Anasayfa / Şimdi Gündem / Küresel Düzensizlik, Yeni Suriye ve Türkiye’nin Çıkmazı

Küresel Düzensizlik, Yeni Suriye ve Türkiye’nin Çıkmazı

Küresel Gerginlik

Savaşlar, protestolar, grevler ve direnişlerle dolu bir yıl kapıda. Dünya, sert rekabetin, korumacılığın ve çatışmanın belirlediği bir döneme sürükleniyor. Suriye’de eski rejimin çöküşüyle birlikte yeni bir belirsizlik dönemi başladı. Kürtlerin siyasal kazanımları tasfiye edilirken, ABD emperyalizminin müttefiki, Siyonizm ve İsrail’le barışık, yeni bir İslamcı bir yönetimin sınırlarımızda yükselmesi riski var. Türkiye’de ise derinleşen ekonomik kriz, toplumsal yaşamın tüm alanlarını kuşatmış durumda. Saray rıza üretemedikçe şiddetini arttırıyor. Son dönemde grevler ve direnişler artış gösterse de mevcut örgütlenme düzeyi sistemsel bir kırılma yaratmak için yeterli değil. Sosyalist hareketin daha tutarlı bir mücadeleye ve sınıf içerisinde kök salmaya ihtiyacı var.

Marksizm Şimdi! Yayın Kurulu / 21 Ocak 2026

2026 yılına, İran’da yoksulluğa ve dini temelli otoriter yönetime karşı yükselen halk isyanlarıyla girildi. Aynı dönemde Rusya Avrupa’yı savaşla tehdit ederken, Çin Tayvan çevresinde askeri tatbikatlarını yoğunlaştırdı. Türkiye’de radikal cihatçı yapıların yeniden hareketlendiğine dair tartışmalar sürerken, ABD yönetimi Latin Amerika’ya yönelik askeri hamleleriyle dünya gündemini değiştirdi. Venezüella’ya yapılan operasyonun ardından Kolombiya ve Küba’ya dönük tehditler, Grönland’a ilişkin açıklamalarla birlikte küresel gerilim daha da tırmandı.

Yeni bir dünya düzeni şekillenirken ABD, eski tek kutuplu üstünlüğünü koruma çabasında. Askeri ve ekonomik gücünü yeniden tahkim etmek isteyen Washington, NATO’nun yükünü tek başına taşımak istemiyor; bu yükü paylaşırken müttefiklerine sert koşullar dayatıyor. Avrupa Birliği derin bir güvensizlik içinde savruluyor. Çin, kimi bölgelerde taktik geri çekilmeler yapsa da küresel etkisini sürdürme kararlılığını koruyor. İsrail ise Orta Doğu’nun yanı sıra Doğu Akdeniz’i de yeniden şekillendirmeye çalışıyor; Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır’la kurduğu askeri iş birlikleriyle Türkiye sınırlarına yaklaşan yeni bir denge oluşturuyor.

Bu tablo, yeni yılın nasıl geçeceğine dair güçlü bir işaret sunuyor. Savaşlar, protestolar, grevler ve direnişlerle dolu bir yıl kapıda. Çin-ABD rekabetinden Ukrayna’daki işgale, Gazze’den Afrika’daki çatışmalara, Avrupa’da aşırı sağın yükselişinden gezegenin hızla yağmalanmasına ve göç yollarına düşmüş milyonlarca insana kadar çoklu krizlerin iç içe geçtiği bir dünyadayız. Finansal fonlar ve sınırlı sayıdaki teknoloji tekelleri için büyüyen bu sistem, geniş halk kesimleri açısından derin bir yıkım anlamına geliyor. Yapay zekâ ve yeni teknolojiler, insanlığın ortak yararından çok savaş ve denetim araçları olarak öne çıkıyor. Dünya, sert rekabetin, korumacılığın ve çatışmanın belirlediği bir döneme sürükleniyor.

Suriye’de Yeni Düzen Arayışı

Suriye’de eski rejimin çöküşüyle birlikte yeni bir belirsizlik dönemi başladı. Süreç, etnik ve mezhepsel saldırılarla derinleşti; farklı topluluklar hedef haline geldi. İsrail, güvenlik gerekçeleri ve azınlıkların korunması söylemiyle Şam’a doğru ilerlemeyi sürdürdü. Ahmed Şara liderliğinde radikal İslamcı HTŞ, emperyalist güçler ve bölgesel aktörlerle ilişkilerini yeniden düzenlemeye çalışıyor. Şam’daki yeni yönetim ile kuzeydeki silahlı güçler arasında müzakere ihtimali konuşulurken, geçtiğimiz haftalarda HTŞ Halep’teki Kürt mevzilerine saldırmaya başladı. Bu 10 Martta yapılan müzakerenin de sonlandırılmasıydı.

Türkiye, uzun süredir sınır hattındaki Rojava özerk yönetimini feshetme ve Şam yönetimine bağlama politikası izliyordu ve son gelişmeler bu hedef doğrultusunda başarılı olduğunu gösteriyor. Suriye’de yaşananlar daha kapsamlı analizler gerektiriyor; ancak mevcut tabloda Kürt siyasal kazanımlarının ciddi biçimde saldırı altında olduğu görülüyor. Geçmişte İŞİD’e karşı verilen mücadelede ağır bedeller ödeyen bazı Arap aşiretleri, SDG cephesinin içine girmişti. Bugün değişen dengelerle birlikte Sudi Arabistan, ABD, Türkiye destekli Şara yönetimine yöneldiler. Bu aşiretlerin önemli bir kısmı, ulusalcı reflekslerle hareket ediyor ve Kürtlerle ortak bir siyasi paylaşımı reddediyor ve elbette daha çok para istiyorlar. Bu dönüşümde bölgesel güçlerin ve uluslararası aktörlerin etkisi belirgin. Sudi Arabistan Ahmed Şara’nın  Suriye’yi birleştirebileceğine ve ABD’nin müttefiki olabileceğine Trump’ı ikna etmiş görünüyor.

Şam yönetiminin ve emperyalist güçlerin zorlamasıyla SDG güçleri önce Fırat’ın doğusuna geçmeye ve sonra merkezi yapıya katılmaya zorlanıyor. ABD, bu konuda net bir açıklama yaptı: Artık bizim adamımız Şara ve SDG ile işimiz bitti.  Yeni durum Kürtler için petrol gelirleri ve stratejik bölgelerin kaybı anlamına geliyor. Enerji kaynaklarının kontrolü aşiretlerin eline geçmiş durumda; merkezi yönetimin zamanla bu alanları devralması bekleniyor. Anlaşmalar, silahlı güçlerin bireysel olarak merkezi orduya entegre edilmesini ve sınırlı bir yerel güvenlik yapısının kalmasını öngörüyor. Bu durum, önceki özerklik tartışmalarının oldukça gerisinde bir tabloyu işaret ediyor. Mevcut düzenlemeler, fiilen özerk yapının tasfiyesini içeriyor. ABD ve Körfez ülkelerinin desteklediği bu yeni dengelerin bölgede daha fazla istikrarsızlık yaratma ihtimali güçlü. ABD emperyalizminin müttefiki yeni bir İslamcı bir yönetimin sınırlarımızda yükselmesi riski var.

Türkiye: Ekonomik Çöküş ve Toplumsal Dağılma

Türkiye’de ise derinleşen ekonomik kriz, toplumsal yaşamın tüm alanlarını kuşatmış durumda. Açlık sınırı hızla yükselirken, büyük şehirlerde gelirler barınma giderlerini karşılayamaz hale geldi. Gıda ve konut krizi, halkın gündelik yaşamını belirleyen temel unsur oldu. Fabrika işçilerinden ofis çalışanlarına, küçük esnaftan gençlere ve emeklilere kadar geniş kesimler ağır bir yoksulluk baskısı altında yaşıyor. Çocuk işçiliği yaygınlaşırken, yüze yakın çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Kredi kartı borçluluğu rekor seviyelere ulaşmış, yoksulluk şehir merkezlerine doğru yayılmış durumda. Buna karşın enflasyon nedeniyle, kapitalistlere sürekli servet aktarımı sayesinde ülkedeki yoksulların oranı yüzde 80’lere kadar geldi.

Toplumsal parçalanma ve şiddet ortamı giderek derinleşiyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakaları artarken, uyuşturucu ticareti ve sokak çeteleri emekçi mahallelerinde yayılıyor. Örgütsüzlük, bu yapıları daha da güçlendiriyor. Enerji, silah ve inşaat sermayelerinin oligarşisi ile adalet ve güvenlik bürokrasisi ve organize suç örgütleri birbirine karışıyor. Medya alanında yaşanan el değiştirmeler, baskılar ve gazetecilere dönük şiddet bağımsız haberciliği daha da zayıflatıyor. Ülkedeki başı bozluk ve çürüme her yere yansıyor. Yasa dışı bahis, kara para aklama, borsa spekülasyonu ve uyuşturucu ticareti haberleri bitmiyor.  Saray kavgaları şimdilik saray içinde kapanıyor. Para ve güç bir elden diğerine geçiyor. Yargı duymuyor, görmüyor, dokunmuyor…

Cezaevleri, siyasi tutsaklarla dolu. Tahliye koşulları oluşmasına rağmen özgürlüğüne kavuşamayanlar, sağlık riski altındaki tutuklular ve yüksek yargı kararlarına rağmen devam eden tutukluluklar, hukukun zerresinin bile işlemediğini gösteriyor. Gazeteciler, siyasetçiler ve yerel yöneticiler üzerindeki baskılar, demokratik alanın giderek daraldığını gösteriyor. Saray rıza üretemedikçe şiddetini arttırıyor.

Saray, artan yoksulluk ve bölgesel gelişmeler karşısında güvenlikçi politikaları ön planda tutuyor. Seçim sürecine yaklaşıldıkça muhafazakâr söylemin sertleşmesi ve toplumsal yaşam üzerinde daha fazla baskı kurulacak gibi görünüyor. “Aile” temalı politikalar eşliğinde, farklı yaşam biçimlerine yönelik müdahaleler artıyor. Bu atmosfer, sınıf mücadelesinin ve emek taleplerinin görünmez kılınmasına da hizmet ediyor. Önümüzdeki dönemde emek hareketine ve demokratik örgütlenmelere yönelik baskıların yoğunlaşacağını şimdiden görüyoruz. Kadına, çocuğa, doğaya, hayvanlara saldırılara karşı savunma mevzilerimizi güçlendirmemiz gerekecek.

Rejimin, ABD ve İsrail ile gerilimden kaçarken, Rusya ile ve Çin ile denge politikasını çok uzun sürdürmesi mümkün değil. Suriye’de ABD’nin bugün için rızasını alsa da orta vadede sürüp sürmeyeceği belirsiz. 2026’da NATO zirvesi Türkiye’de. Zirveye kadar elini bölgede güçlendirmek için aktif olacağını öngörebiliriz. Zirvede sosyalistler ve işçi sınıfımız sokakta anti-emperyalist bir hattı kurarken, sermaye de emperyalizmle daha fazla iş birliği için çalışacak.

Kürt sorununda başlayan tartışma sürecinde henüz hiçbir adım atılmış değil. Rejim, ciddi bir taviz vermeden Kürtlerle anlaşmanın yolunu arıyor. Yeni anayasa tartışmalarında bir iki anayasal taviz verebilirler, bir kısım tutsak cezaevlerinden bırakılabilir ama daha ötesi masada görünmüyor. Saray anayasa değişikliği ile, seçimlerde Erdoğan’ın zaferini garanti altına almak ve Kürtlerle CHP muhalefetini birbirinden koparmak istiyor. Kürt siyasal hareketinin buna nasıl cevap vereceğini söylemek için henüz erken.

İşçi Hareketimiz

Buna rağmen, karanlık tabloyu tersine çevirme potansiyeli toplumsal muhalefetin ve işçi sınıfının örgütlü mücadelesinde yatıyor. Kimyadan, metale, belediyeden, sağlığa grev ve mücadele var. Petrol-İş Sendikasında örgütlü Sub Med ve Temel Conta grevdeler. Birleşik Metal-İş, MESS patronlarına karşı grev 43 fabrikada grev kararını astı. Belediyelerde işçiler grev hazırlıklarını arttırıyorlar. Saray rejimi, patronları koruyor, grevlere karşı tedbir alıyor. Temel Conta’da zorla makineler boşaltılarak anayasal, sendikal haklar tanınmıyor. Smart Solar’da burjuva hukuku ve kolluk zoruyla grev etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. Mücadeleci sendikacılar baskı altındalar.

Son dönemde grevler ve direnişler artış gösterse de mevcut örgütlenme düzeyi sistemsel bir kırılma yaratmak için yeterli değil. Tabandaki öfke, çoğu zaman sendikal merkezlere yansımıyor. İktidarın patronları koruyan yaklaşımı ve grevlere yönelik müdahaleleri bu tabloyu ağırlaştırıyor. Ancak farklı sektörlerde süren mücadelelerin birleşmesi, yeni bir siyasal ve toplumsal hattın önünü açabilir. Bu, yalnızca ideolojik bir tercih değil, toplumsal gerçekliğin dayattığı bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.

Sendikal merkezlerde olmasa da tabanda yeni, bağımsız özgün deneyimler, yeni mücadeleci sendikalar çıkabilir. Sosyalist hareketin daha tutarlı bir mücadeleye ve sınıf içerisinde kök salmaya ihtiyacı var. Merkezlerdeki basın açıklamalarının, online tweet kampanyalarının mücadeleye katkısı çok sınırlı. Sanayi havzalarında devrimci militanların işçi sınıfı ile buluşmasına ihtiyacımız var. İşçi sınıfımızın da mücadeleci gençlerle, kadınlarla, LGBT+’larla, çevre ve hayvan hakları savaşçılarıyla ile ezilen halklarla birleşmesi gerekiyor.

Bu nedenle “Nereden Başlamalı?” sorusunu daha çok konuşacağız.

Etiketlendi: