Anasayfa / Kadın / Bir Temizlik İşçisinin Çığlığı

Bir Temizlik İşçisinin Çığlığı

Bir Temizlik İşçisinin Çığlığı

Bu ülkede çalışan insanların yalnızca hayatta kalmaya değil, insan onuruna yakışır bir hayat yaşamaya hakkı var.

Biz hastanelerde başkalarının hayatını korumaya ve onlara hizmet etmeye çalışırken, kendi hayatlarımızın da korunmasını istiyoruz.

İnsanca ücret istiyoruz.

Güvenli çalışma koşulları istiyoruz.

Kadınların işyerinde baskı ve tacizden korunmasını istiyoruz.

Bağımlılıkla mücadele için gerçek sosyal destek istiyoruz.

Çalışanların ruhsal sağlığının korunmasını istiyoruz.

Güneş Işık / 27 Eylül 2026

Ben Ayşe, İstanbul’un çok güzide bir üniversite hastanesinde temizlik personeli olarak çalışıyorum.

İşe başladığımda eşimden ayrılmıştım. Küçük çocuğumla tek başıma kalmıştım. Hayata yeniden tutunmaya, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyordum. Ailemden ayrılıp kiraya çıktım. Kendime bir ev kurdum. Çocuğumu büyütmek ve alın terimle hayatımı sürdürmek için çalıştım.

Her sabah işe geliyor, hastaların bulunduğu odaları temizliyor, benden istenen her işi yapmaya çalışıyordum. Hastalara ve sağlık çalışanlarına hizmet ederek bir nebze olsun onların hayatına katkı sunmanın gururunu yaşıyordum.

Ama ben hastanede çalışırken, kendi evimde bambaşka ve çok ağır bir hayat mücadelesi başlamıştı.


Çocuğumun okuluyla ilgili sorunlar ortaya çıktı. Ben işten çıkana kadar sokakta beklediği günler oluyordu. Zaman içerisinde uyuşturucu madde kullandığını fark ettim.

Başlangıçta küçük görünen masraflar giderek büyüdü.

Aldığım maaş asgari ücretin biraz üzerindeydi. Fakat artık ne kiraya, ne faturalara, ne de çocuğumun ihtiyaçlarına yetiyordu. Maaşım daha elime geçmeden bitiyordu. Borç almaya başladım.

Bir kadın olarak, eşinden ayrılmış ve tek başına hayatını sürdürmeye çalışan bir anne olarak, borç istediğim bazı erkek çalışma arkadaşlarımın farklı yaklaşımlarıyla karşılaştım. Ekonomik olarak çaresiz kaldıkça kendimi daha savunmasız hissetmeye başladım.


Sonra oğlumun madde bağımlılığı daha da ağırlaştı.

Benden sürekli para istemeye başladı. Para vermediğim zamanlarda bana şiddet uyguladı. İşe yüzüm, gözüm morarmış halde geldiğim günler oldu. Kolum kırıldı.

Defalarca karakola gidip şikâyetçi oldum.

Bazen tutuklandı, kısa süre sonra serbest bırakıldı. Hatta işyerime gelip olay çıkaracağı, beni rezil edeceği yönünde tehditlerde bulundu.

Bir dönem uyuşturucu satışı nedeniyle tutuklandı ve birkaç ay boyunca biraz olsun nefes alabildim.

Ama cezaevinden çıktığında bağımlılığı daha da ağırlaşmıştı.

Artık benden çok daha fazla para istiyordu.

Ben ise her gün hastaneye gelip hastalara hizmet etmeye, onların bulunduğu alanları temizlemeye ve çalışarak hayatta kalmaya devam ediyordum.


Derken hayatımın en ağır gününü yaşadım.

Bir gün oğlum eve arkadaşlarını getirdi. Daha sonra evden ayrıldı ve beni onlarla baş başa bıraktı.

Yaşadıklarımın ağırlığı karşısında ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim.

O gün hayatımda bir şey koptu.

Kendimi kaybettim.

Sonrasında kendimi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde buldum.

Yaklaşık bir aydır tedavi görüyorum. Rapor sürem iki hafta sonra bitiyor. Yeniden işime başlayabileceğim söyleniyor.


Ama insan bazen kendine şu soruyu soruyor:

Ben hastalara yardım ederken, kendi hayatımı kim iyileştirecek?

Benim yaşadıklarım yalnızca benim hikâyem değil.

Hastanede her gün yüzlerce çalışan ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor.

Temizlik işçisi, güvenlik görevlisi, hasta bakıcı, yardımcı personel…

Aldığımız ücret ayın sonunu getirmeye yetmiyor. Maaşımız daha elimize geçtiği gün bitiyor.

Kredi kartlarımız doluyor. Borçlarımız büyüyor. Çaresiz kaldığımızda %10 faizlerle tefecilerden elden para almak zorunda kalıyoruz. Bir borcu kapatmak için başka bir borca giriyor, her geçen gün daha büyük bir batağın içine sürükleniyoruz.

Bunun yanında internet ve cep telefonları üzerinden kumar ve uyuşturucu madde bağımlılıkların ulaşılabilir hale gelmesi, birçok çalışanı ve ailesini daha büyük bir borç girdabının içine çekiyor. Kumar oynayan uyuşturucu madde alan çalışan sayısı artıyor çoluk çocuk kadın erkek her çalışanın elinin altında kolayca ulaşabiliyor.


İnsanlar birkaç dakikalık rahatlama, birkaç dakikalık umut ararken hayatlarını kaybedebiliyor.

Borç büyüyor.

Umutsuzluk büyüyor.

Bağımlılık büyüyor.

Aileler parçalanıyor.

Ve çalışanların ruhsal ve bedensel sağlığı her geçen gün daha fazla zarar görüyor.


Özellikle tek başına çocuk büyütmeye çalışan, ekonomik olarak zor durumda olan kadınlar kendilerini çok daha savunmasız hissediyor.

Ekonomik çaresizlik; şiddet, bağımlılık, baskı ve sömürüyü beraberinde getirebiliyor.

Bazı kadınlar, işten atılma tehdidi ile işyerinde müdür ve amirlerle cinsel birliktelik yaşıyor, karşılaştıkları baskılara sessiz kalmak zorunda bırakıldıklarını söylüyorlar. Kadınların ekonomik bağımlılığı ve işsizlik korkusu, onları istemedikleri ilişkilere veya ağır sömürü koşullarına sürükleyebiliyor.


Bu tablo yalnızca bir kişinin değil, toplumun tamamının sorunudur.

Bir işçi, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamadığı için borç batağına sürüklenmemelidir.

Bir kadın, geçinebilmek için bedenini, onurunu ya da geleceğini pazarlık konusu yapmak zorunda bırakılmamalıdır.

Bir anne, çocuğunun bağımlılığı ve şiddeti karşısında tek başına bırakılmamalıdır.


Ben bir temizlik işçisiyim.

Ama sadece hastanenin koridorlarını temizlemiyorum.

Her gün insanların hastalıklarına, acılarına ve çaresizliklerine tanıklık ediyorum.

Şimdi kendi hayatımın yaralarını sarmaya çalışıyorum.


Benim hikâyem burada bitmemeli.

Çünkü bu ülkede çalışan insanların yalnızca hayatta kalmaya değil, insan onuruna yakışır bir hayat yaşamaya hakkı var.

Biz hastanelerde başkalarının hayatını korumaya ve onlara hizmet etmeye çalışırken, kendi hayatlarımızın da korunmasını istiyoruz.

İnsanca ücret istiyoruz.

Güvenli çalışma koşulları istiyoruz.

Kadınların işyerinde baskı ve tacizden korunmasını istiyoruz.

Bağımlılıkla mücadele için gerçek sosyal destek istiyoruz.

Çalışanların ruhsal sağlığının korunmasını istiyoruz.


Çünkü ekonomik kriz yalnızca cebimizden para götürmüyor.

Bazen evimizi,

Bazen ailemizi,

Bazen sağlığımızı,

Bazen umudumuzu,

Hatta bazen hayatımızı elimizden alıyor.

Ve artık sesimizi duyurmak istiyoruz.

Çünkü biz yalnızca çalışan değiliz.

Biz insanız.

Onurlu, güvenli ve insanca bir hayat istiyoruz.

Marksizm Şimdi! 1. Sayı Duyuru - Geniş
Etiketlendi: