Anasayfa / Şimdi Gündem / Hayatı Durduracak ve Kazanacak Gücümüz Var, Peki Kurultay Neden?

Hayatı Durduracak ve Kazanacak Gücümüz Var, Peki Kurultay Neden?

CHP Mutlak Butlan kararı protestosu

CHP kurultayına yönelik butlan kararı ve eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun Saray talimatıyla, bir kayyum gibi yargı eliyle partinin başına getirilmesi; burjuva anayasasının ve kurumlarının artık sembolik düzeyde dahi işlevini yitirdiğinin belgesidir. 1950’den bu yana burjuva demokrasisinin seçim güvenliği için var olan Yüksek Seçim Kurulu, artık doğrudan Saray yargısının bir aparatına dönüşmüştür. Karşımızdaki tablo hukuki değil, siyasi bir darbedir; dolayısıyla bu kararlar gayrimeşrudur. Ancak yalnızca bunu söylemek sorunu çözmemize fayda sağlamıyor. Dolayısıyla çözüm, sokaklardan yükselen ve daha radikal bir birleşik mücadeleyi örgütlemekten geçmektedir.

Marksizm Şimdi! Yayın Kurulu / 23 Mayıs 2026

Bu Bir “Kılıç” Rejimidir

1. Kitle desteğini yitiren ve iktidarını kaybetme riskiyle yüzleşen AKP-MHP rejimi; varlığını sürdürebilmek için enerji, silah, finans baronlarının oligarşik düzenine, paramiliter odaklara, mafya ağlarına ve emperyalist sermayeye yaslanmaktadır. Bu yağma düzeninin bekası için rejim, gerekirse ana muhalefet partisini kapatmaktan ya da seçimleri Rusya benzeri bir formaliteye indirgemekten çekinmeyecektir.

2. Tam da bu dinamikler nedeniyle biz mevcut yapıyı bir “kılıç rejimi”, yani bir tür Bonapartizm olarak kavrıyoruz. Bölgesel savaş senaryoları, derinleşen ekonomik kriz ve sermayenin yapısal ihtiyaçları; içeride işçi sınıfına ve muhalefete karşı kılıç sallayan, dışarıda ise yayılmacı bir saldırganlık besleyen bu rejimi üretmiştir. Sermaye bloku, iktidarı görece liberal ve demokrat bir CHP’ye teslim etmeme konusunda kararlıdır. Olası bir devir teslimi ancak daha milliyetçi ya da daha otoriter kliklere yapmayı göze alabilirler.

Bu direncin sebebi açıktır: İşledikleri tarihsel suçlara karşı mutlak bir koruma zırhına ihtiyaç duymaktadırlar. Bizden gasbederek kendi kasalarına aktardıkları milyar dolarlık serveti garanti altına alacak bir aygıta muhtaçlar. Ancak o aygıtın koruması altında dağlarımızı ve sularımızı yağmalayabilir, kara paralarını aklayabilir ve borsa manipülasyonlarıyla servet transferini sürdürebilirler.

3. Rejim 7 Haziran 2015 seçimleri ardından şekillenmeye başlamış, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından anayasa tanımaz hale gelmiş, 2016 başkanlık seçimleriyle, 2017 referandumu ve 2018 başkanlık seçimleriyle konsolide olmuştur. Bu süreçte devlet ve AKP/MHP neredeyse bir bütün haline gelmiş, güçler ayrılığı sona ermiştir. Doğal olarak yeni rejimin sembolü Saray’dır ve rejimin önderliğini Erdoğan ve Bahçeli çekmektedir.

4. AKP-MHP hükümeti (Erdoğan-Bahçeli) 31 Mart 2024 seçimlerinde büyük darbe almış, büyük belediyeleri kaybetmiş ve AKP 22 yıl sonra ilk kez ikinci sıraya düşmüştür. AKP geleneksel tabanından da önemli kayıplar yaşamıştır. Bu yenilgiyi kabul edemeyen Saray, önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısını değiştirmiş ve ardından ilk olarak Esenyurt belediyesine kayyum atamıştır. Bu siyasi darbe, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının Mart 2025’te tutuklanmasıyla derinleşmiş; onlarca belediye kimi zaman yargı yoluyla ele geçirilmiş, kimi zaman da şantajlarla parti değiştirmeye zorlanmıştır.

5. Bu sürece paralel olarak, mecliste çoğunluğu almak için milletvekili transferleri yapılmış ve ayrıca Kürt siyasi hareketi ile DEM Parti sahte bir açılım ve barış süreci tartışmasına çekilmiştir.

6. Mart 2025’te İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla hızlanan sürecin, AKP’nin arzuladığı toplumsal rızayı üretememesi, derinleşen ekonomik krizle oylarının erimesi, gençliğin artan umutsuzluk nedeniyle rejimden kopuşu ve muhalefete dönük tutuklama furyasına rağmen Özgür Özel’in liderliğinde ayakta kalması; Erdoğan’ı, yargı aygıtını da tümüyle yanına alarak ileriye doğru yeni bir saldırganlık dalgası başlatmaya itmiştir.

Burjuva Muhalefetin Umutları ve Eylemleri Yetersizdir

7. Özgür Özel yönetiminde CHP ayakta kalmıştır ancak yargı darbesine karşı öfkeli kitleleri kontrol altında tutarak rejimi savuşturma çabası yetersiz kalmıştır. Kitle hareketi pasif eylemlerle enerjisini yitirmiştir. Özgür Özel, “hayatı durdurma” ve grev söylemlerini bir tehdit unsuru olarak kullanıp fiiliyata geçmekte tereddüt ederken, elindeki partiyi bütünüyle yitirme riskiyle karşı karşıyadır. Rejimi ve hükümeti durdurmak istiyorsak, hayatı durdurmakla tehdit etmeyi bırakmalı; hayatı derhal durdurmalıyız!

8. Mahkemeler ve YSK; mevcut rejimin, Erdoğan’ın ve sermaye oligarşisinin koşulsuz emrindedir. Bu bağlamda, sandığa ve seçimlere bağlanan umutlar her geçen gün tükenmektedir. Türkiye, aksak da olsa seçimle yönetilen bir ülke olma vasfını yitirmektedir. Muhalefetin adayının kim olacağına dahi Saray’ın karar verdiği bir denklemde, seçimler aptalca bir tiyatroya dönüşmektedir. Seçimli siyaset işlevsizleşirken, muhalefet yeniden dizayn edilmektedir. Doğal olarak konu sadece CHP içi bir tartışma değil, devrimci sınıf siyasetini de doğrudan ilgilendiren yaşamsal bir meseledir. Ancak sadece seçimleri beklemeyi ve sandığı işaret etmeyi sürdüren liberal gevezeliğe artık karnımız tok.

9. Burjuva muhalefet; sermaye piyasalarına, borsa dalgalanmalarına ve yabancı sermaye kaçışlarına umut bağlamaya devam etmektedir. Oysa burjuvazi daima kendi sınıfsal menfaatine göre pozisyon alır ve her koşulda yeni duruma adapte olmanın bir yolunu bulur. Halkın yoksullaşması onların umurunda bile değildir; halk bu kaderi ancak kendi öz gücü ve iradesiyle değiştirebilir. Borsa spekülatörlerinin müdahaleleriyle piyasalar bir günde toparlanabilmektedir. Bu rejim daha önce ekonomik dalgalanmalarla çökmediği gibi, yine salt bu krizle yıkılmayacaktır.

10. Rejimin pervasızca saldırganlaşmasının bir nedeni iç dinamiklerse, diğer nedeni de küresel gelişmelerin Saray’ın önünü açmasıdır. Trump, Erdoğan’ı güçlü bir müttefik olarak desteklemeyi sürdürmektedir. Bu bağlamda rejimin eylemlerine halkın rızası olmasa da emperyalizmin rızası ve onayı tamdır. Avrupa Birliği, yaşananlar karşısında artık yorum bile yapmamaktadır. Yaklaşan NATO zirvesinin Türkiye’de gerçekleşecek olması ve Türkiye’nin Batı savunmasının ileri karakolu rolünü üstlenmeye hazır beklemesi, emperyalist odakların Erdoğan’ı karşılarına almasını engellemektedir. Avrupa’nın önceliği demokrasi değil; güvenlik, göç ve istikrardır.

11. Saray rejimi, toplumun tüm direnç noktalarını tek tek kırmaktadır. Sınıf hareketindeki kısmi ve yerel çıkışlar, genel bir kırılma yaratmak için yetersiz kalmaktadır. Kürt siyasi hareketi önce geniş çaplı bir tutuklama dalgasıyla, ardından ise sahte bir açılım süreci illüzyonuyla sessiz bir pozisyona çekilmiştir. Kadın hareketi örgütlülük anlamında irtifa kaybetmektedir. Mart 2025’te sokakları zapt eden gençlik hareketinin dinamiği, bir yandan hükümetin zor aygıtlarıyla bastırılmış, diğer yandan burjuva muhalefet tarafından çalınmıştır. Tüm bu süreç, bizzat Saray eliyle bir “muhalefet dizaynını” da beraberinde getirmektedir. CHP’nin yerine seküler milliyetçi bir muhalefet bloku hazırlanmakta, sosyalistlerin doğal mücadele alanlarına seküler milliyetçiler itilmektedir. Ele geçirilen CHP’den kopacak genç kitleler, bu seküler milliyetçi partilere kanalize edilecektir. Bu strateji, muhalefetin gençlik ve sokak damarını tamamen kesmeye dönük hamlesidir.

Daha Fazla Cüret

12. Sosyalistler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve emekçi halkımız, rejime karşı salt “CHP’yi destekleme” stratejisinden vazgeçmelidir. Çünkü CHP, bu rejimi kökten değiştirebilecek yapıda bir parti değildir. Elbette CHP bu süreçte rejimin esas mağdurudur ve rejime karşı mücadelede sokakta müttefikimizdir.

Üstelik CHP iç tartışmaların içinde dağılabilir de. Seçimlerin işlevsiz hale gelme olasılığı yüksektir. Son bir yıldır tüm kitle enerjisi CHP etrafında heba edilmiştir ve maalesef mevcut tablo hala bu tehlikeyi barındırmaktadır.

13. Rejim saldırganlığına rağmen kırılgandır; giderek küçülen bir azınlık tarafından desteklenmektedir. Rejimin asıl korkusu emekçilerin fiili eylemleridir. Doruk madencilerinden Sub-Med’e, Akbelen direnişçilerinden Temel Conta’ya, Migros işçilerinden Bilgi Üniversitesi öğrencilerine uzanan ve onları birleştiren hat, rejimin de en büyük kâbusudur.

14. Sendikalar bürokratik aparatların kontrolündedir. Sosyalistler güçlü bir üçüncü cepheyi inşa edememişlerdir. Bu tablo kitle hareketinde umutsuzluk yaratabilir.

Ancak devrimci önderlik rolünü yalnızca bağımsız bir sınıf cephesi üstlenebilir. Anti-Emperyalist, Anti-Kapitalist ve Demokratik bir cephe, rejime karşı gerçek bir direniş mevzisi örebilir.

15. Her kriz kendi önderliklerini çıkarır. Bu sıkışmış tabloda da kitle hareketi kendi devrimci önderlerini yaratacaktır. İşçi sınıfının ve gençliğin öncüsü; birleşik bir işçi cephesi için daha fazla cüret göstermek ve öne çıkmak zorundadır. Bu cephenin önderliğinde fiili bir demokratik dönüşüm başlayabilir. Aksi bir durum ise baskı rejimini daha da güçlendirecektir.

Türkiye’de Sosyalist Hareket, Gezi Direnişinden bu yana hep kestirme yollar aradı. Artık uzun yolu yürümenin, kitle hareketini mücadeleci taban örgütlerinin çevresinde örgütlemenin zamanı geldi.

Bizim umut veren bir programa, sarsılmaz bir birliğe ve cüretkâr bir önderliğe ihtiyacımız var.

Marksizm Şimdi! Yayın Kurulu

Etiketlendi: