Opinião Socialista / 7 Ocak 2026
15 Aralık’ta başlayan ve 16 gün süren ulusal petrol işçileri grevi, Petrobras yönetiminin sunduğu, ücret kayıpları ve hak gaspları içeren geri düzey bir Toplu İş Sözleşmesi (TİS/ACT) teklifine karşı patlak verdi. Şirketin önerisi; ücretlerde reel kayıplar, hakların budanması ve özellikle izinlerin kaldırılması gibi saldırılar içeriyordu. Petrol işçileri; 2019 ve 2020 yıllarında biriken kayıpların telafisini, reel ücret artışını, emeklilerin haklarının güvence altına alınmasını ve şirket teklifindeki tüm saldırı maddelerinin geri çekilmesini talep ediyordu.
Mücadele sayesinde, şirketin “imkânsız” olduğunu iddia ettiği yeni teklifler koparıldı. Ancak buna rağmen, grevin olağanüstü gücü dikkate alındığında, nihai sonuç elde edilebilecek olanın gerisinde kaldı. Yine de bu sonuç, zenginlerin ve güçlülerin gizlemeye çalıştığı temel bir gerçeği açığa çıkardı: İşçiler olmadan hiçbir şey işlemez.
Grev boyunca petrol işçileri yalnızca şirket ve Lula hükümetiyle değil, aynı zamanda petrol işkolundaki sendikal hareketin uzlaşmacı, bürokratik (pelego) kesimleriyle de karşı karşıya geldi. Özellikle CUT’a bağlı FUP (Petrol İşçileri Birleşik Federasyonu), seferberliği frenlemek ve işçileri teslimiyete sürüklemek için aktif rol oynadı.
Hareketin büyüklüğü yalnızca durulan gün sayısıyla değil, üretim üzerindeki somut etkisiyle ölçüldü. Rafineriler, terminaller, kara tesisleri ve özellikle offshore platformlar mücadelenin ana cepheleri oldu. Ulusal üretim açısından hayati önemdeki açık deniz işçileri, tüm birimleri direniş mevzilerine dönüştürdü. Üretimi tutan ve sermayenin normal işleyişini durduran esas güç onlar oldu. Örneğin P-78 platformu, ancak grev sona erdikten sonra faaliyete geçip ilk petrolünü üretebildi. Bu durum, işçilerin kolektif eyleminin gücünü açıkça ortaya koymaktadır.
Buna rağmen onaylanan TİS, önemli bir ekonomik zafer olarak sunulamaz. Grevin gücüyle koparılan bazı tavizler olsa da, bunlar hâlâ kayıpları ve kategorinin gerçek ihtiyaçları karşısındaki sınırlılıkları yansıtmaktadır.
Temel soru ortadadır: Bu kadar tarihsel ve güçlü bir grev neden daha büyük kazanımlar elde edemedi?
Petrobras Yönetimine Karşı Mücadeleyi Keskinleştirmek
Petrobras yönetimi, Magda Chambriard liderliğinde son derece uzlaşmaz bir tutum benimsedi. Büyük çoğunluğu yabancı hissedarlara giden milyarlarca liralık temettü politikasını sürdürürken, işçilerin taleplerini —ki bunlar finans kapitalin paylaştığı miktarların çok küçük bir bölümünü oluşturuyor— reddetti. Son beş yılda yalnızca hissedarlara 400 milyar realden fazla kaynak aktarıldı; bu rakam, işçilerin talep ettiği her şeyin çok üzerindedir.
Aynı zamanda şirket, birimlerdeki baskı ve mobbing uygulamalarını artırdı, grevi dağıtmaya çalıştı, sendikal faaliyetleri kısıtladı ve operasyonel bilgilere erişimi daralttı. Petrobras, Sindipetro-RJ ve CSP-Conlutas tarafından müzakere kanallarını açmak için önerilen Çalışma Savcılığı (MPT) arabuluculuğunu dahi reddetti.
Bunun yerine şirket, süreci yargıya taşıyarak Yüksek İş Mahkemesi’ne (TST) başvurdu ve toplu uyuşmazlık açtı. 2 Ocak’ta uzlaşma duruşması, 6 Ocak’ta ise yargılama takvimi belirlenerek hukuk, grev üzerinde bir baskı aracına dönüştürüldü. İşçi hareketinin tarihi göstermektedir ki mahkemeler, işçi haklarını değil; toplumsal düzeni, özel mülkiyeti ve kapitalist kârları korur. Burjuva adaletine güvenmek, mücadelenin kaderini düşmana teslim etmektir.
MPT arabuluculuğunun reddedilmesi, Petrobras yönetiminin hissedarların çıkarlarına göre ritim ve koşullar dayatma stratejisini teyit etmektedir. Bu deneyim, hakların ancak doğrudan mücadele, toplumsal baskı ve işçilerin bağımsız örgütlenmesiyle savunulabileceğini bir kez daha göstermiştir.
Lula Hükümeti Petrol İşçilerinin Müttefiki Değildir
Petrol işçilerinin mücadelesini ilerletmek, Petrobras politikasını kimin belirlediğini anlamayı gerektirir. Pek çok petrol işçisi, değişim beklentisiyle Lula’ya oy verdi; yeni bir hükümetin ücretlerin telafisini ve hakların geri kazanılmasını sağlayacağına inandı.
Bolsonaro ve aşırı sağın özelleştirmeleri derinleştirip hakları gasp ettiği doğruysa da, Lula hükümeti döneminde bu hakların tamamı geri verilmemiştir. Farklı biçimlerde olsa da, özelleştirmeci mantık sürmekte, saldırılar devam etmektedir.
Zaten grevin kendisi, hükümetin işçilere hiçbir şeyi gönüllü olarak vermediğini göstermektedir. En küçük ilerleme dahi ancak mücadeleyle kazanılmıştır. Grev boyunca hükümet petrol işçilerine destek olmak adına tek bir adım atmamış, hangi tarafta durduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Petrobras yönetimi gökten düşmedi; Lula hükümeti tarafından atandı. Şirketin politikası hükümetin çizgisine tabidir. Milyarlarca liralık temettülerin yanı sıra ihaleler, imtiyazlar ve stratejik alanlarda özel çıkarlara bağımlılık sürmektedir.
Temel ders şudur: Mücadele yalnızca şirket yönetimine ve hissedarlara karşı değil, aynı zamanda kapitalist işleyişin devamını güvence altına alan mevcut hükümete karşı da verilmelidir. Lula hükümeti, işçileri savunduğunu iddia etse de gerçekte savunmamaktadır. Bolsonaro ve aşırı sağdan farklı bir projeye sahip olsa bile, bu proje kapitalist milyarderler için yönetme sınırları içindedir.
FUP/CUT’un Bir İhaneti Daha ve Onu Aşma Zorunluluğu
FUP yönetimi, en başından itibaren greve direnmiş, tabanın talep ettiği seferberliği örgütlemekten kaçınmıştır. Grev, federasyonun inisiyatifiyle değil; tabanın ve mücadeleci sendikaların baskısıyla hayata geçirilmiştir.
Hareket güç kazandığında ise FUP teslimiyetçi bir çizgiye girerek geri düzey bir teklifi kabul etmiş, tabandan kopuk ve yukarıdan dayatılan kararlarla grevi sonlandırmak için genel kurullar çağırmıştır.
Bu grevin yeni bir özelliği, FUP’un yaşadığı benzeri görülmemiş itibar kaybıdır. FUP’a bağlı Sindipetro-NF, ilk kabul çağrısını reddetmiş ve grevi sürdürerek FNP sendikalarıyla fiili bir birlik sağlamıştır. Caxias’ta ise sendika yönetimi grevi sonlandırmayı başarsa da, genel kurul federasyonun uzlaşmacı tutumunu kınayan bir bildiri kabul etmiştir.
Açıkça görülmektedir ki grevin daha ileri gitmesini engelleyen esas faktör FUP’un rolüdür. Federasyon kategoriyi bölmemiş ve hükümet ile şirkete teslim olmamış olsaydı, petrol işçileri birleşik bir şekilde şirketi, yargıyı ve hükümeti karşılarına alabilir, çok daha büyük kazanımlar elde edebilirdi.
FUP’un tutumu, siyasi yönelimiyle doğrudan bağlantılıdır. Lula hükümetine ve şirket yönetimine koşulsuz destek veren bu federasyon, petrol işkolunda onların çıkarlarını taşıyan bir iletim kayışı işlevi görmektedir. Bu nedenle işçi mücadelesine karşı konumlanmaktadır.
Bu deneyim, işçilerin kârları koruyan uzlaşmalara mahkûm edilmemesi için sınıf bağımsızlığının zorunluluğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Merkezî Ders: Sınıf Bağımsızlığı
Şirket yönetiminin saldırıları, Lula hükümetinin hissedar yanlısı politikaları ve sendikal bürokrasinin uzlaşmacı tutumu, işçi gücünün ancak özerklikle inşa edilebileceğini göstermektedir. Grev, taban genel kurulları, doğrudan karar mekanizmaları ve meclislerin denetimindeki grev gözcülükleri gibi araçlar yarattı; bu dinamiğin hâkim olduğu yerlerde hareket ayakta kaldı.
CSP-Conlutas, sınıf bağımsızlığını savunarak stratejik bir rol oynadı. PSTU militanlarının öncülüğünde FNP sendikaları da özellikle Rio de Janeiro, Santos, São José dos Campos, Betim, Sergipe ve Pará’da bu süreci güçlendirdi. Pratik ders açıktır: Yalnızca bağımsız, demokratik ve mücadeleci bir örgütlenme, üretici gücü siyasal güce dönüştürebilir.
Grev bilançosu nettir. Ekonomik kazanımlar sınırlı ve yetersiz olsa da, politik ve örgütsel kazanımlar büyüktür. Şirkete, aşırı sağa ve PT hükümetlerine karşı bağımsız durabilen bir sendikal anlayış güçlenmiştir.
Tabandan birliği ilerletmek, genel kurulları, komiteleri ve grev gözcülüklerini öz-yönetim okulları olarak pekiştirmek gereklidir. Gelecek mücadelelerin yakıtı buradan çıkacaktır.
Petrol İşçilerinin Mücadelesi, Genel İşçi Mücadelesinin Parçasıdır
On altı günlük grev, zenginliği üretenlerin kapitalist toplumun işleyişini derinden sarsabileceğini göstermiştir. Ülkenin stratejik kaynaklarını üretenler işçilerse, bu kaynakların nasıl kullanılacağına karar verme hakkı da onlara aittir.
Bugün zenginliğin azınlık bir hissedar grubunca gasp edildiği bir düzende alternatif açıktır: Ne üretileceğine, nasıl üretileceğine ve ürünlerin nasıl paylaşılacağına işçilerin kendi örgütleri karar vermelidir.
Bu mücadele bir TİS’in çok ötesindedir. Enerjiyi, istihdamı, doğal kaynakları ve ulusal egemenliği kimin kontrol edeceği sorunudur. Grev; egemenlik, enerji dönüşümü ve kapitalistlere karşı bir ülke projesi mücadelesini güçlendirmiştir. Bu nedenle petrol işçilerinin grevi, işçi sınıfının devrimci ve sosyalist bir politik alternatif için verdiği genel mücadelenin parçası olmalıdır.
PSTU, grev gözcülüklerinde, genel kurullarda ve işyerlerinde yer alarak, acil taleplerle toplumsal dönüşüm projesi arasındaki bağın kurulmasını savundu. İşçileri, Petrobras’ın ve onun zenginliklerinin Brezilya halkına hizmet etmesi için —bu işletmenin işçilerin denetimi ve yönetimi altında— bu projeyi tartışmaya ve inşa etmeye çağırıyoruz.





