Örgütlenmek, emeğine sahip çıkmaktır.
Birbirine sahip çıkmaktır.
Haksızlık karşısında susmamaktır.
Korkunun karşısına dayanışmayı koymaktır.
Halil Coş / 22 Eylül 2026

Çünkü yalnız bırakılan işçi ezilir.
Çünkü hakkını bilmeyen işçinin emeği ucuza alınır.
Çünkü herkes kendi başının çaresine bakarsa, işçi karşısında güçlü olanın karşısında tek başına kalır.
Sabahın karanlığında işe gidiyoruz. Saatlerce çalışıyoruz. Terimizi, emeğimizi, zamanımızı veriyoruz. Ay sonunda aldığımız para daha cebimize girmeden kira, fatura, borç derken eriyor. Yetmiyor; fazla mesai yapıyoruz, baskıya katlanıyoruz, işimizi kaybetme korkusuyla susuyoruz.
Sonra bize aynı cümle söyleniyor:
“Sesini çıkarma, işini kaybedersin.”
Peki biz daha ne kadar susacağız?
Daha ne kadar birimizin başına geleni “Beni ilgilendirmez” diyerek izleyeceğiz?
İşte örgütlenmek tam da burada başlıyor.
Örgütlenmek, bir işçinin tek başına taşıyamadığı yükü birlikte taşımaktır. Bir arkadaşımız haksızlığa uğradığında yanında durmaktır. “Bugün ona yapılan yarın bana da yapılabilir” diyebilmektir.
Ve bunun sadece bir söz olmadığını bize geçmişteki işçi mücadeleleri gösteriyor.
Kavel işçilerini hatırlayalım:
1963 yılında İstanbul’daki Kavel Kablo Fabrikası işçileri, hakları ve toplu sözleşme süreci için greve çıktı. O dönem Türkiye’de grev hakkının bugünkü gibi yerleşmiş bir zemini yoktu. Kavel mücadelesi, işçilerin örgütlü mücadelesinin grev hakkının gelişimindeki önemli örneklerinden biri oldu.
Sonra 15-16 Haziran 1970 geldi.
İstanbul ve Kocaeli’nde on binlerce işçi, sendikal hakları sınırlayacağı düşünülen düzenlemelere karşı fabrikalardan çıkarak yürüdü. Üretimin önemli bölümü durdu. Direniş sırasında üç işçi hayatını kaybetti; çok sayıda kişi gözaltına alındı ve işçiler işten çıkarıldı. Mücadelenin ardından tartışmalı yasa değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’ne taşındı ve iptal edildi.
Bugün 15-16 Haziran’a baktığımızda sadece bir tarihi hatırlamıyoruz.
İşçilerin birlikte hareket ettiğinde nasıl büyük bir güç oluşturabildiğini görüyoruz.
Bir başka örnek Tariş işçilerinin 1980 direnişi:
Tariş fabrikalarında işten çıkarmalara ve işyerlerine yönelik müdahalelere karşı işçiler direnişe geçti. Fabrikalar polis ve askerler tarafından kuşatıldı, çatışmalar ve yaralanmalar yaşandı. İzmir’de dayanışma amacıyla iş bırakma eylemleri gerçekleştirildi.
Bütün bunlar bize şunu söylüyor:
İşçi mücadele ettiğinde yalnız değildir; yeter ki birbirini yalnız bırakmasın.
Bir de Novamed kadın işçileri var.
Antalya Serbest Bölgesi’ndeki Novamed fabrikasında çoğunluğu kadın olan işçiler, çalışma koşulları ve sendikal haklar için 26 Eylül 2006’da greve çıktı. Grev tam 448 gün sürdü ve 18 Aralık 2007’de toplu iş sözleşmesinin imzalanmasıyla sonuçlandı. Bu süreçte kadın işçilerin sendikal örgütlenmesi ve dayanışması belirleyici oldu.
Düşünün…
448 gün.
Bir gün değil.
Bir hafta değil.
Bir ay değil.
448 gün.
Yağmurda, sıcakta, ekonomik sıkıntılar içinde direnişlerini sürdürdüler.
Çünkü biliyorlardı ki tek tek kaldıklarında karşılarında güçlü bir işveren vardı. Ama birlikte hareket ettiklerinde, birbirlerine sahip çıktıklarında ve dayanışmayı büyüttüklerinde seslerini duyurabiliyorlardı.
İşte örgütlenmenin anlamı budur.
Bugün bir işçinin maaşı ödenmiyorsa mesele sadece onun meselesi değildir.
Bir işçi haksız yere işten çıkarılıyorsa mesele sadece onun meselesi değildir.
Bir işçinin can güvenliği hiçe sayılıyorsa mesele sadece onun meselesi değildir.
Çünkü bugün ona yapılan, yarın hepimizin başına gelebilir.
İşçi işçiye sahip çıkmadığı sürece herkes yalnızdır.
Bize yıllardır korku satıyorlar.
“İşini kaybedersin.”
“Başka iş bulamazsın.”
“Sen karışma.”
“Böyle gelmiş böyle gider.”
Hayır!
Böyle gelmiş olabilir ama böyle gitmek zorunda değil.
Geçmişte Kavel işçileri çıktı ortaya.
15-16 Haziran’da on binlerce işçi sokağa çıktı.
Tariş işçileri fabrikalarında direndi.
Novamed’de kadın işçiler 448 gün boyunca mücadele etti.
Onlar da korktu. Onların da geçim derdi vardı. Onların da kaybedecekleri şeyler vardı.
Ama bir şeyi daha biliyorlardı:
Yalnız kalırsak kaybederiz, birlikte durursak mücadele etme gücümüz olur.
Biz bugün geçmişteki mücadeleleri sadece alkışlamak için hatırlamıyoruz.
Onlardan ders çıkarmak için hatırlıyoruz.
Çünkü bugün sahip olduğumuz birçok hakkın arkasında, bizden önce mücadele etmiş işçilerin emeği var.
Yarın çocuklarımızın hangi şartlarda çalışacağını da bugünkü işçilerin ne yaptığı belirleyecek.
O yüzden örgütlenmek bir tercih meselesinden daha fazlasıdır.
Örgütlenmek, emeğine sahip çıkmaktır.
Birbirine sahip çıkmaktır.
Haksızlık karşısında susmamaktır.
Korkunun karşısına dayanışmayı koymaktır.
Biz kimsenin hakkını istemiyoruz.
Kendi hakkımızı istiyoruz.
İnsanca çalışmak istiyoruz.
Emeğimizin karşılığını istiyoruz.
Güvenli çalışma koşulları istiyoruz.
Saygı görmek istiyoruz.
Ve bunun için kimseden lütuf beklemiyoruz.
Çünkü alın teri bizim, emek bizim, hayat bizim.
Bugün bir işçi direniyorsa yanında duracağız.
Bir işçi haksızlığa uğruyorsa sesini büyüteceğiz.
Bir yerde direniş varsa, o işçinin yalnız olmadığını göstereceğiz.
Çünkü işçinin mücadelesi sadece bir fabrikanın kapısında bitmez.
Bir yerde başlayan direniş, başka bir yerdeki işçiye cesaret verir.
Dün Kavel vardı.
Dün 15-16 Haziran vardı.
Dün Tariş vardı.
Dün Novamed vardı.
Bugün de işçiler var.
Ve yarın da olacak.
Mesele şu:
Yan yana mı duracağız, yoksa herkes kendi başına mı kalacak?
Biz yan yana durmayı seçersek, emeğimizin değerini birlikte savunabiliriz.
Çünkü işçinin en büyük gücü tek başına sahip olduğu güç değil;
Birlikte hareket ettiğinde ortaya çıkan gücüdür.







