Emperyalist saldırganlığa karşı bir direniş modeli.
Taras Shevchuk / 24 Şubat 2026
Büyük ölçekli işgalin 24 Şubat 2022’de başlamasının ve dünyanın en büyük askeri güçlerinden birinin Ukrayna’yı işgalinin üzerinden dört yıl geçtikten sonra, savaşın nihai sonucundan bağımsız olarak, Putin’in stratejik bir yenilgiye uğradığını görebiliyoruz. Putin’in hedefi, “birkaç gün içinde” Kiev’i ele geçirmek, Zelenski’yi devirmek ve Kremlin’e sadık bir hükümet kurmaktı. Ancak işçi mahallelerinden ortaya çıkan silahsız kadın ve erkeklerin direnişi, Molotof kokteylleriyle tankların karşısına dikildi. Halk kitleleri cephaneliklerin önünde toplanarak tüfek ya da bulabildikleri her türlü silahı talep etti. Binlerce kişi gönüllü oldu. Fakat bunların yalnızca küçük bir kısmını silahlandıracak kadar silah vardı. Veteranlar, “Bölgesel Savunma” birliklerinin direnişini örgütlemede ve koordine etmede belirleyici bir rol oynadı… Ancak daha sonra düzenli ordu birlikleri ve özel tugaylarla güçlerini birleştirmeye başladılar. Böylelikle yalnızca Kiev kurtarılmadı, kuzeybatı bölgesi de tamamen savunuldu; istilacılar geri çekilmek zorunda kaldı ve Çernigiv, Sumı ve Harkov bölgelerindeki geniş alanları terk etti; altı ayın sonunda ise Herson kenti özgürleştirildi.
Putin’in ilan ettiği hedef Ukrayna’yı “askerden arındırmak”tı. Oysa sonuç şu oldu: Şubat 2022’de kötü eğitilmiş ve yetersiz silahlandırılmış 80.000 kişilik askerî güç, bugün on kat büyüdü. Ukrayna artık, çoğu savaş öncesi işçi olan, bugün ise drone, modern silahlar, topçu sistemleri ve füzelerin kullanımında deneyim kazanmış 800.000 askerlik bir orduya sahip.
Başka bir ifadeyle, Ukrayna bugün Avrupa’nın en büyük ve en deneyimli ordularından birine sahiptir. Ve bu güçlü silahlı kuvvetler, “ortak” hükümetlerin ya da “yabancı müttefiklerin”, hele ki NATO’nun değil, ulusal bağımsızlık mücadelesinde Ukrayna halkının gösterdiği stoik fedakârlığın ürünüdür. Bunu vurgulamak gerekir çünkü Kremlin’in, “NATO’ya karşı kendini savunmak için işgal ettiğini” iddia eden anlatısı, ücretli binlerce blogcusu tarafından tekrar edilmekte ve Stalinistlerin ve kendine “Troçkist” diyenlerin oluşturduğu acınası koronun katkılarıyla “vekâlet savaşı” gibi yanlış bir söylem hâline getirilmektedir.
Unutmayalım ki Putin’in saldırganlığı, 2014 yılında Kırım’ın zorla ilhakı ve Donbass’ın işgaliyle başladı; bu işgal, sözde halk cumhuriyetleri DNR ve LNR’nin Rusça konuşan ayrılıkçıları tarafından yürütülen bir mücadele olarak kamufle edildi. Bu saldırı, Yanukoviç’in otoriterleşmesine karşı gerçekleşen ve kitlelerin zaferiyle sonuçlanan Meydan isyanına Kremlin’in karşıdevrimci cevabıydı. Putin bu isyanı sahte bir biçimde “darbe” olarak tanımladı. Ancak yalnızca Putin gerçeği çarpıtmadı; Batılı emperyalistler de gerçeği çarpıttı çünkü bu isyana “Euromaidan” dediler. Ukrayna’da hiç kimse buna böyle demiyor!
Peki NATO ülkelerinin hükümetleri o dönemde ne yaptı? Aslında Putin’in saldırganlığını sineye çektiler! Avrupa kapitalist işletmelerinin işine yarayan Rus gazı ve petrolünden faydalanmaya devam edebilmek için, “derin hoşnutsuzluk” açıklamalarıyla yetindiler. Fakat gerçek siyasetleri, Obama, Merkel ve Macron’un tavırlarıyla apaçık ortaya çıktı. Ukrayna’yı “Minsk müzakereleri ve anlaşmaları”na hapsettiler; bu anlaşmalar özünde Rusya’nın Kırım’ı ilhakını ve Donbass’ın koparılmasını meşrulaştırmayı amaçlıyordu. Ukrayna oligarşisinin yarı-sömürge temsilcileri de buna boyun eğdi: önce Poroşenko, ardından Zelenski.
Son dört yılda Putin, 1,2 milyondan fazla askerini ölüme ve sakatlanmaya gönderdi; bunlar arasında elindeki en iyi eğitilmiş 270.000 asker de vardı; buna rağmen sözde “özgürleştirmek için geldiği” Donbass ve Ukrayna’nın güneydoğusundaki toprakların bir kısmını bile işgal edemedi. Bu bölgeleri iki yıldır kendi toprakları olarak görüyor ve bunun için Rusya Federasyonu Anayasası’nı değiştirmiş bulunuyordu. Bugün cephede kayda değer bir ilerleme sağlayamayan Putin, intikamını okul öncesi kurumlarını, doğumevlerini, okulları bombalayarak; balistik füzeler ve drone’larla sivilleri topluca hedef alarak almaya çalışıyor. En sert kışlardan birinde Ukrayna halkı elektriksiz ve ısıtmasız ayakta kalmaya çalışıyor. Ama pes etmiyorlar!
Rus ekonomisi de alarm vermeye başladı. Halkın giderek daha büyük bir kesimi, bu emperyalist savaşın, adı yumuşatılarak “Özel Askerî Operasyon” deniyor, onları mezara ve yoksulluğa sürüklediğini görüyor. Putin’in fazla zamanı yok ve Trump’ın Beyaz Saray’daki varlığından faydalanarak, Ukrayna hükümetini müzakere masasında Rusya’nın savaş alanında elde edemediği tavizleri vermeye zorlamak istiyor. Bu nedenle Alaska’dan Miami’ye kadar Trump ailesinin (Kushner, Witkoff) Ukrayna ganimetlerinden pay alma iştahını kabartmaya çalışıyor.
Moskova’dan Saldırı, Washington’dan Şantaj Ve Kiev’den Halk Karşıtı Politikalar
Putin rejiminin 2014’ten bu yana Ukrayna’ya yönelik karşıdevrimci saldırganlığı koşullarında , ve büyük ölçekli işgalden sonra daha da keskinleşmiş biçimde, hükümet ve Rada, oligarkların ve kapitalist patronların çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Üstelik bir savaş ortamında, devlet müdahalesi olmaksızın serbest piyasa kurallarını uygulayarak! Aynı zamanda ABD dış politikasının direktifleri doğrultusunda yön belirliyorlar.
Diğer yandan sıkıyönetim ve savaş koşullarını fırsata çevirerek işçilere ve diğer ezilen kesimlere yönelik gerici saldırılarını artırıyorlar; ilerici sosyal hakları tanıyan yasaları kaldırıyor, sendikal ve emek yasalarını geriye doğru “reform” adı altında değiştiriyorlar. Yıllar boyunca sendikaların, toplumsal örgütlerin ve öğrenci hareketlerinin mücadelesiyle kazanılmış demokratik özgürlükleri geri çekmeye çalışıyorlar. Ancak Meydan’ın yarattığı toplumsal momentum hâlâ kitlelerin içinde canlı ve hükümet ile Rada bağımsız yolsuzlukla mücadele kurumlarının (NABU ve SAP) yetkilerini kısmaya kalkıştığında, kentli gençliğin öncülük ettiği kendiliğinden bir seferberlik onları geri adım atmaya zorladı.
Dört yıllık savaş boyunca hükümet ekonomiyi seferber etmedi ve ulusal savunmaya yönlendirmedi. Buna rağmen, hükümetin politikalarına karşın, Ukrayna silahlı kuvvetleri Rusya’nın enerji üretimine, hava üslerine ve askerî tesislerine karşı saldırılar düzenlemeyi başardı. Ukrayna, Rus Karadeniz Filosu’nun önemli bir kısmına zarar vererek Sivastopol üssünden çekilmeye zorlayan hava ve deniz dronları üretiyor. Ayrıca hâlâ sınırlı ölçekte de olsa, Ukrayna topraklarından binlerce kilometre uzaktaki Rus askerî hedeflerini vurduğu Neptün ve Flamingo gibi füzeleri de üretebiliyor.
Direnişi Güçlendirmek İçin Acil Önlemler
Bu dört yıl, başlıca sanayi kollarının, doğal ve enerji kaynaklarının kamulaştırılması ve tüm ekonominin ile insan kaynaklarının işçi ve toplumsal denetim altında seferber edilmesi ihtiyacını kesin biçimde doğruluyor. Sağlam bir art cephe olmadan cephe hattı tutulamaz; savunma cephesi olmadan da art cephe bombardımana tamamen açık hâle gelir. ABD’ye bağımlı, emperyalist yanlısı ve popülist karakteri nedeniyle Ukrayna hükümeti, direnişi zayıflatan ve işçilere zarar veren politik hatalar işlemektedir. Oysa cephede ve geride tüm enerjilerini ve yaşamlarını Ukrayna’nın bağımsızlığı için ortaya koyanlar yalnızca işçilerdir.
Bu nedenle politikamız ve çağrımız, Ukrayna direnişini gerçekten destekleyen dünya halklarınadır. Bu durum ABD halkının çoğunluğu için de geçerlidir. Bu aynı zamanda Trump ve çevresinin, savaşı “bir an önce bitirmek” adına Ukrayna toprakları pahasına Putin’le anlaşmaya istekli olmalarına rağmen, henüz bunu hayata geçirememelerinin temel nedenidir. Çünkü böyle bir adım kendi tabanlarında bile büyük bir tepkiye yol açacaktır.
Ukrayna’nın zaferi, dünya işçileri ve ezilen halkları için muazzam bir moral güç olacaktır. İsrail’in Siyonist devleti tarafından soykırıma uğratılan Filistin halkı gibi tüm diktatörlüklere, emperyalist işgallere ve katliamlara karşı mücadele edenlere bir direniş örneği olacaktır. Böylesi bir zafer aynı zamanda Rusya’daki FSB diktatörlüğünün çökmesine de yol açabilir; bu rejim, Avrasya’daki yüzlerce ulusu Moskova oligarşisinin hizmetine koşmak ve onları top mermisi olarak kullanmak için esir almaktadır. Bu yüzden, Ukrayna halkının silahlı direnişine moral, politik ve maddi anlamda uluslararası dayanışmayı büyütmek görevimizdir. Ve bunu, kendi hükümetlerinin bunu yapacağına zerre güven duymadan, ABD, Avrupa ve diğer ezilen ülkelerin işçilerine çağrı yaparak başarmalıyız.
Ukrayna halkının önemli bir kesimi, süresi artık Nazi Almanyası’nın 1941–1945 işgalinden daha uzun süren bu savaşın bir an önce bitmesini arzuluyor; fakat Ukrayna’nın aşağılanmasını veya boyunduruk altına girmesini içerecek herhangi bir sonucu reddediyor. Bu savaşın ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Ancak şunu anlamalıyız: Bu hedef, “müzakereciler” sayesinde değil, Ukrayna halkının cephedeki ve gerideki direniş gücü sayesinde kazanılacaktır.






