Anasayfa / İşçinin Sözü / Emeğin Onuru, Halkın Geleceği

Emeğin Onuru, Halkın Geleceği

Emeğin Onuru, Halkın Geleceği

İşçi yalnızca hakkını isteyen değil, halkla birlikte ülkenin geleceğini kuran bir güç olabilir.

Bunun ilk adımı, yan yana gelmek ve sözümüzü birlikte söylemektir.

İşçinin Sözü / 30 Eylül 2026

Tanıtım Toplantısı ve Kahvaltı

Tarih: 4 Ekim Pazar

Saat: 11:00

Yer: Türkiye Sakatlar Derneği

Adres: Ördek Kasap Mah. Aşağıguraba Cad. 31/33 Fatih / İstanbul

1968 yılının Temmuz ayında Derby Lastik Fabrikası’nın kapısında alışılmışın dışında bir mücadele başladı. Bu kez işçiler daha yüksek ücret istemiyorlardı. İtiraz ettikleri şey, her gün fabrikanın kapısında bir hırsız gibi üstlerinin aranmasıydı. Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Rıza Kuas’ın başlattığı “Üstünü Aratma!” kampanyası, Türkiye işçi hareketinin dönüm noktalarından birini oluşturmuştur. Çünkü burada savunulan işçinin toplumsal saygınlığıdır. Kampanyanın özünü oluşturan bildiride Kuas, o zaman şu cümleleri kurmuştu: “Temiz Türk işçisinin üstü bir hırsız gibi aranamaz. İşçi hırsız değildir. İşçi, emeği çalınan Türk vatandaşıdır.”

Bir işçi emeğinin karşılığını zamanında alabilmeli, güvenle çalışabilmeli ve hayatını yarına korkmadan bakarak kurabilmelidir. Bunlar en temel haklarımız. Ama onurumuz bundan da fazlasını gerektirir: İşyerinde sözümüzün dinlenmesini, toplumda eşit ve saygın insanlar olarak görülmemizi, ülkenin geleceği hakkında karar verirken söz sahibi olmamızı.

Türkiye işçileri bunun örneklerini verdi. Derby işçileri haysiyetlerini savundu. 15–16 Haziran’da işçiler sendikal hakları için yürüdü. Zonguldak madencileri seslerini ülkeye duyurmak için yola çıktı. TEKEL direnişinde işçiler, işlerini savunurken insan olarak gördükleri değeri de hatırlattı. Bu mücadeleler yalnızca o işyerlerinde çalışanları ilgilendirmedi; bütün halka adalet ve dayanışmanın ne demek olduğunu gösterdi.

Son madenci direnişlerinde görüldüğü gibi, bazı büyük sermaye sahipleri işçinin alın teriyle kazandığı ücreti bile ödemekten kaçınıyor; işçiler hakları için aylarca beklemek zorunda kalıyor. Üç gün önce yaşamına son veren emekli güvenlik emekçisi ve son 20 ayda iş cinayetlerinde yitirdiğimiz 37 MESEM’li çocuk, yoksul halkın yaşadığı ağır koşulları gözler önüne seriyor.

Bu düzen karşısında tek tek işyerlerinde direnmek gerekli, fakat yeterli değil. Ücretlerin, güvencenin, barınmanın, eğitimin ve sağlığın nasıl düzenleneceği siyasette kararlaştırılıyor. Öyleyse işçi de siyasette kendi sözüyle taraf olmalıdır.

Türk, Kürt; Alevi, Sünni; dindar, seküler; kadın, erkek; sendikalı, sendikasız: Farklı hayatlarımız var, fakat birbirimizin hakkını savunduğumuzda daha güçlüyüz. İşçilerin birliği, kimsenin kimliğinden vazgeçmesini istemez. Herkesin eşitliğini ve onurunu ortak bir gelecek için güvence altına almayı gerektirir.

İhtiyacımız olan siyaset, işçileri yalnızca seçim zamanı hatırlayan bir siyaset olamaz. İşçilerin kendi aralarında birleştiği; çiftçinin, emeklinin, gencin ve geçim sıkıntısı çeken herkesin taleplerini dinleyip birlikte çözüm aradığı bir halk siyaseti kurmalıyız. Emek için çalışan partiler ve tüm toplum kesimleri olarak birikimlerimizi buluşturmalı, birbirimizi dinlemeli, birlikte değişmeliyiz.

İşçi yalnızca hakkını isteyen değil, halkla birlikte ülkenin geleceğini kuran bir güç olabilir.

Bunun ilk adımı, yan yana gelmek ve sözümüzü birlikte söylemektir.

Etiketlendi: