Anasayfa / Emek / Hindistan’daki Göçmen İşçiler Trump’ın Savaşının Bedelini Ödüyor

Hindistan’daki Göçmen İşçiler Trump’ın Savaşının Bedelini Ödüyor

Hindistan'da temel insani şartlardan yoksun yaşayan işçiler evlerine çeşmelerden su taşıyorlar.

Fotoğraf: Mevcut durum, ABD savaşının Hindistan’daki göçmen işçiler üzerindeki yıkıcı uzun vadeli etkisinin sadece başlangıcıdır. (Sajjad Hussain / AFP)

ABD’nin İran’a yönelik savaşı nedeniyle yakıt fiyatlarının fırlaması, Hindistan’ın kentlerindeki göçmen işçilerin kitlesel biçimde kaçışına yol açıyor. Bugünkü manzaralar, COVID-19 pandemisi sırasında göçmen işçilerin köylerine geri dönüşünü andırıyor; ancak kriz henüz başlangıç aşamasında.

Ananya Wilson-Bhattacharya – Jacobin / 25 Nisan 2026

ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ölçekte büyük bir etki yaratıyor. Bunun Hindistan’daki göçmen işçiler üzerindeki sonuçları ise bu etkinin yalnızca bir örneği. Son haftalarda fiyatların hızla yükselmesi, işletmelerin kapanması ve yakıt rezervlerinin tükenmesiyle birlikte, pek çok göçmen işçi hayatta kalabilmek için çaresizlik içinde kentleri terk ederek köylerine dönüyor.

Sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) tüplerindeki kıtlık ve yakıt erişiminin sınırlı olması, savaş nedeniyle artan gıda fiyatlarıyla birleşince Delhi gibi büyük şehirlerde restoranlar ve pek çok işletme kapanmak zorunda kaldı. Hatta birçok insan, yemek pişirecek yakıt bulamadığı için kendi evlerinde bile zorlanıyor; bu nedenle, dar şehir konutlarında mümkün olmayan geleneksel odun sobalarını kullanabilmek için köylerine geri dönüyorlar.

Narendra Modi’nin Bharatiya Janata Partisi (BJP) hükümeti gaz tüplerinin hâlâ kolayca bulunabildiğini iddia etse de gerçeklik çoğu zaman farklı. Özellikle Delhi’deki göçmen işçiler, gaz tüplerini çevrimiçi sipariş etmeyi sağlayan ev tipi gaz kartlarına erişemiyor. Bu durum, krizin göçmenler üzerindeki doğrudan ve orantısız etkisini açıkça ortaya koyuyor.

Bedelini Ödeyenler

İşçilerin kitlesel biçimde uzun mesafeler kat ederek yollara düşmesi ve işletmelerin ani kapanışı, altı yıl önceki ilk COVID-19 kapanmasını hatırlatıyor. Mart 2020’de, dünya genelinde kapanma önlemleri uygulanırken Hindistan hükümeti son derece sert bir yol izleyerek ülke çapında ulaşımı durdurmuştu.

Aynı zamanda fabrikalar ve işyerleri aniden kapanmış, milyonlarca iç göçmen işçi binlerce kilometreyi yürüyerek köylerine dönmek zorunda kalmıştı. Pek çoğu yolda yorgunluk ve sıcak çarpması nedeniyle yaşamını yitirmişti.

Bu deneyim, Neeraj Ghaywan’ın 2025 yapımı Homebound filminde çarpıcı biçimde anlatılıyor. Filmin son bölümünde, çocukluk arkadaşı Shoaib ve Chandan’ın yakıcı güneş altında köylerine yürüyerek dönme mücadelesi izlenir.

Gerçek bir hikâyeden esinlenen film, virüs korkusunu da yansıtır: Köylerine dönmek isteyenleri taşıyan kamyon şoförleri, hasta ya da öksüren yolcuları araçtan indirir. Shoaib ve Chandan da bu kaderi paylaşır; Chandan kamyonda fenalaşınca yolda bırakılırlar ve kalan 400 kilometreyi yürümek zorunda kalırlar.

Bugünkü kitlesel göçün odağı ise 2020’den farklı: bu kez belirleyici olan gıda krizi. Aynı ölçekte bir halk sağlığı krizi olmasa da milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta benzer bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bir kez daha Hindistan’ın göçmen işçileri, küresel bir ekonomik felaketin, bu kez ABD emperyalizminin yarattığı bir yıkımın bedelini ödüyor.

Son Çare

Homebound’da yolculuk zirve noktası olsa da bu noktaya götüren koşullar en az onun kadar belirleyicidir. Shoaib Müslümandır, Chandan ise Dalit; her ikisinin ailesi de yoksuldur ve geçimlerini bu gençlerin çalışmasına bağlamıştır.

Shoaib’in babası ağır sağlık sorunları nedeniyle çalışamazken, Chandan’ın annesi bir okulda aşçı olarak çalışırken kast ayrımcılığına maruz kalır. Bu koşullar, onları şehirde tekstil fabrikasında çalışmaya ve nihayetinde kapanma sırasında köylerine dönmeye zorlar.

Bu hikâye, Hindistan’daki Hindu üstünlükçü yönetim altında sınıf, kast ve dinin nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Film boyunca devlet işlerine girme hayalleri, sistematik ayrımcılık ve dışlanma nedeniyle sürekli yıkılır.

Shoaib satış işinde “saygın” bir iş bulsa da işyerinde maruz kaldığı İslamofobiye daha fazla katlanamayarak istifa eder. Chandan ise sonunda tekstil fabrikasında çalışmaya başlar. Her ikisi için de bu iş, son çaredir.

Film, kast ve dini ayrımcılığın bu iki genci nasıl güvencesiz, düşük ücretli emeklere ittiğini gösterir. İşe yeni başlamışken fabrikanın kapanmasıyla umutları bir kez daha yıkılır.

Ayrımcılık ve Hak Gasbı

Shoaib ve Chandan gibi pek çok göçmen işçi Müslüman ve Dalit kökenlidir. Film, işyerlerindeki kast ayrımcılığını incelikle işler. Hindistan’da kamu sektöründe Dalitler için ayrılmış kontenjanlar bulunsa da Chandan, kimliğini açıklamanın yeni ayrımcılıklar getireceğini bildiği için bu haktan yararlanmak istemez.

Bu, Dalit işçilerin sıkıştığı çelişkidir: Hak talep etmek bile onları daha fazla ayrımcılığa açık hale getirir. Üstelik özel sektör bu düzenlemelerin dışında bırakılmıştır.

Müslüman işçiler ise “yabancı” olmakla suçlanır; Pakistan ya da Bangladeşli olmakla itham edilir. Bu durum son dönemde devlet politikalarıyla daha da sertleşmiştir. 2025’te başlatılan seçmen kaydı uygulamaları, Müslümanları sistematik biçimde yurttaşlıktan dışlamaya yönelmiştir.

Bu saldırılar, 2019’daki Yurttaşlık Değişikliği Yasası’nın devamıdır ve Müslümanların haklarını gasbetmeye yönelik bir sürecin parçasıdır.

Unutulanlar

Bugün yollarda olan işçilerin görüntüleri, sistem tarafından unutulanların hikâyesini anlatıyor. Shoaib ve Chandan’ın yolculuğu, yalnızca pandeminin değil; yılların birikmiş ayrımcılığının ve kırılan umutların sonucudur.

19 Nisan’da Surat’taki Udhna istasyonunda binlerce işçi, Uttar Pradesh ve Bihar’daki köylerine dönmek için tren bekliyordu. Yakıt krizi derinleştikçe, aşırı kalabalık trenler ve yakıtsız kalan araçlar nedeniyle işçilerin yeniden kilometrelerce yürümek zorunda kalması muhtemel.

Bugünkü durum, ABD’nin savaş politikalarının Hindistan’daki emekçiler üzerindeki uzun vadeli yıkımının sadece başlangıcıdır.

Hindistan’daki faşizan siyasal iklimde Homebound gibi bir filmin ortaya çıkması ve ilgi görmesi dikkat çekicidir. Film, gerçekliğin sanatı nasıl yeniden yakaladığını da gösterir.

Küresel emperyalizm ile Hindistan’daki aşırı sağcı yönetimin birleşimi, göçmen işçilerin yaşadığı felaketin temel nedenidir. Shoaib ve Chandan’ın yürüyüşü yalnızca bir yolculuk değil, sömürü ve dışlanma düzeninin bir sonucudur.

Ancak işçiler yalnız değil. Nisan ayında Kuzey Hindistan’da binlerce işçi daha iyi ücret ve çalışma koşulları için eylemler düzenledi, yolları kapattı. Göçmen işçiler ve onların örgütleriyle dayanışma, bugün her zamankinden daha hayati bir görevdir.

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: