“Tehlike, makinenin bizden ‘daha zeki’ / ‘süper zekâlı’ hale gelme ihtimalinde değildir. Tehlike, yapay zekânın ‘düşmanca güç’ün ta kendisi; saf haliyle araçsal akıl, nesneleşmiş kapitalist insanlık dışılık olmasıdır. Onun gücünü artırmak, bize hükmeden ve bizi uçuruma sürükleyen şeyin gücünü artırmaktır.”
Daniel Tanuro (Boston Institute of Analytics) / 11 Şubat 2026
Bu metin esas olarak üretken yapay zekâ üzerinedir. Tezler biçimindeki ifade tarzı (eşitsiz biçimde geliştirilmiş olsalar da) kesin doğrular ortaya koymayı değil, anlatımın özlü niteliği aracılığıyla tartışmayı kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.
Zekâlar ve İnsan Zekâları
1. Zekâ dediğimiz şey, farkı kavramayı, yeniyi algılamayı ve zamanın akışı içinde ortaya çıkan olaylarda olası olanı önceden sezmeyi sağlayandır.
2. Zekâ, canlılığın doğrusal olmayan evriminin ortaya çıkardığı bir üründür.
Doğa sıçramalar yapar. Cansız şeyler zeki değildir. Bitkiler ile mantarların simbiyotik örgütlenmeleri, öngörü ya da bilinç olmaksızın iletişim kurar ve olaylara uyum sağlar. Burada tanımlandığı biçimiyle zekâ, hayvanlar âleminde ortaya çıkar ve çeşitli biçimler ile dereceler gösterir. Tek hücrelilerde ve beyinsiz organizmalarda zekâ, “hayatta kalma içgüdüsü” (hayatta kalma mekanizmaları) ile iç içe geçmiştir.
3. İnsan zekâsı; az sayıdaki veriden yüksek düzeyde soyutlama yapabilme kapasitesini, gelişkin iletişimi, düşünceyi ve hem bireysel hem kolektif karmaşık sembolik üretimlerde ifade bulan gelişmiş bir ruhsal yaşamı birleştirir.
4. Homo sapiens, çok erken çocukluk döneminden itibaren çevresindeki düzenlilikleri ve simetrileri, dolayısıyla nadir ya da sıra dışı olanı ayırt eder. Diğer primatlarda bulunmayan bu yetenek, türümüzün nesneleri akıl yoluyla sınıflandırma ve bilim aracılığıyla onların mekanizmalarını çözme kapasitesinin temelini oluşturur.
5. İnsan toplumu, iletişim kuran ve işbirliği yapan ortak bir beden olmadan ne düşünsel zekâ, ne ruhsal yaşam ne de bilinç vardır.
Zekâmızın özellikleri hem fiziksel niteliklerin (beynin hacmi ve yapısı, iki ayaklılık, elin uzmanlaşması, konuşma aygıtı) hem de Homo sapiens’in toplumsal bir memeli olmasının sonucudur. Türümüzün yavruları ancak uzun süreli ebeveyn bakımı sayesinde hayatta kalabilir; bizler karmaşık sözdizimsel bir dil aracılığıyla iletişim kurarız ve doğanın geri kalanıyla toplumsal ilişkimiz, araçlar yardımıyla gerçekleştirilen emek tarafından dolayımlanır. Bu özellikler Homo sapiens’e çoklu zekâlar ve insanlığın ontogenetik gelişimini anlamak açısından belirleyici olan büyük bir uyum yeteneği kazandırır.
6. Tin, düşünce ve bilinç; beynin gelişimine/işleyişine olduğu kadar bedenin genel gelişimine de bağlıdır.
Tin, düşünce ve bilinç beynin belirli bir bölgesinde konumlandırılamaz. Bu özellikler, insanların fiziksel, psikolojik ve kolektif olarak geliştiği bireyleşme süreci içinde adeta salgılanır.
7. İnsan zekâsı yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda ekosistemiktir.
İnsan yavrularının biçimleri, düzenlilikleri ve istisnaları tanımlayıp sınıflandırma kapasitesi; iklim, mevsimler ve biyotoplar tarafından biçimlendirilir. Zekâmız, dünya üzerindeki fauna ve floranın olağanüstü çeşitliliği ile bunların fiziksel dünyayla ilişkilerinin karmaşıklığı sayesinde zenginleşir.
8. Zekâ zorunlu olarak akıl ile duyguyu; olanın bilgisini, artık olmayanın hatırasını ve olabilecek olana yönelik arzuyu birleştirir.
Duygu, etimolojik olarak “harekete geçiren”, “kişiyi kendisinin dışına çıkaran”, benlik ile başkalık; arzulanan dünya ile var olan dünya; tasarı ile onun gerçekleşmesi; mevcut olan ile yokluk arasındaki gerilimden doğar. Etik bunun üzerine kurulur; dolayısıyla duygu, aklın yalnızca bir “ruhsal eklentisi” değil, zekâmızın asli bir parçasıdır. Duygu, empati ve etik olmadan akıl tehlikeli biçimde patolojik hale gelirdi.
9. İnsan zekâsının biçimleri tarihsel ve ekolojik olarak çeşitlenir.
İnsanlar varoluşlarının toplumsal üretimi içinde bilgi, teknik ve üretim tarzları geliştirirler. Toplumu, doğayı ve onunla olan metabolizmalarını; dolayısıyla iletişim ve işbirliği koşullarını, ve sonuç olarak zekâlarını, dönüştürürler. Homo sapiens, muhtemelen yazının icadından önce ve sonra aynı şekilde düşünmüyordu; sanatsal yaratımları buhar makinesinden önce ve sonra aynı değildi; sembolik evrenleri Arktik tundrada, tropikal ormanda ya da demir ve beton megakentlerde farklılık gösterir.
Yapay Zekâ, Zekâ, Makineleşme ve Kapitalizm
10. Yapay zekânın atılımı, kapitalist ilerlemenin yıkıcılığını hızlandırmaktadır.
Kapitalizmin yükselişi bilimsel ilerlemeler tarafından ritimlendirilmiştir. Bilgideki sıçramalar üretim araçlarını geliştirmiş, değişimi genişletmiş ve ufukları açmıştır. Ancak bu ilerleme çelişkilidir. Sermaye, zekâyı akla, aklı da kâr hesabına indirgerken her ikisini de sakatlar. Değer yasası aklı saçmalaştırır ve duyguyu “bencil hesabın buzlu sularına” gömer. Yapay zekânın uygulanması bu eğilimleri hızlandırır: topluluk bağlarının ve biyolojik çeşitliliğin yıkımını yoğunlaştırır; böylece zekânın toplumsal ve ekosistemik kaynaklarını yoksullaştırır. Her zamankinden daha geniş bilgileri sergilerken, bilimin araştırma alanlarını daraltır ve araştırmada geri besleme döngülerini teşvik eder.
11. Başarılarına rağmen yapay zekâ zeki değildir ve zeki olamaz.
Yapay zekâ araştırmaları beynin işleyişinin anlaşılmasını ilerletmektedir. Özellikle yapay sinir ağlarının dili kullanma becerisi büyük bir bilimsel atılımdır. Ancak yapay zekâ düşünmez, rüya görmez, hayal kurmaz. Ne hakkında konuştuğunu bilmeden “konuşur”, çünkü bir dünyası yoktur. Tasarladığı gelecek, istatistiklerde geçmişte baskın olmuş olanlardan türetilir. Envanter çıkarma kapasiteleri hem baş döndürücü hem de sınırlıdır; çünkü verileri (bizim verilerimiz, ki bunlara el koymaktadır!) internet üzerinde dolaşımda bulunan kolektif insan bilgisinin bir kısmıyla sınırlıdır.
12. Yapay zekâ “yapay” değil, insansaldır. Kapitalist ekstraktivizmi, araçsal aklı ve emeğin tabi kılınmasını şiddetlendirir.
Algoritmalar, kârı maksimize etmeye çalışan kapitalist-mühendislerin elindedir. Tekel konumları ve küresel hâkimiyetleri sayesinde dijital devler, kâr oranının eşitlenmesi mekanizmasının dışına çıkarlar. Onların devasa rantlar biriktirmesini sağlayan şey, emek tarafından yaratılan değerin ele geçirilmesi mekanizmasıdır. Bu rantlar sistemin karakteristik mekanizmalarına dayanır: emek gücünün (özellikle doğa tarafından sağlanan nadir toprak elementlerinin çıkarılması ve rafine edilmesinde) aşırı sömürüsü ve birikmiş insan bilgisinin ücretsiz gaspı. Teknoloji efendileri, eski rejimdeki egemen sınıfınkine benzer mutlak bir iktidar arzulamaktadır; ancak dijital kapitalizm feodalizm değildir.
13. Yapay zekâyı kavramak için Marx’ın makine eleştirisi belirleyicidir.
Marx’a göre makine, proleteri kapitalist değerlenmeye yarayan bir dizi harekete indirger. İşçinin ustalığı parçalanır, yabancılaşmış emek yaratıcılığını “söndürür”; işçi makinenin eklentisi haline gelir; makine onun yerini almıştır ve o da onurunu kaybeder. Makine otomatik hale geldiğinde, canlı emeğin ölü emek tarafından sahiplenilmesi üretim sürecinin bizzat olgusu haline gelir; böylece makineleşme Sermaye’ye en uygun biçimini verir. O andan itibaren kapitalist tarafından sahiplenilmiş kolektif zekâ, nesneleşmiş emek, canlı emeğe bütünüyle egemen olur; makine hem “düşmanca bir güç” hem de üretimin önkoşulu olarak görünür. Emeğin sermayeye biçimsel tabiiyeti gerçek tabiiyete dönüşür. Makineleşmeye ilişkin bu Marksist eleştiri yapay zekâ için tamamen geçerlidir.
14. Tehlike, makinenin bizden “daha zeki”, “süper zekâlı”, hale gelme ihtimalinde değildir. Tehlike, yapay zekânın “düşmanca güç”ün ta kendisi; saf haliyle araçsal akıl, nesneleşmiş kapitalist insanlık dışılık olmasıdır. Onun gücünü artırmak, bize hükmeden ve bizi uçuruma sürükleyen şeyin gücünü artırmaktır.
Yapay Zekâ, Uzun Dalga ve Emek Sömürüsü
15. Emek karşısında yapay zekâ, sermayenin mantığını kapitalistin kendisinden bile daha iyi “cisimleştirir”.
Kapitalist olmayan bir dünyada başka yapay zekâlar insanlığı yorucu ve tekrar eden görevlerden kurtarabilirlerdi. Örneğin eğitimde, sağlıkta ya da ekosistemlerin bakımında, özgül yapay zekâlar canlı emeğin toplumsal ve ekolojik etkileşimlere yoğunlaşmasını sağlayabilir, bunları insani bir “bakım” mantığı içinde zenginleştirebilirdi. Ancak gerçek kapitalist dünyada “bakım”, kanser teşhisi, hava tahmini vb., kâra tabi kılınmıştır. Yapay zekâ son damlasına kadar artı-değer çıkarımına göre ayarlanmıştır; otomatik olarak, durmaksızın ve dinlenmeksizin işler. Canlı emeğin yerine daha fazla ölü emek koyar; gerçek tabiiyeti yönetim ve hizmet görevlerine kadar genişletir; yaratıcı meslekleri kurutur. Algoritmalar emeğin denetimine ilişkin Taylorizm mantığını mükemmelleştirir: işçinin etkinliği, hareketleri, konumu, yaptığı işlemlerin sırası, çalışma ve hareket süreleri uzaktan, doğrudan komuta edilebilir, değerlendirilebilir ve ödüllendirilebilir (özellikle de cezalandırılabilir). Yapay zekâ emeği hafifletmekten çok onu daha yoğun ve daha sıkıştırılmış hale getirir.
16. Yapay zekâ sayesinde yeni bir altın çağ vaatleri ciddi bir temelden yoksundur. Hiçbir teknoloji kapitalizmi değer üretiminin çelişkilerinden çıkaramaz.
Yapay zekânın uygulanmasıyla üretkenlikte öngörülen artışlar şu anda on yıl boyunca yılda %0,07 ile %0,7 arasında değişmektedir. Bu, uzun süreli bir büyüme dalgasını beslemek için yetersizdir. Yapay zekâ birikimi yeniden başlatmaz; sistemsel çelişkileri keskinleştirir. Marx’a geri dönüyoruz: makineleşme, “artık doğrudan değere yönelmeyen” fakat “üretim için üretime” yönelen devasa bir sabit sermaye içerir; dolayısıyla makinelerin amortismanı, dolaşımdaki kısmın “tüketim için tüketime” yönelmesini gerektirir. Yine de artı-değerin yeterince uzun bir süre boyunca düzenli biçimde gerçekleştirilmesi gerekir. Kırk yıllık ücret kemer sıkması sonrasında ve hegemonya için mücadele eden güçlerle dolu bir dünyada sorun tam da burada düğümlenmektedir: milyarlarca akıllı telefon aracılığıyla pazarlanan malların sürekli satılacağını kim garanti edebilir? Ernest Mandel’in sezgilerine uygun olarak, sistemik ekososyal krizin ağırlığı ve değer üretiminin klasik çelişkileri muhtemelen yeni bir kapitalist genişleme uzun dalgasını dışlamaktadır.
17. Yapay zekânın beraberinde getireceği şey istihdamın yeniden canlanması değil, toplumsal ve çevresel yağmanın derinleşmesidir.
Önceki teknolojik devrimlerin tersine, yapay zekânın neden olduğu iş kayıplarının eşdeğer yeni işlevlerin gelişmesiyle telafi edilme ihtimali düşüktür. Sabit sermayenin devasa büyümesi kâr oranını düşürme eğiliminde olduğundan, sermaye iyi bilinen karşı eğilimlere başvurur: ücretsiz doğal kaynakların ve düşük ücretli emek gücünün yağmasının artırılması. Ekonominin maddesizleşmesi bir mittir. Gerçekte yapay zekânın yükselişine, ekosistemlerin emperyalist biçimde sahiplenilmesinde artan maddi şiddet ve proletaryanın en acımasız biçimde aşırı sömürülmesi eşlik etmektedir (platform kapitalizmi, çocuk emeği, sıfır saat sözleşmeleri vb.). Tüm bu mekanizmalar aynı zamanda sömürgeci eşitsizlikleri ve engellilik temelli, ırkçı ve cinsiyetçi ayrımcılıkları derinleştirir.
18. Yapay zekâ yeni bir fiktif sermaye balonunu şişirmekte ve militarizasyon eğilimini güçlendirmektedir.
Bir avuç oligopolün yapay zekânın geliştirilmesine yatırdığı astronomik meblağlar, para-sermayenin inanılmaz bolluğunu, finansın çağdaş Sermaye içindeki ağırlığını ve onun çok yüksek yoğunlaşma/merkezileşme derecesini ifade eder. Ancak teknik fetişizmi ile oligopoller arası özgül rekabetin birleşimi yatırımcıları körleştirmektedir. Kendi başına bu yatırımlar değerlenme sorununa hiçbir çözüm getirmez. Yapay zekâ beklenen sonuçları vermez, çok pahalıdır, müşteriler insan temasını tercih eder vb. Böylece yapay zekâ yeni bir fiktif sermaye balonu şişirir. Er ya da geç, şoku hafifletmek için teknoloji sermayesi bugün harika bir ücretsiz hizmet olarak sunulan şeylerin kullanımını ve ödemesini dayatacaktır. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Yapay zekâya hücum, yeni büyük bir finansal krizi tetiklemek ve krizdeki sermayenin kurtuluş yolu olarak silah üretimine yatırım yapma eğilimini hızlandırmak için gereken her şeye sahiptir.
Küresel Eşitsizlikler, Uygarlık ve “Teknofaşizm”
19. Yapay zekâ, emperyalist metropoller ile çevre ülkeler arasındaki uçurumu derinleştirir.
Yalnızca en gelişmiş kapitalist ülkelerin güçlü tekelleri, yapay zekâ altyapıları için gerekli devasa sermaye kitlelerini harekete geçirebilir. Yapay zekânın çılgınca gelişimi, şimdiden en gelişmiş kapitalist ülkeler (özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Çin) ile düşük ve orta gelirli ülkeler arasındaki eşitsizliklerin derinleşmesinde ek bir etken haline gelmiştir. Bu bölünme, en kaba emperyalist-sömürgeci tahakküm mekanizmalarını harekete geçirir ve emperyalist güçleri göç akımlarına yönelik barbar yönetimlerini daha da sertleştirmeye teşvik eder.
20. Genel toplumsal açıdan bakıldığında, genel amaçlı yapay zekâ; zekâyı, yaratıcılığı, empatiyi, etiği ve kamu sağlığını (özellikle ruh sağlığını), özellikle de çocuklarınkini, bozmaktadır.
İletişim ve işbirliği ayrılmazdır. Bugün algoritmalar ilkinin kontrolünü ele geçirirken, dün buhar makineleri ikincisini ele geçirmişti. Bunun sonucunda ortaya çıkan zehirli eğilimler çalışma alanının ötesine taşmaktadır. Toplumun genelinde; daima farklı olan insan ve insan olmayan ötekiyle temas, narsistik bir balon içindeki aynılıkla rekabet haline gelir; makine sırdaşın yerini alır; aşırı enformasyon bombardımanı başıboş düşüncenin kanatlarını kırpar; hakikatin neşeli arayışı yerini sanal gerçekliklere ve onların yalanlarına yönelik hüzünlü bağımlılığa bırakır; farklı bir gelecek umudu nesneleştirilmiş bir geçmişin istatistiksel derlemesi içinde kaybolur.
21. Yapay zekâ, Sermaye’nin emeği hiç olmadığı kadar tabi kılmasına yardımcı olarak, toplumun tamamını da hiç olmadığı kadar tabi kılmasına yardım eder.
Yeniden üretim alanında, “sosyal” ağlar aracılığıyla yapay zekâ, emek sömürüsüyle üretilen artı-değerin gerçekleştirilme olanaklarını katbekat artırır. Malların dolaşımını hızlandırır ve bilinçlerin tüketimci boyunduruk altına alınmasını yoğunlaştırır. Sanayi devriminin makineleri, üreticiyi emek süreci üzerindeki hâkimiyetinden mahrum bırakarak onun becerisini değersizleştiriyordu. Yapay zekâ ise adeta “yaşam bilgisini”, arzuların ve bilincin oluşumunu, değersizleştiriyor. Konuşuyor, anlıyor hatta empati kuruyor gibi görünen makineye ücretsiz erişim, daha sonra paraya çevrilecek duygusal bağımlılıklar yaratıyor. Emeğin tabiiyeti yaşamın tabiiyetine dönüşüyor.
22. Yapay zekâ, doğru ile yanlışı ayırt etme kapasitesinden yoksun olduğu için üstünlükçülüğü, güçlünün hukukunu, zayıfın ortadan kaldırılmasını ve herkesin herkese karşı savaşında “amacın aracı meşrulaştırdığı” anlayışını teşvik eder.
Çocuklar hakikat kavramını toplumsallaşma ve dil öğrenimi aracılığıyla edinirler. Yapay zekâ ne canlı ne de toplumsal olduğu için ahlak kavramı ona yabancıdır, alien. Makinenin “kendi kendine öğrenen” olduğu söylenir; ancak yalan, nefret ve sapkınlıkla kirlenmiş devasa veri kitlelerini kendi başına ayıklayamaz. Düşük ücretli binlerce “tıklama proletaryası”, ona “değerler” öğretmekle görevlendirilmiştir. Bu değerler, işverenlerinin dünya görüşünden kaynaklanır. Bu nedenle yapay zekânın intihara meyilli insanlara intiharda, dolandırıcılara dolandırıcılıkta, tecavüzcülere tecavüzde yardım etmesine şaşmamak gerekir. Yaratıcılarının suretinde “yalan söyler”, “hile yapar”, “kurnazlık eder” ve “fişinin çekilmesini engeller”.
23. Yapay zekâ; bağnaz, ırkçı, maço, LGBTİ+ düşmanı, sömürgeci, ekoloji karşıtı ve neo-Malthusçu bir “tekno-faşizm”de siyasal ifadesini bulan haydut kapitalizmin hizmetindeki mükemmel araçtır.
Genel amaçlı yapay zekâ, kırk yılı aşkın neoliberalizmin beslediği aşırı sağ yükselişini teşvik etmektedir. Faşistler onu sosyal ağlar aracılığıyla kitleleri manipüle etmek ve seçimleri hileyle yönlendirmek için kullanmaktadır. Otoriter iktidarlar onu halkları tarihte görülmemiş ölçüde denetlemek için kullanmaktadır. (Giderek daha az) demokratik hükümetler onu göçmenleri takip etmek ve muhalifleri fişlemek için kullanmaktadır. Yapay zekâ bireyleri fikir değiştirmeye yönlendirme konusunda eşsiz bir kapasiteye sahiptir. Görsel ve metin üretimi, “katı düşünce”nin beyin mekanizmalarını harekete geçiren korkunç bir beyin yıkama aracıdır. Bazı nörobilim araştırmacıları, bu mekanizmaların birkaç kuşak boyunca aktarılabilen epigenetik değişikliklere yol açtığını düşünmektedir (Darwin’in öngördüğü bir olasılık). Eğer bu doğruysa, yapay zekâ insanlığı kalıcı biçimde irrasyonel inançların boyunduruğuna geri döndürme potansiyeline sahiptir.
Yapay Zekâ, Ekoloji ve Felaket
24. Yapay zekâ özellikle iklimsel olmak üzere toplumsal-ekolojik felaketi hızlandırmaktadır. Gelişimi “devrilme noktaları”nın aşılmasını hızlandırmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki veri merkezleri 2023 yılında 17 milyar litre su tüketmiştir ve bu rakamın 2028’e kadar iki kattan fazla artması beklenmektedir. Küresel düzeyde, 8.000 veri merkezi 2024’te yılda 460 TWh elektrik tüketiyordu; buna 2026 itibarıyla (2022’ye kıyasla) 160 ila 590 TWh daha eklenecektir, bu da sırasıyla İsveç ve Almanya’nın yıllık tüketimine denktir. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, bu altyapılardan kaynaklanan CO2 emisyonları 2020 ile 2035 arasında üç katına çıkacaktır. Yapay zekâ için gerekli nadir toprak elementlerinin çıkarılması küresel olarak yılda 13 milyar ton atık üretmektedir ve bazı çalışmalar 2050’de bunun yüz katından fazlasını öngörmektedir. Yoksul ülkelerin yoksulları, ya doğrudan madencilik faaliyetleri ve taşınmış veri merkezlerinin tükettiği su kaynaklarının tükenmesi nedeniyle ya da dolaylı olarak biyolojik çeşitlilik kaybı ve aşırı iklim olayları nedeniyle bu etkilerden en sert biçimde etkilenmektedir.
25. Yapay zekâ, kapitalist rekabete içkin olan büyük teknolojik felaket risklerini artırmaktadır.
Yapay zekâ, esas olarak Çin ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere mücadele halindeki devletlerle sıkı sıkıya iç içe geçmiş teknoloji tekelleri arasındaki rekabetin temel konusu haline gelmiştir. Bu nedenle yapay zekâ yarışı aynı zamanda onun askerî uygulamalarına yönelik bir yarıştır. Araştırmalar opaktır ve “örgütlü şüphecilik” biçimindeki bilimsel pratiğin dışına çıkmaktadır. Bu yapı, tehlikeleri artıran gizliliği teşvik eder. Çok daha güçlü bir yapay zekânın çok sayıda sisteme kendi kendine entegre olması; temel hizmetleri kesintiye uğratabilir, tehlikeli virüsler üretebilir, nükleer bir saldırıyı tetikleyebilir ve bunun tam olarak nasıl gerçekleştiği bilinmeyebilir… Kapitalist sistemin iklimsel devrilmeyi durduramaması (ki bu bilim tarafından eksiksiz biçimde belgelenmiştir), bu senaryoların bilimkurgu olmadığını göstermektedir.
Gerekli Bir Tartışma İçin Öneriler
26. Riskleri belirlemek ve toplumu yapay zekânın etkilerine karşı koruyacak acil önlemleri almak için kamusal bir girişim zorunludur.
Kapitalist çıkarlardan bağımsız bilimsel uzmanlık tarafından gerektiği gibi bilgilendirilmiş geniş demokratik bir tartışma, yapay zekânın toplumsal faydası üzerine karar vermeli ve özellikle şu sorunları ile önlemleri tartışmalıdır:
- Yapay zekâ araştırma-geliştirmesi kapitalist grupların elinden alınmalı ve bilimsel topluluğun prosedürlerine tabi kılınmalıdır;
- Şirketler tarafından kullanılan model tasarımları, algoritma eğitimleri ve teknik metodolojiler konusunda tam şeffaflık sağlanmalıdır;
- Sanatsal ve edebî yaratım alanında yapay zekâ yasaklanmalıdır. Veri korsanlığı cezalandırılmalıdır;
- Dijital teknolojilerin kooperatif kullanımına dayanan girişimler (örneğin Wikipedia) yapay zekâ rekabetine ve yapay zekâ korsanlığına karşı korunmalıdır;
- Yapay zekâ kullanımının toplumsal ilişkileri insanlıktan çıkarma riski karşısında “bakım” alanlarında (eğitim, sağlık, erken çocukluk ve yaşlı bakımı, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi vb.) istihdam korunmalı ve genişletilmelidir; kamu kurumlarında yurttaşla yüz yüze hizmet veren birimler sürdürülmelidir;
- Yapay zekânın askerî ve polis alanlarındaki uygulamaları yasaklanmalıdır;
- Irkçı, maço ve LGBTİ+ düşmanı içerikler yasaklanmalıdır;
- On altı yaşın altındaki çocukların sosyal ağlara erişimi kaldırılmalı; teknoloji ve riskleri konusunda eğitim verilmelidir;
- İşbirliğini, doğaya aidiyet duygusunu ve canlıya saygıyı geliştirmek amacıyla okul programları reforme edilmelidir.
27. Yapay zekâ, emek dünyasını; değer zincirinin tüm düzeylerindeki mücadeleleri birleştiren ve işçi denetimini yeniden gündeme getiren, radikal biçimde sömürgecilik karşıtı uluslararası mücadeleci sendikacılığın gerekliliğiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Big Tech rant kapitalizminin gücü; madencilikte, nadir toprak elementlerinin rafine edilmesinde ve elektronik sanayisinde çalışan milyonlarca işçi, kadın emekçi ve çocuğun aşırı sömürüsüne dayanır. Bu yağmacı tekellere ve onların tekno-faşist projelerine karşı tutarlı mücadele, işçilerin değer zincirinin tüm düzeylerinde birleşmesini gerektirir. Her yerde sendikaların tanınması ve sendikal özgürlük sağlanmalıdır. İşyerinde yapay zekânın uygulanması konusunda işçilerin danışılma zorunluluğu olmalıdır. Sendikal veto hakkı tanınmalıdır. İş yükünün nicelik ve nitelik bakımından gelişimi üzerinde işçi denetimi kurulmalıdır. Şirketlerde yapay zekâ nedeniyle gerçekleştirilen işten çıkarmalara karşı, ücret kaybı olmaksızın çalışma süresi kısaltılmalıdır.
28. Veri merkezleri ve yapay zekânın diğer ağır altyapılarının inşası üzerine bir moratoryum zorunludur. Her yeni ilerleme; özellikle toplumsal eşitsizlikleri azaltmayı, kaynakların (su, madenler) sürdürülebilir yönetimini, tahrip edilmiş ekosistemlerin onarımını ve Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu, sera gazı emisyonlarının zorunlu azaltımına yönelik ayrıntılı bir planı içeren küresel bir ekolojik ve toplumsal stratejinin kabulüne tabi kılınmalıdır.
29. Yapay zekâ karşısında bir karşı-kültür geliştirmek. Toplumsal hareketlerde, yapay zekânın toplumsal ilişkileri ve fikir tartışmalarını bozmasına karşı koymak için kolektif pratikler uygulamak.
Kolektif bir zekânın oluşumu; sözlü ve sözsüz ifadenin mümkün olduğu, yüz yüze gerçekleşen, demokratik biçimde kararlaştırılan ve değerlendirilen kolektif eylem olmaksızın gerçekleşemez. Sosyal ağlar bir tartışma mekânı değildir. Sol, “konuşan makineler”e yönelik büyülenmeyle mücadele etmeli; toplantılarında akıllı telefon kullanımını bilinçli biçimde dışlamaya çalışmalı ve görüş alışverişini ve derinlemesine analizleri hedefleyen basılı yayınları yeniden canlandırmalıdır.
30. Başka bir dijital dünya, kamusal ve demokratik bir dijital dünya, mümkündür.
Zorunlu bir servet yeniden dağıtımı çerçevesinde, yerel, bölgesel ve ulusal otoriteler; kullanıcı verilerinin korunması ve alan bazlı yapay zekâların geliştirilmesi koşuluyla, demokratik denetim altında ücretsiz kamu mesajlaşma, veri depolama ve sosyal ağ altyapılarını ücretsiz biçimde sağlayacak araçlara sahip olmalıdır.
31. Yapay zekâ çağında kapitalizme karşı mücadele, solun radikal biçimde yeniden kuruluşu gereğini güçlendirmektedir.
Yapay zekânın yükselişi, solun şaşkınlığı üzerine sert bir ışık tutmaktadır. Marksizmin ve genel olarak solun; üretimcilikten, araçsalcı ideolojilerden (“amaç aracı meşrulaştırır”), ilerleme kültünden ve “teknolojik tarafsızlık” fikrinden arındırılması gereğini güçlendirmektedir. Büyük Teknoloji’nin Silicon Valley, Shenzhen ve diğer emperyalist merkezlerden yayılan küresel hâkimiyeti, kampçılığın saçmalığını ortaya koymaktadır: sermayeyle kopuş ancak kapitalizmin dünya ölçeğinde ortadan kaldırılmasına kadar sürekli sürdürülmesi gereken bir devrim perspektifi içinde, enternasyonalist bir bakış açısıyla düşünülebilir. Marksizmin ötesinde, solun “aktör-ağ teorisi” gibi postmodern anlayışlarla da kopuşması gerekir: yapay zekânın alien doğasının tehlikeli sonuçlarını tam olarak hesaba katmak, insan etkinliğinin protezleri gibi işleyen teknik aygıtların, toplumsal etkileri olduğu için toplumsal aktörler olarak görülmesi gerektiği fikrinin terk edilmesini varsayar. Tarihi yapan insanlar, makineler değil.
32. Yapay zekânın tehditleri, kapitalist büyüme uygarlığıyla devrimci, ekososyalist bir kopuşun aciliyetini vurgulamaktadır.
Yapay zekânın tehditleri yalnızca kapitalizmden kaynaklanmaz. Üretim ilişkileri ne olursa olsun, sinir ağları yapısal olarak doğru ile yanlışı ayırt etmekten ve farklı bir gelecek tasarlamaktan yoksun kalacaktır. Kapitalist mülkiyetin kolektif mülkiyetle değiştirilmesi tek başına yapay zekânın ekolojik ayak izini dünyanın sürdürülebilirlik sınırları içine çekmeye yetmeyecektir. Yapay zekânın piyasanın yarattığı korkunç sorunları piyasanın çözmesini sağlayacak mucizevi bir ilaç gibi davranacağı düşüncesi, aklın değil büyünün alanına girer. İnsan onuruyla ve türün hayatta kalmasıyla uyumlu tek perspektif; toplumsal adalet içinde planlanan, demokratik olarak belirlenen gerçek ihtiyaçların karşılanmasına dayalı dünya ölçeğinde bir ekonomi hedefleyen, ekosistemlere, onların sınırlarına ve kırılgan, yeri doldurulamaz güzelliklerine saygılı ekososyalist maddi üretim küçülmesidir.
(Daniel Tanuro, 9 Şubat 2026)
Not: Bu tezler yazım süreçlerinin çeşitli aşamalarında Marius Gilbert, Cédric Leterme, Léonard Brice, Michaël Löwy, Christine Poupin, Julia Steinberger ve Mélodie Vandelook’ın yorumlarından yararlanmıştır; kendilerine dikkatleri için teşekkür ederim.
Yazının Fransızcasını okumak için tıklayınız.






Bir Yorum