Protestolar sönümlenmek bir yana, hızla büyüdü; yerel gibi görünen bir hareket kısa sürede ülke çapında bir gençlik isyanına dönüştü.
Soru sızıntıları yalnızca idari bir beceriksizlik ya da yönetim hatası olarak görülemez. Bunlar, Hindistan eğitim sistemindeki daha derin çürümenin belirtileridir.
Bizim görüşümüze göre Hindistan’daki eğitim krizinin kökleri Hint kapitalizminin yapısındadır. Bu sorunlar birkaç reformla ortadan kaldırılamaz.
Bugün yapılması gereken, ülkenin dört bir yanında mücadele eden gençlikle güçlü bir dayanışma cephesi örmektir.
Mazdoor Inquilab / 26 Temmuz 2026
Aşağıdaki makale, Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasını açıklamasından önce, 24 Temmuz’da kaleme alınmıştır. Bugün, 25 Temmuz itibarıyla Eğitim Bakanı istifasını sunmuştur. Ancak protestolar, CJP’nin geri kalan talepleri etrafında sürmektedir.
Hamamböceği Halk Partisi (Cockroach Janata Party – CJP) tarafından başlatılan protestoların, alışıldık bir senaryoyu izlemesi bekleniyordu. İlk yükselişin ardından eylemlere yönelik coşku gözle görülür biçimde azalmaya başlamıştı. Sonam Wangchuk’un protestolara katılması ve açlık grevine başlaması bile havayı değiştirmeye yetmiyor gibi görünüyordu. Tam da hareketin moralinin en düşük noktaya ulaştığı düşünüldüğü sırada hükümet sert bir saldırıya geçti: Sonam Wangchuk açlık grevi alanından zorla çıkarıldı, CJP’nin önderleri gözaltına alındı ve barışçıl biçimde protesto eden öğrencilere polis şiddeti uygulandı.
Hükümet, bu pervasız şiddet gösterisinin eylemcileri korkutacağını; baskı korkusunun öğrencilerin direncini kırarak onları evlerine döndüreceğini ve protestoları tamamen sona erdireceğini umuyordu. Ancak beklenen olmadı. Tam tersine, baskı dalgası gençliğin hükümete duyduğu öfkeyi daha da büyüttü; Sonam Wangchuk ve mücadele eden gençlerle dayanışma duygularını güçlendirdi. Protestolar sönümlenmek bir yana, hızla büyüdü; yerel gibi görünen bir hareket kısa sürede ülke çapında bir gençlik isyanına dönüştü.
Batı Bengal’deki seçim zaferinin ve Trinamool Kongresi (TMC) milletvekillerinin kitlesel biçimde BJP’ye geçmesinin ardından Bharatiya Janata Partisi (BJP), parlamentodaki hâkimiyetini sağlamlaştırmanın verdiği özgüvenle hareket ediyordu. Ancak gençlik protestoları bu özgüveni yerle bir etti. Bugün BJP, başkentte tam anlamıyla bir gençlik ayaklanmasıyla kuşatılmış durumda. Protestoların merkezi Delhi olurken, eylemciler polis barikatlarını aşarak parlamentoya yürümeye çalıştı. Mumbai, Kalküta, Patna, Prayagraj (eski adıyla Allahabad) ve Surat’ta da kitlesel dayanışma gösterileri düzenlendi.
Hindistan’ın neredeyse bütün eyaletlerinde öğrenci ve gençlik eylemleri gerçekleşti. Protestoların çoğuna solcu öğrenci örgütleri öncülük etti; ancak eylemlere toplumun her kesiminden gençler katıldı. Delhi’deki Jantar Mantar protesto alanında elli bine yakın öğrenci toplandı. Mumbai’de binlerce kişi sokağa çıktı; Kalküta ve Patna’da yüzlerce genç yürüyüş düzenledi. Protestoların yaşandığı her yerde polis öğrencilere saldırdı; özellikle Delhi ve Mumbai’deki polis şiddeti son derece sertti.
Şu ana kadar yalnızca Delhi’de yüzden fazla öğrenci yaralandı, ülke genelinde ise onlarca kişi gözaltına alındı. Söylemeye gerek yok ki, bu harekete koşulsuz desteğimizi sunuyoruz.

Protestoların Zaman Çizelgesi
Protestoların merkezinde, NEET sınavının kötü yönetilmesi bulunuyordu. Hindistan Ulusal Giriş ve Yeterlilik Sınavı (NEET), tıp fakültelerinin lisans programlarına kabul için zorunlu ulusal giriş sınavıdır. Ulusal Test Kurumu (National Testing Agency – NTA) tarafından düzenlenen bu sınav, yirmi milyondan fazla adayın katılımıyla dünyanın en büyük sınavlarından biri olmasının yanı sıra Hindistan tarihindeki en büyük merkezi sınavdır.
NEET sınavı ilk olarak 3 Mayıs’ta yapıldı. Ancak sınav sorularının sızdırıldığına ilişkin çok sayıda skandalın ortaya çıkması üzerine sınav iptal edildi. İptalin ardından, bütün bir yıl boyunca sınava hazırlanmış çok sayıda öğrenci intihar etti. Emekleri, sistemi kendi çıkarları doğrultusunda manipüle eden birkaç yozlaşmış kişinin yüzünden boşa gitmişti. Skandalın merkezinde ise protestocuların öfkesinin hedefi haline gelen Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan bulunuyordu.
Soru sızıntıları ortaya çıkar çıkmaz Dharmendra Pradhan’ın istifası talep edilmeye başlandı. Sınava hazırlanan öğrencilerin intiharları, hükümete ve Ulusal Test Kurumu’na yönelik kamuoyu öfkesini daha da büyüttü. Hükümetin cevabı ise hesap vermek değil, krizi yönetmeye çalışmak oldu. NEET’in tekrar sınavı 21 Haziran’a ertelendi ve bu kez silahlı kuvvetlerin koruması altında gerçekleştirildi. Bu durum yalnızca sivil idarenin böylesine hayati bir sınavı düzenlemekte tamamen başarısız olduğunu göstermekle kalmadı; aynı zamanda hükümetin yarattığı krizi temizlemek için ilk kez ordunun devreye sokulması anlamına geliyordu.
Hükümete yönelik öfke giderek büyüdü. Ülkenin dört bir yanında protestolar gerçekleşti, ancak bunlar dağınık ve örgütsüz bir karakter taşıyordu. Tam bu sırada Yüksek Mahkeme Başkanı, ülkenin gençliğini “hamamböcekleri” olarak nitelendiren bir açıklama yaptı. Bu sözler, biriken öfkenin patlama noktası oldu ve Hamamböceği Halk Partisi (Cockroach Janata Party – CJP) adı altında yeni bir hareketin doğmasına yol açtı.
Delhi’deki protestolar 6 Haziran’da CJP bayrağı altında başladı. Hareketin temel talebi Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasıydı. İlk günlerde yalnızca birkaç yüz kişinin katıldığı eylemler beklenen ilgiyi görmedi. Ancak 28 Haziran’da tanınmış toplumsal aktivist Sonam Wangchuk’un protestolara katılmasıyla hareket büyümeye başladı. Buna karşın hükümetin NEET tekrar sınavını sorunsuz gerçekleştirmiş görünmesi, protestolara yönelik ilgiyi bir süre zayıflattı. Bir dönem için hareketin sönümleneceği izlenimi oluştu.
Temmuz ayının ortalarına gelindiğinde, Sonam Wangchuk’un açlık grevinin ülke çapında büyük sempati toplamasına rağmen destek azalmaya başlamış gibiydi. Wangchuk’un sağlık durumu giderek kötüleşirken mücadele ivmesini kaybediyor görünüyordu. Buna rağmen hükümet, NEET skandalı konusunda hiçbir sorumluluk üstlenmeyi reddetti. Bu koşullar hükümeti saldırıya geçme konusunda cesaretlendirdi. 18 Temmuz’da Delhi polisi Sonam Wangchuk’u protesto alanından zorla çıkararak hastaneye götürdü. Aynı zamanda polis barikatları kaldırdı ve protesto eden gençlere saldırdı.
Ancak hükümetin bu hamlesi tam anlamıyla ters tepti.
Protestoları bastırmak bir yana, ülke genelindeki gençliğin öfkesini daha da büyüttü. Saygın bir toplumsal aktivistin zor kullanılarak protesto alanından çıkarılması ve Delhi polisinin genç eylemcilere saldırması, kitlesel tepkiyi ateşledi. Ülkenin dört bir yanında gençlik eylemleri patlak verdi. Bunun üzerine CJP, 20 Temmuz’da parlamentoya yürüyüş çağrısı yaptı. Polis bu yürüyüşe en fazla üç bin kişinin katılacağını tahmin ediyordu. Ancak elli bine yakın kişi yürüyüşe katıldı.
CJP’nin öncülüğünde düzenlenen parlamento yürüyüşü, talepleri hükümete iletmeyi amaçlayan barışçıl bir gösteri olarak planlanmıştı. Ancak bu barışçıl yürüyüş, polisin coplu saldırıları, tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla karşılandı. Göstericiler direndi, fakat devletin örgütlü şiddeti karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Yaklaşık 150 protestocu yaralandı, 70 kişi gözaltına alındı.
Polis saldırıları hiçbir ayrım gözetmedi. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahi şiddetin hedefi oldu. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Delhi Emniyeti Ek Yardımcı Komiseri Sandeep Lamba, hiçbir gerekçe olmaksızın bir kadın protestocuya bizzat saldırdı.
Parlamentoya yürüyüş polis barikatlarını aşmayı başaramasa da gençliğin mücadele azmi kırılmadı. Eylemciler yeniden Jantar Mantar protesto alanına döndü ve polisin söktüğü sahne ile çadırların bulunduğu alanı yeniden işgal etti. Protestolar yeni bir güç kazanarak daha büyük kitleleri çekmeye başladı.
Mücadele kısa sürede ülkenin büyük kentlerine yayıldı. Kalküta’da Jadavpur Üniversitesi’nden altı yüz öğrenci, Delhi’deki direnişle dayanışmak için yürüdü. Mumbai’de binlerce kişi sokaklara çıktı. Bu makale kaleme alındığı sırada Kalküta’da daha büyük bir gösteri hazırlığı sürüyordu.
Hükümetin barışçıl yürüyüşe cevabı ise daha fazla baskı oldu. Delhi’deki protesto alanında internet erişimi kesildi, metro istasyonları kapatıldı. Makalenin yazıldığı tarihte Delhi’deki on altı metro istasyonu hâlâ kapalı tutuluyordu.
Protestoların ulaştığı gücü gören muhalefet partilerinin liderleri de gençlik hareketine katıldı. Ancak polis onlara da farklı davranmadı. Muhalefet lideri Rahul Gandhi’nin polis tarafından zorla taşınarak gözaltına alındığını gösteren görüntüler ülke çapında yayıldı. Diğer muhalefet partilerinin önderleri de gözaltına alınarak polis araçlarıyla bölgeden uzaklaştırıldı.
24 Temmuz itibarıyla CJP önderliği, Sağlık Bakanı JP Nadda ile görüşmeler gerçekleştirerek taleplerini hükümete sundu. Ancak hükümet bugüne kadar somut hiçbir adım atmadı. Dharmendra Pradhan’ın istifasına ilişkin herhangi bir güvence verilmedi. Hükümet yalnızca, “ilke olarak”, protestolara katılan öğrenci ve gençlere yönelik yeni ceza soruşturmaları açılmayacağını açıkladı. Ancak bunun sahada herhangi bir karşılığı henüz görülmedi.
Delhi dışındaki şehirlerde de kitlesel eylemler devam etti. Mumbai ve özellikle Kalküta’da büyük gösteriler düzenlendi. Kalküta’daki eylemlerin başını, Hindistan Komünist Partisi (Marksist) [CPIM] ile bağlantılı Hindistan Öğrenci Federasyonu (SFI) çekiyordu. Polis, şehir merkezindeki kritik Dorina Kavşağına yürümek isteyen göstericileri şiddet kullanarak durdurmaya çalışınca protestolar sert çatışmalara dönüştü.
Protestolar sürerken Güney Asya’nın farklı bölgelerinde de dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. Bangladeş’in başkenti Dakka’da yürüyüşler düzenlendi. Nepal’deki isimsiz destekçiler Delhi’deki protestoculara yiyecek ve çeşitli yardımlar ulaştırdı. Avrupa ve ABD’deki Hint diasporası da dayanışma gösterileri örgütledi.
Protestoların Niteliği ve Önderlik
Haziran ayında yayımladığımız “Hamamböceği Halk Partisi Üzerine” başlıklı makalede belirttiğimiz gibi, bu protestolar esas olarak gençliğin biriken öfkesinin dışavurumudur.
Ülkenin gençliği yalnızca öğrencilerden oluşmuyor. Güvencesiz dijital platform işçileri, işsizler ve gündelik emekçiler de bu gençliğin önemli bir parçasıdır. Buna rağmen işçi sendikalarının protestolardaki varlığı son derece sınırlı kaldı. Hareketin fiili önderliğini öğrenciler üstlenirken, siyasal önderlik ise CJP çatısı altında şekillenen küçük burjuva unsurların elinde bulunuyor.
Bu hareketi ne “öndersiz” ne de “örgütsüz” bir protesto olarak değerlendirmek doğrudur. Bununla birlikte CJP’nin örgütlü bir siyasal parti olmadığı da anlaşılmalıdır. CJP, başlangıçta internet ortamında ortaya çıkan bir olgu olarak doğmuş, daha sonra ise oldukça dikkat çekici biçimde kitlesel seferberliğin platformuna dönüşmüştür. Sonam Wangchuk ise CJP’nin üyesi değildi; ancak açlık grevi sayesinde fiilen hareketin en görünür önderi hâline geldi.
CJP’nin Talepleri ve Hareketin Sınıfsal Karakteri
Hareketin temel talebi, Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasıdır. Ancak bunun ötesine geçildiğinde CJP’nin programı, eğitim sisteminde köklü ya da sistematik bir değişim hedeflediğini göstermemektedir. CJP’nin Sağlık Bakanı JP Nadda’ya sunduğu talepler şunlardır:
- Sonam Wangchuk’un derhal serbest bırakılması.
- Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifası.
- NEET soru sızıntılarının ardından intihar eden tüm öğrencilerin ve adayların ailelerine 1 crore rupi (10 milyon rupi) tazminat ödenmesi.
- Protestocular hakkında hiçbir hukuki işlem yapılmaması ve Jantar Mantar’daki barışçıl göstericilere karşı açılan tüm davaların ve polis soruşturmalarının geri çekilmesi.
Bu talepler, protestoların mevcut aşaması bakımından meşru ve haklı taleplerdir. Ancak bunlar eğitim sisteminin yapısal dönüşümüne yönelik talepler değildir. Sadece Eğitim Bakanı’nın değiştirilmesi, eğitim sistemini değiştirmeyeceği gibi, üniversiteye giriş sınavlarının nasıl düzenlendiği konusunda da herhangi bir dönüşüm yaratmayacaktır.
Soru sızıntıları yalnızca idari bir beceriksizlik ya da yönetim hatası olarak görülemez. Bunlar, Hindistan eğitim sistemindeki daha derin çürümenin belirtileridir. On yıllardır sürdürülen eğitimin özelleştirilmesi politikaları, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp kâr amacıyla örgütlenen bir sektöre dönüştürmüştür. Bunun sonucunda iktidar partisiyle bağlantılı özel eğitim kurumlarının çıkarlarını korumak amacıyla devlet okulları ve kamusal eğitim sistematik biçimde geriletilmiştir.
Bununla birlikte eğitim kurumlarının yetersizliği, üniversiteye girmek isteyen öğrenci sayısıyla mevcut kontenjanlar arasında devasa bir uçurum yaratmaktadır. Bu durum, eğitim bürokrasisindeki yozlaşmış unsurlar tarafından sömürülmektedir; üniversite kontenjanları adeta alınıp satılan ticari metalar hâline gelmektedir.
Tıp eğitimi, zengin ve ayrıcalıklı kesimlerin dar çevresi içinde tutulmaktadır. Kontenjanlar ya yüksek öğrenim ücretlerini karşılayabilenlere ya da rüşvet verebilenlere gitmektedir. Emekçi ve yoksul ailelerin çocukları açısından ise sistem, ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, baştan itibaren onların aleyhine kurulmuştur.
Ancak CJP bu temel sorunları gündeme getirmemektedir. Yüksek Mahkeme Başkanı’nın gençliği “hamamböcekleri” olarak aşağılamasına karşı başlayan tepki, zamanla sınırlı hedeflere sahip küçük burjuva liberal bir harekete dönüşmüştür. Protestolar boyunca CJP’nin ve diğer burjuva ile küçük burjuva siyasal akımların gerçek karakteri de açığa çıkmıştır.
Bu makalenin yazıldığı sırada Sonam Wangchuk, muhalefet partilerinin NEET soru sızıntısı meselesini parlamentoya taşıyacağı yönündeki güvence üzerine süresiz açlık grevini sona erdirmiştir. Bu hamle, hükümet açısından sorumluluğu muhalefetin üzerine yıkmanın ve hesap verme baskısını hafifletmenin akıllıca bir yolu olmuştur.
Hükümet ayrıca önemli bir taviz vererek, barışçıl protestocular hakkında yeni polis tutanakları (FIR) düzenlenmeyeceği yönünde güvence açıklamış ve böylece CJP’nin taleplerinden en az birini kısmen kabul etmiş görünmüştür.

Militan Gençlik ile Uzlaşmacı Önderlik Arasındaki Çelişki
Öğrenciler sokaklarda polis coplarıyla dövülürken CJP’nin önderleri ya gözlerden kaybolmuş ya da Sağlık Bakanı JP Nadda ile müzakere yürütmekle meşguldü. Hatta CJP sözcüsünün bir fast-food restoranında yemek yerken görüntülenmesi büyük tepki çekmiş ve bunun ardından görevden alınmıştır. Meydandaki gençlik Eğitim Bakanı’nın istifasını talep ediyor, sloganlarıyla hükümeti ve polisi hedef alıyordu. Buna karşın Sonam Wangchuk, yalnızca muhalefet partilerinden aldığı sözlü güvencelerle yetinmeyi tercih etti.
Bu tablo, sokaktaki gençliğin militan mücadele iradesi ile hareketin önderliğinin uzlaşmacı çizgisi arasındaki derin uçurumu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte CJP’ye yöneltilebilecek tüm eleştirilere rağmen şu gerçek teslim edilmelidir: CJP, en azından gençliği sokaklara çıkarmak konusunda samimi bir çaba göstermiştir.
Bu durum, özellikle Kongre Partisi başta olmak üzere INDIA İttifakı içerisindeki partilerin ikiyüzlülüğüyle karşılaştırıldığında daha da belirginleşmektedir.
Rahul Gandhi’nin Delhi’de polis tarafından taşınarak gözaltına alınmasına ilişkin görüntüler geniş biçimde dolaşıma sokulurken, çok daha az bilinen bir gerçek vardır: Kongre Partisi’nin yönettiği Kerala eyaletinde de protestocu öğrenciler polis tarafından coplarla dağıtılmıştır. Yani Delhi’de gençliğin yanında görünmeye çalışan aynı burjuva muhalefet, yönettiği eyaletlerde gençliğe karşı devlet şiddetini uygulamaktadır.
Sol partiler açısından bakıldığında ise Hindistan Komünist Partisi (Marksist) (CPIM) ile Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) (CPIML), öğrenci örgütleri aracılığıyla protestolarda yer almış; hareketin başlamasında ve büyümesinde önemli rol oynamışlardır. Ancak bunu yaparken siyasal önderliği Abhijit Dipke ve CJP’ye bırakmışlardır.
CPIM’e bağlı SFI ile CPIML’ye bağlı AISA, protestolar boyunca kendi bağımsız siyasal taleplerini ileri sürmemiştir. Bu durum, her iki öğrenci örgütünün de mevcut kitlesel seferberliği eğitim sisteminde köklü değişiklikler talep etmek için değerlendirme yönünde bir iradeye sahip olmadığını göstermektedir.
Daha da dikkat çekici olan ise, bu örgütlerin NEET sınav sisteminin kendisi hakkında nasıl bir tutum aldıklarının dahi belirsiz olmasıdır.
BJP Hükümetinin Merkeziyetçi Politikası ve NEET Sistemi
BJP hükümetinin bütün kamu hizmetlerini merkezileştirme yönelimi, Ulusal Test Kurumu’nun (National Testing Agency – NTA) kurulmasının ve farklı eyaletlerde uygulanan giriş sınavlarının yerine tek bir ulusal NEET sınavının getirilmesinin temel nedeniydi.
Ancak böylesine merkezi bir sistemi yürütecek altyapı hiçbir zaman oluşturulmadı. Bugün yaşananlar, sistemin şeffaflık ve güvenlik açısından ne kadar büyük sorunlar taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
NEET’e ve NTA’ya karşı açık bir siyasal tutum almadan, yalnızca CJP’nin protestolarına destek vermek yeterli değildir. Böyle bir destek kaçınılmaz olarak yüzeysel kalacaktır.
SFI, öğrencilerin mücadelesinin en kararlı ve en aktif destekçilerinden biri olmasına rağmen, CPIM partisi sahip olduğu daha geniş siyasal ve örgütsel gücü bu mücadeleyle dayanışma içinde seferber etmemiştir. Daha önce de birçok protestonun ortak ve birleşik bir mücadele hattı kurulamadığı için yenilgiye uğradığını gördük. İşçi sınıfının, öğrencilerin ve ezilen toplum kesimlerinin ortak dayanışması sağlanmadığında, protestolar kolayca yalnızlaştırılabilir ve sonunda bastırılabilir.
CJP ve Protestolara Dair Tutumumuz
Haziran ayında yayımladığımız değerlendirmede protestoları desteklediğimizi, ancak CJP’ye yönelik eleştirilerimizi koruduğumuzu belirtmiştik. Son gelişmeler bu tutumumuzu değiştirmemiştir. CJP’nin eğitim sistemini kökten dönüştürmeye yönelik bir programı bulunmamaktadır; devrimci bir programdan ise hiç söz edilemez. Bizim görüşümüze göre Hindistan’daki eğitim krizinin kökleri Hint kapitalizminin yapısındadır. Bu sorunlar birkaç reformla ortadan kaldırılamaz. Eğitim sisteminin gerçek anlamda değişmesi, kapitalist düzeni hedef alan devrimci bir mücadeleyi gerektirir. Böyle bir mücadele ise ancak devrimci bir programa ve devrimci bir örgütlenmeye dayanabilir. Ancak bugünün acil görevi farklıdır.
Bugün yapılması gereken, ülkenin dört bir yanında mücadele eden gençlikle güçlü bir dayanışma cephesi örmektir. Hindistan devleti ve onun bütün kurumları—mahkemeler, parlamento, bürokrasi ve polis—kapitalist düzeni savunmakta ne kadar kararlı olduklarını bir kez daha göstermiştir. Özellikle polis teşkilatı, BJP hükümetine meydan okuyan her güce karşı en pervasız saldırıları gerçekleştirmeye hazır olduğunu kanıtlamıştır. Mahkemeler, demokratik muhalefetin yanında yer almayacaklarını göstermiştir. Hükümet ise halkın yaşamı karşısındaki kayıtsızlığını açıkça ortaya koymuştur.
Bu koşullar altında dayanışma, yalnızca hareketin başarısı için değil, aynı zamanda protestocuların yaşamını ve güvenliğini koruyabilmek açısından da yaşamsal önemdedir. Hindistan’ın gerici hükümeti dünya kamuoyu önünde teşhir edilmelidir. Dünyanın gençliği; bugün mücadele eden Hintli gençlerin, genç işçilerin ve öğrencilerin yanında saf tutmalıdır. Bu büyüklükte bir kitlesel seferberlik, 2011 yolsuzluk karşıtı protestolarından bu yana görülmemiştir. O dönemki hareket de Hindistan’da yükselen daha geniş bir protesto dalgasının parçasıydı. Bugünkü hareketi daha da önemli kılan ise zamanlamasıdır. Çünkü bu isyan, kısa süre önce hükümetleri deviren Nepal ve Bangladeş gençlik ayaklanmalarının hemen ardından ortaya çıkmıştır. Hareket öylesine güçlüdür ki Nepal, Bangladeş ve Pakistan’daki gençler de dayanışma yürüyüşleri düzenlemeye başlamıştır. Protestoların bu kendiliğinden gelişen enternasyonalist karakteri, hareket önderliğinin perspektifiyle keskin bir tezat oluşturmaktadır. Çünkü önderlik, en acil ve sınırlı taleplerin ötesine geçememektedir.
Yaşasın Gençlik Protestoları!
Gençlik Protestoları Yaşasın!
Mücadele Eden Gençliğe Tam Destek!
Polis Baskısına Son!
Bjp Hükümeti Defol!
Dharmendra Pradhan Derhal İstifa Etsin!
Ulusal Test Kurumu (NTA) Lağvedilsin!
NEET Kaldırılsın!
Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.






