Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal en önemli mücadelecilerinden biri, Yoldaş Jan Talpe yaşamını yitirdi. Jan Talpe’nin mücadele dolu yaşamının kısa öyküsünü ve veda mektubunu yayınlıyoruz.
Devrimci mücadeleye ömrünü adayan Jan Talpe yoldaşı saygıyla anıyor, sunduğu katkıları selamlıyoruz. Anısı mücadelemizde yaşayacak!
Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE) / 27 Nisan 2026
Dördüncü Enternasyonal – Uluslararası İşçi Birliği’nin Tüm Yoldaşlarına,
Örgütümüzün tüm üyelerine ve destekçilerine, Belçika LCT üyesi ve Uluslararası Ahlak Komisyonu üyesi Yoldaş Jan Talpe’nin yaşamını yitirdiğini bildiriyoruz. Onun ölümü son derece acı verici bir kayıptır. Bu acı, beklenmedik ya da şaşırtıcı olmasından kaynaklanmıyor. Tam tersine, bilinçli bir karar olması ve bizim de sancılı bir bekleyiş yaşamak zorunda kalmamız nedeniyle derindir. Uzun yıllar boyunca bu sıra dışı insanı ve yoldaşı büyük saygıyla sevdik; sınırsız cömertliğinden, düşünsel berraklığından ve yeteneğinden, kardeşçe mizahından ve alçakgönüllülüğünden yararlandık.
Hiç kuşkusuz en kıdemli militanlarımızdan biri aramızdan ayrıldı. 92 yaşında dahi son saatlerine kadar aktif, adanmış ve disiplinli kaldı. Hiçbir zaman önder olma peşinde koşmadı. Ancak uzun ve yoğun yaşamı ile militanlık tarihinde, birçok ülkede devrimci kadroların yetişmesine katkı sundu ve uluslararası örgütümüz tarafından yayımlanan önemli teorik katkılar üretti.
Onun ideolojik, siyasal ve coğrafi yolculuğu son derece çarpıcıdır. 1933 yılında, Nazizmin yükselişi sırasında Belçika’da doğdu. Katolik bir ailede büyüdü ve ona “hayırseverlik” değerleri öğretildi. Genç yaşlarında hayatını rahipliğe adamaya karar verdi. Eğitimi sırasında ilahiyat diploması ve fizik doktorası aldı.
Castelo Branco diktatörlüğü döneminde Brezilya’da misyoner olarak görev yaparken, sömürülen ve ezilen kitlelerin yaşadığı ağır koşullara tanıklık etti. Marksizmle ilk kez orada karşılaştı. Radikalleşti ve ezilenlerin mücadelesine kararlılıkla katıldı. İnançlarına uygun biçimde bir işçi mahallesine taşındı. Sömürücü devlet tarafından zulme uğradı ve altı ay hapsedildi. Belçika’da ve uluslararası alanda yürütülen güçlü bir kampanya sonucunda serbest bırakıldı, ardından sınır dışı edildi.
Teslim olmadı, geri çekilmedi. Kilise ile bağlarını kopardı ve yeni bir arayışa yöneldi. Yolculukları sırasında Fransa’da Loly ile tanıştıktan sonra Latin Amerika’ya geri döndü ve Şili’yi ziyaret etti. Loly, hayatının aşkı ve çocuklarının annesi olacaktı. O sırada Pinochet diktatörlüğüne karşı faaliyetlere katılıyordu. Jan Arjantin’e yerleşti. Buenos Aires banliyölerinde, Falkland Savaşı koşullarında, UİB-DE ile bağ kurdu ve Arjantin’de MAS’ın kuruluşuna katkı sundu.
Bir on yıl sonra, Doğu Avrupa ve SSCB’de kapitalist restorasyona karşı yükselen halk ayaklanmaları, UİB-DE için hem bir fırsat hem de bir görev ortaya koydu. Jan ve Loly, iki çocuklarıyla birlikte ön saflardaydı ve Doğu Almanya’ya yerleştiler. Belçika ve Almanya’dan Polonya, Ukrayna ve Rusya’ya kadar bölgeyi birleştiren “Doğu Ekibi” içinde yorulmadan çalıştılar. Jan ve Loly’nin birçok dili akıcı biçimde konuşmaları, Avrupa ve diğer ülkelerde sayısız metnin çevrilmesinde ve etkinliklerde tercümanlık yapılmasında belirleyici oldu.
Sevgili yoldaşımız Loly 2014 yılında aramızdan ayrıldı. Onu her zaman UİB-DE’nin simge isimlerinden biri olarak hatırlayacağız. Jan’ın bugüne kadar uzanan örnek ve ilham verici yaşam yolculuğu üzerine daha çok şey söylenebilir. Henüz Ocak 2026’da Brezilya hükümeti Jan’a siyasi af tanıdı. Ancak Jan’a sunabileceğimiz en büyük saygı duruşu, onun veda mesajını paylaşmaktır:
Mücadele yoldaşlarım,
Sağlığım her geçen gün kötüleşiyor; öyle ki hayatta kalmak giderek daha güç hale geliyor. Gitmeye karar verdim. Sizlere gülümseyerek veda ediyorum.
Yaşayabilmiş olduğum için gülümsüyorum. Bilişsel kapasiteye sahip 300 milyon memeli türünden biri olarak, insanlığın yok oluş tehdidi altında bulunduğu bir gezegende yaşayabilmiş olmak için gülümsüyorum; tıpkı on milyonlarca yıl önce dinozorların yok olması gibi, eğer üretim araçlarını elinde tutan küçücük bir azınlığın tüketim mallarının konforunu tekeline alması felaketini tersine çeviremezsek bizim türümüz de yok olabilir. Bu malların tüm insanlık için geliştirilmesi gerekirken, onların keyfine göre tasarruf edilmesine karşı verilen mücadeleye katılmış olmaktan dolayı gülümsüyorum.
Annemden, kötülüğü yapanların kim olduğunu anlamadan başkaları için iyilik yapmayı öğrendim. Ayrıca insanların doğdukları yere ya da sahip oldukları anne babaya göre neden “iyi” ve “kötü” diye ayrıldığını da anlayamamayı öğrendim. “Kötü” denilenler, “iyi” denilenlerin işlerini çalıyorlardı.
Geçen dokuz on yıl boyunca, ya da çevremdekilerin “Artık kendi başına giyinebiliyor” dediği yaştan, “Hâlâ kendi başına giyinebiliyor” demeye başladıkları yaşa kadar, “kötü” insanların kötü olmasının sebebinin “iyi” insanlara kötü davranmaları olduğunu ve iyilik ile kötülük arasında bir mücadele bulunduğunu öğrendim. Bu mücadelede bir taraf seçmeyi öğrendim. “İyi tarafta” yer alarak “kötülere” karşı mücadeleye katıldım. Bu mücadeleler içinde, o “kötü muamelenin” ne anlama geldiğini açıklayabilen insanlarla tanıştım.
“Sınıf mücadelesi” kavramının kötü bir şey olmadığını öğrendim. Burjuvaların ve proleterlerin var olduğunu öğrendim. Aralarında bir mücadele bulunduğunu öğrendim.
Bir taraf seçtim. Karl’ın, Friedrich’in, Vladimir İlyiç’in ve Lev Davidoviç’in açıkladıkları ve yaptıkları temelinde bunun ne anlama geldiğini inceledim; mücadeleye fiilen katılarak öğrendim. Şimdi, bu mücadele dolu yaşamı sonlandırmanın eşiğinde, zayıflıklarımın farkında olarak onlarca yıl boyunca buna uygun biçimde davranmış olmaktan gurur duyuyorum.
Yarım yüzyıl boyunca çocuklarımın annesi Loli’nin yanımda oluşu için gülümsüyorum; onun fedakârca ve kararlılıkla proletaryanın safında burjuvaziye karşı mücadele etmiş olması için gülümsüyorum.
Mücadele yoldaşlarım, bugün, 20 Nisan 2026’da, ellerinizi gülümseyerek bırakıyorum.






