Sistem, bütün ekonomimize ve siyasete hükmeden büyük Brezilyalı ve yabancı şirketler tarafından kontrol ediliyor. Brezilya, dünya sistemine hükmeden ABD tarafından ekonomik olarak tahakküm altında tutuluyor. Kongre, hükümetler, Federal Yüksek Mahkeme, yasalar; her şey büyük kapitalist tekellerin çıkarlarına göre şekilleniyor.
Ancak fabrikalarda, mahallelerde ve işyerlerinde kendi örgütlerine dayanan, harekete geçmiş işçi sınıfının ve yoksul halkın hükümeti kendi kaderinin iplerini eline alabilir ve işçilerin ürettiği zenginlikleri yine işçilerin çıkarları doğrultusunda yönetebilir. Burjuvazinin ve emperyalizmin egemenliği için oluşturulmuş devleti yıkacak ve onun yerine ekonominin ve siyasetin bütün alanlarını herkesin denetleyebilmesini sağlayacak geniş bir işçi demokrasisine dayanan kendi devletini kuracak bir hükümet.
PSTU – Brezilya (Birleşik Sosyalist İşçi Partisi) / 15 Eylül 2026
Bu seçimde, bütün adayların kendisini sisteme karşı ilan ettiği ilginç bir durumla karşı karşıyayız. O halde geriye şu soru kalıyor: Eğer herkes sisteme karşıysa, sistem nasıl ve neden varlığını sürdürüyor? Çünkü aslında mesele böyle değil.
Sistem, bütün ekonomimize ve siyasete hükmeden büyük Brezilyalı ve yabancı şirketler tarafından kontrol ediliyor. Brezilya, dünya sistemine hükmeden ABD tarafından ekonomik olarak tahakküm altında tutuluyor. Kongre, hükümetler, Federal Yüksek Mahkeme, yasalar; her şey büyük kapitalist tekellerin çıkarlarına göre şekilleniyor.
Trump ülkeyi tehdit ediyor ve ekonomik olarak saldırıya uğratıyor. Seçimlere müdahale etmek ve Brezilya’nın ABD tekellerinin çıkarlarına bağımlılığını daha da derinleştirerek bizi bir sömürgeye dönüştürmek istiyor.
Bolsonarizm Sistemi Daha Da Kötüleştirmek İstiyor
Bolsonarizmin sistem karşıtı hiçbir yanı yoktur. Hükümette olduğu dönemde sistemin kendisinden istediği şeyleri aynen yaptı. Eletrobras’ı devretti, asgari ücreti dondurdu ve Petrobras’ı uluslararası fiyat politikasına sonuna kadar açtı.
Flávio Bolsonaro, işçilerin sömürüsünü daha da derinleştirmeyi açıkça savunan bu otoriter ve teslimiyetçi aşırı sağın yüzüdür. Trump’ın önünde öylesine diz çöküyor ki seçilmesi halinde ABD başkanına bir geçiş ekibi kurma sözü veriyor.
Ülkede kendi halkına karşı tarifeler uygulanmasını isteyen, işini kaybeden Brezilyalı işçiyi cezalandıran tek siyasi güç de budur. Söylem antisistemdir. Proje ise ülkeyi daha hızlı teslim etmektir.
Hertz ve Vanessa’nın seçim programını indirin (Portekizce)
Lula Hükümeti Sistemi Sürdürüyor
Lula, herkesi gözeterek yöneterek sistemi iyileştirebileceğini söylüyor. İşçileri savunduğunu söylüyor ama pratikte sistemi, her zamanki aynı elit kesimi zenginleştirmek üzere işletmeye devam ediyor. 1970’lerdeki Lula, askeri rejimle karşı karşıya gelen işçi sınıfının yükselişini ifade ederken, bugün üçüncü başkanlık dönemindeki Lula statükoyu sürdüren kişidir. Merkez ve sağ güçlerle birlikte yönetiyor, mali çerçeve yasasını uygulamaya koydu, özel imtiyazlarda rekor kırıyor, Trump’la pazarlık ediyor ve büyük tarım tekellerinin, bankacıların ve Brezilyalı ve yabancı kapitalist tekellerin dayatmalarını sürdürüyor.
Gelir vergisinin 5 bin real’e kadar olan kazançlar için kaldırılması (vergi dilimleri güncellenmeden) ve Desenrola programı gibi belirli bir rahatlama sağlayan yetersiz önlemler bazı oylar getirebilir, ancak Brezilya’nın yapısal sorunlarına dokunmuyor. Ülkenin sanayisizleşmesi sorunuyla yüzleşmeyerek, dünya düzenindeki gerilemesini tersine çevirmeyerek ve ekonomiyi emperyalist yabancı sermayenin kontrolündeki 250 büyük şirketin egemenliği altında tutarak hükümet krizi yönetmeye ve bunun sonucunda aşırı sağın kendisini yeniden üretmesini mümkün kılan koşulları sürdürmeye devam ediyor.
Neden Herkes Sisteme Karşı Olduğunu Söylüyor?
PT ve aşırı sağ, özellikle sözde Yeni Cumhuriyet’in krizinden sonra giderek yaygınlaşan bir duyguyu sahiplenmeye çalışıyor. Her şeyin olduğu gibi kalması halinde hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair, her ne kadar belirsiz olsa da, bir algı var. Diktatörlüğün sona ermesinin ardından, burjuva demokrasisiyle birlikte toplumsal ilerlemelerin yaşanacağı yönünde verilen sözler ise gerçekleşmedi.
Bolsonarizm aracılığıyla darbeciliğin ve silahlı kuvvetlerin yeniden siyasette ağırlık kazanması tesadüf değil. PT’nin sistemin bir parçası olarak görülmesi de tesadüf değil. Yeniden demokratikleşmenin 40 yılının 18’inde iktidardaydı. Sağla birlikte ülkenin gerilemesinden sorumluydu; Brezilya’nın tarihsel ağır toplumsal sorunlarını çözmeyen iflas etmiş bir kapitalist sistemi yönetti.
İşte bu nedenle aşırı sağ kendisini sistem karşıtı olarak gösterebiliyor. Ancak sağın bu sahtekârlığını teşhir etmeliyiz. Aynı zamanda işçileri kazanmalı ve sol ile gerçek sosyalizmin, PT ve PSOL’un başını çektiği sistem içi solun yaptıklarıyla hiçbir ilgisinin olmadığını göstermeliyiz.
Sisteme Karşı Çıkmak İçin Ekonomiye Hükmedenlerle Karşı Karşıya Gelmek Gerekir
İşçi sınıfının ve yoksul halkın en yakıcı biçimde hissettiği sorunlarla, ücretlerden yorucu 6×1 çalışma düzenine, sağlığın ve eğitimin iyileştirilmesine kadar, mücadele etmek için bir avuç yabancı tekelin, büyük tarım tekellerinin ve emperyalizme bağımlı ulusal burjuvazinin giderek daha fazla zenginleşmesini sağlayan sistemin köklerine dokunmak gerekir.
Lula hükümetinin Trump’ın tarife saldırısı ve ABD emperyalizminin askeri tehditler de dahil olmak üzere tehditlerini tırmandırması karşısındaki sessizliği; bolsonaristlerin uşaklığı ve teslimiyetçiliğiyle birlikte, farklı siyasi projelerin kapitalizmin sınırları içinde kaldıkları ve burjuvazinin farklı kesimlerine bağlandıkları sürece sistemle karşı karşıya gelemeyeceklerini gösteriyor.
Ülkenin sanayisizleşmesi gibi yapısal sorunlarını çözmeye çalışarak egemenlik ve işçiler için daha iyi yaşam koşulları uğruna mücadele etmek, sisteme karşı mücadelenin temel parçalarından biridir.
Yeniden sanayileşme gerçekleşmiyor çünkü egemen sınıf, ülkeyi geliştirmektense bizi tahakküm altında tutan yabancılarla ortaklık yaparak daha fazla kazanıyor. On yıllar süren sanayisizleşme, 6×1 çalışma düzenini, güvencesiz çalışmayı, düşük ücretleri ve kamu hizmetlerinin tasfiyesini beraberinde getirdi.
Şimdi Trump sömürgeleştirmeyi daha da derinleştirmek istiyor. Özelleştirme aynı zamanda ülkenin egemenliğini kaybetmesi demektir. Enerjiyi, petrolü ve nadir toprak elementlerini kim kontrol ediyorsa Brezilya’nın ne yapacağına o karar verir ve bu karar New York’ta, Londra’da ya da Pekin’de alınır. Trump’ın bizi tarifelerle tehdit etmesinin nedeni de budur. Egemenliği savunmak için bir ülkenin kendi zenginliklerine sahip olması gerekir.
Egemenlik, Sanayileşme ve İşçi Hakları İçin Brezilya’nın Stratejik Şirketleri Kamulaştırılsın
Aşırı sağ, piyasa aracılığıyla ülkeyi yeniden sanayileştirebileceğine inanıyor. Lula ise devlet müdahalesiyle ülkenin gerilemesini tersine çevirebileceğine inanıyor. Ancak bu, son on yıllarda ilerleyen ve ülkenin ekonomik ve toplumsal gerilemesinin temelinde bulunan yapısal bir süreçtir. Dolayısıyla ekonominin yeniden birincil ürünlere dayalı hale gelmesini tersine çevirmek ve Brezilya’yı yeniden sanayileştirmek; teşvik, destek ya da iyi niyet meselesi değildir. Mesele, ülkenin zenginliklerini ve bu zenginliği üretme araçlarını kimin kontrol ettiğidir.
Vale, CSN, Eletrobras, Embraer, demiryolları, limanlar: Bunların tamamı kamu parasıyla kuruldu ve özel gruplara yok pahasına devredildi. Bugün Petrobras dört yılda 100 milyar real temettü dağıtırken, Vale 30 milyar real dağıtıyor. Sadece geçen yıl 546 milyar real, kâr, faiz ve temettü biçiminde ülke dışına çıktı. Bu para ülkeye yeniden yatırılabilirdi.
İşçi açısından özelleştirme her zaman işten çıkarmalar, taşeronlaştırma ve daha kötü hizmet anlamına geldi: São Paulo trenlerinin yanması, Sabesp’in sağlıksız suyu, Enel’in mahalleleri elektriksiz bırakması.
Sistemle mücadele etmek, stratejik şirketleri milyarderlerin elinden almaktır. Bu nedenle PSTU, ülkenin stratejik sektörlerinin işçilerin denetimi altında kamulaştırılmasını savunuyor; enerji, petrol, maden, tarım ve çelik sektörleri kamulaştırılmalıdır. Bununla birlikte sermaye akışını kontrol etmek için bankalar ve finans sistemi de kamulaştırılmalıdır. Avibras gibi yüksek teknoloji alanındaki kilit sektörleri, Trump’ın askeri tehditleriyle birlikte şimdi daha da büyük bir önem kazanan Avibras’ı ve Embraer’i de kamulaştırmak; ayrıca yüzde 100 devlet mülkiyetinde bir Petrobras’ı güvence altına almak mümkündür.
Stratejik sektörler işçilerin eline geçtiğinde, bugün kâr transferleri biçiminde ülke dışına çıkan zenginlik, halkın ihtiyaçlarına göre planlanabilir: istihdam, ücret kaybı olmaksızın çalışma saatlerinin azaltılması, konut, kamusal sağlık ve eğitim, toprağı işleyenlere toprak. Bu, birbirinden kopuk vaatlerin bir listesi değildir. Yeniden sanayileşmenin, egemenliği savunmanın ve işçilerin yaşamında iyileşmeler sağlamanın somut yoludur.
Strateji: Kapitalistlerin Olmadığı Bir İşçi Hükümeti İçin
Mesele halka, “Bize oy verin, sizin için biz yapacağız” demek değildir. Bu program, işçi sınıfının harekete geçmesini, örgütlenmesini ve uygulanması için mücadele etmesini gerektirir. Kapitalizmi savunan politikacıların, bizzat korkak ve şiddet yanlısı burjuvazinin ve emperyalizmin gerici direnişini aşmanın tek yolu budur. Çünkü bunların hepsi işçilerin lehine gerçekleşecek her türlü değişimi engellemeye çalışacaktır. Aşırı sağla, milyarderlerle ve çokuluslu şirketlerle mücadele etmenin yolu da budur. Sınıf işbirliğini kabul edenler, PT’nin yaptığı gibi kriz içindeki kapitalizmi yönetmeye mahkûm olurlar.
Ancak fabrikalarda, mahallelerde ve işyerlerinde kendi örgütlerine dayanan, harekete geçmiş işçi sınıfının ve yoksul halkın hükümeti kendi kaderinin iplerini eline alabilir ve işçilerin ürettiği zenginlikleri yine işçilerin çıkarları doğrultusunda yönetebilir. Burjuvazinin ve emperyalizmin egemenliği için oluşturulmuş devleti yıkacak ve onun yerine ekonominin ve siyasetin bütün alanlarını herkesin denetleyebilmesini sağlayacak geniş bir işçi demokrasisine dayanan kendi devletini kuracak bir hükümet. Sağın gerçekten yenilgiye uğratılmasının ve işçilerin kazanımlarının güvence altına alınmasının tek yolu budur.
Cumhurbaşkanı Hertz!
İşçi sınıfı için onurlu bir yaşam, özgür, gelişmiş ve egemen bir ülke ve sosyalist bir işçi hükümeti birbirinden ayrılmaz görevlerdir. Hertz Dias ve Vanessa Portugal’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı ile eyaletlerdeki PSTU adaylıklarının ortaya koyduğu şey budur: sisteme karşı gerçek bir alternatif. Bu seçimlerde 16’ya verilecek her oy bu projeyi güçlendirir.







