Anasayfa / Şimdi Gündem / Sosyalist Bir Dünya İçin Marksizm Şimdi!

Sosyalist Bir Dünya İçin Marksizm Şimdi!

Marksizm Şimdi! get started

Son derece karmaşık bir dünya konjonktürünün ortasında yayın hayatına “Merhaba” diyoruz. Çin ve ABD arasındaki emperyalist rekabetin tozu dumanı altında dünya büyük bir karanlığa doğru sürükleniyor. Bu karanlığa işçi sınıfının cephesinden örgütlü bir cevap verme iddiasındayız. Okurlarımızı yalnızca dünyayı anlamaya değil, aynı zamanda onu birlikte değiştirmeye çağırıyoruz. Bu mütevazı çabanın, bu toprakların boyun eğmez devrimcilerine karanlıkta bir fener olmasını diliyoruz.


Çin–ABD Rekabeti Ekseninde Yeni Dünya Düzeni


İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan dünya düzeni, egemen ABD emperyalizmi ile Stalinist bürokrasi arasındaki iş birliğine dayanıyordu. Bu ittifak, dünya proletaryasının sayısız yenilgisine yol açtı. Ancak işçi devletlerinde kapitalizmin restorasyonu, bu düzeni temelden değiştirdi. Yeni dönemde Çin ve Rusya burjuvazilerinin küresel iş bölümüne entegre olmasıyla, Amerikan emperyalizmi tek başına belirleyici hale geldi. Bu düzen bugün derin bir krizin içindedir.


Troçki, III.Enternasyonalin 3. Kongresinde dünya durumunu üç noktadan ele almıştı. Birincisi, kapitalist ekonominin 1914’ten itibaren yukarıdan aşağıya yönelen bir eğriye girdiğini söylüyordu. İkincisi, ABD ile İngiltere arasındaki rekabetin yeni dönemin merkezinde yer aldığını ifade ediyordu. Üçüncüsü, gelişmiş ülkelerde burjuvazi, sosyal demokrasinin desteğine rağmen, siyasi dengeyi yeniden kuramadığına dikati çekiyordu. Troçki, bu üç unsurun bir sonucu olarak dünya çapında artan bir dengesizlik öngörüyordu.


Bugüne benzer bir analizle bakıldığında, birincisi 2007–2009 durgunluğu ile başlayan ekonomik düşüş, kapitalizmin yeni bir evrim sürecine girdiğini gösteriyor. İkincisi egemen güç olmasına rağmen gerileyen ABD emperyalizmi ile yükselen Çin emperyalizmi arasındaki rekabet derinleşiyor. Üçüncüsü emperyalizm ve burjuvazi, işçi sınıfının yaşam koşullarına yönelik saldırılarını sertleştiriyor. Bunlara iklim felaketleriyle birlikte çevrenin ve gezegenin yıkımı da eklemeliyiz.


2007–2009 dünya resesyonu, emperyalist düzenin dengesini bozdu; kısa döngülerle büyüyen ve krizlerle sarsılan bir kapitalist eğri yarattı. 2020’de COVID-19 salgınıyla derinleşen yeni durgunluk, işçilerin yaşam koşullarına büyük darbeler vurdu. Burjuvazi, pandemi sürecini ücretlerin düşürülmesi, taşeronluk, kuryelik, Uber şoförlüğü gibi güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması ve işsizliğin artışı için kullandı.


Büyük teknoloji tekelleri, özellikle ABD merkezli Alphabet, Amazon, Apple, Meta, Microsoft, Nvidia ve Tesla, pandemiden sonra güçlerini artırdılar. Ancak Çinli şirketlerin daha düşük maliyetli ve açık kaynaklı yapay zeka teknolojileri geliştirmesi, ABD’nin bu alandaki hegemonyasına ciddi bir meydan okuma anlamına geliyor. Çin, özellikle elektrikli araçlar sektöründe hızla ilerliyor. Diktatörlük baskısıyla desteklenen yüksek teknolojili üretim modeli, Çin’i diğer emperyalizmlerden ucuz ürünler sunabilen bir güç haline getiriyor. Çin, tüm engellemelere rağmen yüksek bir büyüme oranını (%4,7) sürdürüyor. ABD–Çin “ticaret savaşı” hâlâ çözüme ulaşmadı. Aksine, Çin bu süreçte daha da güçlendi. Bugün üstünlüğü belirleyen unsur ekonominin üretkenliğidir ve asıl mücadele yapay zeka teknolojisinde sürmektedir.

Sonuç olarak dünya sermayesi giderek ABD ve Çin etrafında yoğunlaşmakta, Avrupa ve Japonya emperyalizmleri gerilemektedir. Bu koşullar altında, emperyalizmin kısa vadede yeni bir yükseliş eğrisi yakalaması olası değildir. ABD–Çin çatışmasının çözülmesi mümkün görünmediği sürece yeni bir küresel iş bölümü kurulamaz. Ortalama kâr oranı düşük kalmakta, burjuvazinin yatırım için ihtiyaç duyduğu siyasi istikrar sağlanamamaktadır.


ABD emperyalizminin iç çelişkileri de giderek derinleşmektedir. Trump’ın iktidarı, küresel düzeyde daha fazla dengesizlik ve kaos yaratma potansiyeline sahiptir. Emperyalistler arası rekabet, Ukrayna ve Ortadoğu’daki savaşlarla birleşerek silahlanma yarışını niteliksel olarak sıçrattı. AB, ABD’nin yardımcısı rolünde, “iyi emperyalizm” kisvesiyle yeniden silahlanmayı meşrulaştırmaktadır.

ABD–Çin çatışması bağlamında, hiçbir emperyalist bloktan yana değiliz. “Küresel Güney”i savunma adı altında Çin emperyalizmini aklayan reformist yaklaşımları reddediyoruz.


Ya Çevre Felaketlerinin Yarattığı Barbarlık Ya Sosyalizm


İklim değişikliği, önümüzdeki on yıllarda insanlığı ve yeryüzündeki tüm yaşamı tehdit etmeyi sürdürecektir. Tehlikede olan yalnızca dünya değil, insanlık, özellikle de işçi sınıfı, yoksullar ve ezilen halklardır. İnsanlığın geleceği ya çöküşe ya da toplumun sosyalist dönüşümüne işaret ediyor. Çıkış yolu, üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldıran uluslararası bir sosyalist devrimdir. Ya insanlık bu üretim biçimini aşar, ya da hızla barbarlığa sürüklenir. “Sosyalizm ya da Barbarlık” ikilemi bugün ekolojik bir boyut kazanarak yeniden anlam bulmuştur. İşçi sınıfı ve ezilen halklar, çevre tartışmasını sahiplenmeli ve mücadele programlarının bir parçası haline getirmelidir.


Filistin’de Soykırım ve Direniş


7 Ekim’de gerçekleşen Filistin Direnişi operasyonu ardından Gazze’de yaşanan Siyonist soykırım, Filistin meselesini yeniden uluslararası sınıf mücadelesinin merkezine yerleştirdi. Bu durum, hem Arap ülkelerinde hem de Batılı metropollerde, hatta Amerikalı Yahudi gençler arasında dahi, tarihin en geniş Filistin dayanışma dalgasını yarattı. İsrail’in muazzam askeri üstünlüğü, 70 binden fazla Filistinlinin ölümüyle ve Gazze’deki binaların %70’inin yıkımıyla sonuçlandı. Ancak Filistin direnişi, Netanyahu’nun hedeflediği şekilde ezilemedi.


Trump’ın “Gazze’yi ABD’ye katma” ve Filistinlileri bölgeden sürme planı, Filistin halkına yönelik en kapsamlı saldırılardan birini oluşturuyor. Bugün Gazze’de kırılgan bir ateşkes yürürlükte, ancak İsrail’in saldırgan politikası bu dengeyi her an bozabilir. Filistin direnişini her koşulda koşulsuz biçimde destekliyoruz. Soykırıma son verilmesini ve İsrail’in askeri ve siyasi yenilgisini savunuyoruz. “Nehirden denize özgür, demokratik ve laik bir Filistin” sloganını, işçi hükümeti ve sosyalist devrim perspektifiyle birlikte ele alıyoruz. Sürekli Devrim programının bir parçası olarak Ortadoğu Sosyalist Cumhuriyetleri Federasyonunu savunuyoruz.


İşçi sınıfımız Savunmada


Bugün işçi sınıfı ciddi biçimde örgütsüz ve parçalanmış durumdadır. Taşeron çalışma, yarı zamanlı çalışma, kuryelik, Uber şoförlüğü, uzaktan çağrı merkezleri gibi güvencesiz çalışma biçimleri yayılmaktadır.
Neoliberal politikalar, üretim süreçlerindeki değişim, emperyalizmin ideolojik saldırısı ve reformist liderliklerin sağa kayması, bireyciliği ve örgütsüzlüğü derinleştirmiştir.


Proletaryanın aşırı sömürüsü sık sık savunma ve saldırı mücadelelerini, sosyal patlamaları ve ayaklanmaları tetiklemektedir. Ancak devrimci önderlik krizinin sürmesi, bu hareketlerin birleşik bir karakter kazanmasını engellemektedir. Son yirmi yılda yaşanan toplumsal patlamalarda sanayi proletaryası doğrudan özne konumunda yer alamamıştır. İkili iktidar organları veya kitlesel sol-merkezci örgütler ortaya çıkmamıştır.


Kadınlar, LGBTi+ Bireyler, Göçmenler Aşırı Sağın Tehdidi Altında


Göçmenlere, kadınlara, LGBTİ+ bireylere ve azınlıklara yönelik baskılar küresel düzeyde artmaktadır. Özelleştirme ve sosyal hizmetlerdeki kesintiler en çok çalışan kadınları etkilemektedir. Kadın cinayetleri, cinsel şiddet, insan ticareti ve savaşların getirdiği yıkımlar derinleşmektedir. Bazı ülkelerde eşitlik ve özgürlük yönünde adımlar atılsa da, çoğu ülkelerde gerici ve transfobik yasalar artarak yaygınlaşmaktadır.


Aşırı sağ, ekonomik krizin faturasını göçmenlere, kadınlara ve ezilenlere kesmekte; milyonlarca göçmenin yaşamını tehdit eden politikalar geliştirmektedir.

İşçi sınıfının ezilen tüm kesimlerle birliğini sağlaması gerektiğini ve sömürüye karşı mücadeleyi ezilmeye karşı mücadeleyle birleştirmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu iki mücadele birbirini besler; Sürekli Devrim teorisi bu bağı açıkça ortaya koyar.


Bonapartist Baskı Rejimleri ve Yükselen Aşırı Sağ


Burjuvazi, devrimci süreçleri bastırmak için kimi zaman reformist partileri, kimi zaman da otoriter, Bonapartist rejimleri kullanmaktadır. Tekelleşen ekonomiler, yoksullaşan kitleler ve sınıfsal kutuplaşmalar Bonapartist eğilimleri güçlendirmektedir. Venezuella, Macaristan, Rusya, Türkiye bu rejimlerin tipik örnekleridir.


Avrupa ve Amerika’da yükselen aşırı sağ, kapitalizmin çöküşünün ve burjuva demokrasisinin krizinin bir ürünüdür. Aşırı sağ işçi sınıfının bazı kesimlerinde, özellikle en güvencesiz kesimlerde ciddi bir taban bulmaktadır. Savaşlar, iklim felaketleri ve yoksulluk, milyonlarca insanı göçe zorlamaktadır. Göçmenler sınır dışı edilmekte, ırkçı politikalar yükselmektedir. Bugünkü aşırı sağ, faşizmin tarihsel biçimiyle aynı değildir, ancak gelecekte derinleşen krizlerle birlikte faşizan çözümlerin yeniden gündeme gelme olasılığı göz ardı edilemez.


Bonapartist rejimlere ve aşırı sağa karşı, ezilen halkların demokratik haklarını savunmak için en geniş eylem birlikleri oluşturulmalıdır. Faşist saldırılara karşı öz savunma dahil tüm meşru araçlar kullanılmalıdır.


Devrimcilerin Görevleri


Emperyalist çağın karakteri, sınıf mücadelelerindeki ani dönüşümlerdir. Kapitalizmin saldırıları karşısında işçi sınıfımız mücadele ediyor ancak bu mücadeleler birleşik bir karakter kazanmıyor. Bugün demokratik ve geçici talepler ile kapitalizmin ortadan kaldırılması hedefi birbirine bağlanmalıdır. İşçi sınıfının sermayeden, sınıf işbirlikçilerden, hain bürokratlardan bağımsız örgütlenmesi güçlenmek zorundadır. Bu mücadele hattı ile birlikte işçi hükümeti ihtiyacı net bir şekilde gündeme getirmelidir.

Sendikalar, siyasi örgütler, ezilenlerin örgütleri, doğa savaşçıları ve gençlik örgütleriyle birlikte birleşik cephe taktiği uygulanmalıdır. Sendikal bürokrasilere karşı mücadele edilmeli, sendikalar demokratikleştirilmeli ve yeni sektörlerde örgütlenmeler teşvik edilmelidir. Sınıf bağımsızlığı, kitle eylemi, dayanışma ve işçi demokrasisi temelinde işçi sınıfını mücadeleye hazırlamak devrimci öncünün görevidir.

Marksizm Şimdi Yayın Kurulu

Etiketlendi: