Anasayfa / Kadın / Feminizm, Antifeminizm ve Sınıf Mücadelesi

Feminizm, Antifeminizm ve Sınıf Mücadelesi

25 kasım kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü protestoları

Görsel: KADIN CİNAYETLERİNE YETER, KÜRTAJ YASALLAŞTIRILSIN, REFORMLAR UYGULANSIN

Érika Andreassy / 17 Kasım 2025


Son yıllarda, feminizm ve antifeminizm arasındaki tartışma giderek ahlaki bir çekişmeye dönüşmüştür. Bir tarafta antifeministler “Feminizm sizin için ne yaptı?” diye soruyor. Ya da “erkekler kadınlara oy hakkı verdi” gibi ifadeler kullanıyor. Diğer tarafta ise birçok feminist, feminizmin “iyiliksever” veya “yararlı” olduğunu kanıtlamak gerekmişçesine “kazanımlar” listeleriyle yanıt veriyor.


Bu tür tartışmalar, gerçeği anlamaya ya da ülkede büyüyen muhafazakar tepkiyle gerçekten yüzleşmeye yardımcı olmuyor.


Başlangıç noktası başka olmalı: Ne feminizm haklar veren sihirli bir varlıktır, ne de erkekler, bireysel olarak değerlendirildiğinde, kadınlara bir şey “vermiştir”. Haklar gökten zembille inmez. Haklar, maddi yaşamın çok somut koşullarında, toplumsal mücadeleyle kazanılır.


Haklar verilmemiştir: Zorla alınmıştır


Birisi “kadınlara oy hakkı verenler erkeklerdi” dediğinde, tarihsel mantığı tamamen tersine çeviriyor. Oy hakkı, kadınların öncesinde örgütlenip kampanyalar düzenleyerek protesto etmeleri, gazeteler çıkarmaları, hapis ve saldırılara maruz kalmaları sayesinde kabul edildi. Yani, devletin bir hakkı tanımak zorunda kalmasına neden olan bir mücadele süreci yaşandı.


Kadınların oy hakkı, işçi hakları, doğum izni, aile içi şiddetin suç sayılması ve diğer birçok kazanım da böyle oldu. Her zaman baskı, seferberlik, örgütlenme oldu — hiçbir zaman bedava bir taviz verilmedi.


Feminizm, kadınların gerçek ihtiyaçlarından doğar


Feminizm, bazı kadınların eşitlik konusunda aydınlanmış bir fikir sahibi olmaları nedeniyle ortaya çıkmadı. Feminizm, özellikle kapitalizmin yayılmasıyla birlikte maddi yaşam koşullarının değişmesi nedeniyle ortaya çıktı.

Kadınların endüstriyel işgücüne kitlesel olarak girmesi bir çelişkiyi ortaya çıkardı: Kadınların ev işlerinden kurtulup haklarını kazanmalarına olanak sağladı, ancak “eşitlik” ve “özgürlük” savunucuları olan burjuva liberaller, kadınlara vatandaşlık hakkını reddetti.


Sistem, kadın emeğine ihtiyaç duyuyordu ve yeni işçi sınıfının kadınlarını aşırı sömürmek için baskıdan yararlandı. Ancak, bunun için tüm kadınları; burjuva ve proleter kadınları boyun eğdirilmiş halde tutması gerekiyordu.

Bu nesnel gerilim, ilk kadın siyasi örgütlerinin (sosyalist ve burjuva) ortaya çıkmasına neden oldu ve daha sonra “feminizm” olarak bilinen bilinç biçimlerini üretti.


Feminizm bu nedenle, kapitalizm içinde ortaya çıkan bir dizi sosyal talebin programatik ifadesidir. Mücadeleyi üretmez, mücadelenin sonucudur.


Klasik feminizm, aslında burjuva kökenli liberal bir hareketti. Formal eşitlik, eğitime ve oy hakkına erişimi savunuyordu — ancak kapitalist sınıf yapısını sorgulamıyordu. Bu, tarihsel önemini azaltmaz, ancak sınırlarını açıklar.


Bu nedenle biz Marksistler, kadınların sınıf ve devrimci bir perspektiften örgütlenmesini savunuyoruz, çünkü emekçi kadınların tam olarak özgürleşmesinin, bizim ezilmemiz üzerine kurulu sistemi aşmaktan geçtiğini düşünüyoruz.


Antifeminizm, kadınların özgürleşmesine karşıdır


Antifeminizm bazı fikirleri reddetmekle sınırlı değildir. Bir siyasi projesi vardır.

Aşırı sağ, otoriter toplum görüşünü desteklediği için kadınların bedenleri üzerinde kontrolünü sürdürmek zorundadır. Bu nedenle kürtaj hakkı, cinsel eğitim, LGBTİ+ hakları ve geleneksel hiyerarşileri tehdit eden her şeyi saldırıya uğratarak muhafazakar ahlakı pekiştirir.


Koca tarafından yönetilen geleneksel çekirdek aileyi ve cinsiyete göre iş bölümünü savunmak kapitalizm için son derece işlevseldir. Çünkü, kadınları ücretsiz ev işleri yapmaya devam ettirir, işgücünün yeniden üretilmesine yönelik harcamaları azaltır ve onları ucuz işgücü olarak kullanır.


Aynı zamanda antifeminizm, feministleri bir “tehdit” haline getirerek dikkati ekonomik eşitsizlik, işgücü sömürüsü ve kamu politikalarının eksikliğinden başka yöne çeker. İşadamları ve hükümetlerle yüzleşmektense kadınları suçlamak daha kolaydır.


Antifeminist tartışmanın ahlaki tuzağı


Antifeministlerin ahlaki saldırıları karşısında, sosyalist ve Marksist olduğunu iddia edenler de dahil olmak üzere birçok feminist aynı alanda yanıt veriyor ve sonunda bir tuzağa düşüyor.


Çünkü “feminizm X, Y, Z’yi başardı” diye sınırlı kalırsak, sanki tartışma soyut bir bayrağa “karşı” ya da “lehine” olmakla ilgiliymiş gibi, bireysel ahlak mantığına girmiş oluruz.


Asıl mesele, kadınların haklara, özgürlüğe ve eşitliğe sahip olup olmamaları gerektiğidir. Eğer evet ise, bu hakların nasıl kazanıldığını anlamamız gerekir. Ve bu, sempatiyle değil, organize bir mücadeleyle olur.


Bu nedenle, antifeminizme tutarlı bir şekilde yanıt vermek, tartışmayı doğru yere oturtmak, tartışmayı tarihselleştirmek ve somutlaştırmak gerekir:

  • Haklar verilmez, alınır.
  • Feminizm, kadınların somut ihtiyaçlarının bir ifadesidir.
  • Antifeminizm, bir “ideoloji” ile değil, kadınların özgürleşmesi ile mücadele eder.
  • Kadınların mücadelesi ancak kolektif örgütlenmeyle ilerleyebilir.
  • Yapısal eşitsizliği ve baskıyı ortadan kaldırmak için kapitalizmle mücadele etmek gerekir.


Bu yaklaşım, tartışmayı aşırı sağın beslendiği duygusal alandan uzaklaştırarak, işçi sınıfının örgütlenip zafer kazanabileceği siyasi alana taşıyor. Antifeminizmi, sadece “feminist ideolojiye” karşı bir sorgulama olarak değil, kadınları bir sosyal güç olarak gören gerici bir hareket olarak ortaya koyuyor.

Yazının Portekizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: