Anasayfa / Enternasyonal / İran’daki Halk Protestolarına Tam Destek! Kahrolsun Hamaney ve Pehlevi! İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, Elinizi Çekin! Demokratik İşçi ve Halk İktidarı İçin!

İran’daki Halk Protestolarına Tam Destek! Kahrolsun Hamaney ve Pehlevi! İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, Elinizi Çekin! Demokratik İşçi ve Halk İktidarı İçin!

İran'lı protestocu, eski rejim bayrağıyla

Fabio Bosco / 13 Ocak 2026

28 Aralık’ta, “Bazaar” olarak bilinen Tahranlı esnaflar, ekonomik krize (kontrolden çıkan enflasyon ve ulusal para birimi riyalin sert biçimde değer kaybetmesi) ve yalnızca rejimle bağlantılı belirli kapitalist kesimlere fayda sağlayan, toplumsal eşitsizliği derinleştiren neoliberal politikalara karşı protesto amacıyla dükkânlarını kapattı.

Ertesi gün üniversite öğrencileri protestolara katıldı. Buradan itibaren hareket; enflasyon nedeniyle yoksullaşan emekçi kesimleri, proleterleşen orta sınıfları, ezilen ulusları ve hatta “Bazaar” tarafından temsil edilen orta kesimleri de kapsayacak şekilde büyüdü. Protestolar, ülkenin iç bölgelerindeki küçük kasabalara ve ezilen ulusların yaşadığı bölgelere kadar yayıldı. 2022–2023 yıllarında Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından kadınlar ve gençler öncülüğünde gelişen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protesto dalgasıyla kıyaslandığında, Tahran ve diğer büyük kentlerdeki eylemler daha kitlesel olmasa da, ülke genelindeki yayılımı çok daha geniştir.

Protestocular ve daha geniş halk kesimleri arasında hâkim olan duygu, ekonomik kriz ve baskı koşullarının rejimin yıkılması dışında bir çözümü olmadığı yönündedir. 2009’daki sözde Yeşil Devrim sırasında egemen düşünce, rejimi içeriden reforme etmek ve demokratikleştirmekti. Ancak bu devrim yenilgiye uğradı ve bununla birlikte rejim içinden reform beklentileri niteliksel olarak zayıfladı.

Zayıflamış Ama Yenilmemiş

Bugün İran rejimi, hem ağır emperyalist yaptırımların ve rejim içindeki azınlık bir kapitalist kesimi kayıran neoliberal politikaların sonucu olan ekonomik durum nedeniyle, hem de toplumsal eşitsizlik ve demokratik özgürlüklerin yokluğu nedeniyle İranlı emekçi nüfus arasında popülaritesini kaybettiği için zayıflamıştır.

Buna rağmen rejim, protestoların yayılmasını engellemek ve kendi içindeki çatlakların ortaya çıkmasını önlemek için harekete geçmiştir. Bir yandan Bazaar’a küçük tavizler verilmiş ve ailelere 7 dolarlık bir kupon dağıtılmıştır. Öte yandan internet kesilmiş ve halihazırda 500 kişinin ölümüne, binlerce kişinin yaralanmasına yol açan geniş çaplı bir baskı dalgası başlatılmıştır; hastaneler yaralılarla doludur. (1)

Büyük kapitalistlerin ve Şii yüksek ruhban sınıfının desteğine ek olarak rejimin elinde polis, ordu, Besic milisleri ve hepsinden önemlisi Devrim Muhafızları (Pasdaran ya da IRGC) bulunmaktadır.

Devrim Muhafızları, İran rejiminin sahip olduğu en gelişmiş silahlarla donatılmış, paralel bir ordudur. Yaklaşık 125.000 eğitimli ve silahlı mensubu vardır ve maaşları diğer güvenlik ve askeri güçlerin maaşlarından daha yüksektir. Finansmanını petrol gelirlerinin yaklaşık %50’sini kontrol etmesinden ve inşaat, iletişim ve tarım gibi birçok önemli ekonomik sektördeki faaliyetlerinden sağlamaktadır. Liderleri doğrudan Ayetullah Hamaney tarafından atanır. Yakın zamanda, 31 Aralık’ta Ayetullah Hamaney, destekçisi Ahmed Vahidi’yi Devrim Muhafızları’nın komutan yardımcılığına atamıştır. Geçen yüzyılın sonunda seçimlere katılma yetkisi elde etmişler ve 2005’te Mahmud Ahmedinejad’ı cumhurbaşkanı seçtirmişlerdir.

Devrim Muhafızları, ülkenin dış politikasının şekillenmesinde de çok önemli bir rol oynamaktadır. El-Kudüs Gücü adlı seçkin birlik, başka ülkelerde ittifaklar kurup finanse ederek “direniş ekseni” olarak adlandırılan yapıyı oluşturmuştur. Bu eksen bugün, diktatör Beşşar Esad’ın düşmesi ve Lübnan’daki siyasi parti Hizbullah’ın zayıflamasıyla ciddi ölçüde sarsılmıştır.

İran’ın Geleceği Batı Asya (Orta Doğu) İçin Kilit Önemdedir

Bölgesel durum, İsrail hegemonyası altında sözde bir “Yeni Orta Doğu” şekillendirmeyi hedefleyen emperyalist ve İsrail saldırısıyla belirlenmektedir. Ancak diğer bölgesel güçler bu hedefe direnmekte ve İsrail hegemonyasının dışında, ABD ile ayrıcalıklı ilişkiler kurmaya çalışmaktadır. Suudi Arabistan’ın (Birleşik Arap Emirlikleri hariç çoğu Körfez ülkesinin desteğiyle) yanı sıra Türkiye ve İran da bu güçler arasındadır.

İran dış politikasındaki bir değişim —rejimin yıkılmasıyla ya da yıkılmadan—, İran’ın Çin emperyalizminin (ucuz İran petrolünden faydalanan) siyasi ve ekonomik etkisinden çıkması ve İran petrolünü ABD petrol şirketlerinin denetimine veren, İran rejimini bölge genelinde İsrail hegemonyasına tabi kılan yeni-sömürgeci bir anlaşmayı kabul etmesi koşuluyla, ABD emperyalizminin çıkarınadır.

Ancak Devrim Muhafızları’nın balistik füzelere ve 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu bir kaos ortamına İran’ın sürüklenmesi, ABD emperyalizminin çıkarına değildir. Bu durum, ABD’nin İran rejimiyle, nükleer ve balistik füze programlarını sona erdirmesi karşılığında yaptırımların kısmen ya da tamamen kaldırılmasını öngören, Venezuela rejimine dayatılan yeni-sömürgeci anlaşmaya benzer bir pazarlığa yönelmesine neden olabilir.

Ayrıca, rejimi devirerek bölge genelinde —özellikle Filistin direnişi açısından— mücadeleler için bir dayanak noktası oluşturacak yeni bir işçi ve halk devrimi de ABD’nin çıkarına değildir.

Suudi rejimi, İsrail’in bölgedeki ilerleyişinden, özellikle İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ittifaktan büyük endişe duymaktadır. İsrail kısa süre önce Somaliland’ı tanıyan ilk ülke olmuş; amacı ülkede askeri üsler kurmak ve Kızıldeniz’in güney girişini kontrol altına almaktır. Aynı zamanda BAE rejimi, Yemen’in güneyinde Hint Okyanusu ile Suudi Arabistan sınırı arasında geniş bir alanı kontrol etmek isteyen Yemen Güney Geçiş Konseyi’ne (STC) daha fazla silah ve kaynak göndermiştir. Suudi rejimi ise El-Mukalla limanında BAE’den STC’ye silah taşıyan gemileri bombalamış ve BAE güçlerine Yemen’i terk etmeleri için 24 saat süre tanımıştır.

İsrail hegemonyasını zayıflatmak ve Orta Doğu’yu çok kutuplu hâle getirmek amacıyla Suudi rejimi, 2023’te İran ile ilişkileri normalleştirmiş; Eylül 2025’te nükleer silahlara sahip Pakistan ile NATO’nun 5. Maddesinden esinlenen SMDA adlı karşılıklı savunma paktını imzalamış; Ocak 2026’da ise Türkiye ile askeri ve sanayi alanında bir anlaşma yapmıştır.

Protestolara Kim Liderlik Ediyor?

Uluslararası basın, bu protestolara liderlik iddiasında bulunan tek İranlı figüre dikkat çekmektedir: 1979 Devrimi’nde devrilen son İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi. Bir yandan Pehlevi’nin popülaritesi oldukça sınırlıdır; ancak ülke içinde ve dışında (ülkedeki ezilen uluslar hariç) artış göstermektedir. Öte yandan geçmişi onu mahkûm etmektedir. 1979’da devrilen Şah rejiminin işlediği zulümlerin kolektif hafızadaki canlılığı, halkın Ayetullahlar diktatörlüğünü yeni bir monarşik diktatörlükle değiştirmek istememesine yol açmaktadır.

Dahası, Pehlevi’nin bu yılın haziran ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik korkakça saldırganlığını açıkça desteklemesi, onu İran halkının büyük çoğunluğunun duygularıyla karşı karşıya getirmiştir. İranlıların büyük bölümü İsrail’i ya da ABD’yi yaşam koşullarını iyileştirecek veya ülkede demokratik özgürlükleri sağlayacak müttefikler olarak görmemektedir. Aksine, her ikisi de İran halkını aldatmayı ve bölgesel ile küresel hegemonya gündemlerini hayata geçirmeyi amaçlayan düşmanlar olarak algılanmaktadır.

Reza Pehlevi, İsrail veya ABD ile hiçbir bağı olmayan, işçi sınıfından yeni bir liderliğin inşa edilmesi gerekmektedir. Bu liderlik; her mahallede ve her şehirde işçi ve halk konseylerinin kurulmasını teşvik etmeli, seferberlikleri büyütmeli ve güvenlik güçlerinin tabanında bölünmeler yaratarak rejimin işçi sınıfının elleriyle yıkılmasının yolunu açmalıdır.

En büyük eksiklik, işçi sınıfının ve emekçi halkın çıkarlarıyla tam anlamıyla bağlantılı bir işçi ve devrimci partinin yokluğudur. 1979’daki demokratik devrim sırasında solun çeşitli kesimleri çok önemli bir rol oynamıştır. Ancak devrimin anti-kapitalist bir yöne evrilmesini engellemek için Ayetullah Humeyni, “mürted” ya da “münafık” olarak nitelediği tüm sol güçleri bilinçli bir şekilde tecrit edip tasfiye etmiştir. Bu politika, Humeyni’nin ölümünden kısa süre önce, müttefiki olan yargıç İbrahim Reisi’nin emriyle, 1980’lerin sonunda İran hapishanelerinde 5.000 solcu aktivistin idam edilmesiyle doruğa ulaşmıştır. Bu infazlar, ülke içindeki sol güçleri niteliksel olarak zayıflatmıştır.

Buna rağmen, protesto dalgasının harareti içinde, işçi sınıfının bağımsız öz-örgütlenmesini ve iktidara yönelmesini hedefleyen yeni bir devrimci işçi partisinin inşası hâlâ mümkündür. (2)

NOTLAR

(1) Rejim, Mahsa Amini’nin başörtüsünü “uygunsuz” kullandığı gerekçesiyle ahlak polisinin gözetimindeyken ölmesinin ardından 2022’de başlayan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarını bastırırken çoğu kadın olmak üzere yaklaşık 300 kişiyi öldürmüştür.

Protestoların başlamasından bir yıl sonra İran rejimi, başörtüsünü doğru takmayan kadınlara ağır cezalar öngören bir “iffet yasası” çıkarmıştır. Böylece protestocuları öldürerek ve baskıcı yasalar dayatarak, kadınların giyim kontrolünün bu gayrimeşru rejimin hayatta kalması için stratejik bir mesele olduğunu açıkça göstermiştir.

(2) 1988’de Ayetullah Humeyni, hapisteki solcu aktivistlerin idam edilmesini emreden bir fetva yayımladı. Erkekler asılarak, kadınlar ise Marksizmden vazgeçene ya da ölünceye kadar günde beş kez kırbaçlanarak öldürüldü. Kurbanların çoğu, Tahran’ın doğusundaki Khavaran Mezarlığı’nın “lanetli” bölümü (La’Natabad) olarak adlandırılan alana gömüldü. Kurbanların aileleri (“Khavaran Aileleri”) burada anma törenleri düzenlemekte ve rejim milisleri tarafından baskıya uğramaktadır. Günümüzde hâlâ keyfi infazların tanınması ve sorumluların cezalandırılması için mücadele etmektedirler.

Yazının İngilizcesini okumak için tıklayınız.

Etiketlendi: