Ne yazık ki dünya genelindeki sol örgütlerin çoğu, sınıf mücadelesini emperyalist bloklar arasındaki çatışmalarla ikame etmiştir. Bu anlayışta işçi sınıfından, Çin ve Rus emperyalizmini ve onlara bağlı İran gibi rejimleri sorgusuz sualsiz desteklemesi beklenmektedir. Bu “kampçı” bakış açısı, İran gibi kapitalist diktatörlüklerin desteklenmesine ve bu ülkelerde işçi sınıfına yönelik katliamların üzerinin örtülmesine yol açmaktadır.
Biz bu kampçı görüşe karşıyız ve tüm ülkelerde kapitalist hükümetlere karşı işçi sınıfının bağımsız mücadelesini savunuyoruz. Bu nedenle İran’daki işçi ve halk protestolarını destekliyoruz.
1979 işçi ve halk devrimi, sokak eylemleriyle genel grevin “özellikle petrol işçilerinin grevinin” bir diktatörlüğü devirebileceğini göstermiştir. Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi bunun kanıtıdır. İzlenmesi gereken yol budur.
Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE / LIT-CI) / 18 Ocak 2026
8 Ocak’tan bu yana İran rejimi internet ve telefon iletişimini kesmiş, ülke genelinde protestoculara karşı katliamlar gerçekleştirmiştir. İnsan hakları örgütleri, 3.400 ile 20.000 arasında ölüm, binlerce yaralı ve 20.000’den fazla protestocunun gözaltına alındığını tahmin etmektedir. Şiddet öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, hastanelerin çevresi açık hava morglarına dönüşmüştür.
Bu katliamlar, başta Devrim Muhafızları (Farsça adıyla Pasdaran) olmak üzere baskı güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 200.000 üyeye sahip olan bu seçkin askeri güç, ülkenin petrol gelirlerinin yarısını ve birçok başka ticari faaliyeti kontrol etmektedir.
Protestolar, 28 Aralık’ta Tahran’daki Büyük Çarşı esnafının (bazaariler) aşırı enflasyona ve ulusal para biriminin keskin değer kaybına karşı başlattığı grevle başlamıştır. Ardından üniversitelere ve ülke geneline yayılmıştır. Bu ulusal protestolar, en yoksul kesimlerden işçi sınıfı ve gençliği; orta sınıfları, entelektüel elitleri ve küçük esnafı bir araya getirmiştir.
Kitlelerin protesto ettiği ekonomik kriz ve yoksulluk, rejimin serveti kendisiyle ittifak hâlindeki burjuvazinin ve üst düzey devlet ve askeri bürokrasinin elinde yoğunlaştıran politikalarının bir sonucudur. Bu politikalar, Batılı emperyalizm tarafından uygulanan ağır ve sürekli ekonomik yaptırımlarla birleşmektedir.
Halkın, 2009’daki seçim hilesine karşı gelişen “Yeşil Hareket”in yenilgiyle sonuçlanmasına dair deneyimi, rejim içinden demokratik reform beklentisini kitlelerin bilincinden silmiştir. Bu nedenle, hiper enflasyona karşı ekonomik talepler kısa sürede rejimin devrilmesi çağrılarıyla birleşmiştir.
Katliamlar ve iletişim ablukası protestoları zayıflatmış olsa da, hareket henüz sona ermiş değildir.
ABD Başkanı Donald Trump, protestocuların sokaklarda ve hapishanelerde infaz edilmesinin durdurulmaması hâlinde İran’a askeri saldırı düzenlemekle tehdit etmiştir. Trump’ın insan hakları ya da demokratik özgürlükler konusunda herhangi bir bağlılığı yoktur. Gerçekte, ABD ya da İsrail’in askeri müdahalesi, emperyalizmin en çok korktuğu şey olan kitlelerin mücadelesine tamamen aykırıdır.
Basına göre, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin baskısı ile askeri müdahale olasılığı, saldırının ertelenmesine yol açmıştır. Trump ertelemeyi infazların durduğu iddiasıyla gerekçelendirmiştir; ancak sözcüsü tüm seçeneklerin masada olduğunu belirtmiştir.
Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, İran rejimine yönelik her türlü askeri müdahaleye ve/veya düzensiz rejim değişikliğine karşıdır. Bu kapitalist rejimler, saldırıların bölgesel istikrarsızlığı artırmasından ve İran güçleri ile müttefiklerinin misillemelerine yol açmasından endişe etmektedir. Bu durum petrol ve doğalgaz sektörünü olumsuz etkileyecek, ayrıca İsrail’in bölgesel hegemon güç hâline gelmesi projesini güçlendirecektir. Suudi rejimi, İran’a yönelik herhangi bir askeri harekât için hava sahasını kapatacağını açıklamıştır.
Trump, 14 Ocak’ta planlanan askeri saldırıyı ertelemiş, ancak Güney Çin Denizi’nden Orta Doğu’ya bir uçak gemisi sevkiyatını sürdürmüş ve bölgedeki askeri üsleri korumak amacıyla hava savunma sistemleri gönderimini artırmıştır. Bu adımlar, gelecekte olası saldırıların işareti niteliğindedir.
Basına göre Arap diplomatlar, “Venezuela modeli”ne bel bağlamaktadır: hızlı ve yüksek görünürlüklü saldırılar, ardından rejimin ABD çıkarlarına uygun biçimde müzakereler yoluyla teslim olması. Bu çıkarlar arasında nükleer ve balistik füze programlarının sona erdirilmesi ve İran ekonomisinin Çin emperyalizminin değil, ABD emperyalizminin etki alanına sokulması yer almaktadır. Daha da önemlisi, Trump 1979’da olduğu gibi işçi ve halk devriminin rejimi devirmesine izin veremez; zira bu, bölge genelinde statükoya bağlı hiçbir örgütün kontrol edemeyeceği isyanları tetikleyebilir.
Bir diğer önemli mesele Filistin sorunudur. İsrail Devleti, Filistin’de soykırım ve etnik temizlik politikalarını sürdürmektedir. Gazze Şeridi’ni kuşatma altında tutmakta ve insani yardıma erişimi kısıtlamaktadır. Bölge aynı zamanda düzenli askeri saldırılara maruz kalmaktadır. Buna ek olarak, ordu ve Siyonist yerleşimciler Batı Şeria’dan Filistinlileri sürmek için artan bir şiddet uygulamaktadır. Buna rağmen Filistin Direnişi sürmekte, dünyanın birçok yerinde Filistin mücadelesiyle dayanışma eylemleri devam etmektedir.
Filistin halkı, Siyonist moralini güçlendirecek herhangi bir gelişmeden yana değildir. Aynı zamanda Filistinliler, kapitalist rejimlerin — ister Arap ister başka ülkelerden olsun — Filistin davasını kendi halklarına yönelik baskıyı meşrulaştırmak için kullandığını da bilmektedir. Bu durum İran rejimi için de geçerlidir.
Ayrıca İran rejimi, Ekim 2023’te Gazze’de başlayan soykırım karşısında yalnızca açıklamalar yapmakla yetinmiş ve Hamas’a sınırlı yardım sağlamıştır. Ayetullah Hamaney bu pasifliği, İran’ın ancak İsrail İran’a saldırırsa karşılık vereceğini söyleyerek gerekçelendirmiştir. Nitekim bu gerçekleşmiştir. Gerçekte Filistinlileri destekleyen tek bölgesel güç, Ensarullah’tan Yemenli Husiler olmuştur.
İran rejiminin işçi ve halk devrimiyle devrilmesi, İran’ı Filistin halkıyla gerçek bir dayanışma yoluna sokabilir. Bu durum, Siyonist varlığı doğrudan ya da dolaylı biçimde destekleyen bölge hükümetlerini devirecek yeni devrimlerin başlangıcı da olabilir.
Protestolara Zafer!
Ne yazık ki dünya genelindeki sol örgütlerin çoğu, sınıf mücadelesini emperyalist bloklar arasındaki çatışmalarla ikame etmiştir. Bu anlayışta işçi sınıfından, Çin ve Rus emperyalizmini ve onlara bağlı İran gibi rejimleri sorgusuz sualsiz desteklemesi beklenmektedir. Bu “kampçı” bakış açısı, İran gibi kapitalist diktatörlüklerin desteklenmesine ve bu ülkelerde işçi sınıfına yönelik katliamların üzerinin örtülmesine yol açmaktadır.
Biz bu kampçı görüşe karşıyız ve tüm ülkelerde kapitalist hükümetlere karşı işçi sınıfının bağımsız mücadelesini savunuyoruz. Bu nedenle İran’daki işçi ve halk protestolarını destekliyoruz.
1979 işçi ve halk devrimi, sokak eylemleriyle genel grevin — özellikle petrol işçilerinin grevinin — bir diktatörlüğü devirebileceğini göstermiştir. Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi bunun kanıtıdır. İzlenmesi gereken yol budur.
Aynı zamanda baskıya karşı özsavunma mekanizmaları ile işyerlerinde, işçi mahallelerinde ve tüm kentlerde işçi ve halk konseyleri geliştirilmelidir. Bu konseyler, 1978–1979 devriminin “şora”larından (işçi konseyleri) esinlenmelidir.
Alternatif bir liderliğin inşası da zorunludur. Diktatörün oğlu Rıza Pehlevi bir alternatif değildir. İran halkı bir diktatörlüğü başka bir diktatörlükle değiştirmek istememektedir; özgürlük ve insanca yaşam koşulları talep etmektedir. Bu ise ancak işçi sınıfını iktidara taşıyan ve 1979’da ihanet edilen, yarım bırakılan süreci tamamlayan bir devrimle mümkün olabilir.
İran solu 1979 devriminde etkiliydi. Ancak Stalinizmin, “aşamalı devrim” adına Ayetullah Humeyni’ye teslim olması, solun Şii din adamları ve burjuvaziyle iktidar mücadelesine girmesini engelledi.
Bugün İran devrimci solu, diktatörlük rejimine ve ABD, Avrupa, Rusya ve Çin emperyalizmlerinin müdahalelerine karşı duran bir önderlik inşa etmek zorundadır. Aynı zamanda Filistin halkıyla Siyonist devlete karşı dayanışma içinde olmalı ve İran işçi sınıfının iktidarı alıp kendi geleceğine karar verebilmesi için demokratik özgürlükleri güvence altına almalıdır.
Katliamlara Son! Kahrolsun Diktatörlük!
Emperyalist Müdahaleye Hayır! Yaptırımlar Derhal Kaldırılsın!
Gösterilerde ABD ve İsrail Bayraklarına Hayır!
Trump ve İsrail Defol! Filistin Halkını Destekliyoruz!
Ayaklanmacı Genel Grev İçin! İşçi ve Halk Öz Savunması İçin!
Fabrika ve Mahalle Konseylerine Dayanan Bir İşçi ve Halk Hükümeti İçin!






