Bölgesi krizinin bir parçasıydı. Yunanistan, bu çelişkilerin en keskin ifadesini temsil ediyordu.^1
Kriz, Yunanistan’ın siyasal sistemini de dönüştürdü. Ülkeyi onlarca yıl yönetmiş olan sosyal demokrat PASOK’un oy oranı 2009’daki yüzde 43,9’dan 2012’de yüzde 13,2’ye düştü. Bu çöküş, kemer sıkma politikalarını uygulayan sosyal demokrat partilerin seçimlerdeki çöküşünü tanımlamak üzere kullanılan “PASOK’laşma” kavramının ortaya çıkmasına yol açtı. Aynı dönemde, Mayıs 2010 ile 2015’in sonu arasında, dördü 48 saatlik olmak üzere, yirmi sekiz genel grev, yüzlerce sektörel grev, işgal ve gösteri yaşandı. Bütün bunlar Yunanistan’ı, Avrupa’da kemer sıkma politikalarına karşı direnişin başlıca merkez üssü hâline getirdi.^2
Bu koşullar altında SYRIZA, marjinal bir güç olmaktan çıkarak bir hükümet alternatifine dönüştü. 2009’da oyların yüzde 4,6’sını; Mayıs 2012’de yüzde 16,8’ini; aynı yılın haziran ayında yüzde 26,9’unu ve nihayet Ocak 2015’te yüzde 36,3’ünü aldı.^3
SYRIZA, 2012 ile 2015 yılları arasında uluslararası solun geniş kesimleri açısından bir referans noktası hâline geldi. Milyonlarca işçi ve genç için ekonomik krize, kemer sıkma planlarına ve geleneksel partilerin itibar kaybına karşı bir alternatifi temsil ediyordu. Ancak nüfusun geniş kesimleri bakımından sol koalisyona verilen oy, sosyalist bir projeye tam anlamıyla bağlılıktan çok, kemer sıkma memorandumlarından sorumlu partileri cezalandırmanın bir yoluydu. LIT-CI’in o dönemde belirttiği üzere bu oy, esas olarak krizin ilk yıllarında Troyka’nın politikalarını uygulayan partilere yönelik halk muhalefetini ifade ediyordu.^4
Çeşitli devrimci örgütler, SYRIZA’nın büyümesini ve seçim zaferini farklı biçimlerde yorumladı. MST (Sosyalist İşçi Hareketi), SYRIZA’yı geleneksel devrimci solun “sekterliğini” aşabilecek yeni ve geniş bir solun modeli olarak sundu. İşçi Enternasyonali Komitesi (CWI), Yunanistan seksiyonu Xekinima aracılığıyla onu, yeni kitlesel işçi partilerine doğru atılmış bir adım olarak tasarlanan “yeni sol oluşumların” en ileri ifadesi olarak değerlendirdi. Birleşik Sekreterlik ise SYRIZA’yı, Avrupa sosyal demokrasisinin krizinin ardından ortaya çıkan “geniş partiler” arasında en umut verici deneyim olarak gördü. Bu akımların değerlendirmeleri birbirinden farklı olsa da temel bir noktada birleşiyorlardı: SYRIZA, başlangıçta mevcut kurumsal çerçevelerden kopmadan hükümet için mücadele etmenin ve kemer sıkma politikalarıyla yüzleşmenin yeni bir yolunu açıyordu.^5
LIT-CI, SYRIZA’nın stratejisini en başından itibaren eleştirdi; çünkü bu strateji temel bir çelişki tarafından belirleniyordu: Kemer sıkma politikalarını dayatan kurumlardan kopmadan bu politikalara son vermeye çalışıyordu. Bu açıdan sorun yalnızca Tsipras’ın seçim programı değil, bu programın arkasında yatan stratejiydi. Bu makale, farklı akımların 2012 ile 2015 yılları arasında ürettiği belgelerden hareketle söz konusu tartışmayı yeniden ele alıyor. Amacı geriye dönük bir bilanço çıkarmak değil; her bir akımın SYRIZA deneyimini gelişimi sırasında nasıl yorumladığını ve bu deneyimden hangi stratejik sonuçları çıkardığını incelemektir.^6
SYRIZA Neydi? Selanik Programı ve Müzakere Üzerine Kurulan Bahis
2015’teki teslimiyetin ardından SYRIZA, birçok kişi tarafından sıradan bir sosyal demokrat parti olarak sunuldu. Hükümetteyken borçları ödedi, Yunanistan’ı avroda tuttu, yeni kesintileri içeren üçüncü bir memorandumu uyguladı ve bankaları kamulaştırmadı. Pratikte, tıpkı PASOK’un yaptığı gibi, kriz içindeki Yunan kapitalizmini yönetmekle sonuçlandı.^7
Ancak bu tanımlama, SYRIZA’nın 2012 ile 2015 yılları arasındaki çekiciliğini bütünüyle açıklamıyor. Hükümeti devralmadan önce sıradan bir sosyal demokrat parti olarak değil; Avrokomünistlerin, Troçkistlerin, Maoistlerin, ekososyalistlerin ve bağımsızların oluşturduğu farklı güçlerin ittifakından doğan yeni bir “radikal sol” alternatifi olarak algılanıyordu.^8
Bu heterojenlik, Marksist solun parçalanmışlığına bir çıkış sunuyor gibi göründüğü için bir erdem olarak takdim edildi. Çeşitli akımlar, küçük terminolojik farklılıklarla bu siyasal genişliğe uyum sağlamaya çalıştı: “merkez sol”un birliği, “yeni sol oluşumlar” veya antikapitalist “geniş partiler”. Bu kategoriler bütünüyle özdeş olmasalar da ortak bir stratejik varsayıma dayanıyorlardı: Devrimci ideallerle radikal reformları birleştiren bir program etrafında farklı siyasal gelenekleri buluşturabilecek bir örgüt kurmak ve kapitalizmin başlıca kurumlarıyla derhâl kopuşu gündeme getirmeyen tek başına ya da koalisyon hâlindeki hükümet formüllerini hedeflemek mümkündü. Bu çerçevede çok farklı yönelimler bir arada bulunabiliyordu: Bu oluşumları sosyalizme giden yeni bir yol öneren reformist solun yeni bir türü olarak görenlerden, onları gelecekte kurulacak kitlesel işçi partilerine geçişte bir ara halka olarak değerlendirenlere kadar.
SYRIZA’nın stratejik yönelimi, en gelişkin ifadesini Alexis Tsipras’ın Eylül 2014’te açıkladığı Selanik Programı’nda buluyordu. Program, Noel ikramiyesinin yeniden verilmesi, 300 bin haneye ücretsiz elektrik sağlanması ve asgari ücretin 751 avroya yükseltilmesi gibi iddialı toplumsal önlemler içeriyordu. Bütün bunların maliyeti 11,4 milyar avroydu. Ancak programın, sanki bunu sormak ayıpmış gibi, dile getirmediği soru şuydu: Borca da avroya da dokunulmayacaksa bu para nereden gelecekti? Belirleyici olan, bu önlemlerin içeriğinden ziyade onları uygulanabilir kılmak için önerilen mekanizmaydı. SYRIZA, bir “Avrupa Borç Konferansı” toplanmasını, borç ödemeleri için bir ödemesiz dönem belirlenmesini, kamu yatırımlarının İstikrar Paktı’nın kısıtlamalarından muaf tutulmasını ve Avrupa Merkez Bankası politikasının esnetilmesini öneriyordu. Siyasal varsayım açıktı: Yunanistan’ı avro ve Avrupa Birliği içerisinde tutarken Avrupa kurumlarıyla yeniden müzakere yoluyla kemer sıkma politikalarına son vermek. Tsipras’ın kendi sözleriyle alternatif, “SYRIZA’yla Avrupa çapında müzakere ya da Samaras’la alacaklıların koşullarının kabul edilmesi”ydi.^9
Tsipras akıntıya karşı yol almak istiyor, ancak avronun dümenini bırakmıyordu. İşçi hareketi tarihindeki daha pek çok çelişki gibi bu çelişki de kötü niyetten değil, iki dünya arasında kalan kararsız bir sınıfsal konumun kendi mantığından doğuyordu. Ne var ki Marksist bir analiz, önderlerin niyetlerine aldanmaz. Nesnel güçler ilişkisine odaklanır, söyleme değil sahadaki gerçekliğe, anekdota değil yapıya. Borç, Avrupalı alacaklıların elindeydi; avro, kıtanın başlıca güçlerinin denetimindeki Avrupa Merkez Bankası tarafından yönetiliyordu ve Yunan bankacılık sisteminin likiditesi Troyka’ya bağlıydı. Dolayısıyla müzakere, eşit ağırlığa sahip aktörler arasında değil; Alman ve Fransız sermayesinin boyunduruk altına alan mantığı altında, son derece asimetrik bir iktidar yapısı içerisinde yürütülüyordu.^10
Haziran 2012’de Tsipras BBC’ye şöyle demişti: “İflas memorandumuna hayır. Avroya evet.” Sanki avro ile iflas aynı rejimin, gerçekte olduğu gibi, baba ve evladı değil de birbirine düşman iki kardeşmiş gibi. Birkaç gün sonra Reuters’a “Avrupa Birliği blöf yapıyor” dedi ve Yunanistan’ın ortak para biriminde kalacağını savundu. Ocak 2015 seçimlerinden önce ise projesini şu sözlerle özetledi: “Aşırı solun lideri olmayacağım. Bütün Yunanların başbakanı olacağım.” Bu açıklamalar konjonktürel tavizler değil, tutarlı bir siyasal stratejinin ifadesiydi: Avrodan kopmadan, onun içinde daha iyi koşullar müzakere ederek kemer sıkma politikalarına son vermek.^11

Stratejik Bir Proje Olarak SYRIZA ve Soldaki Tartışma
SYRIZA’nın hızlı büyümesi, ulusal bir deneyimi uluslararası sol açısından bir referans noktasına dönüştürdü. Sosyal demokrasinin krizi, geleneksel partilerin itibar kaybı ve yeni siyasal güçlerin sahneye çıkması farklı bir dönemin başladığını düşündürüyordu. 2008 krizini izleyen yıllarda Portekiz’de Bloco de Esquerda (1999), Brezilya’da PSOL (2004) ve Almanya’da Die Linke (2007) gibi mevcut örgütler güçlenirken; İspanyol Devleti’nde Podemos (2014), Bernie Sanders’ın seçim kampanyaları etrafında Democratic Socialists of America’nın büyümesi (2016’dan itibaren) ve Fransa’da La France insoumise (2016) gibi yeni deneyimler ortaya çıktı. İzledikleri yollar, programları ve örgütsel biçimleri farklı olsa da bütün bu deneyimler, 2008’de başlayan krizin ardından solun siyasal olarak nasıl yeniden örgütlenmesi gerektiğine ilişkin ortak bir tartışmaya katkı sundu. SYRIZA, bu deneyimler arasında hükümete gelen ilk güçtü. Bu nedenle yol açtığı tartışma hemen uluslararası bir boyut kazandı. Söz konusu olan yalnızca Yunanistan’ın geleceği değil; Avrupa, Kuzey Amerika ve Latin Amerika solunun önemli bir bölümünü etkilemeye başlayan bir stratejinin uygulanabilirliğiydi.^12
Arjantin’de MST, muhtemelen bu yeni deneyimi en açık biçimde benimseyen Latin Amerika örgütüydü. SYRIZA yalnızca başarılı bir seçim koalisyonu değil, bu örgütün yıllardır savunduğu siyasal yönelimin doğrulanmasıydı: Hem solun parçalanmışlığını hem de devrimci örgütlerin yalıtılmışlığını aşabilecek “yeni ve geniş bir sol” inşa etme ihtiyacı. SYRIZA’nın genişliği taktiksel bir taviz değil, stratejik bir erdem olarak görülüyordu.
Ocak 2015’te Alejandro Bodart, SYRIZA’nın davetlisi olarak Atina’ya gitti ve şöyle dedi: “Jorge Altamira gibi sekterler SYRIZA’dan ders çıkarmalıdır. SYRIZA, 13 gücün oluşturduğu ve anlaşmalara öncelik verilen geniş bir sol koalisyondur. MST olarak, Arjantin solunun göstermelik rolünden çıkarak bir hükümet seçeneği hâline gelmesi için bu birlik modelini öneriyoruz.” Seçim zaferinin ardından da aynı yönelimde ısrar etti. “Syriza değişim rüzgârları getiriyor” başlıklı yazısında Bodart, “Syriza’nın tarihsel zaferi, Arjantin’de modern, geniş ve sekter olmayan bir Yeni Sol inşa etme projemizi yeniden doğruluyor” diye yazdı.^13
MST açısından SYRIZA ve Podemos aynı tarihsel eğilimin ifadeleriydi: Sosyal demokrasinin krizinin boşalttığı alanı doldurabilecek ve soldan hükümet için mücadele edebilecek yeni örgütlerin ortaya çıkışı. Bodart, Yunanistan örneğinden sonra “yaklaşan en yakın bulaşmanın, İspanya’daki mayıs seçimlerinde başka bir yeni solun, Podemos’un muhtemel zaferi” olacağını savunuyordu. MST, Tsipras’ın teslimiyetinden sonra bile “asıl tartışmanın, taşıdığı riskleri de üstlenerek büyük ve geniş sol koalisyonları teşvik etme ihtiyacı” olduğunu savunmayı sürdürdü.^14 Yunanistan deneyimi, onun önderliğine ilişkin değerlendirmeyi değiştiriyor, ancak geniş örgütler kurmaya yönelik stratejik yönelimi değiştirmiyordu.
LIT-CI ise Troyka partilerinin seçim yenilgisi karşısında Yunan halkının sevincini paylaşmakla birlikte, halkın beklentilerini anlamak ile bu beklentileri siyasal olarak güçlendirmek arasında titiz bir ayrım yapıyordu. Seçimlerden birkaç gün sonra ifade ettiği üzere, “yeni hükümete ilişkin yanılsamaları anlamak, bu yanılsamaların kendisini desteklemeyi gerektirmez.” LIT-CI’in vardığı sonuç, gerçek bir değişimin tek güvencesinin hâlâ “işçilerin ve Yunan halkının mücadelesi” olduğuydu.^15 En başından itibaren yeni hükümetin kaçınılmaz bir ikilemle karşı karşıya kalacağını savunuyordu: “İşçiler ve halk için bir kurtarma planı uygulamak ya da bankerlerin ve spekülatörlerin borcunu ödemek. Ya işçilerle ve Yunan halkıyla ya da Troyka’yla. İkilem budur.”^16
İşçi Enternasyonali Komitesi, SYRIZA’nın açtığı tartışmanın Yunanistan’la değil, işçi sınıfının siyasal temsilindeki tarihsel krizle başladığını düşünüyordu. Örgüt, 1990’lı yıllardan itibaren geleneksel sosyal demokrasinin zayıflamasının “yeni işçi partilerinin”, yani 20. yüzyılın eski işçi partilerinin yapısını ve programını zorunlu olarak yeniden üretmeyecek yeni kitlesel örgütlerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracağını savunuyordu. “Yeni sol oluşumlar”, bu daha geniş siyasal yeniden yapılanma süreci içerisinde geçici bir aşama olarak anlaşılmalıydı.^17
Bu perspektif, CWI’yi ikili bir görev üstlenmeye yöneltiyordu: Var olan devrimci örgütleri güçlendirmek ve aynı zamanda bu yeni kitlesel işçi partilerinin oluşumuna aktif biçimde müdahale etmek. Dobson’ın özetlediği üzere örgüt, devrimci örgütün inşası ile yeni işçi partilerinin inşasına katılmayı birleştirmeliydi.^18 Bu iki görevin bir arada yürütülebileceği düşüncesi, söz konusu yeni oluşumlardaki reformist hegemonyanın onların siyasal gelişimini belirlemeyeceği ve devrimci bir projenin inşası önünde engele dönüşmeyeceği varsayımına dayanıyordu.
CWI, Tsipras önderliğindeki yönetimin politikasını kemer sıkma karşıtı bir söyleme dayandırdığını, ancak Avrupa kapitalizminin kurumları içerisinde müzakere yoluyla bir çıkış bulunabileceğine hâlâ inandığını belirtiyordu. Buna rağmen koalisyonun seçim zaferinin ileriye doğru bir adım olacağını savunuyordu; çünkü bu zafer sınıflar arasındaki güç ilişkilerini değiştirecek ve hükümeti daha ileri mevzilere doğru itebilecek yeni bir mücadele dalgası açacaktı. Andros Payiatsos’un açıkladığı üzere, SYRIZA’yı desteklemenin temel nedeni işçi sınıfının bazı taleplerinin karşılanacağı beklentisi içinde olmasıydı. Bir SYRIZA zaferi toplum üzerinde özgürleştirici bir etki yaratabilir ve yeni bir sınıf mücadelesi dönemini başlatabilirdi. Aynı doğrultuda, önderliğin Troyka’yla müzakereye yönelmesine rağmen kitle hareketinin basıncı altında sola doğru itilmelerinin mümkün olduğunu savunuyordu.^19
Bu anlamda CWI’nin tutumu, MST’nin coşkusuyla LIT-CI’in geliştirdiği eleştiri arasında ara ve çelişkili bir yerde duruyordu. SYRIZA önderliğinin giderek ılımlılaşmasına ilişkin kaygıları LIT-CI’le paylaşıyor, ancak seçim zaferinin hükümetin kendi içindeki güç ilişkilerini değiştirebilecek bir kitlesel radikalleşme sürecini tetikleyebileceğini düşünmeye devam ediyordu.
Birleşik Sekreterlik, CWI’nin bu teşhisinin önemli bir bölümünü paylaşıyordu; ancak farklı siyasal gelenekleri siyasal mücadeleye müdahalenin önkoşulu olarak eksiksiz bir programatik ayrışmaya zorlamadan bir araya getirecek kadar geniş örgütler anlamına gelen “geniş” ya da “antikapitalist partiler” üzerine kendi yaklaşımını geliştirmişti.^21 Bununla birlikte geniş partilere yönelik bu yönelim yekpare değildi. Birleşik Sekreterlik’in kendi bünyesinde, Yunanistan seksiyonu OKDE-Spartakos bu politikaya açıkça karşı çıktı ve SYRIZA’nın kesin biçimde kapitalizm ve burjuva demokrasisinin sınırları içerisinde kaldığını savundu. Uluslararası Yürütme Bürosu ile kendi Yunanistan seksiyonu arasındaki açık tartışma, anlaşmazlığın yalnızca dışarıdan yöneltilen bir eleştiri olmadığını, Birleşik Sekreterlik’in kendi içindeki bir tartışma olduğunu gösterdi. Uluslararası önderlik SYRIZA’ya seçim desteği çağrısı yapmayı sürdürürken OKDE-Spartakos, partinin kesin biçimde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çerçevesi içerisinde kaldığını belirtiyor; hem avroya ilişkin stratejisini hem de Uluslararası Büro’nun genel yönelimini sorguluyordu.^22
Yıllar sonra Kostas Skordoulis, bu eleştiriyi geriye dönük olarak daha da doğrudan bir ifadeyle özetleyecekti: Yunan kapitalizminin yöneticileri olmaya bilinçli biçimde karar verdiler. Onun bakış açısından 2015’teki teslimiyet, taktik bir hatanın değil, Tsipras önderliğinin benimsediği projeyle uyumlu siyasal bir kararın sonucuydu.^23
LIT-CI farklı bir sonuca vardı; çünkü başka bir sorundan hareket ediyordu. SYRIZA üzerine tartışma, onun önderliği üzerine tartışmadan ayrı düşünülemezdi. Ancak temel mesele yalnızca Alexis Tsipras’ın sonunda teslim olup olmayacağı değil; bu önderliğin hangi siyasal projeyi ifade ettiği ve Yunanistan krizine karşı hangi stratejiyi önerdiğiydi. LIT-CI’e göre Selanik Programı, daha sonra Troyka’nın baskısı altında bozguna uğrayan bir kopuş projesi değildi. Kemer sıkma politikalarının, onları dayatan kurumlarla müzakere edilerek yenilgiye uğratılabileceği düşüncesine dayanan bir stratejiydi. Avroyu korumak, Avrupa Birliği’nde kalmak ve borcu yeniden müzakere etmek programın ikincil unsurları değil, temel öncülleriydi.
LIT-CI’in 2012’den itibaren kesintisiz biçimde savunduğu bu yaklaşım, SYRIZA’nın öne sürdüğü temel taleplerin, kemer sıkma politikalarına son verilmesi, ücretlerin ve emekli aylıklarının geri kazanılması, borcun ödenmemesi ve bankaların kamulaştırılması, Avrupa Birliği’nin kurumsal çerçevesinin, büyük bankaların iktidarının ve nihayetinde kapitalist sistemin korunmasıyla bağdaşmadığı sonucuna götürüyordu. Bu biçimde ortaya konulduğunda sorun yalnızca koalisyonun genişliği değil, bu genişliğin dayandığı sınıf uzlaşması stratejisiydi.^24
Mayıs 2015’te LIT-CI, hükümete ilişkin sınıfsal tanımlamasını derinleştirdi. Artık yalnızca Tsipras’ın müzakere stratejisini sorgulamakla yetinmiyor; SYRIZA-ANEL kabinesini “atipik bir burjuva hükümeti” ya da halk cephesi hükümeti olarak tanımlıyordu: İşçi hareketinden gelen örgütlerin önderlik ettiği, ancak burjuvazinin kesimleriyle ittifak hâlinde kapitalist devleti yöneten bir hükümet. Böylece tartışmanın merkezi, Tsipras’ın öznel niyetlerinden yönettiği hükümetin ve devletin sınıfsal karakterine kayıyordu.^25
Referandumdan Sonra: Ateşle Sınav
Sözlerin artık yalnızca söz olmaktan çıktığı an gelmişti. 5 Temmuz 2015’te altı milyondan fazla Yunan sandık başına gitti. Bir hükümete ya da bir partiye oy vermiyorlardı. Kriz dönemlerinde bir halkın kendisine sorabileceği en yalın ve aynı zamanda en radikal soruya yanıt veriyorlardı: Kemer sıkma politikalarına evet mi, hayır mı? Bu soru, bütün çıplaklığıyla mevcut düzene karşı verilmiş bir hüküm niteliğindeydi. Yüzde 61,3 “hayır” dedi. O gece SYRIZA genel merkezinin balkonunda Tsipras bir kopuş ilan etmedi. Yeni bir müzakere ilan etti. Ateşle sınav başlamıştı.^26
Referandum yoktan var olmadı. Troyka’nın dayattığı memorandumlara karşı, birçoğu demokrasinin yeniden kurulmasından bu yana görülmemiş büyüklükte olan onlarca genel grev, işgal ve gösteriyle yıllar önce başlayan seferberlik dalgasının doruk noktasıydı. 2015’te Yunan işçi sınıfı patlayan bir yanardağdı. Ancak SYRIZA lavı istemiyordu; kraterle müzakere etmek istiyordu. SYRIZA’nın seçimlerdeki yükselişi bu toplumsal radikalleşme sürecinin başlıca siyasal ifadesiydi, ancak onu yaratan güç değildi.^27
SYRIZA bu belirleyici ana zayıflamış olarak gelmemişti. Tersine, tarihindeki en büyük siyasal desteği henüz kazanmıştı. Milyonlarca işçi Troyka’nın dayattığı koşulları reddetmiş ve hükümete bunlarla mücadele etmesi için tartışmasız bir yetki vermişti. Yalnızca birkaç gün sonra sandıkta reddedilenden çok daha ağır üçüncü bir memorandumun kabul edilmesi, bu zaferi bütün uluslararası sol açısından teorik bir soruna dönüştürdü. Sonuç, hükümeti bir siyasetçinin hayal edebileceği en paradoksal duruma soktu: Milyonlarca işçiden açık çek almış ve bu çeki üçüncü memorandumu satın almak için kullanmıştı. Marx’ın bildiği gibi tarih iki kez yaşanır: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak. Yunanistan’da trajedi kitlelerin, komedi ise onların temsilcilerinindi.
Sorun artık SYRIZA’nın hükümete gelip gelemeyeceği değildi. Soru daha sert bir biçim aldı: Böylesine ezici bir siyasal zaferle güçlenen bir hükümetin, nüfusun çoğunluğunun henüz reddettiği şeyi aynen kabul etmesi nasıl açıklanacaktı?
Bu soru, her akımın daha önce SYRIZA hakkında geliştirdiği değerlendirmeye göre farklı anlamlar taşıyordu. O ana kadar ayrılıklar, Troyka politikalarının reddedilmesine verilen ortak desteğin ardında kısmen gizli kalmıştı. Referandum, bu farklılıkların 5 Temmuz’da doğmadığını açığa çıkardı. Bunlar Selanik Programı’nın karakteri, Avrupa Birliği’nin anlamı ve olası bir SYRIZA hükümetinin izlemesi gereken strateji üzerine daha önce başlayan tartışmadan kaynaklanıyordu.
Bu anlamda “HAYIR”ın zaferi, 2012’den beri süren tartışmayı çözmedi; onu yeni bir zemine taşıdı: Milyonlarca işçinin ifade ettiği irade ile hükümetin ertesi gün izlemeye hazır olduğu strateji arasındaki ilişkiye.
MST, CWI ve Birleşik Sekreterlik açısından, aralarında önemli nüanslar bulunmakla birlikte, HAYIR’ın zaferi güçler ilişkisini önemli ölçüde değiştirmişti. Hükümetin elde ettiği halk desteği, Avrupa kurumlarıyla müzakerelerde daha sert bir tutum almak ya da toplumsal seferberliğe dayanarak süreci daha ileri mevzilere taşımak için benzeri görülmemiş bir fırsat açıyor gibi görünüyordu.
LIT-CI ise referandumun, en başından beri işaret ettiği temel çelişkiyi değiştirmediğini düşünüyordu. Belirleyici sorun halk desteğinin büyüklüğü ya da hükümetin konjonktürel gücü değil, hükümetin dayandığı stratejiydi. SYRIZA önderliği aynı anda avroyu, Avrupa Birliği’ni ve alacaklılarla müzakereyi korumaya çalışmayı sürdürdüğü müddetçe, sandıkta ifade edilen irade kaçınılmaz biçimde bu siyasal sınırların boyunduruğu altına girecekti. Referandum Selanik Programı’nın çelişkisini ortadan kaldırmıyor; onu en yüksek gerilim noktasına taşıyordu.
Tam da bu gerilim, sonuçların açıklanmasının hemen ardından farklı akımların ilk kamuoyu açıklamalarında kendisini göstermeye başladı.
“HAYIR”ın Zaferi Ne Anlama Geliyordu?
İlk tepkiler temel bir noktada birleşiyordu: Referandum sonucu, Troyka açısından siyasal bir yenilgi ve halk seferberliği açısından olağanüstü bir zaferdi. Ancak bu ilk ortaklaşma, söz konusu seçim desteğini kemer sıkma politikalarından gerçek bir kopuşa dönüştürebilecek siyasal öznenin kim olduğu konusunda derin ayrılıkları gizliyordu.
MST sonucu, SYRIZA’nın izlediği yolun doğrulanması olarak yorumladı. Açıklamasında zaferi şu sözlerle selamladı: “Yunan halkını kutluyoruz, SYRIZA’yı kutluyoruz ve Alexis Tsipras’ı kutluyoruz.”^28 Bu ifade rastlantısal değildi. Troyka’yı yenilgiye uğratan özne, bir bütün olarak sunuluyordu: Halk, SYRIZA ve hükümet. Tsipras’ın aldığı muazzam halk desteği, ocak ayından bu yana izlenen stratejinin siyasal meşruiyetini bütünüyle koruduğunu doğruluyor gibi görünüyordu.
CWI, sonuç karşısındaki coşkuyu paylaşıyor, ancak önemli bir ayrım koyuyordu. O da HAYIR’ı Avrupa emperyalizminin yenilgisi olarak selamladı. Bununla birlikte, bu iradenin ancak borç ödemelerinden kopuş, bankaların kamulaştırılması ve hem SYRIZA’nın içinde hem de dışında işçilerin bağımsız seferberliği aracılığıyla hayata geçirilebileceğinde ısrar ediyordu.^29 Sorun artık yalnızca hükümete bağlı değildi; halk seferberliğinin SYRIZA’yı, kendi önderliğinin kabul etmeye hazır göründüğü sınırların ötesine itme kapasitesine bağlı hâle geliyordu.
Birleşik Sekreterlik de benzer bir beklenti geliştirdi. Referandumdan sonraki günlerde, hükümetin artık müzakerelerin seyrini değiştirmek için daha elverişli bir güçler ilişkisine sahip olduğunu savunmayı sürdürdü. SYRIZA’nın kitle seferberliğine dayanma olasılığı, analizinde merkezi yerini koruyordu.^30
Bu üç yorum birbirinden farklı olsa da ortak bir öncüle dayanıyordu. Hepsi HAYIR’ın hükümeti siyasal olarak güçlendirdiğini ve bu güçlenmenin Avrupa kurumlarıyla çatışmanın sonucunu değiştirebileceğini düşünüyordu.
LIT-CI ise sorunu farklı biçimde ortaya koydu. O da HAYIR oyu çağrısı yapmış ve memoranduma karşı kampanyaya aktif biçimde katılmıştı. Ancak referandum sonucunun, 2012’den beri işaret ettiği temel çelişkiyi değiştirmediğini düşünüyordu. Belirleyici mesele hükümetin aldığı halk desteği değil, hükümetin savunmayı sürdürdüğü siyasal projeydi. SYRIZA önderliği avroyu, Avrupa Birliği’ni ve alacaklılarla müzakereyi aynı anda korumaya çalışmayı sürdürdüğü müddetçe, milyonlarca işçinin ifade ettiği irade bu stratejiye tabi kılınacaktı.
Bu nedenle LIT-CI, referandumu hükümetin izlediği yolun doğrulanması olarak değil, patlamak üzere olan bir çelişkinin en yüksek ifadesi olarak değerlendiriyordu. Halk desteği, Troyka’dan kopma olasılığını nesnel olarak güçlendiriyordu; ancak SYRIZA önderliğinin, korunması Selanik Programı’nın özünü oluşturan aynı kurumsal çerçeve içerisinde çatışmayı çözmeye çalıştığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Geriye dönüp bakıldığında belirleyici ayrım buydu. MST, CWI ve Birleşik Sekreterlik açısından HAYIR yeni bir siyasal fırsat açıyordu. LIT-CI açısından ise Avrupa kurumlarıyla müzakere stratejisinin, bu kurumlarla yaşanan ilk büyük çatışma karşısında ayakta kalıp kalamayacağının sınanacağı an gelmişti. Sorun artık yalnızca referandumu kazanmak değil, hükümetin bu zaferle ne yapacağını belirlemekti.
Bu sorunun yanıtı yalnızca birkaç gün sonra, Alexis Tsipras sandıkta reddedilenden daha ağır bir üçüncü memorandumu kabul ettiğinde verildi.

Teslimiyet: Gerçekte Başarısız Olan Neydi?
Üçüncü memorandumun kabulü bir haber değildi. Bir hükümdü. Tarihin dilinde buna olup bitmiş gerçek denir. Peki neyin hükmüydü bu? İhanet eden bir önderliğin mi? Safça kurulmuş bir stratejinin mi? Yoksa imkânsız bir projenin mi?
Yanıtlar tam da her akım farklı bir soruya cevap verdiği için birbirinden ayrılıyordu. Bu ayrılık, referandum daha gündeme bile gelmeden önce geliştirilmiş değerlendirmelere dayanıyordu. Kilit mesele, neyin başarısız olduğunu belirlemekti: Bir siyasal önderlik mi, müzakere stratejisi mi, yoksa daha geniş bir siyasal proje mi?
Üç akım özünde aynı yönelimi paylaşıyordu: Sorun Tsipras’tı. Bodart bunu açıkça ifade ediyordu: “Yunanistan için tek gerçekçi çıkış, antikapitalist bir plan uygulamak, borcu ödememek ve hatta avrodan çıkmaktır.”^31 MST, kendi yaklaşımına sadık kalarak yenilgiyi, önderliğin programı terk etmesine bağlıyordu. Başarısız olan “yeni ve geniş sol” stratejisi değil, bu stratejiyi yönetenlerdi. Dolayısıyla çözüm, programı sonuna kadar uygulamaya hazır bir önderlik bulmaktı. Bu nedenle Lafazanis’in kopuşu ve Halk Birliği’nin kuruluşu, aynı stratejik öncüllere ancak farklı bir kaptana dayanan ikinci bir fırsat olarak selamlandı. Sanki devrimler tarihinde geminin yön değiştirmesi için kaptanı değiştirmenin yeterli olduğu düşünülüyordu.
CWI daha ihtiyatlı olmakla birlikte özünde aynı noktada duruyordu: Tsipras, halkın iradesiyle uyumlu tek politikayı terk etmişti. Ancak değerlendirmesi yalnızca önderlik meselesiyle sınırlı kalmıyordu. Yunanistan krizi, yeni kitlesel örgütlerin Avrupa Birliği’nden, avrodan ve finans kapitalden kopmaya hazır, açıkça sosyalist bir önderlikle birleştirilmesi gerektiğini doğruluyordu. Deneyim, özel bir örnek olarak SYRIZA’nın izlediği yolu sorguluyor; yeni geniş partilerin oluşumuna müdahaleyi destekleme yönündeki genel stratejiyi ise sorgulamıyordu.
Birleşik Sekreterlik de çok benzer bir sonuca vardı. Yenilgi tarihseldi, ancak antikapitalist partiler perspektifinden vazgeçilmesi gerektiği anlamına gelmiyordu. Açıklama yine Tsipras’ın kararlarına ve halk seferberliğine dayanmama tercihine odaklanıyordu.
Birlikte ele alındığında bu üç yorum ortak bir özellik taşıyordu. Tsipras’ın teslimiyeti, siyasal projesinin mantıksal sonucu olarak değil, konjonktürel bir gelişme olarak görülüyordu. Belirli bir önderliğin aldığı kararlarla ve referandum etrafında gelişen seferberliğe bütünüyle dayanmamasıyla açıklanıyordu. Hiçbiri temel stratejik varsayımı sorgulamıyordu: İşçi sınıfına yönelik saldırının, Avrupa Birliği’nin ve kapitalist ekonominin çerçevesinden kopmadan burjuva devletin kurumları içerisinden durdurulabileceği varsayımı. Bu yoruma göre yenilgi tersine çevrilebilirdi.
LIT-CI açısından açıklamayı Tsipras’ın neden teslim olduğu sorusuna, yani ahlaki ya da psikolojik açıklamalara indirgemek hatalıydı. Mesele bireysel bir ihaneti açıklamak değil, söz konusu hükümetin ve temsil ettiği siyasal projenin hangi sınıfsal çıkarları ifade ettiğini belirlemekti. Belirleyici soru bir önderin neden başarısız olduğu değil, hangi stratejinin tarihsel sınırlarına ulaştığıydı.
LIT-CI’in bakış açısından üçüncü memorandumun kabulü, hükümetin önceki yöneliminden beklenmedik bir kopuş değil, onun mantıksal sonucuydu. SYRIZA’nın stratejisi, uzlaştırılması mümkün olmayan hedefler arasında bir uzlaşmaya dayanıyordu: Bir yandan işçilerin taleplerini karşılamak, diğer yandan avroyu, Avrupa Birliği’ni, kapitalist Yunan devletini ve borç ödemesinde ifadesini bulan finans kapitalin çıkarlarını korumak. Bu çelişki sürdürülemez hâle geldiğinde geri çekilen kurumsal çerçeve değil, programın toplumsal içeriği oldu. Bu nedenle Correo Internacional, Yunanistan deneyimine ilişkin değerlendirmesinde diğer akımlarda baskın olan sorudan farklı bir soru sordu: “SYRIZA hangi sınıfsal çıkarlara teslim oldu?”^32
Bu sonuç, SYRIZA’nın iç evriminde de dayanak buluyordu. Koalisyon içerisinde avrodan kopmayı savunan Sol Platform, eleştirel bir tutum sürdüren 53’ler Grubu ve Tsipras-Pappas-Dragasakis üçlüsünün başını çektiği Avrupa yanlısı önderlik bir arada bulunuyordu.^33 Bu sonuncu kesim yönelimini, daha hükümete gelmeden önce, Kasım 2014’te belirlemişti. Troyka’yla müzakereden sorumlu başlıca isimler, Varoufakis, Tsakalotos, Kotzias, Voutsis ve Stathakis, partinin tabanına değil, bu siyasal önderliğe bağlıydı. Avrupa kurumlarıyla çatışma en yüksek noktasına ulaştığında devlet aygıtını kontrol eden bu kesim kendi yönelimini dayattı. Buna karşılık taban denetimi mekanizmalarından ve kitle seferberliğine dayanabilecek bağımsız bir örgütlenmeden yoksun olan SYRIZA solu tasfiye edildi.^34
Böylece deneyim, LIT-CI’in 2012’den beri geliştirdiği tanımlamayı doğruluyordu. Halk talepleri ile Avrupa’nın kurumsal çerçevesinin korunması arasındaki çelişki referandumla ortadan kalkmamış, yalnızca çözülemez hâle gelene kadar keskinleşmişti. LIT-CI’in daha sonra özetlediği üzere, “burjuvaziyle ve emperyalizmle kopmayan her hükümet, er ya da geç finans kapitalin aracına dönüşür.”^35 Hükümete gelmeden önce stratejik bir uyarı olan bu değerlendirme, Temmuz 2015’ten sonra deneyim tarafından doğrulanmış olarak ortaya çıkıyordu.
Stratejik Dersler: Seferberlik, Özörgütlenme ve Geçiş Programı
LIT-CI, yenilgiye götüren stratejinin karşısına üç temel direğe dayanan sınıfsal bir alternatif koyuyordu.
İlk direk, işçi sınıfının bağımsız seferberliğiydi. Correo Internacional, Temmuz 2012’den itibaren genel grev ve fabrika işgalleri çağrısı yapmış, Tsipras’ın “toplumsal barış” arayışına dayanan stratejisinin çıkmaz sokak olduğu uyarısında bulunmuştu.^36 Bu soyut bir slogan değil, somut bir yönelimdi: Sağa doğru kayan bir önderliğe karşı gerçek ağırlık oluşturabilecek tek güç, işçilerin işyerlerinde ve sokaklarda bağımsız biçimde örgütlenmesiydi.
İkinci direk, işçilerin özörgütlenmesiydi. Sol Platform deneyimi, taban denetimi mekanizmaları olmadan önderlerin partiye danışmadan karar alabileceğini göstermişti. Bu nedenle bağlayıcı vekâlet, görevden geri çağırma hakkı, taban komiteleri, açık meclisler ve görevlerin dönüşümlü biçimde üstlenilmesi gibi araçlar savunuluyordu.^37 Bunlar ikincil örgütsel ayrıntılar değildi; önderliğin devlet aygıtlarına değil tabana karşı sorumlu olmasının koşullarıydı.
Üçüncü direk, geçiş programı yönteminin yeniden kazanılmasıydı. Mesele bir “azami program”ı, yani sosyalizmi, ya da bir “asgari program”ı, yani kapitalizm içindeki reformları savunmak değildi. Mesele, acil ihtiyaçlardan hareket eden bir kopuş programıydı: Gerçekten antikapitalist bir hükümetin gecikmeden uygulaması gereken somut önlemler. Borcun ödenmemesi. Bankaların işçi denetimi altında kamulaştırılması. Avrodan planlı çıkış. NATO’dan kopuş. Geçiş programı iyi niyetler listesi değil, işçilerin acil ihtiyaçları ile iktidarı alma stratejik görevi arasında kurulan köprüdür.^38
Yunanistan deneyimi, geniş örgütsel kapsamın, net programatik sınırlarla desteklenmediğinde, reformist yanılsamaların mezarlığına nasıl dönüştüğünü göstermiştir. Tarih, belirleyici anlarda muğlaklığı affetmez. Stratejik netlik sekterce bir lüks değil, yenilgiyi yönetenler durumuna düşmemenin koşuludur.
LIT-CI referandumda “HAYIR”ı destekleme çağrısı yapmış olsa da bunu açık bir siyasal programla yaptı: Referandumun içeriği ile Tsipras hükümetinin niteliği arasındaki çelişkiyi göstermek. Mesele işçilerle diyaloğu kesmek değil; onların meşru beklentilerini tanımak, gerçek seferberliklere müdahale etmek ve kitlelerin kendi deneyimleri üzerinden sonuçlara ulaşmalarını sağlamaktı. Bu uyarı “sekterce” değildi. Gerçek deneyimlere dayanan siyasal güveni inşa etmenin ve ihanet edecek bir hükümete karşı gerçek bir ağırlık oluşturabilecek bağımsız, demokratik ve tabana dayalı örgütlenme biçimlerini geliştirmenin tek yoluydu.^39
Sonuç
SYRIZA deneyimi, Yunan siyasetindeki bir olaydan çok daha fazlasıydı. 2008 mali krizinin açtığı dönemin içinden çıkan ilk büyük hükümet deneyimini oluşturdu ve bu nedenle uluslararası solun yeniden örgütlenmesine ilişkin farklı stratejiler açısından zorunlu bir referans noktasına dönüştü. MST, CWI, Birleşik Sekreterlik ve LIT-CI gibi birbirinden son derece farklı örgütlerde yarattığı ilgi, sosyal demokrasinin krizinin ardından işçi sınıfı için siyasal bir alternatifin nasıl yeniden inşa edileceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın ifadesiydi.
Örgütsel genişlik üzerine tartışma, gerçekte daha derin bir soruna işaret ediyordu: Bu yeni örgütlerin nasıl bir siyasal projeyi temsil etmesi gerektiği. Bazı akımlar, farklı gelenekleri ve programları bir araya getirecek kadar geniş örgütler aracılığıyla yeni bir siyasal dönemin açılabileceğini düşünürken LIT-CI, başından itibaren belirleyici sorunun genişliğin kendisi değil, bu genişliği mümkün kılan strateji ve bir örgüt hükümete geldiğinde bu stratejinin dayattığı sınırlar olduğunu savundu.
Geriye dönüp bakıldığında SYRIZA üzerine tartışma hiçbir zaman yalnızca Alexis Tsipras üzerine bir tartışma değildi. Devlet, Avrupa emperyalizmi ve işçilerin nasıl bir hükümete ihtiyaç duyduğu üzerine bir tartışmaydı. Selanik Programı, avroyu, Avrupa Birliği’ni ve Avrupa kapitalizminin kurumsal mimarisine bağlı Yunan devletini koruyarak kemer sıkma politikalarına son vermeyi amaçlayan bir siyasal projeyi ifade ediyordu. Devrimci solun farklı akımları arasındaki tartışma da tam olarak bu projenin uygulanabilirliği etrafında dönüyordu.
Temmuz 2015’teki sonuç bir hükümetin yenilgisi, fakat daha da önemlisi, 2008’de başlayan kriz karşısında uluslararası solun geliştirdiği farklı stratejilerin sınavıydı. Örgütsel genişliği programatik açıklığın yerine geçirenler bu sınavı veremedi. Radikalizm görüntüsü altında muhafazakâr ve burjuva bir eğilimi temsil eden Tsipras ve çevresi, sınırlarına bugün başka çağdaş merkez sol projelerin, La France insoumise, Podemos ve PSOL, karşı karşıya kaldığı aynı mantık içerisinde ulaştı. Bu projeler halk hoşnutsuzluğu üzerinden büyüdü, ancak belirleyici anlarda avrodan, borçtan ya da bankalardan kopuşu savunmak yerine hükümet koalisyonlarına katılarak sınıf uzlaşmasını tercih etti.^40 Yunanistan deneyimi, sosyal demokrasinin krizinin kendiliğinden kapitalizmden kopuş siyasetine yol açmadığını gösterdi. Bu kriz aynı zamanda, mevcut düzenin temel yapılarına dokunmadan halk hoşnutsuzluğunu kanalize edebilecek yeni reformist oluşumların önünü de açabilir.
SYRIZA’nın ortaya koyduğu soru güncelliğini yitirmedi: İşçi sınıfının kendi yenilgisini yönetmek zorunda kalmaması için nasıl bir siyasal örgüte ihtiyacı vardır? Yunanistan deneyiminin ışığında yanıt tek bir yöne işaret ediyor: Programatik netlik, sınıf bağımsızlığı ve taban denetimi. Geri kalan her şey, SYRIZA’nın gösterdiği üzere, teslimiyete çıkarılmış bir davetiyedir.
İspanyolcasını okumak için tıklayınız.
Kaynaklar:
^1 Costas Lapavitsas et al., *Crisis in the Eurozone* (London: Verso, 2012); Barry Eichengreen, *Hall of Mirrors* (Oxford: Oxford University Press, 2015).
^2 Ministerio del Interior de Grecia, resultados electorales de 2009 y 2012; LIT-CI, «¡Ni una tregua al gobierno de Samaras!», *Correo Internacional*, julio de 2012.
^3 Ministerio del Interior de Grecia, resultados oficiales de las elecciones parlamentarias de 2009, mayo de 2012, junio de 2012 y enero de 2015.
^4 Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «Grecia: Syriza canaliza un enorme rechazo popular a los ataques de la troika europea,» 27 de enero de 2015.
^5 Alejandro Bodart, «Syriza trae vientos de cambio,» Movimiento Socialista de los Trabajadores, enero de 2015; Andros Payiatsos, «Greece: Towards a Syriza Government?,» *The Socialist*, January 7, 2015; Fourth International, Executive Bureau, «The Future of the Workers of Europe Is Being Decided in Greece,» May 25, 2012.
^6 Stathis Kouvelakis, *The Syriza Wave*; Costas Douzinas, *Syriza in Power: Reflections of an Accidental Politician* (Cambridge: Polity, 2017); Alex Callinicos, *Deciphering Capital* (London: Bookmarks, 2014).
^7 Stathis Kouvelakis, *The Syriza Wave*, chaps. 8–10; Costas Lapavitsas, *The Left Case Against the EU* (Cambridge: Polity, 2019), chap. 5.
^8 Syriza, *Founding Declaration* (Athens, 2004); Kouvelakis, *The Syriza Wave*, chap. 1.
^9 Alexis Tsipras, «The Thessaloniki Programme,» speech delivered at the Thessaloniki International Fair, September 13, 2014.
^10 Costas Lapavitsas, *The Left Case Against the EU*, chap. 4.
^11 BBC News, interview with Alexis Tsipras, June 2012; Reuters, interview with Alexis Tsipras, June 2012; Reuters, interview with Alexis Tsipras, January 2015.
^12 Matt Dobson, «New Left Formations: CWI School 2015—Report of Discussion on New Workers’ Parties, Left Populism and the Ideas and Programme of Podemos, Syriza,» *Socialist Alternative*, August 13, 2015.
^13 Alejandro Bodart, declaraciones en Atenas, enero de 2015; Movimiento Socialista de los Trabajadores, «Syriza trae vientos de cambio,» enero de 2015; Alejandro Bodart, «Los sectarios deberían aprender de Syriza,» Movimiento Socialista de los Trabajadores, enero de 2015.
^14 Alejandro Bodart, «La victoria histórica de Syriza reafirma nuestro proyecto de construir una Nueva Izquierda moderna, amplia y no sectaria,» Movimiento Socialista de los Trabajadores, enero de 2015.
^15 Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «Grecia: Syriza canaliza un enorme rechazo popular a los ataques de la troika europea,» 27 de enero de 2015.
^16 Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «Grecia: Syriza canaliza un enorme rechazo popular a los ataques de la troika europea,» 27 de enero de 2015.
^17 Matt Dobson, «New Left Formations: CWI School 2015—Report of Discussion on New Workers’ Parties, Left Populism and the Ideas and Programme of Podemos, Syriza,» *Socialist Alternative*, August 13, 2015.
^18 Matt Dobson, «New Left Formations.» Original en inglés: *»building the revolutionary organisation while participating in the building of new workers’ parties»*.
^19 Andros Payiatsos, «Greece: Towards a Syriza Government?,» *The Socialist*, January 7, 2015. Original en inglés: *»The main reason we support Syriza… is that there is an expectation from the working class that some of their demands will be satisfied… a Syriza victory will have a liberating effect on society… and can unleash a new period of working class struggle.» / «it is possible that they will be pushed to the left under the pressure of the mass movement»*.
^21 Fourth International, Executive Bureau, «The Future of the Workers of Europe Is Being Decided in Greece,» May 25, 2012.
^22 Fourth International Bureau and OKDE-Spartakos, «Exchange between the FI Bureau and OKDE-Spartakos (Greek Section),» June 9, 2012. Original en inglés: *»definitively within the framework of capitalism and bourgeois democracy»*.
^23 Josefina L. Martínez, «Interview: ‘Tsipras Is Saving Greek Capitalism’,» *Left Voice*, October 8, 2015 (interview with Kostas Skordoulis). Original en inglés: *»They consciously decided to become the managers of Greek capitalism»*.
^24 «Una estación de paso en la crisis,» *Correo Internacional*, agosto de 2012; Ricardo Ayala, «Primeras lecciones de Grecia,» *Correo Internacional*, no. 13 (São Paulo: Editora Lorca, agosto de 2015).
^25 Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «El gobierno de Syriza saca dinero de los hospitales para pagar la deuda,» 11 de mayo de 2015.
^26 Yanis Varoufakis, *Adults in the Room: My Battle with Europe’s Deep Establishment* (London: Bodley Head, 2017); Reuters, coverage of the negotiations between the Greek government and the Troika, June–July 2015.
^27 LIT-CI, «¡Ni una tregua al gobierno de Samaras!», *Correo Internacional*, julio de 2012; Ministerio del Interior de Grecia, resultados del referéndum de 5 de julio de 2015.
^28 Movimiento Socialista de los Trabajadores, «Felicidades al pueblo griego, felicidades a Syriza y felicidades a Alexis Tsipras,» 6 de julio de 2015.
^29 Committee for a Workers’ International, «Statement on the Greek Referendum,» 6 July 2015. Original en inglés: *»inside and outside of Syriza»*.
^30 Fourth International, Executive Bureau, statement on the Greek referendum, July 2015; Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «El pueblo griego dijo NO… pero Tsipras y el gobierno de Syriza dijeron SÍ,» julio de 2015.
^31 Alejandro Bodart, «Tsipras capituló: ahora la única salida para Grecia es un plan anticapitalista, no pagar la deuda e incluso salir del euro,» Movimiento Socialista de los Trabajadores, julio de 2015.
^32 Ricardo Ayala, «Primeras lecciones de Grecia,» *Correo Internacional*, no. 13 (São Paulo: Editora Lorca, agosto de 2015).
^33 *The Times*, 18 de junio de 2015; Anadolu Ajansı, 26 de agosto de 2015; GreekReporter, 26 de agosto de 2015.
^34 Eric Toussaint, «El relato de Varoufakis: una autocondena», Verso Books, 2017; Kouvelakis, «Nace Unidad Popular», 2015; GreekReporter, 26 de agosto de 2015.
^35 Liga Internacional de los Trabajadores–Cuarta Internacional, «El gobierno de Syriza saca dinero de los hospitales para pagar la deuda,» 11 de mayo de 2015.
^36 LIT-CI, «¡Ni una tregua al gobierno de Samaras!», *Correo Internacional*, julio de 2012; LIT-CI, *Marxismo Vivo*, n.º 6 y n.º 7, 2015-2016.
^37 Sobre mecanismos de control de base: tradición del bolchevismo leninista y estatutos tipo de la LIT-CI.
^38 LIT-CI, *Marxismo Vivo*, Nº 6, diciembre de 2015; y Trotsky, *El programa de transición*, 1938.
^39 LIT-CI, *Marxismo Vivo*, Nº 7, 2016.
^40 LIT-CI, *Marxismo Vivo*, Nº 7 (2016); *Correo Internacional* (2015-2017, 2022-2024).






