ABD’de eksikliğini çektiğimiz şey iktidar koridorlarında doğru temsilciler değil, örgütlenmedir. Patronların partileri içerisinde örgütlendiğimizde egemen sınıfın gücünü inşa ederken işçi sınıfının mücadelesini düşmanlarımızın sınırları içerisine hapsediyoruz.
Sosyalist hareketin gücü, işçi sınıfının bilinç düzeyinden ve işçilerin örgütlenme derecesinden kaynaklanır. İşçi sınıfını siyasal yaşama taşıyan sendikal ve toplumsal hareketler, sınıfımızın neleri başarabileceğini belirler. Kapitalist bir parti içerisinde faaliyet göstererek, mücadele etmek için ihtiyaç duyduğumuz örgütleri geliştirmeyi yalnızca daha da zorlaştırıyoruz.
Coco Smyth / 13 Ağustos 2026
Demokratik sosyalistler bir kez daha ABD seçim siyasetinin çorak toprağından hayat çıkardı. New York City’de Darializa Chevalier, Claire Valdez ve Brad Lander’dan Michigan’da Abdul El-Sayed’e kadar ülke genelindeki seçim zaferleri, egemen sınıf siyasetinin kıskacını aşan sol bir alternatifin güç kazandığına dair umutları yükseltti.
Bu arada düzen, öfke ve huzursuzlukla karşılık verdi. Nefret edilen Demokratik Parti düzeniyle aynı safta yer alan Tom Suozzi ve James Carville gibi isimler, solcuları partiden ayrılmaya ve kendi partilerini kurmaya çağırdı. Temsilci Josh Gottheimer ise bu ruh halini açıkça ifade ederek şöyle dedi: “Demokratların büyük bir çadırı var. Gücümüz buradan geliyor. Farklı fikirleri kucaklıyoruz; ama fikirlerimize, değerlerimize ve liderlerimize karşı çıkan Amerikan karşıtı bombacıların burada yeri yok.”
Cumhuriyetçi Parti cephesinde ise bu tema daha güçlü bir biçimde işlendi. Trump, Demokrat Parti içerisindeki sosyalizmin büyümesinin “ulusumuz için var olan en büyük tehdit, belki de kuruluşumuzdan bu yana karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit” olduğunu savundu. Ancak Trump saldırılarını yalnızca sözlerle sınırlamadı; yeni bir McCarthycilik dalgası içerisinde solcu örgütlenmeyi, toplumsal hareketleri ve işçi mücadelelerini sistematik biçimde kriminalize etmeye çalıştı.
Bununla birlikte ne siyasetçilerin topyekûn kınamaları ve ana akım medyanın saldırı yazıları ne de artan baskı, değişim arzusunu bastırabildi. Demokratik sosyalistlerin seçilmiş makamlardaki sayısının artması, daha geniş bir hoşnutsuzluğun ve köklü reform arzusunun küçük bir ifadesidir. Ancak Demokratik Parti gerçekten de radikal değişimin aracı olabilir mi?

Demokratik Parti Nedir?
19. yüzyıldan bu yana Demokratlar, Cumhuriyetçilerle birlikte iktidarı kesintisiz biçimde paylaşmıştır. Geçen bir buçuk yüzyıl boyunca yönelimlerinde pek çok zikzak yaşanmış olsa da Demokratik Parti, istisnasız biçimde egemen sınıfın bir aracı olmuştur.
Modern dönemde Demokratik Parti, kapitalist ana akım siyasetin “solunu” temsil etmiştir. İlerici görünme iddialarına rağmen Demokratlar, ABD emperyalist denetimini güvence altına almak, azınlıklara yönelik baskıyı sürdürmek ve sol ile işçi hareketlerini ezmek için Cumhuriyetçilerle birlikte hareket etmiştir. Demokratik Parti’nin işlediği suçların listesi burada sıralanamayacak kadar uzundur; ancak son dönemdeki başlıca örneklerden bazıları, Filistin’deki soykırıma sarsılmaz destek vermeleri ve 2020’de ırkçılığa karşı gerçekleşen isyanın etkisizleştirilmesidir.
Demokratlar, siyasal programları ve sınıfsal bileşimleri itibarıyla her zaman kapitalist olmuştur. Egemen sınıfın çıkarlarını temsil ederken işçi sınıfına dayanan herhangi bir sol alternatifin ortaya çıkmasını engellerler. Bunların hiçbiri bir sır değildir; Demokratik Parti yönetimi bu gerçeği açıkça ifade etmekten ve bununla gurur duymaktan çekinmemektedir. Nancy Pelosi’nin ifadesiyle: “Biz kapitalistiz. Durum bundan ibaret.”
İlerlemeye yönelik bu düşmanlık Demokratların popülaritesini dibe çekmiştir. Barack Obama’nın 2008’deki seçim zaferine giden süreçte, “umut” ve “değişim” söylemleri sayesinde Demokratların olumlu değerlendirilme oranı yüzde 55’e kadar yükselmişti. O tarihten bu yana Demokratlar, sahte vaatler partisinden mevcut düzenin korunması partisine dönüştü. İşçi sınıfından Amerikalılar 2008 finansal krizinin ardından hiçbir zaman gerçek bir toparlanma yaşamadı; hızla yükselen kiralar, sağlık hizmetlerinin maliyeti, yaşam giderleri, borçlar ve durgun ücretler, “Amerikan Rüyası” maskesini on milyonlarca insanın gözünde düşürdü. Trump, “Amerika’yı yeniden büyük yapma” yönünde zehirli bir vizyon sunarken Demokratlar bizi “Amerika zaten büyük” olduğuna ikna etmeye çalıştı. Egemen sınıfa sundukları hizmetlerin karşılığında Demokratlar, tarihsel olarak son derece düşük olan yüzde 27’lik olumlu değerlendirme oranına ulaştı.
Demokratlar İçin Sosyalist Bir Gelecek mi?
Tam da bu koşullar altında, Demokratik Parti içerisinde alışılmış siyasete alternatif olarak bir sol ortaya çıktı. Bernie Sanders’ın 2016 başkanlık kampanyası, evrensel sağlık hizmeti gibi ilerici talepler etrafında kitlesel hoşnutsuzluğu kristalize etti ve “demokratik sosyalizm”i bir alternatif olarak yaygınlaştırdı. Bu şaşırtıcı gelişme aynı zamanda içi boşaltılmış olan Amerika Demokratik Sosyalistleri’ni (DSA), bir yıl içerisinde on binlerce üyeye sahip canlı bir örgüte dönüştürdü.
Uzun yıllar boyunca “Demokratik Parti toplumsal hareketlerin mezarlığıdır” sözü sosyalist örgütçüler arasında yaygın bir slogan oldu. 2016’dan önce, siyasetin sunduğu tek seçenek dizginsiz kapitalizm olduğu için bunu söylemek kolaydı. O tarihten bu yana Demokratların ilerici kanadının büyümesi bu düşünceye meydan okudu. 2016’dan bu yana DSA tarafından desteklenen 250’den fazla aday parti içerisinde seçimleri kazanarak göreve geldi.
Pratikte elde edilen bu başarı nedeniyle, dünyanın en kötü kapitalist partilerinden birinin içerisinde faaliyet gösteren sosyalistleri açıklayabilmek için yeni teoriler geliştirildi. Sosyalist yazarlar, “kirli kopuş”tan parti vekilliğine kadar çeşitli çerçeveler ortaya koyarak kapitalist Demokratlara tabi olmak ile onlardan tamamen bağımsızlaşmak arasında bir orta yol bulmaya çalıştı.
Geçmiş dönemlerin DSA’sından farklı olarak yeni teoriler Demokratik Parti’yi reforme etmeyi reddediyor. Yeni yaklaşım, DP’nin özünde kapitalist olduğunu ve niteliğinin değişmeyeceğini kabul ediyor. Bunun yerine tartışmayı strateji düzeyine taşıyor. Seth Ackerman ve Eric Blanc gibi yazarlar, ABD siyasal sisteminin özgünlükleri nedeniyle bağımsız bir işçi partisinin kurulması yoluyla kapitalizme doğrudan saldırmanın mümkün olmadığını savunuyor. Buna göre sosyalistler, ABD kapitalizminin sınırlı demokrasisinin kendine özgü özelliklerini ona karşı kullanmalıdır.
Buradaki temel yenilik, DP’nin aslında hiç de siyasal bir parti olmadığı iddiasıdır. ABD’deki parti sistemi, diğer birçok kapitalist demokraside görülen, tabandan yukarıya üyelik örgütleri ve tepeden aşağıya işleyen liderlikler yerine, devlet tarafından düzenlenen seçim pusulası hatlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla partiler tabanlarını doğrudan disipline edemez veya kendi bünyelerinde faaliyet gösteren sosyalist adayların önünü kesemez. Teorisyenlere göre bu durum, onu seçim yasalarının ve iki partili sistemin dışlayıcı kısıtlamalarından kaçınmak için stratejik olarak kullanılabilecek boş bir kap haline getiriyor. Bu çerçevelerin faydaları açıktır: sosyalistlerin ilkelerinden ödün vermeden iktidara yakınlığın avantajlarından yararlanmasını sağlamak. Ne yazık ki bu siyasal pazarlığın gerçekliği göründüğü gibi değildir.

Pirus Zaferleri ve Uyum Sağlama
Solun son on yıllık demokratik seçimciliğinin kalıcı bir özelliği, ilham verici ilerici kampanyaların ardından “bizim seçilmişlerimizin” teslimiyetleri ve ihanetlerinin gelmesi olmuştur. Son yıllarda demokratik sosyalist “seçilmişlerin” hareketin ilkelerine ihanet ettiğine dair örnek sıkıntımız yok. 2022’de Sanders ve AOC, hastalık izninin herhangi bir yaptırım olmaksızın kullanılabilmesi gibi asgari talepler için ülke çapında bir demiryolu grevini engellemek üzere DP’nin arkasında saf tuttu. Jamaal Bowman, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin finansmanına oy vererek DSA içerisinde bir krize yol açtı ve birçok Filistin yanlısı örgütçünün örgütten ayrılmasına neden oldu. Daha yakın zamanda Zohran Mamdani de kendisini DP ana akımına uydurarak daha önce kampanyasını yürüttüğü No More 24 hareketine ihanet etti.
İşçi sınıfının çıkarları bir tarafta, Demokratik Parti diğer tarafta olduğunda, “bizim seçilmişlerimiz” Demokratik Parti’yi tercih ediyor. İktidardayken DP içerisindeki sosyalistler güzel konuşmalar yapıyor, ancak oy kullanma ve sağcı Demokratları destekleme söz konusu olduğunda parti çizgisinin dışına çıkmıyor. Ulusal düzeyde hiçbir sol Demokrat, Filistin’deki soykırıma ve kapitalist sömürüye bağlılığına rağmen 2024’te Harris’i desteklemeyi reddetmedi.
Yeni teorilere karşılık Demokratik solun “seçilmişleri”, işçi sınıfının bağımsızlığını terk ediyor ve tabandaki sosyalistlerin çoğunun savunamayacağı kadar itici hale gelmiş olan parti içi reform çabalarını açıkça savunuyor. Karşımızdaki şey boş bir kap değil, zehir dolu bir fıçı. Demokratik Parti aygıtının siyasetçilerini disipline etmek için mali desteği çekmekten rakiplerini desteklemeye ve medyada karalama kampanyaları yürütmeye kadar yüzlerce yöntemi vardır. Ancak sorun bundan da derine iner, bütün bu reformistleri yönlendiren reformist seçim yaklaşımının köklerine kadar.
Reform ve Devrim
Sol Demokratların korkunç tutumları ve oyları önemli bir sorun olsa da meselenin özü bunlar değildir. Asıl sorun, reformlara ulaşmanın yolu olarak seçimciliğe sarsılmaz biçimde bağlı olmalarıdır. Bugünkü demokratik sosyalist seçim stratejisinin ardındaki mantık, teslimiyeti kaçınılmaz hale getiriyor. Bu siyasetçiler yalnızca reformları kazanmakla ilgilendikleri için, bunları gerçekleştirecek yollar bulmak zorundadır. Kapitalistlerin mutlak egemenliğinin hüküm sürdüğü bir hükümet bağlamında, yasama yoluyla reform yapmanın tek yolunun Demokratik Parti üzerinden geçtiğini düşünüyorlar. Demokratik sosyalist siyasetçi bunun ardından bir grup burjuva siyasetçiyi kendi yasasının arkasında toplamaya çalışmak zorunda kalıyor. Bu hiç de kolay bir iş değildir. Bir şeyi yasalaştırabilmek için sosyalist siyasetçi düşmanlarımızla işbirliği yapmak zorunda kalır. İlerici bir yasanın bu engelleri aşarak nadiren kabul edildiği durumlarda ise yasa, çoğu zaman amaçlananın gölgesinden ibaret kalır ve polis ya da askeri harcamaların artırılmasını destekleme taahhüdü gibi koşullarla birlikte gelir.
Retoriğin ötesine baktığımızda, Demokratik muhalefetin faaliyetlerinin kapitalizm açısından hiçbir tehdit oluşturmadığını görüyoruz. Gerçekte bunun tam tersi söz konusudur: Sol Demokratların büyüsü, partinin kurumuş cesedini güzel giysiler giydirerek yeniden canlandırıyor. Sol Demokratlar, partiden hayal kırıklığına uğramış insanları yeniden onun saflarına kazandırmak gibi önemli bir işlev görüyor.
Bütün bunlar, kapitalizme karşı mücadele edebilecek ve onu devirebilecek kitlesel bir sosyalist hareket inşa etmek için gerekli olan şeylerin pahasına gerçekleşiyor. Sosyalist hareketin gücü, işçi sınıfının bilinç düzeyinden ve işçilerin örgütlenme derecesinden kaynaklanır. İşçi sınıfını siyasal yaşama taşıyan sendikal ve toplumsal hareketler, sınıfımızın neleri başarabileceğini belirler. Kapitalist bir parti içerisinde faaliyet göstererek, mücadele etmek için ihtiyaç duyduğumuz örgütleri geliştirmeyi yalnızca daha da zorlaştırıyoruz.
Devrimci Alternatif
ABD’de eksikliğini çektiğimiz şey iktidar koridorlarında doğru temsilciler değil, örgütlenmedir. İki partinin gücünün kaynağı egemen sınıf tabanları ve ikinci olarak işçilerin pasif kabullenişidir. Sosyalizmin tabanı ise işçi sınıfıdır. Patronların partileri içerisinde örgütlendiğimizde egemen sınıfın gücünü inşa ederken işçi sınıfının mücadelesini düşmanlarımızın sınırları içerisine hapsediyoruz.
Sosyalistlerin bugün önündeki temel görevler, baskıya karşı kitlesel hareketleri büyütmek ve işçi hareketini sınıf mücadelesi perspektifiyle yeniden örgütlemektir. Son on yılda Black Lives Matter’dan ICE karşıtı harekete kadar kitlesel mücadelelerin eksikliğini yaşamadık. Ancak bu kabarışlar bağımsız örgütlerde kök salamamıştır. Sosyalistler bu örgütleri inşa etmeli, binlerce ve nihayetinde milyonlarca insanı onların arkasında birleştirmelidir. İşçiler kendi kolektif güçlerinin bilincine vardıklarında, kapitalist düzenin nesneleri olmaktan çıkıp kendi kurtuluşları için mücadele eden aktif savaşçılara dönüşebilirler. İşçi sınıfının örgütlülüğünü ve gücünü geliştirecek belirleyici mücadeleler kapitalist hükümetin dışında gerçekleşecektir , her işçiye kendi adımıza ve kendi bayrağımız altında mücadele etmemiz gerektiğini öğreten mücadeleler.
Peki seçimlerin rolü nedir? Seçim çalışması sosyalist siyaseti ortaya koymak, gücümüzü saymak ve işçi sınıfı tabanını bir araya getirmek için bir platform işlevi görebilir. Ancak bu çalışma, ancak kapitalist partilerden tamamen bağımsız olduğu takdirde işçi iktidarının inşasına hizmet edebilir. Eğer emekçilerin ve ezilenlerin kurduğu bağımsız bir parti seçimleri kazanarak sandalye elde ederse, temel amacımız kapitalistlerle küçük reformlar karşılığında pazarlık yapmak olmayacaktır. Asıl amacımız, bu makamların bize sağladığı platformu kapitalistleri teşhir etmek ve hükümetin dışında bulunan kolektif gücümüzün gerçek kaynağı olan işçi mücadelesine destek vermek için kullanmak olacaktır.
Demokratik sosyalistlerin seçilmesi iyiye işarettir. Ancak siyasette işaretlerin anlamı sınırlıdır. Bu seçim zaferlerinin yarattığı heyecan sürerken sosyalistler önlerindeki yolu ciddi biçimde değerlendirmelidir.
Demokratik ana akımın solcuları partiyi terk etmeye yönelik çağrılarının yoğunlaşması kahkahalarla ve küçümsemeyle karşılandı. Bu kapitalist siyasetçilerin açıkça gerici motivasyonlarına rağmen, tarihsel bir popülarite kaybı ve kitlesel nefret yaşayan suçlu bir partiye uyum sağlamanın sosyalizmi kazanmak için gerçekten gerekli olup olmadığını durup düşünmemiz gerekiyor. Kapitalizmden hayal kırıklığına uğramış milyonlarca insanın, iflas etmiş sistemi bir kenara süpürmeye hazır bağımsız bir işçi partisine sahip olması halinde nelerin mümkün olabileceğini düşünün.
ABD egemen sınıfının felaket niteliğindeki krizlerle karşı karşıya olduğu bu dönemde işçi sınıfının sahneye çıkması ve siyasetin dizginlerini ezenlerin elinden alması için benzersiz bir fırsat bulunuyor. Ancak sosyalistler mücadele korlarını harlamalı ve kitlesel örgütlenme ile işçi sınıfının siyasal bağımsızlığı sayesinde bu kıvılcımın bir yangına dönüşmesine yardımcı olmalıdır.
Sosyalistler kapitalist partilerin mezar kazıcıları olmak için çalışmalıdır; nekromancıları (ölü canlandırıcıları) değil. Cansız olanı yeniden hayata döndürmek cazip bir düşünce olabilir, ancak bizim görevimiz çok daha büyük: mezarlıktan çıkıp yaşayanlar için yeni bir dünya inşa etmek.






